Kâzım Karabekir’in Eğitim ve Çocuk Meselesine Dair Bazı Görüş ve Uygulamaları

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

                    Kâzım Karabekir Paşa, gerek tarih kitaplarında gerekse hakkında yazılan eserlerde daha ziyâde askerî ve siyasî yönü ile bilinir. Hâlbuki Atatürk’ün de veciz bir şekilde; “Karabekir Paşa, maârif, dil ve tarih konularıyla uğraşmış bir arkadaşımızdır” sözleriyle ifade ettiği üzere, Kâzım Karabekir’in asla ihmal edilemeyecek bir yönü de “eğitimci” kişiliğidir. Öyle ki onun eğitim alanındaki mesailerinin Türk eğitim tarihinde çok önemli bir mevkii işgal edecek boyut ve nitelikte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Karabekir Paşa’nın eğitim ve çocuk meselesine dair, görüş ve fikirleri yalnızca teoride kalmamış, Millî Mücadele yıllarında 15. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu’da bulunduğu sürede uygulamaya da konmuş idi. Paşa’nın eğitim ve çocuk meselesine dair görüş ve uygulamalarını analiz etmeden önce, onun eğitim düşüncesini oluşturan kaynakları kısaca tespit etmekte fayda vardır.

         

                    Karabekir, Çocuk Davamız adlı eserinde; “Yoksul ve bakımsız çocukları devlet himayesine alarak memleketin diğer çocukları gibi, muvaffakiyetli hayat mücadelesine kudretli kılacak maddî ve fikrî bir talim ve terbiye ile teçhiz etmek benim öteden beri güttüğüm bir davadır” diyerek ailesinin bu alandaki faaliyetlerinden şöyle bahsediyor; “memleketimizin birçok yerlerini beraber dolaştığım ve küçük yaşımda kaybettiğim babamdan da anamdan da yoksul çocuklara yardımı ve hele bayram günlerinde onlara çamaşır, elbise harçlık vererek sevindirmek adetini ve o vicdan hazzını bir düziye tatmıştım. Ailemizin himayesinde birçok kimsesiz çocuklar yetiştirilmiştir[1]. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Karabekir’in eğitim düşüncesini oluşturan kaynakların başında ilkönce ailesini belirtmek yerinde olacaktır. Nitekim o; “Ben 1905’te Manastır’a kıta hizmetimi yapmaya gittiğim zaman bakımsız çocuklara karşı bu aile geleneğini devam ettirdim[2] diyerek, kendisinde eğitim düşüncesinin oluşmasında ailesinin yerine vurgu yapmaktadır. 

         

        Karabekir Paşa, Kars ve Gümrü’yü işgalden kurtardıktan sonra burada Ermeni çocuklarının eğitimiyle ilgilenen Amerikan pedagoglarıyla ve bunların eğitim uygulamalarıyla yakından tanışma imkânı bulmuştur. Nitekim kendisi bu konuda şöyle diyor; “Amerikalıların nasıl çalıştıklarını ana mekteplerinden başlayarak esaslıca tetkik ettim. Pedagoglarıyla sık sık görüştüm. Amerikalıların ne pratik adamlar olduğunu ve çocukların ruhlarını öldürmeksizin nasıl hür ve yaratıcı insan yetiştirdiklerini işitirdim, şimdi içlerinde gözümle görüyorum[3]. Bu ifadelerden, Karabekir’in eğitim düşüncesinin oluşmasında Amerikan eğitimcilerinin ve eğitim sisteminin etkisi olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

         

        Bütün bu gelişmelerin yanında, Karabekir’in eğitim alanında yazılmış yerli ve yabancı bilimsel kitaplara yabancı olmadığını, özellikle Amerikan, Fransız ve Alman eğitimcilerinin eserlerini ciddî şekilde tetkik ettiğini biliyoruz. Paşa’nın Ocak 1923’te eğitim ile ilgili bir konferansını haber yapan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi muhabiri şöyle diyor; “Terbiye hususundaki kabiliyeti ile Şarkta mükedder memlekete ilk muvaffakiyetleri temin eden Bu kumandan elinin altında Fransa’dan henüz getirttiği bir sıra küçük terbiye kitapları tutuyor idi”[4]. Öte yandan değişik konferans ve Maarif Vekâleti bütçe görüşmelerindeki konuşmalarından onun, Pedagog Smith, Alman filozof J.G. Fichte, Festalozzi, Ziya Gökalp vb. eğitimci ve sosyologların görüşlerinden etkilendiğini görüyoruz.

         

        Bütün bu tespitler, daha ziyâde bir asker olarak tanınan Karabekir Paşa’nın eğitim konusundaki düşüncelerinin, sathî mahiyette olmayıp tarihî ve ilmî bazı temellere dayandığını açıkça gözler önüne seriyor. Zaten Karabekir Paşa’nın eğitim alanında bilimsel nitelikli yeterli bilgi birikimi olmasaydı, aşağıda ele alacağımız eğitim uygulamalarını ve bir eğitim modelini ortaya koyabilmesi herhalde mümkün olamazdı.

         

        Şimdi bu tespitlerden sonra, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Karabekir’in uygulamaya koymuş olduğu eğitim modeli ve konuyla ilgili görüş ve fikirlerini analiz edebiliriz.

         

        Kâzım Karabekir Paşa, 15. Kor. Komutanı olarak 1919 Mayıs ayı başında Erzurum’a geldiğinde, savaş ve Ermeni terörü sonucu yetim, öksüz kalmış,  bakıma muhtaç perişan vaziyette binlerce çocukla karşılaştı. Bunlardan 2000’i kız ve 4000’i erkek olmak üzere 6000 civarında çocuğu himayeye alabildi.  Bu çocuklar için Erzurum ve Sarıkamış’ta eğitim kurumları açtı. Bir taraftan da yaygın eğitim faaliyetleri, konferanslar, kurslar, yazdığı kitaplar ve TBMM’de yaptığı konuşmalarla eğitim problemlerine ve çocuk davasına çözümler üretmeye çalıştı.

         

        Karabekir Paşa’nın, Erzurum’da; Sanayi Mektebi (açılışı 1 Temmuz 1919), Leylî Eytam İbtidaî Mektebi (açılışı 1 Ekim 1919), Erzurum Ana Mektebi (açılışı 8 Ocak 1920), Otomobil Mektebi (açılışı 4 Mart 1920) ve Sarıkamış’ta; Sıhhiye Mektebi (önce Erzurum’da Mayıs 1920), Sarıkamış Askeri İdadisi (açılışı 19 Aralık 1920), Sarıkamış Ana Mektebi  (açılışı 28 Kasım 1921) olmak üzere toplam 7 okul açtığını biliyoruz.

         

        Erzurum Kongresi Sanayi Mektebi binasında toplanmış idi. Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki kongre heyetini Erzurum’a girişte ellerinde Türk bayrakları ile Sanayi Mektebi öğrencileri karşılamıştı. Sanayi mektebinde terzilik, saraçlık, kunduracılık ve marangozluk şubelerinde üretilen ürünler Ordunun lojistik ihtiyaçlarını karşılamada çok makbule geçti. Erzurum Ana Mektebi doğuda o zamana kadar rastlanmayan modern bir eğitim kurumu idi. Sıhhiye Mektebi’nde cerrahi müdahale yapabilecek seviyede eğitim veriliyordu. Bu mektep mezunları o yıllarda ordunun sağlık hizmetleri ihtiyacını karşılamada çok önemli hizmetleri oldu. Sarıkamış Ana Mektebi için yurtdışından tutkal, boya, resim, oyuncak vb. öğretim materyalleri getirtildiğini biliyoruz. Sarıkamış Askeri İdadisi’nin ise Türk silahlı kuvvetleri tarihinde çok özel bir yere vardır. Çünkü İşgallerle birlikte İstanbul’da ve Bursa’da bulunan askeri liseler kapatılmış olduğundan ileride ordunun subay kaynağını karşılamada ciddi bir boşluk oluşacak idi. İşte Sarıkamış Askeri İdadisi, bu boşluğu dolduran bir kurum olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleri içinde önemli mevkilere gelen bazı subayların buradan yetiştiğini biliyoruz. Mesela, Orgeneral Reşit Pasin, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına kadar yükselen Orgeneral Zeki İlter, Sarıkamış Askeri İdadisi’nin öğrencilerinden idi. Bunun gibi, Ord. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal, Prof. Dr. Kâzım Aras ve daha pek çok önemli şahsiyetler Karabekir Paşa’nın açtığı okullardan yetişenler arasındadır. Şüphesiz bu okullar hakkında ayrıntılı bilgi verebilmek, bir makale çerçevesinde daha fazla mümkün olamamaktadır. Ancak dramı mutluluğa çeviren ve zamanımızın okul sistemi ile bundan doğan çeşitli problemlere de ışık tutabilecek nitelikte olan Karabekir Paşa’nın açtığı bu eğitim kurumlarının belli başlı özeliklerini şu noktalarda toplayabiliriz;

         

        1- Okulların çoğu meslekî ve teknik sahada açılmıştır.

         

        2- Okulların niteliğine göre verilmek istenen formasyon ne olursa olsun, millî ve ahlâkî değerler başta olmaz üzere, ferdi, hayatta lâzım en gerekli prensiplerle mücehhez kılmak, eğitim ve öğretimin başta gelen amacı olmuştur.

         

        3- Okullardaki eğitimde, beden, ruh ve fikir terbiyesi birbirini tamamlayan üç unsur olarak görülmüştür. Bu cümleden olmak üzere, spor kulüpleri, temsil kolları, Hilâl-i ahmer (Kızılay) teşkilâtı, adı geçen okullarda vazgeçilmeyen teşekküller olmuştur.

         

        4- Eğitim ve öğretimde takip edilen metot, anaokulu öğrencilerinde hissin ve diğer okul öğrencilerinde muhakeme ve mukayese melekesinin geliştirilmesi esasına göredir. Teoriden çok pratiğe önem verilmiştir. “Mükâfat verme” eğitimde teşvik edici bir metot olarak kullanılmıştır.

         

        5- Eğitim ve öğretimin süresi mümkün olduğu kadar kısa tutulmuştur. Sanayi Mektebi, İş Ocağı, Sıhhiye Mektebi gibi okullarda öğrenciler, altı aylık gibi kısa bir sürede sahalarında yetişmiş bir eleman durumuna gelmişlerdir. Öyle ki İstiklal Savaşı sırasında ordumuzun lojistik kaynaklarının karşılanması hususunda bu okulların önemli hizmetleri olmuştur.

         

        6- Adı geçen müesseselerde öğretmen olarak, ilgili alanda gerekli bilgi ve beceriye sahip sivillerden ve sb., asb., hatta erat gibi asker kişilerden faydalanılmıştır.

         

        7- Öğrencilerin tamamına yakın kısmını kimsesiz ve yetim çocukların teşkil ettiği, yatılı olan bu okulların giderleri ve öğrenciye ait bütün masraflar Kolordu kadrosundan karşılanıyordu.

         

        8- Öğrenci kıyafetleri devrin anlayışından çok farklı olup, kısa pantolonlu ve başlar açık idi.

         

        9- Bu okullar, bina ve bilgi teknolojisi bakımından, zamanın en son yeniliklerine sahip idi[5].

         

        Ana hatlarıyla karakteristik özelliklerini vermeye çalıştığımız, Karabekir’in Erzurum ve Sarıkamış’ta açtığı bu okullar, Prof. Dr. Fındıkoğlu’nun deyimiyle, Türk Eğitim Tarihi içinde “nev’i şahsına münhasır[6] eğitim kurumları olarak dikkati çekmektedir.

         

        Karabekir, okullar haricinde bâzı kurslar da açtı. Bunlardan, Şimendifer, tayyare, dişçilik, elektrikçilik, matbaacılık, foto sinema, ziraat, ebelik, dikiş-nakış kurslarıyla bir taraftan çocuklar hayata kazandırılırken, bir taraftan da o yıllarda ülkenin pratik bazı ihtiyaçları karşılanmış oluyordu.  Burada dikkatimizi çeken husus, izlenen politikanın o zamanlar Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu “fen ve zanaata yönelik olan sahaların tercihi” yönünde oluşudur. 

         

        Tabii ki Karabekir, eğitim davasında sosyal alanları ve kültür konularını asla ihmal etmemiştir. O, kendisinin yazmış olduğu bir nevi tiyatro diyebileceğimiz ama kendisinin “ibret” dediği[7], yine operet olarak düşünebileceğimiz “şarkılı ibret” olarak adlandırdığı sosyal faaliyetler ve şiir ve marşlarla eğitimde millî ve ahlakî değerleri nakşetmeği düşünmüştür.  “İbret”, “Şarkılı İbret” gibi faaliyetlerde işlenen tema “millî ve ahlâkî değerler” ve “zanaat aşkı” olmuş, “marşlar”da ve “şiirler”de ise “Türklük gururu”, “Türk’ün azim ve irâdesi” zihinlere nakşedilmek istenmiştir. Şüphesiz Karabekir Paşa’nın bu faaliyetlerinde öncelikle, Tanzimat’tan buyana sürekli yenilgilerle geri çekilen Türk toplumunda oluşan “kendine güvensizlik” duygusunu giderme endişesini aramak lâzımdır. Nitekim Cumhuriyetimizin bânisi Atatürk’ün de “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözlerinde; Nutuk’ta işaret ettiği “biz adam olmayız” şeklindeki Türk milletinin içine düştüğü ve aslında hak etmediği ve karakterine de ters düşen sosyal aşağılık duygusunu gidermeye yönelik “şok tedavi” amacının saklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

         

        Karabekir, Doğu’da bulunduğu sürede, halk eğitimine yönelik olarak, “kitap bayramı”, “idman bayramı”, “ağaç bayramı” adıyla bayramlar düzenlemiş ve bu bayramlarda da sürekli, “çalışma azmi”, “kendine güven duygusu”, “milli değerlerin inşası” gibi kavramlar ön plana çıkarılmıştır[8].

         

         

              Karabekir Paşa’nın çocuk davasına yönelik Doğu Anadolu’da yaptığı uygulamalar ve burada ortaya koyduğu eğitim modeli ile çeşitli vesilelerle açıkladığı görüşlerini analiz ettiğimizde, şu tespitlere ulaşmak mümkündür.

         

         Onun, okulöncesi eğitimi ve öğretimi hakkında ileri sürdüğü görüşlerin, günümüz eğitimcilerinin görüşleriyle paralellik arz ettiğini[9], ilköğretim ve ortaöğretim konusundaki görüşlerinin ise amaç, muhteva ve metot bakımından zamanımız anlayışından bazı konularda daha kapsamlı olduğunu söyleyebiliriz. Karabekir, İlköğretim programlarının, okulun bulunduğu çevrenin şartlarına göre hazırlanmasını ve ilköğretim mezunu bir kişinin, hayatla mücadele için azim, irade ve bilgi ile donatılmış bir şekilde yetişmiş olmasını ısrarla savunmuştur. Yine ortaöğretimde de amacın, yüksek öğretime aday hazırlamanın yanında daha ziyâde, “iş adamı” yetiştirilmesine yönelik olmasını ve meslekî ve teknik öğretime ağırlık verilmesini istemiştir.

         

        Yüksek öğretim konusunda ileri sürdüğü fikirlerde ise zamanının üniversite tipini tenkit etmiş, Amerikan üniversitelerinden örnekler getirmiş ve “Kampus” tipi bir üniversiteyi tercih etmiştir. Kendisinin “Üssü’l-hareke” olarak isimlendirdiği ve Atatürk’te, “merkez-i irfan” veya “kültür şehri” olarak ifadesini bulan ilim merkezlerinin, belli sayılarda olup, bilhassa Anadolu’nun merkezinde, Ankara, Kayseri, Sivas, Konya gibi şehirlerde oluşturulmasında, memleket için çeşitli yönlerden yüksek menfaatler sağlanacağını belirtmiştir[10].

         

        Yurt dışına öğrenci gönderme meselesinde, Karabekir’in görüşleri, bir zamanların Japonya’sının aynı konudaki politikasıyla paralellik göstermektedir. Karabekir, yurtdışına ihtiyaç duyulan dallarda ve ciddi tâkip ve kontrole tâbi olmak şartıyla öğrenci gönderilmesini tavsiye etmiştir. Nitekim Japonlar da öğrencilerin kısa süre içinde en iyi biçimde yurda dönmeleri için çok titiz davranmış, neredeyse her öğrenciye bir tane düşecek kadar çok sayıda müfettiş de yollayarak, çalışma ve başarılarını yakından izlemişlerdi. Japonya’nın şu anda süper devletler arasında yer almış olmasında, “yurt dışına öğrenci gönderme politikası”nın küçümsenmeyecek rolü olduğu düşünülürse, Karabekir’in adı geçen konudaki fikirlerinin haklı olduğu görülür.

         

        İlköğretimden itibaren bütün eğitim dönemlerinde Kâzım Karabekir’in ortak düşünce içinde bulunduğu bir husus da eğitimde “metot” meselesidir. Ona göre, eğitimde muhâkeme ve mukâyese esasına dayalı, pratiğe daha fazla önem verilen bir metot takip edilmelidir. Bu görüşlerin, günümüz eğitimcilerinin öğretim metot ve etkinlikler konusundaki düşünceleriyle paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz. Yine, Karabekir’e göre eğitim denilince, beden, ruh ve fikir terbiyesi birlikte anlaşılmalıdır. Ezberciliğe ve yalnızca dimağı çalıştırmaya yönelik metotlar, kişiye “müteşebbis ruh” kazandırmaktan uzak olmakta, bu durum ise onu devletten masa başında bir görev istemeye itmektedir. Devletin tabiî olarak herkesi kadrosuna alamayışı sonucu diplomalı işsizler ordusu meydana gelmektedir. Böylelikle Karabekir, günümüzün çözüm bekleyen en büyük problemini sebepleriyle teşhis edip, çözüm yollarını da göstermiş oluyordu.

         

        Kâzım Karabekir’in yalnız örgün eğitim alanında değil, “halk eğitimi” konusunda da dikkate alınması gereken fikirler ileri sürdüğünü söyleyebiliriz. Onun, bir halk eğitim kurumu olarak müzeler, sinema- filmler ve kütüphaneler hakkında söylediklerinin hâlâ geçerli olduğu ortadadır. Özellikle, “işyerlerinden ve kahvehanelerden gayr-i ahlâkî resimlerin ve anlamsız yazıların kaldırılıp yerine millî duyguyu kabartacak resim ve yazıların astırılması” yolundaki teklifleri, (bu yönde hazırlanacak levhalar ) kanaâtimizce, günümüzde görülen sosyal-aşağılık duygusu vs. gibi sosyoloji ve psikolojinin ilgi alanına giren bazı ictimâî hastalıkların tedâvisinde de büyük faydalar sağlayacak niteliktedir. Nitekim kendisi, Doğu Anadolu’da bu yönde bazı uygulamalar yapmış, mesela kahvehanelere ve toplu mekânlara “Türk Yılmaz Türk Yılmaz, Cihan Yıkılsa Türk Yılmaz” mısralarının vb. bazı eğitici sözlerin yazıldığı levhalar astırmıştır.

         

        Yukarıdan beri îzah etmeye çalıştığımız hususlar çerçevesinde; Karabekir’in eğitim konusunda söylediklerinin ve yaptıklarının menşeinde “millî” diye vasıflandırabileceğimiz ama bilimi esas alan bir endişenin varlığı açıkça görülmektedir.

         

        Karabekir Paşa, 15. Kolordu Komutanı olarak Doğu’da bulunduğu yıllarda savaş ve Ermeni terörünün geride bıraktığı acı gerçeklerle yüz yüze kalarak binlerce yetim öksüz bakıma muhtaç çocukla karşılaşmış ve bunlar için pratik ama eğitim biliminin gerektirdiği çözümler üretmiştir. Bu çözümler ve çocuk davamız ve eğitim konusundaki ileri sürdüğü fikirler, zamanın Türkiye’sinde oldukça yankı bulmuş olup, günümüzün bazı eğitim problemlerine dahi ışık tutacak niteliktedir[11].

         

         


        


        

         

        [1] Kazım Karabekir, Çocuk Davamız, (Basılmamış daktilo metin. Ankara Milli Kütüphane 1960 BD 344 numarada kayıtlı. Bu eser 1990’da Öğütlerim adlı eserle birlikte Çocuk Davamız- Öğütlerim adıyla İstanbul’da yayınlanmıştır) s.1


        

        [2] A.g.e., s.1,


        

        [3] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul 1960, s.1034


        

        [4] “Muallime ve Muallimler Derneği Konferansları”, Hakimiyet-i Milliye, 16 Ocak 1923.


        

        [5] Okullar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Nuri Köstüklü, “Kazım Karabekir Paşa’nın Açtığı Okullar I- II”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Temmuz 1985, sayı:5, Ağustos 1985, sayı:6.


        

        [6] Z. Fahri Fındıkoğlu, “Kazım Karabekir Paşa ve Köy Enstitüleri”, İş Mecmuası, 1948, s.16.


        

        [7] Karabekir “tiyatro” kelimesini bilerek kullanmamıştır. Çünkü O’na göre kendi zamanında; “Tiyatro adı çok çirkin sahneler ile halkta bir tiksinme hasıl ediyordu. İstiklal Harbi gibi mukaddes ve pek nazik bir  zamanda tiyatro adı ile iş yapmaklığı hoş görülmeyecekti” (Karabekir, Çocuk Davamız, s.17)


        

        [8] Bayramlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Nuri Köstüklü, “Kazım Karabekir Paşa’nın Milli Mücadele Yıllarında Doğu Anadolu’da Tertip Ettiği Bayramlar”, Türk Kültürü, Ocak 1997, sayı:405


        

        [9] Bkz., Nuri Köstüklü, “Kazım Karabekir ve Okulöncesi Eğitim”, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Konya 1989, sayı:3.


        

        [10] Bkz., Nuri Köstüklü, “Kazım Karabekir’in Yüksek Öğretim hakkındaki Görüşleri”, Selçuk Üniversitesi, ATA Dergisi, Konya 1992, sayı:2.


        

        [11] Kâzım Karabekir’in Eğitim konusundaki görüş ve uygulamaları hakkında daha ayrıntılı bilgi için bizim Kâzım Karabekir ve Eğitim-Savaş ve Ermeni Terörünün Geride Bıraktığı Bir Dramın Hikayesi,  (4. baskı, Çizgi Kitabevi yay., Konya 2008) adlı araştırmamıza bakılabilir.


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele