Suriye Sınırında Mayın Temizliği ve Tarım

Temmuz 2009 - Yıl 98 - Sayı 263

           Türkiye Suriye ile en uzun kara sınırına sahiptir. Sınırın uzunluğu 877 km’dir. Bu sınır İstiklâl Harbi sıralarında Ankara Hükümeti’nin Fransızlarla yaptığı Ankara Antlaşması’na göre tesbit edilen ilk sınırdır. Cumhuriyetin ilanından ve Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarının kesin olarak belirlenmesinden sonra 1950’li yıllara kadar ve hatta daha sonraki zamanlarda bile Irak sınırı ile birlikte, bu sınır kontrolü en zor sınır olarak süregelmiştir. Çünkü Suriye sınırı (Irak sınırı da öyle) herhangi bir tabi engele, coğrafi bir şekle dayanmamakta ve özellikle Suriye toprakları ile Türkiye toprakları birbirinin doğal devamı şeklindedir. İki ülkeyi birbirinden ayıran sadece bir demir yolu ile Cizre’den sonra Habur sınır kapısına kadar da Dicle nehridir.

         

         

           Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sınırın kontrol altına alınabilmesi ve özellikle de kaçakçılığa mani olabilmek ve suçluların sınırı kolayca geçebilmesini önlemek için 1954 yılında 510 km uzunluğundaki bir bölümüne yer yer 350-400 m genişliğinde bir bant şeklinde anti personel mayını döşemiştir. Mayını fiili olarak döşeyen, T.C Devleti Hükümetilerinin emir ve kumandasındaki, düşmanlarına korku dostlarına güven veren kahraman ve şerefli Türk Ordusudur. O günden bugüne kadar bu mayınlı arazide binlerce insan ve hayvan telef olmuş ve büyük maddi zayiatlar meydana gelmiş, ayrıca da artık günümüz insanlık anlayışına (!) göre antipersonel mayınları gibi silahlar, büyük ölçüde insanların (suçlu da olsa, aç gözlü kaçakçı da olsa)sakat kalmasına sebep olduğu için uluslararası anlaşma ve teamüllere göre değil, kaçakçı ve suçluların takibi için, savaşlarda bile kullanılmaması söz konusudur.

         

         

           Bugün artık güney sınırımızda konjüktür değişmiştir. Belli bir süreden beri, özellikle Hafız Esad’ın ölümü ve PKK denilen cinayet şebekesi katiller örgütü başının Suriye tarafından himayesinden vazgeçilip, ülke dışına kovulduktan sonra, bu mayınlı arazinin temizlenip tarıma açılması gündemdedir. Bu günlerde de bu işin biran evvel yapılıp ve temizlenen arazinin tarıma açılması için, işin nasıl yapılacağı meselesi konusu TBMM’de yasa haline getirilmek için iktidarla muhalefet arasında şiddetli tartışmalar olmaktadır. Hatta hükümet tasarıyı geri komisyona çekerek bir uzlaşma anlayışına ihtiyaç duymuştur. Bu davranış aslında iyiye işarettir. Eğer tasarı kanunlaşırsa, mayınların temizlenmesi işinin sorumluluğu mutlaka Milli Savunma Bakanlığı’na, arazinin değerlendirilmesi konusu ise Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na verilmelidir. Uzmanların görüşüne göre mayınların kaldırılması için yasa çıkarmaya dahi gerek yoktur. Burada yapılmak istenen, uzun süreli olarak vatan topraklarının yerli veya yabancılara işletilmek üzere kiraya verilmesinin önünü açmaktır.

         

         

           Bahse konu olan mayınlı arazinin tamamı 22 bin hektar, bunun ancak 17 bin hektarı tarıma elverişli olup, bu arazinin bugün için ancak %7’sinde sulama yapılması mümkündür. Ancak arazi 1. ve 2. sınıf tarla topraklarına sahip, derin, besin maddelerince zengin ve yarım asırdan beri işlenmeyen, YEN toprakların bulunduğu son derece verimli bir yerdir. Yani zirai değeri fevkalade yüksektir. Ancak bu arazi mayından temizlenip, topraksız ailelere dağıtılsa Türkiye’deki ortalama işletme büyüklüğü 6 hektar olan işletmelerden 2880 adet işletme olabilecektir. 26 milyon hektar arazisinde, toprak işlemeli tarım yapılan ve 3 milyon adet tarım işletmesi olan bir ülke için bu miktar devede tüy bile değildir. Ayrıca da plansız ve programsız göçler ve bunun neticesinde tarım yapılmayarak terk edilen arazilerin miktarı bugün 1 milyon hektara yükselmiştir, yani bu kadar arazinin boş bırakıldığı bir ülkede sırf tarımsal endişelerle 17 bin hektar arazi için bu kadar büyük gürültülerin koparılması anlaşılabilir gibi değildir. Ama buranın yabancılara kiralanması ve kiralanacak ülkenin de İsrail olması kuşkuları artırmakta ve mesele bundan dolayı ehemmiyet kazanmaktadır. Ayrıca kiralama süresinin 49 yıl oluşu, arazinin tarımdan başka her türlü amaç için kullanılabilecek oluşu, üzerinde durmayı gerektirmektedir.

         

         

           Kanaatimce bu arazinin değeri yok tarım, yok organik tarım veya bilmem başka hangi bir tarım yapılacağından değil, buranın yeraltı zenginlikleri ve stratejik bir öneme sahip olmasından ileri gelmektedir. Onun için de milletçe meselenin aydınlığa kavuşturulması için üzerine gidilmeli ve her şey, kamuoyu önünde açıklığa kavuşmalıdır. Elbette ki milli menfaatler ve değerler her türlü düşüncenin üzerinde olmalıdır. Fakat Başbakan bu konudaki açıklamalarında tarihi bir takım hatalar yapmaktadır. Bu da haklı olarak Türk vatandaşlarını çok ciddi endişelere sevketmektedir.

         

         

           Bugüne kadar Cumhuriyet tarihi içinde, Cumhuriyet Hükümetlerinin hemen hepsinin ittifakla üzerinde durduğu ve gerçekleştirmek için çok büyük uluslararası engellemelere rağmen, başarıya ulaştığı bir Güney Doğu Anadolu topyekün bölge kalkınma projesi (GAP) olduğu dünya alem herkesin malumudur. Bu proje topyekün bir bölge kalkınma projesi olup ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi hedefleri olan, çok büyük bir atılımdır. Bugüne kadar 26 milyar dolar harcanmış ve enerji yatırımlarının % 85-90’ı realize edilmiş, tarım ve sulama hedeflerinin ise daha henüz % 15’i ancak gerçekleştirilebilmiştir. Bundan önceki hükümet (daha doğrusu yine bu Başbakan) GAP için 5 yılda 12 milyar dolar yatırım yapılacağını millete 12 Bakanla birlikte basın toplantısı yaparak ve gözünün içine bakarak taahhüt etmiştir. Milletin dikkatleri başka yönlere dağıtılmadan, GAP için taahhüt edilen bu yatırımların bir an önce gerçekleştirilmesi ve 2 milyon hektara yakın arazinin daha fazla vakit kaybedilmeden sulamaya açılması temin edilmelidir. İşte o zaman Güneydoğu Anadolu meselesi büyük ölçüde çözüme kavuşmuş olacaktır. Bunu çok iyi bilen Türkiye sevmezleri, milletin ve devletin dikkatini dağıtmak ve konsantrasyonunu bozmak için her türlü fitneye başvurmaktadırlar.

         

         

           Bir başka çok önemli konuda şudur. Suriye’nin güneyinde İsrail bulunmakta ve zengin su kaynaklarına sahip olan Golan Tepeleri’nden hiçbir şekilde işgali kaldırmaya yanaşmamaktadır. Eğer mayınların temizlenmesi ve temizlenen arazi İsrail veya güdümündeki bir kuruma kiralanır ise Suriye’nin kuzeyinde de İsrail olacak ve zengin su kaynaklarına sahip olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bir şekilde müdahil olacaktır. Acaba değerli dostumuz (!) Suriye bunu nasıl karşılayacaktır. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Zira ta 2004 yılındaki Avrupa Birliği ilerleme raporunda Türkiye dahil sınır aşan suların yönetiminin uluslararası bir kuruluş tarafından yapılmasının gerekliliği gündeme getirilmiştir.

         

         

           Mayınlar temizlendikten sonra ortaya çıkan ve verimli tarım yapılabilmesi için fevkalade uygun olan topraklar, topraksız ailelere dağıtılmalı mıdır? Gençliği toprak reformu çığırtganlıklarını dinleyerek geçmiş biri olarak bu soruya evet demek mümkün değildir. Bu arazilerde ekonomik işletmeler kurulması temin edilerek, ileri tarım tekniklerinin uygulanması sağlanmalıdır. Dünyada bunun örnekleri heryerde vardır. Hatta Türkiye’de de bulunmaktadır. Nitekim Cumhuriyet tarihi DÜÇ ve TİGEM’in başarıları ile doludur.

         

         

           Üzerinde durulması gerekli bir diğer konu, Türkiye’de ileri tarımın gereklerini uygulayıp yüksek verim alabilecek teknik kadronun olup olmadığı sorusudur. Elbette vardır, ülkedeki gerek Ziraat fakülteleri, gerekse Ziraat Mühendisleri bunu en iyi şekilde yapabilecek, her türlü bilgi ve teknik donanıma sahiptir. Televizyonlarda, yazılı ve sözlü basında ahkam kesen, hektarla dekarı birbirine karıştıran, araziyi bilmeyen, toprağı belediyenin parklarında gören bazı profesör lakaplı allameler, bu konularda İsrail’in nasıl ileri olduğunu ve tohumculukta ve tarım teknolojisinde nasıl dünyaya hükmettiğini, Türkiye’de kullanılan tohumluğun % 85’inin İsrail’den geldiğini söyleyecek kadar büyük cehalet örnekleri göstermekte ve aşağılık kompleksi içinde kıvranmaktadırlar. Türkiye bu konularda çok ciddi ilerlemeler yapmış ve mesafeler kat etmiştir. Bugün Türkiye kendi tohumluk ihtiyacını karşıladığı gibi mısır, ayçiçeği, pancar ve bazı sebze tohumlarını da ihraç ederek ülkeye milyonlarca dolar döviz kazandırmaktadır. Türkiye Ortadoğu ülkelerine meyve fidanı, dünyanın hemen her tarafına da önemli ölçüde kesme çiçek ihracatı yapmaktadır.

         

         

           Mayınların temizlenmesi tamamen teknik bir konudur. Bunu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapmaması, daha beteri yapamaması akıl alacak bir iş değildir. Bu mayınlar, bu Ordu tarafından döşenmedi mi? Şimdi bunu bu Ordunun temizleyemeyeceğini düşünmek insan aklına zarardır. Tohum ekip bakım işlerini yapan bir çiftçinin, hasat işlerini yapamayacağı, amaeliyat yapıp hastanın dikişlerini alamayacak bir doktoru düşünmek söz konusu olabilir mi? Bu memlekette herkes işi ne ise onu hem de en iyi şekilde yapmalıdır. Başbakanın polemik ve demogoji yapacağına, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanını çağırıp “derhal döşediğiniz mayınları temizleyin” direktifi verecek yürekliliği göstermesi lazımdır. Gerisi Laf-ı güzaftır. Milletin karnı ucuz kahramanlık gösterilerine toktur. Herhalde işin aslı, daha önce de ifade edildiği gibi Türkiye topraklarını özellikle, yap-işlet-devret modeli ile yabancılara kiralamanın yolunu açmaktadır.

         

         

         


Türk Yurdu Temmuz 2009
Türk Yurdu Temmuz 2009
Temmuz 2009 - Yıl 98 - Sayı 263

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele