Harf İnkılâbı’ndan Millet Mektepleri’ne

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

               İnönü döneminin eğitim ve kültür politikasını en iyi karakterize eden Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel olduğu gibi Atatürk dönemi kültür ve eğitim politikasını da en iyi karakterize eden üç Milli Eğitim Bakanı vardır. Bunlar Vasıf Çınar, Mustafa Necati ve Dr. Reşit Galip’tir. 35 yaş gibi çok genç yaşta vefat etmesine rağmen, Türk eğitim ve kültür hayatında en radikal ve verimli reformlar, Mustafa Necati Beyin Maarif Vekilliği zamanında gerçekleştirilmiştir. Eğitim ve kültür hayatımızın hemen hemen her alanında reformlar gerçekleştiren Mustafa Necati Beyin Harf İnkılâbının uygulanmasında ve Millet Mektepleri’nin kurulmasında Atatürk’le birlikte ve uyum içinde gösterdiği hizmetler bu makalenin konusunu teşkil etmektedir.

         

         

        Harf İnkılâbı

         

        Atatürk, laik eğitimi Türk okullarına yerleştirdikten sonra, sıranın Arap harflerini değiştirmeye geldiğinin bilincindeydi. Aslında harfler, Atatürk için bir kültür işi olduğu kadar, aynı zamanda bir medeniyet işidir. Arap alfabesi hem Türk dilini yeteri kadar ifade etmiyordu, hem de öğrenilmesi çok zordu. Bu harflerle okuma-yazma oldukça güçtü. Her şeyden önce Türkçe ve Arapça, farklı dil ailelerine mensuptur. Türkçe, Altay dil ailesine; Arapça, Samî dil ailesine mensuptur. Türkçede sekiz (8) tane sesli harf bulunduğu halde, Arapçada üç (3) tane sesli harf vardır. Hatta Vav (9) ve ye  (y) tek başlarına sesli harf görevi göremezler, önlerine başka harfler eklemek suretiyle ancak sesli harf olarak okunabilirler. Bundan dolayı Türkçe, ses yapısı bakımından sesli harflere ağırlık veren bir dildir. Buna karşılık Arapça sessiz harflere ağırlık veren bir dildir. Yine Türkçede sessiz harflerin çıkış noktalarına göre ayrı ayrı işaretlerle gösterilmesine gerek yoktur. Ayrıca Türkçede ünlü uyumu vardır. Bundan dolayı bir harfi birden çok şekilde yazmaya ihtiyaç yoktur. Böylece Türk dili ile Arap dili arasındaki ses yapısı ve sistem yapısı bakımından farklılık yüzünden Türk dili, kendisini Arap alfabesine uyduramamıştır. Arap alfabesini kullandığımız sürece, sürekli okuma ve yazma sorunları yaşanmıştır.

         

                 İlköğretimin biran önce yaygınlaştırılması gerekiyordu. Fakat, öğretim süresinin büyük bir kısmı okuma-yazma öğretimi ile geçiyordu. Böylece çocuklara hayatta geçerli ve gerekli olan şeylerin öğretilmesine zaman kalmıyordu. Üstelik de 1926 yılından itibaren köy ilkokullarının öğretim süresi üç yıl olarak belirlenmişti. Bu üç yıl, ancak okuma-yazma öğretimine yetiyordu. Çocuklar hayatta lâzım olacak hiçbir şeyi öğrenemeden okuldan ayrılıyorlardı. Yine 1926’da da okulların programı ekonomik hayata uyarlanmaya çalışılmıştır. İşte bu durumlar, alfabe değişikliğini zorunlu kılıyordu.

         

                    Eski Alfabenin okunmasının ve yazılmasının güç olduğu ve bir alfabe ve yazı meselesi olduğu Tanzimat devrinden beri tartışılmaya başlanmıştır. Bu konuya ilk dikkati çekenlerin başında Münif Paşa, Azerbaycanlı Ahunzâde Feth-Ali ve Ziya Paşadır. Meselâ, bu devirde Türk dilinde imlâ ve noktalama işaretleri durumunu, devrin edebiyatçılarından ve aydınlarından Ziya Paşa şiir ve inşa adlı makalesinde şöyle anlatmaktadır:

         

        “Arap ve Aceme mümkün mertebe taklide sa’y etmeyi maariften addetmişler ve acaba bizim mensup olduğumuz milletin bir lisanı ve şiiri var mıdır ve bunu ıslâh kabil midir? Asla burasını mülahaza etmemişler… (Bir çok Türk edebiyatçılarının eserlerinin) içlerinde üçte bir Türkçe kelime bulunmaz… ve kamus ve ferhenkle beraber bulunmadıkça ve bir adam fenn-i maânı ve âdâb-ı Arapta kemâl-i mahareti olduktan sonra, âdetâ bir ders mütalâa eder gibi bir zamanlar zihin sarf etmedikçe mânâsını çıkarmaya muktedir olamaz”.

         

        Yazar, daha sonra yazı yazmak için imlâ bilmek gerektiğini, fakat Türkçe lûgat olmadığını söyleyerek, şöyle devam ediyor:

         

        “Osmanlılar milel-ı sâireyi dâire-i hükümetlerine aldıkça her birinde gördükleri yeni şeylerin isimlerini o milletin lisanından alıp az çok bozarak kullanmış ve her kâtip bir lûgat, sükûn ve harekelerin zihnince uyan bir şeklini yazıp, sâirleri daha diğer sûrette zapt etmiş olduklarından imlâ öğrenecek kimse evvel emirde bunların hangisine tâbi olacağından mütehayyir olur”.

         

        Yukarıda vurgulandığı gibi Tanzimat döneminden itibaren Türkiye’de alfabe üzerinde tartışmalar başlamıştır. Fakat tutucu çevrelerin baskısından dolayı bir sonuca ulaşılamamıştır. Kur’an’ın Arap harfleri ile yazılması, bu harflerin de kutsal sayılması fikrini savunanları ortaya çıkarmıştır. Bir de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına alfababe birliğinin engel olacağı fikri ileri sürülüyordu. O dönemde Arap harflerine karşı çıkmak, dine ve İmparatorluğu karşı çıkmak olarak sayılıyordu. Buna rağmen Tanzimat döneminde Binbaşı Ömer Bey ve Menemenlizâde Tahir, Latin harflerinin kabul edilmesini öneriyorlardı.

         

        II. Meşrutiyetin ilanından sonra alfabe meselesi geniş kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu devirde ateşli Türkçüler ortaya çıkmışlar ve Arap alfabesinin ıslah edilerek kullanılmasını savunmuşlardır. Bunların başında Ziya Gökalp gelir. Bu dönemde Latin Alfabesinin kullanılmasına taraftar olanlar ise Cenap Şahabettin, Kılıçzade Hakkı, Hüseyin Cahit, Dr. Abdullah Cevdet ve Celâl Nuri’dir. 

         

        Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, alfabe birliğinin Osmanlı Devletinin yıkılmasını önleyebileceği fikri ortadan kalkmıştı. 1926 yılında Bakü’de toplanan Türkoloji Kongresinde Türkçenin Lâtin harfleri ile yazılması söz konusu edilmiştir. Türklerin Lâtin alfabesini kabul etmeleri için Ruslar da büyük bir çaba harcıyorlardı. Böylece 1927’de Azerbaycan Lâtin harflerini kabul etti. Sıra ile diğer Türk Cumhuriyetleri de Lâtin harflerini kabul ettiler. Bu olay, Rusya’daki ve Türkiye’deki Türklerin aynı alfabeyi kabul etmeleri fikrini Türkçülere aşıladı ve onlar da Türkiye’de yapılacak bir harf inkılâbına karşı vaziyet almamaya başladılar. Rusya’daki Türklerle ilişkilerin kesilmemesi için, onlar da Türkiye’nin Lâtin harflerini kabul etmelerini istiyorlardı.

         

        Cumhuriyet döneminde Lâtin Harflerinin kabul edilmesine ilk zamanlarda hükümet bürokrasisi de karşı çıkmıştı. Bunlar arasında İsmet İnönü ve Kazım Karabekir Paşaları sayabiliriz. Fakat bunlar zamanla bu fikirlerinden vazgeçmişler ve harf inkılâbını candan desteklemişlerdir. O sırada Lâtin harflerine Dârülfünun hocaları da karşı çıkmıştı. Hatta bunlar bir satır bile yazı yazamayacaklarını ve kalemlerini kıracaklarını da açıklamışlardır.

         

        Atatürk’te Cumhuriyetten önce de alfabe değiştirme fikri vardır. O Erzurum Kongresi sırasında ileride Arap alfabesinin yerine Lâtin alfabesinin alınacağından bahsetmiştir. Fakat onun bu iş üzerinde kararlı olarak durmasında ve biran önce gerçekleştirmesinde Dr. Kühne’nin Türk eğitimi üzerine hazırladığı raporun etkisi olduğu düşünülebilir, bu raporda şu hususlar belirtilmektedir:

         

        “Okuyup yazmak ve öğrenmek için oldukça uzun bir zaman harcanması gerektiği dikkati çekmiştir. Yazı tekniği yalnız öğretim meselesi olmayıp, aynı zamanda birinci derecede bir uygarlık siyaseti meselesidir. Türkler de kendilerine oldukça yakın olan Fin ve Macar lisanlarında yapıldığı gibi bir transkripsiyon kabul ederek hiç şüphesiz batı uygarlığına katılmak işini kolaylaştırmış olurlar.”

         

        Bunun üzerine 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilâtına Dair Kanun’la kurulması ön görülen Dil Heyeti teşkil edilmiş ve Atatürk, Macar alfabesi üzerinde araştırmaları, bizzat kendisi de katılarak başlatmıştır. Onu bu çalışmaya iten en önemli sebep, ülkemizde okuma yazma bilenlerin oranının çok düşük olmasıdır. Bu oran hemen hemen % 10 civarlarındadır. Dil ve Alfabe Heyeti çalışmalarını bitirip Atatürk’e sunmuştur. Bu çalışmaların olumlu ve başarılı olduğunu gören Atatürk de çeşitli toplantılar yaparak bunu halka duyurmaya başlamıştır. Kendisi de bu alfabeyi öğretmek için bizzat başöğretmenlik yaparak, şehir şehir, köy köy dolaşıyordu. Kısa zamanda yurdun her tarafı bir okul haline gelmiştir. Bu durumu bir Fransız yazarı söyle açıklıyor:

         

        “Ankara’dan Diyarbakır’a, Sivas’tan Konya’ya kadar gittim. Hemen her yerde ve kasabada durdum. Büyük bir halk kitlesinin gayretine yakından tanık oldum. Gençlerin ve ihtiyarların yeni yazıyı öğrenmek için gösterdiği gayret pek dokunaklı bir görünüm arz ediyordu. Diyarbakır’da genç bir bahçıvana ders verdim. Bu, buluşmak ve yeni yazıyı öğrenmek için her gün tam iki saatlik yol yürüyordu”.

         

        Yine o zamanki durumu, eski Amerikan elçisi General Sherrill de şöyle anlatıyor:

         

        “Bütün şehirlerde, her yerde yenileriyle değiştirilmek üzere Arapça yazılmış firma ve ilânlevhaları, her câmiin bitişiğinde teşkil olunan dershaneler, her kahvehanede yeni öğrenmeye başlayan üniversite grupları, yeni harfleri dinleyen halka hoparlörlerin ders verişleri… Bütün Türkiye geniş bir mektep haline gelmiştir, bütün Türkler talebe olmuşlardır. Hep beraber Dolmabahçe’ye gidelim ve garip bir dershaneye dalalım. Şimdi saraylar bile mektep haline gelmiştir, duvarda büyük bir karatahta, elinde tebeşir öğretmen, hınca hınç dolu halka yeni yazıyı anlatmaktadır. Daha önce ne Türkiye’de ne başka yerde, asla böyle garip talebe topluluğu görülmemiştir”.

         

        Görülüyor ki yazar biraz duygulu olmakla beraber, Harf İnkılâbı ile Türkiye’nin durumunda meydana gelen değişiklik hakkında doğru bilgi vermektedir. Atatürk de yeni harflerin kabul edilmesine ilişkin fikirlerini 8 Ağustos 1928 tarihinde şöyle açıklamaktadır:

         

        “Arkadaşlar, zengin dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Vatandaşlar! Yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, köylüye çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik, milletseverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki bir milletin, bir içtimâi heyetin yüzde sekseni okuma-yazma bilmezse bu ayıptır”.

         

        Atatürk, yeni harflerin kabul edilmesi işine çok büyük önem veriyordu. Hatta harf inkılâbını bilfiil kendisi yönetmiştir. Bu hususta Maarif Vekâleti onun direktiflerini uygulamakla yetinmiştir. Atatürk’ün harflerin kabulü için göstermiş olduğu çabalar karşısında Maarif Vekili Mustafa Necatişunları konuşmuştur:

         

        “Büyük Reisicumhur Hazretleri kendileri için en büyük meşgale olarak yeni harfleri intihap etmektedirler. Kendilerinin yanından yakında ayrıldım. Şimdiye kadar daima eserlerinden icraatından, hayatından feyiz aldığım büyük şahsiyetin büyük iş yapmak için ne tarzda çalıştığını gördüm. Bu benim için yeni bir hayat ve feyiz membaı oldu. Günün hemen kısm-ı küllisini yeni harflerin esaslarına,  kavaidine hasreden ve bütün yakınında ve hizmetinde bulunan arkadaşlara ve insanlara ayrı ayrı yeni harfleri öğretmeyi bir zevk addeden Reisicumhur Hazretlerinin bu vaziyeti karşısında hepimize düşen vazife, aynı aşkla ve aynı faaliyetle biran evvel yeni harflerle yazı yazmayı öğrenmek olmalıdır. Ben bütün meslektaşlara bu hususta faal olmalarını ve tarzı faaliyetlerini yakında bildireceğim. Reisicumhur Hazretlerinden aldığım feyzin mukabilini ifa edersem ve yakın zamanda yeni harflerle bütün meslektaşlarımı ve mektepli evlatlarımı yazar okur görürsem belki bu surette vazifemi ifa etmek zevkini tadabileceğim. Her halde yeni harflerle yazmak ve yeni harfleri öğrenmek vazifesini biran hatırdan çıkarmamak vatanî borcumuzdur…”

         

        Maarif Vekili Necati Bey, Harf İnkılâbından sonra Maarif Vekâletinin yapması gereken ve yapacağı şeyleri de şöyle sıralıyor.

         

        “Harf inkılâbı başladığı gün, önümüzde dört hedef bulduk. Bunlardan birincisi yeni harflerin feyizli mahiyetinden istifade ederek lisanın bünyesine tesir etmek ve Türk dilinin istiklâlini, genişlemesini, tabii tekâmülünü temine mütevakkıf ilmî mesaiye başlamaktı. Bu hedefin istihsali için şu işleri yapmak lazım geliyordu: Yeni Türk alfabesine nazaran Türkçenin imlâsını tespit etmek ve bir imlâ lûgatı yapmak, Türkçenin yeni bir didaktik gramerini vücuda getirmek, Türk dilinin müstakil ve tekemmül kudretleri ile zinde bir lisan halinde inkişaf edebilmesinin mütevakkıf bulunduğu lengüistik ve filolojik tetkikatına girişmek ve bu meyanda eski kitaplarda ve halkın dilinde mevcut öz Türkçe kelimelerin kullanılmasını telif eden bir dil bülteni neşretmek ve nihayet ıstılahları tensik ederek ilmî lisanın inkişafı esaslarını hazırlamak ve geniş bir tefekkür ve ilim lisanında ifade edilen bütün mefhumların mukabillerini ihtiva edecek surette bir Türk lûgatı tanzimine çalışmak ve hutut üzerinde çalışmak üzere selahiyettar zevattan mürekkep bir Dil Heyeti teşkil edildi. Heyet, İmlâ Lûgatı’nı tanzim etti… Dil Heyetine merbut olarak teşkil ettiğimiz söz derleme komisyonları Türk lugatının tanzimine, dil bülteninin neşrine, lenguistik ve filolojik tetkikatın teshil (kolaylaştırma) ve tevsiine (genişletme) yarıyacak malzemenin tedariki için mesaiye başlamıştır…”

         

        Maarif Vekili Mustafa Necati Bey, Harf İnkılâbı ile ilgili olarak alınması gereken tedbirlerin sayımına şöyle devam etmektedir:

         

        “İkinci hedefimiz bütün Türkiye mekteplerinde Teşrinievvelde (Ekim) başlayan tedrisatın milli harflerle yapılmasını temin etmekti. Bu hedefin istihsali için şu işleri yapmak lâzım geliyordu: Tedrisat başlamadan evvel bütün muallimleri yeni harflerle tedrisat yapabilecek bir vaziyete getirmek. Muhtelif derece ve nevide bilumum Türk mekteplerinde okuyan talebeye dersi, senenin ilk ayı zarfında Türk harfleriyle okuyup yazmak kudretini kazandırmak. Tahsil yapacak çocuklarımızın ellerine verilecek bütün ders ve tetebbu kitaplarını derhal Türk harfleriyle yeniden neşretmek”.

         

        On beş bine yakın öğretmen, Ağustos ortasından Ekim başına kadar yeni harfleri öğrenmek üzere bir kursa tabi tutulmuşlardır. Öğretim başladığında bütün öğretmenler yeni harflerle öğretim yapacak duruma getirilmişlerdir. Öğretim yılının başlangıcında bir ay içinde sadece harflerin öğretimi yapılmıştır. Bu yalnız ilkokullarda değil, bütün okullarda uygulanmıştır, O dönemde Türk okullarında yarım milyonu aşkın öğrenci vardı ve bunların öğretimi için baştan yeni harflerle okuma-yazmayı öğrenmeleri gerekiyordu. Bu iş, çok yoğun çalışmalar sonunda gerçekleşmiştir. Okul kitaplarının ve inceleme eserlerinin yeni harflerle basılması için hem özel matbaalar hem de Maarif Vekâleti büyük çabalar göstermiştir. Böylece ilkokulların bütün kitapları aynı yıl içinde yeni harflerle basılarak öğrencilere dağıtılmıştır. Ortaokul ve lise kitapları da sıra ile basılmaya başlanmıştır. Öncelik Türk dili ve tarihi ile ilgili kitaplara verilmiştir.

         

         

         

        Millet Mektepleri

         

        Atatürk’ün 1 Mart 1923 tarihinde Meclisi açışı sırasında vermiş olduğu direktif üzerine Fethi Bey’in başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyeti’nin 5 Eylül 1923 günü Mecliste okunan programında “Maarifin terbiyevi vazifelerinden birincisi çocukların terbiye ve tâlimi, ikincisi halkın terbiye ve tâlimi, üçüncüsü milli güzidelerin yetişmesi için lazım gelen vasıtaların ihzar (hazırlanma) ve teminidir… Halkın tâlim ve terbiyesi için gece dersleri ve çırak mektepleri tesis olunacak, halk lisanıyla ve halkın ihtiyacına muvafık (uygun) kitaplar yazdırılarak tabı (basımı) ve teksir (çoğaltılması) ve memleketin her tarafına tevzi (dağıtım) edileceği” ifade edilmiştir. Fakat bu alanda 1926 yılına kadar kayda değer bir gelişmenin olmadığı görülmektedir. Bu alanda kayda değer ilk teşebbüs, Maarif Vekili Mustafa Necati Bey zamanında İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak Halk Terbiyesi Şubesi’nin kurulmasıdır. Mustafa Necati Bey, John Dewey’in tavsiyelerine uyarak çok sayıda Halk Dershaneleri açmıştır. Bu dershanelerin faaliyetlerini düzenleyen Halk Dershaneleri ve Konferansları Talimatnamesi de aynı yıl çıkarılmıştır. Maarif Vekâleti, 1928 yılında Halk Mektepleri Talimatnamesi adıyla yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Millet Mektepleri teşkilatı kurulmadan önce halk dershanelerinin sayısı 3.304’e ulaşmış ve bu dershanelerde eğitim gören vatandaş sayısı da 64.302’ye yükselmiştir.

         

        Harf İnkılâbının yapılmasıyla halk eğitimi yeni bir boyut kazanmıştır. Harf İnkılâbı, halk eğitimini aktüel ve acil bir mesele haline getirmiştir. Çünkü yeni alfabenin kabulüyle bütün Türkiye bir anda okuma-yazma bilmez bir hale gelmiştir. Atatürk’ün 8 Ağustos 1928 tarihinde Harf İnkılâbını ilan etmesinden 1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk harflerinin resmen kabul edilmesine kadar geçen sürede, yeni harfler önce devlet memurları ve öğretmenlere öğretilmiştir. Öğretim yılı başlamadan ders kitapları yeni harflerle hazırlanmıştır.

         

        1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra bütün vatandaşlara yeni harflerle okuma- yazma öğretmek amacıyla geniş kapsamlı bir halk eğitimi programı uygulanmaya konulmuştur. Yüce Önder Atatürk’ün kendisi de vatandaşlara yeni harflerin öğretilmesi çalışmalarına bilfiil aktif olarak katılmıştır. Maarif Vekaleti, Halk Mekteplerini 24 Kasım 1928 tarihli Talimatname ile Millet Mektepleri adı altında yeniden teşkilatlandırmış ve Atatürk de bu talimatname ile Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul etmiştir. Halk Eğitimi Şubesine bağlı olarak kurulan Millet Mekteplerinde iki türlü kurs düzenlenmiştir. Hiç okuma-yazma bilmeyenler için 4 aylık A-Kursları, eski yazıyla okuma-yazma bilenlere 2 aylık B-Kursları açılmıştır. Genel Başkanlığı’nı da Atatürk’ün yürüttüğü Millet Mekteplerine 16-40 yaşları arasında olan her vatandaş gitmek mecburiyetindeydi. Öğretmeni ve okulu olmayan köyler için de uygun mevsimlerde Seyyar Öğretim Heyetleri kurulmuştur.

         

        1928 yılının sonu ile 1929 yılının başları arasında Türkiye’de çok sayıda Millet Mektebi açılmıştır. Öğretime 1 Ocak 1929 tarihinde başlayan Millet Mekteplerinin ilk kuruluşlarındaki amaçları sadece halka okuma-yazma öğretmekti. Ancak Eylül 1929’da değiştirilen Millet Mektepleri Yönetmeliği’nde okulların amacı, sadece okuma-yazma öğretmek değil, aynı zamanda vatandaşlara sosyal ve iktisadi hayatlarında işe yarayacak bilgi ve becerileri de kazandırmaktı. A-Kurslarında sadece okuma-yazma öğretilirken, B-Kurslarında hayat için gerekli bilgi ve beceriler de verilmekteydi. Bu yeni yönetmelikle Millet Mekteplerinin yönetimi Maarif Vekâletine, mahallinde teşkilatlandırma işi vilayetlere bırakılmıştır.

         

        Millet Mektepleri 1932 yılından itibaren eski hızını ve dinamizmini kaybetmiştir. 1935 yılından sonra Ulus Okulları adıyla faaliyette bulunan bu okullardan belge alanları (kursları bitirenleri) gösteren tablo aşağıdadır.

         

         

                 Yıl                                   Erkek              Kadın                       Toplam

           1928-1929                             397.476                       199.544                      597.010

           1929-1930                             180.255                         82.168                      262.423

           1930-1931                             144.446                         43.865                      188.311

           1931-1932                               85.120                       43.865                      188.311

           1932-1933                               75.753                       15.142                        90.935

           1933-1934                               35.183                          5.668                        40.851

           1941-1942                               11.972                          2.113                        14.085                                                                                                                                1.402.085

         

                                    

                                                                                

                                                            

                    Kaynaklar

         

        Atatürk: Söylev ve Demeçler II, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara 1959.

        Arar, İsmail: Hükümet Programları (1920-1965), İstanbul 1968.

        Banarlı, Nihat Sami: Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı, İstanbul 1968.

        Başgöz İlhan-H.E Wilson; Türkiye Cumhuriyetinde Millî Eğitim ve Atatürk, Ankara 1968.

        Buluç, Saadettin: Osmanlılar Devrinde Alfabe Tartışmaları, Harf Devriminin 50. Yılı Sempozyumu, T.T.K. Yayını,   

                        Ankara 1981, 45-48.

        Canpolat, Mustafa: Arap Yazılı Türk Alfabesinin Gelişmesi, Harf Devriminin 50. Yılı Sempozyumu, T.T.K. Yayını,

                        Ankara 1981, s.49-54.

        DİE: Milli Eğitimle İlgili Hareketler (1927-1966), Ankara 1967.

        Dewey, John: Türkiye Maarifi Hakkında Rapor, MEB Yayını, İstanbul 1952.

        Ergün, Mustafa: Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, Ankara

                        1982.

        General Sherrill: Atatürk ve Memleketi, İstanbul 1935.

        Geray, Cevat: Halk Eğitimi, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını, Ankara 1978.

        Komisyon: Dil ve Alfabe Üzerine Görüşler, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayını, Ankara 1991.

        İnan, Mehmet Rauf: Mustafa Necati, Türkiye İş Bankası Yayını, Ankara 1980.

        Kılıç, Eşref: Halk Eğitiminde Kuram ve Uygulama, Ankara 1981.

        Kühne, Alfred: Türkiye’de Meslekî Terbiye İnkişafına Dair Rapor, Maarif Vekaleti Yayını, İstanbul 1939.

        Maarif Vekâleti Mecmuası, İstanbul 1929.

        MEB: 50. Yılda Milli Eğitimiz, İstanbul 1973.

        MEB. 50 Yılda Rakamlarla ve Grafiklerle Milli Eğitimimiz, İstanbul 1973.

        MEB: Halk Eğitimi Yılığı (1960-1970), İstanbul 1973.

        MEB: Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri I,

                        Ankara 1946.

        Ortaylı, İlber: Türk Halk Devriminin Dış Ülkelerdeki Etkileri Üzerine, Harf Devriminin 50. Yılı Sempozyumu, T.T.K.

                        Yayını, Ankara 1981, s.104-108.

        Korkmaz, Zeynep: Cumhuriyet Döneminde Türk Dili, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını,

                        Ankara 1974.

        Korkmaz, Zeynep: Atatürk ve Türk Dili, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayını,

                        Ankara 1992.

        Şimşir, Bilâl  N.: Türk Yazı Devrimi, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara

                        1992.

        Şimşir, Bilâl N.: Azerbaycan’da Türk Alfabesi Tarihçesi, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil

                        Kurumu Yayını, Ankara 1991.

         

         


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele