Uluslararası İlişkiler Açısından Ermeni Meselesinin Durumu

Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

        Ermeni meselesinin kökleri, 1856 Islahat Fermanına kadar götürülebilir. Ama Ermeni meselesinin uluslararası alana taşınması 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve bunu izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Kongresi ile olmuştur. O tarihten itibaren Ermeni meselesinin arkasında Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya ve Almanya’yı görmek mümkündür. 1878 Berlin Anlaşması ile uluslararası alana taşınan Ermeni sorunu her dönemde büyük güçlerin uluslararası politikada ilgilendikleri bir konu olmuştur. Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde devletin topraklarında söz sahibi olmak ve çöküşü hızlandırmak isteyen devletlerin Ermenilere yönelik politikalar oluşturduklarını; dağılmasından sonra ise büyük güçlerin Kafkasya politikaları gereği Ermeni meselesini uluslararası alana taşıdıklarını görüyoruz. Ayrıca dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeni Diasporasının da Ermeni meselesini ısrarla uluslararası alana taşıma çabalarının sonuç aldığını da söyleyebiliriz.

        
Bu meselenin Türkiye Cumhuriyeti’nin başını ağrıtan bir sorun hâline gelmesi ve Türkiye’yi zayıflatmayı amaçlayan ülkeler tarafından bir baskı veya tehdit unsuru olarak kullanılmaya başlaması ise 1. Dünya Savaşı’nda cereyan eden tehcir ve sonrasındaki olaylara dayanmaktadır.

        
Ermeni propaganda ve terör odaklarının bugün “XX. yüzyılın ilk soykırımı” diye ilan ettikleri tehcir olayı, 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nde askerlikten kaçan, Ruslarla işbirliği yaparak Osmanlılara karşı savaşan ve kurdukları çetelerle cephe gerisinde Türk yerleşim yerlerine ve Türk askerlerine saldıran Ermenilere uygulanan, ülke içine yapılan zorunlu göçten ibarettir. Ermeniler her ne kadar, Osmanlı karşıtı isyan ve faaliyetlerini bu tehcir kararı üzerine girişilen bir meşru müdafaa olarak göstermeye çabalasalar da isyanlar tehcirin değil, tehcir isyanların bir sonucudur. Savaştan kaynaklanan genel asayişsizlik ortamının ve şahsi kin ve düşmanlık duygularının, tehcir edilen Ermeni kafilelerin birtakım münferit saldırılara uğramasına neden olduğu bir gerçektir. Hükümet bu durumu imkân ve şartlar dâhilinde önlemeye çalışmış ve sorumlu gördüğü kimseleri de yargılayarak cezalandırmıştır. Ayrıca savaş günlerinin zor şartlarını, araç, yakıt, gıda, ilaç gibi imkânların yetersizliğini, ağır iklim şartlarını ve tifo-tifüs gibi bazı salgın hastalıkların yol açtığı tahribatı da dikkate almak gerekir. O yıllarda, 3. Ordunun 118.000 mevcudunun 76 000.’inin Doğu Cephesi’nde soğuk ve hastalıktan kırıldığı da unutulmamalıdır. Ağır savaş koşulları ve sıkıntılar yalnız Ermeniler için değil, bütün Osmanlılar için eşit şekilde geçerlidir ve çekilen acılar herkes için ortak acılardır.

        
Ermenilerin: “1-Türkler topraklarımızı elimizden aldı, 2- 1878 sonrası Ermenileri katletti, 3- 1915 yılında soykırım uyguladı, 4- 1.5 milyon Ermeni hayatını kaybetti.” gibi malum iddialarının özellikle Fransa, Belçika, İtalya, Yunanistan ve Rusya gibi ülkelerde aynı şekilde yazılmış, peşin hükümlü, tarihi gerçeklerden yoksun, çoğu zaman art niyetli ve Ermeni lobilerinin de etkisiyle, taraflı bir tutumla ele alındığı görülmektedir. Soykırım iddialarına ilişkin haber ve yorumların Ermeni iddialarının sürekli gündemde kalmasında ve birçok ülkenin bu iddialara yasal nitelik kazandırmasında bir zemin oluşturduğu, açıkça anlaşılmaktadır. Bazı ülkelerin bu iddialara parlamentolarında yasal nitelik kazandırması da Ermeni meselesini uluslararası boyuta taşımıştır.

         

        
Avrupa ülkelerinin büyük bir bölümü 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olayları maalesef sadece Ermeni iddialarına dayanarak kamuoyuna yansıtmış, adeta Ermeni propagandasının sözcüsü olmuştur. Bu ülkelerin başında da Fransa gelmektedir. Sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir yasayı 2001 Ocak ayında kabul ederek, topraklarında yaşayan yaklaşık 400.000 Ermeni’yi memnun etmek adına ve iç politika kaygısıyla dış politikasını bir “azınlık grup politikasına” indirmiş ve Ermeni iddialarının adeta sözcülüğünü üstlenmiştir.

        
Ermeni iddiaları konusunda tarafsız kalamayan sadece Fransa değildir. Asılsız soykırımı tanıyan karar tasarılarını parlamentolarından geçirerek onaylayan İtalya, Belçika ve Yunanistan gibi Batı ülkeleri de benzer bir tutum sergileyerek kendi ülkelerinin kamuoylarını yönlendirme rolünü üstlenmişlerdir.

        
Yine çok sayıda Ermeni’nin yaşadığı ABD’de ise durum biraz farklıdır. ABD’de sözde Ermeni soykırımına ilişkin bir karar tasarısının Temsilciler Meclisi’nde görüşüldüğü dönemlerde kamuoyu oluşturma kaygısından biraz uzak neredeyse tarafsız sayılabilecek yayınlara da rastlamak mümkündür. Hiç şüphesiz tasarı lehinde yazı ve yorumlar da yayımlanmaktadır. Ancak, Avrupa ile mukayese edildiğinde ABD’de yayınların daha az taraflı bir tutum izlediği dikkati çekmektedir. Ancak bu durum uluslararası siyasi konjonktüre bağlıdır. Mesela Temsilciler Meclisi’ne 2000 Eylül ayında getirilen ve Genel Kurul gündemine alınan tasarı görüşülmesine kısa bir süre kala Başkan Clinton’un son anda Temsilciler Meclisi Başkanına “Tasarının ABD-Türkiye ilişkilerine zarar vereceği” uyarısında bulunduğu bir mektup göndermesiyle görüşülmeden geri çekilmiştir. Burada ABD Başkanının tasarıya son ana kadar müdahale etmemesi veya edememesi Ermeni lobilerinin ve başka faktörlerin ABD’nde ne kadar etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan, stratejik dengeler Türkiye aleyhine değiştiği takdirde, ABD’nin asılsız soykırım iddialarını tanıması hiç sürpriz olmamalıdır. Ermeni iddialarını tanımayan ülkeler ile de Türkiye arasında ileride problemler yaşanabilir. Özellikle ABD’de Kongreye yönelik Ermeni lobisinin faaliyetleri sürekli bir sorun olarak kalmaya devam edecektir.

        
Parlamentolarda alınan kararların uluslararası alanda etkili olduğu kesindir. Bu yönde alınan kararlar halkımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Fakat, tarihte karşılıklı katliam yapıldığı belli iken, bunun tek taraflı kırıma dönüştürülerek soykırımı yapıldığı iddiasının dışardan baskı ile ataları suçlanan halkımıza kabul ettirilmesi de mümkün değildir. Bu kararların alınmasında uygulanan yöntem son derecede haksız ve hukuksuzdur. İnsanlarının birbirlerini hangi şartlar altında kırdıkları konusunda karşılıklı görüş asla alınmamıştır. Türkiye’ye yargısız infaz uygulanmıştır.

        
Şunu da söylemeliyiz ki, parlamentoların aldıkları kararların değiştirilmesinde fazla ümitli olmamak gerekir. Bu konuda hükümetten hükümete yapılan baskılar geçici başarılar sağlamakta ise de bu çeşit baskılar altında kalanların uzun vadede tutumlarını olumlu yönde değiştirmelerini beklememek gerekir.
Gerek ABD, gerek diğer ülkelerde Ermenilerin bu kadar etkili olmalarının sebebi Ermeni diasporasıdır. Diaspora “kendi topraklarının dışında yaşayan halk” anlamındadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeniler, kurdukları organizasyonlar vasıtasıyla bulundukları ülkelerin dış politikasına etki etme konusunda başarılıdırlar. Ayrıca kendilerini parti olarak nitelendiren Taşnak, Hınçak Ramgavar gibi organizasyonların uluslararası alandaki rolleri de oldukça önemlidir.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeniler bulundukları ülkelerde bu ülkelerin siyasal ve toplumsal yapısı üzerinde etkili olmak amacıyla örgütler kurdular. Sosyal yardım amaçlı kuruluşların yanında kendini siyasi parti olarak adlandıran örgütlenmelere de gittiler. Ermeni kuruluşları özellikle ABD’de yönetim üzerinde yaptıkları lobi faaliyetleri ve “soykırım” iddialarının uluslararası alanda gündeme getirilmesi için düzenledikleri etkinliklerle Türkiye’nin diğer ülkeler ile olan ilişkileri üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır.

        
Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra diaspora örgüt1eri Ermenistan politikasında da söz sahibi olmaya başladılar. Diasporanın Ermenistan üzerindeki etkisi ise iki komşu ülke arasında normal diplomatik ilişkilerin kurulmasındaki en önemli engellerden birisini oluşturmaktadır. Ermenistan’da yaklaşık 1.5 milyon Ermeni yaşamaktayken diaspora Ermenilerinin sayısı 4 milyon civarındadır.

        
Ermenilerin belirli bir yoğunlukta yaşadığı başta ABD olmak üzere Fransa, Kanada, Lübnan, Rusya, Avustralya, İran ve İngiltere gibi ülkelerde diaspora örgütleri adı verilen yapılanmalara gitmişlerdir. Diaspora örgütleri çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermektedir. Eğitim, sağlık, din hizmetleri ve politika bunlardan bazılarıdır.
Ermeni diaspora organizasyonları faaliyetlerinde soykırım iddialarını ön plana çıkaran ve buldukları ülkelerin yönetimlerini bu noktada yönlendirmeyi amaçlayan bir çizgiyi takip etmektedirler. Araştırma merkezleri gerek Sivil Toplum Kuruluşları gerekse üniversiteler bünyesinde faaliyet gösterenler soykırım iddialarını içeren sempozyum, panel ve konferanslar gibi etkinlikler düzenlemektedirler. Ermeni Ulusal Komiteleri, Ermenilerin bulundukları ülkelerin politik hayatına katılmaları ve Ermeni toplumunun görüşlerinin medyada yer alması için gerekli çalışmaları yapmaktadırlar. Bazı yardım kuruluşları ve kültürel amaçlı kuruluşlar dünyanın çeşitli ülkelerindeki Ermenilerin ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı faaliyetler içerisindedirler. Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaklar), Hınçaklar ve Ramgavarlar ile Amerika Ermeni Asamblesi (Armenian Assembly of America-AAA) ve Ermeni Ulusal Komiteleri tamamen siyasi alanda yoğunlaşmışlardır. Amerika Ermeni Asamblesi ve Amerika Ermeni Ulusal Komitesi soykırım iddialarının ABD Kongresine taşınmasında itici güç durumundadır. Bunlar ayrıca ABD’deki Ermeni lobisinin de ana unsurlarıdır. Türkiye’ ye yönelik ABD yardımlarının engellenmesi, Türkiye’ye ABD’nin silah satışının önlenmesi, Azerbaycan’a ABD yardımının yapılmasının önlenmesi ve Ermenistan’ın her alanda ABD tarafından desteklenmesi ABD’deki Ermeni lobisinin ana amaçlarındandır. Avrupa ülkelerindeki Ermeni organizasyonları da benzer faaliyetlerde bulunmaktadır. Osmanlı yönetiminde yaklaşık 850 yıl kalan ve millî kimliklerini muhafaza eden Ermeniler, son 100 yıl içinde yaşadıkları ülkelerde millî kimlik kaybı ile karşı karşıyadırlar. Diaspora organizasyonları için soykırım iddiaları ve Ermeni toplumunun bu iddialar çevresinde toplanması kendilerinin millî kimlik açısından varlık nedenini oluşturmaktadır. Bu durum bir “soykırım endüstrisi”nin oluşmasına neden olmuştur. Ermeni toplumunun belirli konu etrafında birleşip lobi oluşturması ise bulundukları ülkede diasporaya siyasi alanda bir avantaj sağlamaktadır. Bu özellikle Fransa ve ABD’de daha net bir şekilde görülmektedir.

        
Ermeni diasporası gerek soykırım iddiaları gerekse Türkiye-Ermenistan ilişkileri konusunda hesaba katılması gereken temel unsurlardan birisidir. Ermeni meselesini uluslararası alana taşıyan Ermeni diasporası ise de 1991 yılında Ermenistan’ın SSCB’den bağımsızlığını almasıyla birlikte Ermeni sorununa bir aktör olarak Diasporanın yanında Ermenistan devleti de katılmıştır. Ermenistan ile yukarıda belirtilen dışarıda yaşayan Ermeni toplumu arasındaki bağ ve Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin izlediği seyir Ermeni sorununun uluslararası ilişkiler boyutunu ön plana çıkarmaktadır.

        
Diaspora Ermenileri ve Ermenistan soykırım iddiasının kamuoyuna duyurulmasına ve bu iddianın bazı ülkelerce resmen kabul edilmesine birinci derecede önem vermektedir. Bunun nedeni söz konusu iddianın resmen kabulünün, sözde soykırım için Türkiye’den tazminat almak ve Doğu Anadolu’dan bazı toprakların Ermenistan’a verilmesini sağlamak olarak özetlenebilecek olan Ermeni taleplerinin gerçekleşmesinin ön şart olarak görmelerinden ileri gelmektedir.

        
Diaspora partilerinin ve Ermenistan’ın Türkiye toprakları üzerinde de iddiaları vardır. Örneğin, Liberal Demokrat Parti’den bir lider, Ermenistan Cumhuriyeti’ni gelecekteki büyük Ermenistan’ın bir çekirdeği olarak değerlendirirken Ermenistan hükümetinin bunun gerçekleşmesine kendisini adaması gerektiğini ifade etmiş ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin hem Ermeni “soykırımının” hem de Ermenistan’ın toprak iddialarının uluslararası toplum tarafından tanınması için çaba sarf etmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Ermeni Devrimci Federasyonundan bir milletvekili Kars Antlaşması’nın Ermenistan tarafından tanınmamasını isteyen bir konuşma yapmıştır.

        
Türkiye’nin Ermenistan ile normal diplomatik ilişkileri kurmak için ileri sürdüğü şartlar kısaca 1- Soykırım iddialarını gündeme getirmekten vazgeç, 2- Kars Anlaşması’nı ve sınırları tanı, 3- Karabağ ve işgal edilen Azerbaycan topraklarından çık şeklindedir. Türkiye Ermenistan ile normal diplomatik ilişkileri kurmak için ileri sürdüğü şartlarda ısrar etmektedir. Ermenistan’da ise mevcut yönetim, şartlar konusunda herhangi bir adım atmamaktadır. 11 Eylül terör eylemlerinden sonra Türkiye’nin müttefiki ABD’nin Kafkasya’daki etkisi artmış ve Azerbaycan’ın ABD ile ilişkileri de Azerbaycan’ın ABD’ye terörle mücadele de verdiği destekten dolayı ilerlemiştir. Bu gelişmeler dikkate alındığında Ermenistan’ın Rusya’dan başka bölgede yakın ilişkileri yürütebileceği bir ülke yoktur. Ermenistan’ın izlediği dış politika ülkeyi Rusya’ya aşırı bağımlı kılmakta ve Ermenistan’ın egemenliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır.

        
Ermenilerin Türklerden toprak talepleri var. Bu iddialarını görmezden duymazdan gelmenin ülkemize ve milletimize faydası olmaz, zararı olur. Ermeniler toprak istiyor. Türkiye’den de Azerbaycan’dan da. Hem diaspora hem de Ermenistan bunu açık açık ifade ediyor.

        
Mesela Ermeni asıllı Fransız Tarihçi Anahid Terminasyan: “…Ermeni vatanı bugün Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran ve Türkiye arasında paylaşılmış durumdadır… Bizim asıl problemimiz bu toprakları geri almaktır…” diyor. Mesela Ermenistan Anayasalarında 13. madde 2. paragrafta ağrı dağı devlet armasıdır diyor. Bağımsızlık bildirisinin 11. maddesinde Doğu Anadolu için “Batı Ermenistan” diyor ve geri alınacağını belirtiyor. Batı Ermenistan diye iki kelimeyle geçiştiriyoruz. Ama bu bölgeye Erzurum, Erzincan, Ağrı, Kars, Artvin, Iğdır, Ardahan, Van, Hakkâri, Bitlis, Muş, Şırnak, Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Tunceli, Malatya, Bingöl, Sivas, Amasya, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Giresun-Şebinkarahisar gibi 27 ilimizi dâhil ediyorlar. Daha 3 yıl kadar önce 26 Temmuz 2011’de Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan: “Biz Karabağ bölgesini düşmanın elinden kurtardık. Ağrı dağı bölgesinin alınmasını ise siz gençlere bıraktık.” diye ermeni gençlerine hedef gösterdi.

        
Oysa Ermenistan’ın bağımsızlığı Türkiye tarafından hemen tanındı. Sınır kapıları açıldı. Hava sahası açıldı. Sıkıntılı anlarında elektrik verildi. Buğday verildi. Hiç ilgisi olmadığı hâlde Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne davet edildi, üye yapıldı. Ancak iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulamadı. Diplomatik ilişkilerin kurulamamasının önündeki engeller ise Ermenistan’ın soykırım iddialarını uluslararası alanda gündeme getirmesi, Türkiye sınırını tanımaması ve Karabağ’ın işgali sorunu oldu. Ermenistan’ın bağımsızlığı Türkiye tarafından tanındı. Ancak iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulamadı.

        
1991 yılında Ermenistan’ın bağımsızlığı ile birlikte Ermenistan’ın da hem Türkiye ile ilişkiler bağlamında hem de Ermenistan’ın diasporayla bağlantısı ile Ermeni sorununa bir aktör olarak girmesiyle sorunun uluslararası ilişkiler boyutu ön plana çıktı. Türkiye ile Ermenistan arasında Ermenistan yönetiminin soykırım iddiaların uluslararası alanda gündeme getirme çabalarından ve Karabağ sorunundan kaynaklanan gerginlik diasporanın da devreye girmesiyle diğer ülkeler ile Türkiye ve Ermenistan’ın ilişkilerini etkileyen bir noktaya geldi. Ermenistan yönetimi üzerinde özellikle diaspora partileri vasıtasıyla söz sahibi olan Ermeni diasporası Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde olumsuz bir faktördür. Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek Ermenistan’ın çıkarınadır. Ermenistan çok taraflı bir politika ile bölgede Rusya’ya olan bağımlılığını azaltabilir. Denize çıkışı olmayan Ermenistan’ın ekonomik ve politik istikrarı için Türkiye ile normal diplomatik ilişkileri geliştirmesi gerekir. Ancak Türkiye’den toprak talebinde bulunan partilerin olduğu, soykırım iddialarını gündeme getiren ve Karabağ sorununun çözümünde uzlaşmaz bir çizgi izleyen Ermenistan’ın mevcut politikası, Türkiye ile normal diplomatik ilişkiler kurmasına engeldir.

        
Türkiye’nin gerek karşı lobi faaliyetleri gerekse diplomasi yoluyla belli başlı ülkelerde yapacağı çalışmalar ile Ermeni lobisinin çabalarını ve bu çabaların Türkiye’nin ikili ilişkilerini zedelemesini önlemesi mümkündür. Bu çalışmalarda hedef kitle karar alma mekanizmasında etkili olan kişiler olmalıdır. Ermeni diasporasının radikal olmayan kesimleriyle diyalog kurulması da karşılıklı anlayış ortamının oluşması açısından önemlidir.

        
Türkiye ile Ermenistan arasında 2009 yılında diplomatik ilişki kurulmasına dair protokol, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermenistan Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştı. Zürih kentinde imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına ve Geliştirilmesine Dair 2 Protokol, iki ülke arasındaki mevcut sınırın karşılıklı olarak tanınmasını öngörüyordu. Protokol çerçevesinde Türkiye ile Ermenistan, gerek ikili gerekse uluslararası ilişkilerinde, “eşitlik, egemenlik, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı” ilkelerine saygılı olma sözü veriyor veya öyle gözüküyordu. İki ülke protokolle ayrıca, aradaki mevcut sınırı uluslararası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanıyarak, ortak sınırın açılmasını kararlaştırıyordu.

        
İkili ilişkilerin normalleştirilmesi için çerçeve sunan bu protokoller, iki ülkede de onaylanmaları için ilgili mercilere iletildi. Türkiye, protokolleri TBMM’ye gönderdi. Ermenistan protokolleri önce anayasaya uygunluğunun denetimi için Anayasa Mahkemesi’ne iletti. Daha sonra onaylanmaları için Millî Meclis’e sundu. Ancak gizli yürütülen protokoller onay için yıllardır Ermenistan ve Türk parlamentolarında bekliyordu. Onay için iki taraf da karşı tarafın adım atmasını bekliyordu. Ermenistan onaydan önce Alican Sınır Kapısı’nın açılmasını talep ediyordu. Ancak Türkiye Azerbaycan’ın tepkisi üzerine Karabağ meselesi çözülmeden ilişkilerin normalleşemeyeceğini belirtmişti. Protokoller hayata geçirilemedi. Cumhurbaşkanı Sarkisyan, 22 Nisan 2010 tarihinde yaptığı açıklamada, protokollerin onay sürecinin dondurulduğunu açıklamıştı. Sonunda Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesini sağlayacak olan protokolleri 16 Şubat 20015’te meclisten geri çekti. Sarkisyan, “Protokollerin onaylanması sürecinde ilişkilerde kapsamlı bir normalleşmeye hazırdık. Ama bu onların hatası, çünkü bizim saklayacak bir şeyimiz yok. Uluslararası toplumun gözünde de Avrupa’nın kapalı duran son sınırının açılmamasında kimin suçlu olduğu aşikâr.” ifadelerini kullandı. Protokollerin imzalanmasının ardından geçen altı yıllık sürede, Ermenistan’ın uygulamada hep tutarlı bir pozisyonda kaldığını savunana Ermenistan lideri, “Türk yetkililerde siyasi irade eksikliği olduğunu kabul etmek zorundayız. Buna paralel olarak Ermenistan soykırımının 100. yılında, inkâr politikaları ve tarihin uyarlanması yeni bir boyut kazandı.” yorumunu yaptı.

        
Bu şu aşamada belki imzaların çekildiği anlamına gelmiyor. Ancak Ermenistan lideri bu kararla protokolleri rafa kaldırmış oldu. Bu bir anlamda Erivan ve Bursa’da futbol maçı ile başlattığı diplomasinin de şimdilik sona erdiği anlamına geliyor. Yani hiçbir olumlu sonuç vermedi. Zaten yanlış bir adımdı: Azerbaycan’dan gizli yürütülmüştü. Oysa Karabağ ve işgal edilen topraklar Azerbaycan için en önemli siyasi konudur. Türkiye adeta Azerbaycan için hayati bir mesele olan bu konuyu gerektiğinde göz ardı edebileceğinin işaretlerini verdi. Oysa Azerbaycan’ın güzel bir sözü var: “Örtülü pazar dostluğu bozar.” Eğer 2 devlet 1 milletsek, eğer, “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, üzüntüsü üzüntümüz” ise gizli işler yapmamak lazım. Bu dostluğu yaralar. Ayrıca protokollerin içeriği de muğlaktı. Türkiye başka şey anlıyor, Ermenistan daha farklı şeyler anlıyordu. İçerik net değildi. Çünkü protokol görüşmeleri dayatma sonucu yürütülüyordu. Öyle kamuoyuna açıklandığı gibi ekonomik bir faydası da yoktu. Ermenistan ile yaklaşık ticareti yıllık 200 milyon dolar arttırarak 400 milyon dolar yapmak için, yıllık ticaretimizin yaklaşık 2 milyar dolardan fazla olduğu Azerbaycan’ı göz ardı ediyorduk. Nitekim bu protokoller öncesi 1.000 metreküp doğal gazı Türkiye’ye 120 dolara satan Azerbaycan, protokoller olayından sonra fiyat ayarlaması yaparak bu fiyatı 330 dolara çıkardı. Aynı birim gazı Rusya’dan 450 dolara aldığımızı da hatırlayalım.
Son yıllarda uluslararası alanda Ermeni sorunu ile ilgili en olumlu gelişme Perinçek davasında görüldü. İsviçre’de 2005 yılında çıkarılan “Ermeni soykırımının inkâr edilmesini yasaklayan” bir yasa çıktı. Perinçek, yürürlüğe girmesinin ardından yasaya meydan okumak için İsviçre’ye gitti, burada üç kentte katıldığı konferanslarda “Ermeni soykırımı emperyal bir yalandır.” temalı konuşmalar yaptı. İsviçre’nin Winterthur kentinde düzenlenen panel sırasında, Winterthur savcısının talimatıyla, ifadesi alınmak üzere gözaltına alındı. İsviçre mahkemelerince 90 gün hapse mahkûm edildi. Mahkûmiyet kararı ertelendi. Bunun üzerine Perinçek de İsviçre iç hukuku prosedürünü tamamlayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, İsviçre aleyhine 2008’de dava açtı. Davaya Türkiye, Ermenistan ve İsviçre’nin yanı sıra Fransa da müdahil oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Doğu Perinçek’in İsviçre aleyhine 2008’de yaptığı başvuruyu karara bağladı. AİHM, yapılan başvuruyu haklı buldu ve İsviçre’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. AİHM Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan uluslararası bir yargı organıdır. Mahkemenin başlıca görevi devletlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni uygulayıp uygulamadığını denetlemektir. Mahkemenin kararları bağlayıcıdır ve ilgili devlet söz konusu kararı uygulamak zorundadır. Bu mahkeme İsviçre mahkemesinin kararını bozdu. Her ne kadar karar “ifade özgürlüğü”nü temel alsa da bu yeni kararda bazı olumlu sonuçlar ortaya çıktı. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

        
AİHM, hassas ve tartışmalı konularda da fikir beyan etmenin ifade özgürlüğünün temel unsurlarından olduğuna dikkat çekmektedir. Bu bağlamda AİHM Ermeni soykırımı iddialarını inkâr etmenin ifade özgürlüğüne aykırı olmadığına karar vermiştir. Başka bir ifadeyle AİHM Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç olarak öngören kanuni düzenlemelerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.

        
Perinçek’i mahkûm eden İsviçre yargı organları Ermenilere yapılan muamelelerin soykırım olduğu konusunda bir uzlaşmanın olduğunu iddia etmekteydi. AİHM’e göre ise, 1915 olaylarının soykırım olarak kabul edilmesine ilişkin uluslararası alanda kabul edilmiş bir uzlaşı, genel kabul bulunmamaktadır. Çünkü AİHM’e göre günümüzde 190 devletten sadece 20 tanesi Ermenilere yapılan muameleyi soykırım olarak resmen tanımıştır. Dolayısıyla bu konuda bir uzlaşma olduğunu söylemek mümkün değildir.

        
AİHM bu kararında Ermeni soykırım iddialarını, Yahudi soykırımından farklı olarak tartışılamaz tarihi bir gerçek olarak kabul etmemektedir. Tam tersine bu konunun tartışmalı olduğunu belirtmektedir. AİHM Yahudi soykırımına ilişkin kesin, tarihi deliller olduğunu ve bu konunun uluslararası bir mahkeme tarafından kabul edildiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Ermeni soykırım iddialarının, Yahudi soykırımı gibi değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir.

        
AİHM başvurucunun 1915’de tehcir ve katliam yapıldığını hiçbir zaman inkâr etmediğini fakat bu olayların soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini söylediğini belirtmektedir. Dolayısıyla AİHM’in kanaatine göre başvuranın bu yaklaşımı Ermeni halkına karşı nefret oluşturma amacı taşımadığını, olayların mağdurlarının tahkir edilmesinin de söz konusu olmadığını vurgulayarak, başvurucunun ifade özgürlüğünü kötüye kullanmadığı sonucuna vardı.

        
Belirtmek gerekir ki, AİHM 1915 olayları ile ilgili olarak, bunun soykırım olup olmadığına ilişkin bir nitelemede bulunmamaktadır. Aslına bakılırsa AİHM’nin böyle bir yetkisi de yoktur. AİHM bu konuyu ifade özgürlüğü açısından değerlendirmekte ve Ermeni soykırım iddialarını reddetmenin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmektedir.

        
Bu konu AİHM önüne ilk defa gelmesi bakımından çok büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu karar ilk defa uluslararası bir mahkeme tarafından “Ermeni soykırımı” konusunu içeren bir dava ile ilgili karar açıklandığı için ayrı bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla zaman zaman bazı ülkelerde sıkça gündeme getirilen Ermeni soykırım iddialarını reddetmenin bir suç olarak kabul edilmesinin, AİHM kararından sonra artık imkânsız hâle geldiğini de söylemek mümkündür.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Ermenilerin asılsız iddiaları uluslararası alanda Türkiye’nin imajını zedelemektedir. Sözde soykırımı tanıtma çabaları ve asılsız suçlamalar Türkiye’nin dış politikasını sürekli baskı altında tutmakta ve diğer ülkelerin eline büyük fırsatlar vermektedir. Karalama ve asılsız iddialar Türkiye’nin dış politikasında sorunlar ortaya çıkarmakta çok yerde karşımıza engel olarak çıkmakta, çıkarılmaktadır

        
Bizim yapmamız gereken meseleye şuurla sahip çıkarak, iletişim kanallarını sürekli açık tutmak, kanıtlarımızı sunmak ve görüşümüzü her fırsatta ve her ortamda anlatmak olmalıdır.

        
Geçmişini ve millî meselelerinin unutan ve geçmişte yaşananları, acısıyla sevinciyle, gelecek kuşaklara aktaramayan milletler çok çabuk bir şekilde millî çıkarlarını kaybederler. Bu tür toplumlar geçmişinden uzak kalmanın ve meselelerine sahip çıkmamanın faturasını da acı bir şekilde öderler.
O yüzden millî meselelerimizi unutmamalı, sürekli gündemde tutmalı ve gelecek kuşaklara aktarmalıyız ki geçici kayıplarımız kalıcı olmasın. 28.03.2015.


Türk Yurdu Nisan 2015
Türk Yurdu Nisan 2015
Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele