Doğu Türkistan Ağlıyor

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

        Şincan Türklerin Asya'nın en doğusunda yaşadıkları Çin'e bağlı bir bölge. Türklüğün tarihinde önemli kültür değerlerini yaratan Şincan geçtiğimiz günlerde katliam olarak nitelendirilecek ciddi olaylara sahne oldu. Şincan Uygur Özerk Cumhuriyeti olarak Çin Halk Cumhuriyeti'nin isimlendirdiği bu bölgenin gerçekleşen hazin olaylara bakarak ne kadar özerk olduğu ise çok tartışmalı bir husus.

         

        1,5 milyon kilometreyi aşkın yüzölçümü ile Türkiye'nin iki misli bir alana sahip Doğu Türkistan'ın bu özel ve özel olduğu kadar bizim için önemli bölgesinin başşehri Urumçi'de Temmuz başı başlayan olaylarda resmi rakamlara göre 156, gayrı resmî rakamlara göre ise 800den çok Uygur soydaşımız hayatını kaybetti. Yine bu resmî rakamlara göre 1000'den çok yaralı ve 1500'ün üzerinde tutuklanma da söz konusu.

         

        Olaylar Güney Çin'deki Guandong şehrinde bulunan bir oyuncak fabrikasında çalışan göçmen Uygurların, Han Çinlileri tarafından saldırıya uğramaları sonucu yine resmi rakamlara göre iki, gayrı resmi rakamlara göre ise çok daha fazla Uygur Türk'ünün hayatını kaybetmesi üzerine protesto amacıyla Urumçi'de yapılan gösterilerle başladı.

         

        Masumane bir protesto gösterisine başlayan Uygurların önce Çin güvenlik güçleri, sonra da yine bölgeye son 20 yılda göç eden Han Çinlilerinin saldırısına uğradığı gelen haberler arasında.

         

        Doğu Türkistan'da yıllardır süren bir gerginlik var. Çünkü zengin doğal kaynaklara ve verimli araziye sahip Şincan, yıllardır Çin Halk Cumhuriyeti tarafından Güney'den getirilen Han Çinlileri ile iskân edilmeye başlanmış. Çin için çok önemli petrol, doğalgaz, kömür, uranyum ve altın gibi kaynaklara sahip Şincan'da 1959 yılında 40 milyon Uygur'un yaşadığı biliniyor. Süreç içinde Çin Devleti'nin zorunlu doğum kontrolü ve Uygurları göçe zorlaması gibi nüfus yapısını değiştirmeyi amaçlayan nedenlerle Uygur nüfusu bastırılmasaydı bugün Sincan'da 70 milyon Uygur Türk'ü yaşayacaktı. Hâlbuki bugün bölgede ancak 10 milyon Uygur Türk'ü kalmış. Uygurlar, Çin'de yaşadığı resmen belirtilen 54 kadar etnik gruptan Çinlilerin asimile edemedikleri tek grup, Ne var ki bu agresif nüfus politikası ve ithal edilen Han Çinlileri ile şu anda nüfusun ancak yüzde 45'i Uygur. Kalan nüfusun yüzde 40'ı Çinli haline gelmiş. Yine bölgede yaşayanların yüzde 7'si Kazak Türkü ve kalan yüzde 8 ise öteki çoğu Türk gruplarına ait. Ancak Çinlilerin nüfusu giderek arttırılıyor. Yine büyük Uygur şehirlerinin yakınlarında kurulan çiftliklerde yerleştirilmiş Çin Halk Cumhuriyeti Ordusu'nun asker sayısı da hiç küçümsenecek miktarda değil. Bunların sayısının onbinlerce olduğu ifade ediliyor.

         

        Tarihsel süreç içinde kültür, sanat ve ekonomik gibi konularda ciddi zenginlikler yaratmış, devletler kurmuş olan Uygur Türkleri bugün giderek kendi ülkelerinde azınlık olma tehlikesini yaşıyorlar. Yine her gün yaşadıkları bir öteki olay da giderek ikinci sınıf vatandaş durumuna düşürülmeleri. Baskı ve ayrımcılık Uygurlar için giderek bir yaşam biçimi olmuş. Birçok Uygur aydını yıllar boyu Çin hapishanelerine kapatılmış.

         

        Urumçi'den sonra protesto gösterilerinin başladığı Kaşgar da kültürümüz için en önemli Türk kentlerinden biri. Türk Sözlüğünün Divanı demek olan ilk Türk edebi eseri Divânı Lûgati’t Türk 1077 yılında Kaşgarlı Mahmut tarafından burada yazılmış. Kaşgar, Doğu ve Batı Türkistan'ı bağlayan İpek Yolu üzerinde Türk Kültürü'nün muhteşem zenginliğinin kesişme noktalarından. Ama Kaşgar da bu sözünü ettiğimiz baskı ve yıldırmadan ve Çin'in demografik değişim sağlama politikasından çok büyük ölçüde nasibini almış.

         

        İtalyan seyyah Marko Polo zamanından beri Kaşgar Pazarı, Uygur, Kazak, Özbek, Türkmen, Kırgız Türklerinin buluştuğu, ticaret yapıp, kültür zenginliğini masal ve efsanelerle birbirlerine aktardıkları gizemli bir kent. Müslüman Türk Milletinin asırlardır bir araya geldiği bu kentin özellikleri, Çinlilerin emperyalist politikaları sonucu giderek kaybolmakta. Çünkü geleneksel Uygur evleri yıkılarak yerine zorlamalı yeni mimari getirilirken, yine özellikle din konusunda da baskılar artmakta. Bu konuları konuşmanın ve eleştirmenin bile hapisle sonuçlanabileceği bir ortam yaratıldığı bizzat batılı medya tarafından da dile getirilmekte. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları Gözlem grupları da bunun böyle olduğunu dile getiriyorlar. İşin daha da ilginç yanı kültürlerini korumak ve demokratik bir düzende yaşamak isteyen Uygurların terörist ilan edilmeleri. Bu husus da son zamanlarda Batı medyasının dikkatini çekmiş ve basında yer almış.

         

        Ne var ki bölgenin stratejik önemini değerlendiren Çin, burayı tez zamanda tamamen Çinlileştirilmesi gereken bir toprak olarak hedeflemiş. Bu nedenle de Sincan, adeta geçmişte Amerikalı göçmenlerin servet uğruna istilaya özendirildiği Kaliforniya gibi bugün Çin Devletince Han Çinlilerinin akın akın yerleşmeye özendirildikleri yer haline getirilmiş.

         

        Bu gelişmenin sonucunda görünen odur ki, bozulan ve giderek bozulacak demografik dengenin ve tahrip edilecek Uygur Kültürünün ortaya çıkaracağı sosyal sancıların güç kullanarak bastırılması ne ölçüde başarılı olur bilinmez ama şurası gerçek ki soydaşımız Uygur Türklerinin içinde yaşadıkları trajedi bu kadarla kalmayacak ve onlar süreç içinde daha çok zulme, baskıya uğrayacaklardır. Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkileri uğruna buna ses çıkarmayan çifte standartları bizce malum Batı ülkeleri ise gelecekte bu suskunluklarının ve günahlarının altında kalıp tarih önünde hesap vermeye mahkûmlardır. Dünya Türkleri konusunda en ufak duyarlılığa sahip olmadıkları Uygur Özgürlük Hakları Lideri Rabia Kadir'e de bugüne kadar vize vermemekle bir kez daha ortaya çıkmış olan dış politikamızı yönetenlerin de kendileriyle ve dış politika çizgileriyle yeniden hesaplaşmaları bu vesile ile önerilir.

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele