Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar İle Telegrafik Bir Konuşma

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

        Tür­ki­ye’de, ki­mi­le­ri­nin çok sev­di­ği bir ifa­dey­le “Kürt ol­gu­su” üze­ri­ne çok­ça ya­zıl­dı, çi­zil­di. Ne var ki bu ça­lış­ma­lar, spe­kü­la­tif ol­mak­tan öte bir de­ğer  ta­şı­ma­yan “da­va ki­tap­la­rı”(!) ol­du.

         

        Kuş­ku­suz bu so­run, ko­nu üze­rin­de ça­lı­şan­la­rın ön­ce­lik­le dil­sel ve man­tık­sal sı­nır­lı­lık­la­rın­dan kay­nak­la­nı­yor; isim ver­me­ye ge­rek yok; meb­zul mik­tar­da ör­nek var.

         

        Prof. Dr. Meh­met Bay­rak­dar, şa­şır­tı­cı bir me­rak duy­gu­suy­la, en es­ki Do­ğu ve Ba­tı kay­nak­la­rın­dan en ye­ni ça­lış­ma­la­ra ka­dar uza­nan ol­duk­ça ge­niş bir li­te­ra­tü­re da­ya­na­rak ol­gu­nun ta­rih­sel, dil­sel ve an­tro­po­lo­jik te­mel­le­ri­ni hem ser­gi­li­yor, hem çö­züm­lü­yor, hem de ger­çek­çi sap­ta­ma­lar ya­pı­yor. Da­ha­sı, ki­mi Müs­lü­man bil­gin­le­rin, bu çer­çe­ve­de Kürt kö­ken­li ün­lü isim­le­rin gö­rüş­le­ri­ni özet­li­yor, bu­gü­ne ka­dar ge­len ef­sa­ne­le­rin çö­züm­le­me­si­ni ya­pı­yor.

         

        Bu ne­den­le, söz ko­nu­su eser, ay­dın­lı­ğı ken­di­nden men­kul la­fa­zan tip­le­rin spe­kü­la­tif ni­te­lik­li ça­lış­ma­la­rın­dan ke­sin­kes ay­rı­lı­yor; bu özel­li­ğiy­le hem so­rum­lu il­gi­li­le­re hem de na­mus­lu (ger­çek­çi) ol­mak is­te­yen­le­re tam bir bi­lim­sel ba­kış ve çö­züm­le­me çer­çe­ve­si ve­ri­yor.(**)

         

        Bu özel­li­ğiy­le Türk­çede bir ilk olan ese­ri üze­ri­ne Prof. Dr. Meh­met Bay­rak­dar ile Türk Yur­du oku­yu­cu­la­rı için te­leğ­ra­fik de­ne­bi­le­cek bir ko­nuş­ma yap­ma ge­re­ği duy­duk; iş­te so­ru­lar ve ce­vap­lar:

         

         

        – Ba­tı’da Kürt­ler ko­nu­su­nu ele alan ilk ça­lış­ma­la­rı kim­ler yap­mış­tır?

         

        – Mis­yo­ner­ler yap­mış­tır. Pa­pa­lı­ğın 1531 yı­lın­da Bağ­dat’ta aç­tı­ğı pat­rik­ha­ne ile özel­lik­le İran ve Su­ri­ye’de mis­yo­ner­lik fa­ali­ye­ti ya­nın­da Kürt­le­re il­gi du­yul­muş­tur. Da­ha son­ra İtal­yan ve Fran­sız Ka­pu­çin ve Do­mi­ni­ken mis­yo­ner­le­ri 1632 yı­lın­da Mu­sul ve Ah­me­di­ye’de ye­ni mis­yo­ner­lik mer­kez­le­ri aç­mış­lar­dır. Bu mer­kez­ler­de ça­lı­şan Fran­sız Ka­pu­çin pa­pa­zı, 1683 yı­lın­da ilk de­fa bir Kürt­çe dil­bil­gi­si ki­ta­bı ve söz­lük yaz­mış­tır; an­cak onun bu ese­ri bu­gün el­de yok­tur. Kürt­ler hak­kın­da bu­gün el­de mev­cut ikin­ci eseri; 1753-1771 yı­lın­da mis­yo­ner­lik ya­pan İtal­yan pa­paz D. Lan­za yaz­mış­tır. Onu yi­ne 1762-1788 yıl­la­rı ara­sın­da Mu­sul’da ya­şa­yan M. Gar­zo­ni iz­le­miş­tir. 1787 yı­lın­da Ro­ma’da ba­sı­lan ese­ri­nin is­mi “Kürt Di­li­nin Dil­bil­gi­si ve De­yim­le­ri” adı­nı ta­şır. Bu ilk ya­zı­lan eser­ler­de, Kürt­le­rin Fars, Kel­dâ­nî ve Arap soy­lu ol­duk­la­rı iş­len­miş­tir.

         

        Özel­lik­le de 1850’ler­den son­ra İn­gi­liz ve Rus ca­sus­la­rı yo­ğun bir fa­ali­yet yü­rüt­müş­ler­dir. Kürt­çe de da­hil böl­ge­nin Türk­çe, Arap­ça ve Fars­ça gi­bi dil­le­ri­ni öğ­ren­miş­ler­dir. Hat­ta ço­ğu Müs­lü­man ol­duk­la­rı­nı söy­le­ye­rek hal­kın ara­sı­na ra­hat­lık­la gir­miş­tir. Böy­le­ce Os­man­lı’ya kar­şı Arap ve Kürt mil­li­yet­çi­li­ği to­hum­la­rı aşı­la­mış­lar­dır.

         

        – Bu ça­lış­ma­lar, Ba­tı’nın hâ­lâ sü­ren “Şark So­ru­nu” bi­lin­me­den an­lam­lan­dı­rı­la­bi­lir mi?

         

        – El­bet­te an­lam­lan­dı­rı­la­maz. Çün­kü si­zin de be­lirt­ti­ği­niz gi­bi Şark So­ru­nu bit­me­miş­tir; hâ­lâ de­vam et­mek­te­dir. Ba­tı için Lo­zan’ın pek faz­la meş­rû­iye­ti yok­tur; si­ya­sî açı­dan on­lar için Sevr önem­li­dir. Sevr’den vaz­ge­çil­miş de­ğil­dir. Böl­ge için ya­pı­lan 22. yüz­yı­lın plan­la­rın­da bö­lün­müş ve kü­çül­tül­müş dev­let­çik­le­rin rü­ya­sı var­dır. Do­la­yı­sıy­la Şark So­ru­nu, Tan­zi­mat ve son­ra­sı dönem­ler­de Os­man­lı’ya da­ya­tı­lan Ba­tı is­tek­le­ri, bu­gün de gün­dem­de­dir; adı ve ni­te­li­ği de­ğiş­miş baş­ka pro­je­ler ve fa­ali­yet­ler­le.

         

        – Kürt­ler ko­nu­sun­da Ba­tı­lı­la­rın ge­liş­tir­di­ği ku­ram­la­rı iki grup­ta top­lu­yor­su­nuz; bun­la­rı kı­sa­ca özet­le­ye­bi­lir mi­si­niz?

         

        – Ba­tı­lı or­yan­ta­list­ler ve ta­rih­çi­ler, 18. yüz­yıl­dan özel­lik­le 1950’l yıl­la­ra ka­dar, yo­ğun bir şe­kil­de Or­ta-Do­ğu’da ya­şa­mış en es­ki ka­vim­le­ri Kürt­le­rin ata­sı ola­rak gös­te­re­rek 15-20 ku­ram oluş­tur­muş­lar­dır. Bi­ri­nin oluş­tur­du­ğu bir ku­ra­mı di­ğe­ri red­det­miş; bi­lim­sel bul­ma­mış­tır. Bu ku­ram­lar; Kürt­le­rin Kürt­lü­ğü­nü Fars­lı­lık, Arap­lı­lık, Kel­da­ni­lik gi­bi kö­ken­ler­le açık­la­yan ku­ram­lar, za­ten bi­lim­sel bu­lun­ma­mış; ta­ri­hî açı­dan da te­mel­len­di­ri­le­me­miş­tir.

         

        Kürt­le­rin kö­ke­ni­ni, Med­lik-İs­kit­lik, Gur­luk, Gu­ti­lik, Ki­mmer­lik ile açık­la­yan ikin­ci sı­nıf ku­ram­lar, üze­rin­de dur­du­ğu­muz ku­ram­lar ol­du.

         

        Baş­lan­gıç­ta, Kürt ta­ri­hi­ni araş­tır­mak için de­ğil, Türk-Ja­pon soy bir­li­ği­ni araş­tır­mak ama­cıy­la baş­la­dı­ğı­mız İs­lâm ön­ce­si Türk ta­ri­hi­ni oku­ma ve araş­tır­ma­la­rı­mız­da, Aves­ta gi­bi en es­ki İran kay­nak­la­rı ile en es­ki Yu­nan kay­nak­la­rın­da, ar­ke­olo­jik ka­zı­lar­da bu­lun­muş ve ya­yım­lan­mış tab­let­ler­de Kürt­le­rin ata­sı ola­rak gös­te­ri­len bu ku­ram­lar­da­ki ka­vim­le­rin Tu­râ­nî ve­ya Türk so­ylu ka­vim­ler ol­du­ğu­nu öğ­ren­dik.

         

        Bu ku­ram­la­rı oluş­tu­ran Ba­tı­lı­lar, Kürt­le­rin ata­sı ola­rak gös­ter­dik­le­ri ka­vim­le­rin ır­kî kim­lik­le­ri üze­rin­de pek faz­la dur­ma­mış­lar­dır. Bun­da, ku­ram­la­rın oluş­tu­rul­du­ğu dö­nem­de ta­rih ve ar­ke­olo­ji bil­gi­le­ri­nin az­lı­ğı da rol oy­na­mış­tır. An­cak ba­zı­la­rı, on­la­rın Tu­râ­nî ol­duk­la­rı­nı bil­miş ol­sa­lar bi­le ve­ya araş­tır­ma yap­tık­la­rın­da öğ­ren­me im­kâ­nı ol­du­ğu hal­de, ko­nu üze­rin­de dur­ma ih­ti­ya­cı duy­ma­mış­lar­dır. Ör­ne­ğin; Kürt­le­rin kö­ke­ni­ni 1938 yı­lın­da oluş­tur­du­ğu Med-İs­kit ku­ra­mıy­la açık­la­yan V. Mi­norsky’nin, hem İran kay­nak­la­rın­dan hem de Raw­lin­son’dan Op­pert’e ka­dar ba­zı uz­man ta­rih­çi­le­rin eser­le­rin­den, Med­ler’in Tu­râ­nî ol­duk­la­rı­nı öğ­ren­me im­kâ­nı var­dı. Ama bu im­kâ­nı kul­lan­ma­mış­tır.

         

        – Müs­lü­man bil­gin­ler Kürt ko­nu­su­nu na­sıl ele alı­yor­lar?

         

        – Müs­lü­man bil­gin­le­rin Kürt­le­rin ır­kî kö­ke­niy­le il­gi­len­me­le­ri 10 ve 11. yüz­yıl­lar­da baş­lar. On­la­rın il­ki olan, İran­lı meş­hur ta­rih­çi Fir­dev­sî, Kürt­le­re Arap ola­rak bak­mış­tır. Ün­lü Arap ta­rih­çi Mes’ûdî bu ko­nu­da çe­liş­ki­li bir gö­rüş or­ta­ya koy­muş­tur. O, Kürt­le­re ba­zen Arap, ba­zen de İran­lı ola­rak bak­mış­tır. MS. 5 ve 6. yüz­yıl­da ya­zıl­dı­ğı sa­nı­lan Ele­geş ya­zı­tı, Kürt­le­ri bir Oğuz alt bo­yu ola­rak ka­bul eder. Ay­rı­ca Oğuz­nâ­me ve De­de Kor­kut tü­rü Türk ya­zar­la­rın eser­le­rin­de de Kürt­ler, Oğuz­lar­dan ola­rak ta­nı­tıl­mış­tır.

         

        – Bir de ün­lü Kürt bil­gin­le­ri var; bun­lar ne di­yor­lar?

         

        – Kürt­le­rin ta­ri­hi­ni ilk de­fa ya­zan Şe­ref­hân, meş­hur ese­ri Şe­ref­nâ­me’nin Fars­ça as­lın­da ken­di gö­rü­şü ola­rak Kürt­le­rin Gur­lar ile ay­nı et­nik kö­ke­ne sa­hip ol­du­ğu­nu açık­ça be­lirt­miş­tir. Ça­ğı­mız­da Zi­ya Gö­kalp’ten, ön­ce Kürt­çü­lük akı­mı­na ka­pı­lıp son­ra araş­tır­ma­la­rı so­nu­cun­da Türk ve Kürt­le­rin ay­nı kö­ke­ne sa­hip ol­du­ğu­nu gö­ren Dr. M. Şük­rü Sek­ban’a ve Me­sud Fa­ni (Bil­gi­li)’ye ka­dar, ba­zı önem­li Kürt bil­gin­le­ri Kürt­le­ri Oğuz nes­li ola­rak gö­rür­ler.

         

        – Fark­lı­lı­ğın, ki­mi­le­rin­ce ay­rı­lı­ğın te­me­li ola­rak gös­te­ri­len bir dil­den (Kürt­çe’den) söz edi­li­yor; bu, ger­çek­ten bir dil mi, yok­sa fark­lı dil­ler­den alı­nan ke­li­me­ler­le oluş­muş bir yı­ğı­şım mı?

         

        – Kürt­çe, as­lın­da mor­fo­lo­ji ve sen­taks ba­kı­mın­dan ki­tap­ta da gös­ter­di­ği­miz gi­bi, Türk leh­çe­le­rin­den bir leh­çe­dir. Uzun sü­re Fars ve İs­lâm’dan son­ra da Arap­ça’nın et­ki­siy­le, hem bu dil­ler­den çok mik­tar­da ke­li­me al­mış­tır; hem de isim ve sı­fat tam­la­ma­la­rın­da bu dil­le­rin tam­la­ma bi­çim­le­ri­ni al­mış­tır. Bu du­rum sa­de­ce Kürt leh­çe­si­ne mah­sus bir du­rum de­ğil­dir. Özel­lik­le 17. yüz­yıl­dan son­ra Os­man­lı leh­çe­si için de söz ko­nu­su­dur. Za­ten bu­gün­kü Kürt­çe de­nen leh­çe, baş­lan­gıç­ta Fars­ça’nın et­ki­siy­le yak­la­şık MÖ. 3. yüz­yıl­dan son­ra oluş­ma­ya baş­la­mış­tır. Ke­yâ­nîler, Med-İs­kit gi­bi Türk soy­lu ka­vim­le­rin atası ol­muş­tur; Aha­me­nid­le­rin ve Sâ­sâ­ni­le­rin hü­küm­ran­lı­ğı al­tın­da ka­lın­ca, dil­le­ri za­man­la de­ği­şi­me uğ­ra­mış­tır.

         

        Ay­nı isim­li aşi­ret­le­re ba­zı böl­ge­le­ri­miz­de Kürt de­nir ve Kürt­çe ko­nu­şur­lar. Ba­zı böl­ge­le­ri­miz­de Türk­men de­nir ve Türk­çe ko­nu­şur­lar. Do­la­yı­sıy­la Kürt­çe, yu­ka­rı­da da ifa­de et­ti­ği­miz gi­bi Fars di­li ve kül­tü­rü te­si­riy­le olu­şan bir Türk leh­çe­si­dir; ken­di ba­şı­na bir dil de­ğil­dir.

         

        – Pe­ki bu di­lin bir al­fa­be­si de var mı?

         

        – Ha­yır; Kürt­çe­nin ken­di­ne has bir al­fa­be­si yok­tur. Arap harf­le­riy­le ya­zıl­dı­ğı de­vir­ler­de, hem Türk­çe için, hem de Kürt­çe için ay­nı harf­ler kul­la­nıl­mış­tır. Türk­çe­de, Kürt­çe­de ve Fars­ça­da olup da Arap­ça­da ol­ma­yan ses­ler için ila­ve harf­ler kul­la­nıl­mış­tır. Geç­miş­te Gar­zo­ni gi­bi pa­paz­la­rın “Kürt Al­fa­be­si” de­dik­le­ri şey­ler Fars ve­ya Os­man­lı al­fa­be­sin­den baş­ka bir şey de­ğil­dir.

         

        Son gün­ler­de ba­zı Kürt­çü­ler, Kürt­çe ke­li­me­le­ri La­tin harf­ler­iyle yaz­dık­la­rın­da, Türk­çe ya­zım­dan ayır­mak için ol­sa ge­rek, or­yan­ta­list­le­rin Arap harf­le­riy­le ya­zıl­mış - Türk­çe ol­sun, Fars­ça ol­sun- me­tin­le­ri Ba­tı dil­le­ri­ne ak­ta­rım­la­rın­da­ki trans­krip­si­yon ve­ya trans­li­te­ras­yon sis­te­mi­ni kul­la­nı­yor­lar. Ör­ne­ğin, Arap­ça asıl­lı Türk­çe­de “Ha­ber” ola­rak yaz­dı­ğı­mız ke­li­me­yi on­lar “Xa­ber” şek­lin­de ya­zı­yor­lar; Van ke­li­me­si­ni “Wan” ya­zı­yor­lar; iş­te bu­na “Kürt al­fa­be­si” di­yor­lar. Bu ye­ni bir şey de de­ğil­dir; Azer­bay­can Türkleri bu­nu yıl­lar­dır ya­pı­yor­lar. La­tin al­fa­be­si­ni kul­lan­dık­la­rı za­man on­lar da “ha­ber” ke­li­me­si­ni “xa­ber” şek­lin­de ya­zı­yor­lar. Çün­kü Ba­tı­lı­lar Arap­ça “hı” har­fi­ni “x” ve­ya “kh” har­fiy­le; Arap­ça “vav” har­fi­ni “w” har­fiy­le kar­şı­lar­lar.

         

        – Özel­lik­le din­sel, kül­tü­rel ve an­tro­po­lo­jik açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da Türk-Kürt iliş­ki­si na­sıl gö­rü­nü­yor?

         

        – Bi­zim araş­tır­ma­la­rı­mı­za gö­re İs­lâm ön­ce­sin­de, di­ğer Türk soy­lu­lar gi­bi Kürt­ler de Kam ge­le­ne­ğin­den ge­len ve fark­lı za­man­lar­da ye­ni şe­kil­ler alan din­le­re men­sup­tur­lar. Bun­la­rın en önem­li­le­ri, bir Med di­ni olan Zer­düşt­lük/Me­cû­si­lik­tir -ye­ni araş­tır­ma­la­rı­mız, Zer­düşt (Za­rat­hus­tra)’ün Medli Tu­râ­nî bir kim­se ol­du­ğu­nu ka­buleden Ba­tı­lı bil­gin­le­rin var­lı­ğı­nı gös­ter­miş­tir.- Ay­zid­lik’tir. Ay­zid­lik di­ni­ne, ba­zı Ba­tı­lı­lar ve ba­zı Müs­lü­man ta­rih­çi­ler yan­lış­lık­la Ye­zi­di­lik is­mi­ni ver­miş­ler­dir. Kı­sa­ca din­sel açı­dan Türk­ler ve Kürt­ler ara­sın­da, di­ğer âdet ve ge­le­nek­ler gi­bi, kül­tü­rel açı­dan ol­du­ğu gi­bi, bir or­tak­lık ve ben­zer­lik var­dır. Or­tak ma­sal­lar ve ef­sa­ne­ler­de var­dır. Bu du­rum ede­bi­yat­ta da gö­rü­le­bi­lir. Ay­nı me­lo­di­ler, te­ma­lar ve mu­si­ki alet­le­ri söz ko­nu­su­dur; bu­nun gi­bi bir­çok or­tak kül­tü­rel un­sur var­dır.

         

        – Öy­ley­se; “Öz­bek, Kır­gız, Ka­zak, Pe­çe­nek, Ku­man, Kıp­çak, Uy­gur, Aze­ri vb. ad­lar­la anı­lan Türk­ler ney­se Kürt­ler de odur” de­ne­bi­lir; öy­le mi?

         

        – Ebet­te. Hat­ta Kürt­le­rin ço­ğu, bi­ze, söz ge­li­mi Ka­zak­lar­dan da­ha ya­kın­dır. Çün­kü Gaz­ne­li­ler dev­le­ti yı­kı­lır­ken, Gaz­ne­li hal­kı­nın ço­ğu Do­ğu Ana­do­lu’ya yer­leş­miş­tir: İran si­ya­se­ti ge­re­ği, ön­ce II. Be­ya­zıd ve son­ra da Ya­vuz Sul­tan Se­lim, Or­ta Ana­do­lu ve Ak­de­niz yö­re­sin­den bir­çok Türk­men aşi­re­ti­ni Do­ğu ve Gü­ney-Do­ğu Ana­do­lu’ya yer­leş­tir­miş­ler­dir. Ana­do­lu’nun fet­hiy­le böl­ge­ye yer­le­şen ilk Pe­çe­nek­ler ve Avar­lar, da­ha son­ra ge­len Gaz­ne hal­kı ve Türk­men­ler za­man­la Kürt­leş­miş­ler­dir. Do­la­yı­sıy­la bu­gün­kü Kürt­le­rin ço­ğu Türk­men­dir. Ör­ne­ğin, Ege ve Mar­ma­ra böl­ge­sin­de­ki Ka­ra­ke­çi­li­ler’e Türk­men, Ur­fa ve Mar­din böl­ge­sin­de­ki­le­re Kürt de­nir.

         

        – Bu du­rum­da Kürt­le­rin tem­sil­ci­li­ği id­di­asın­da­ki ma­lum şe­be­ke­yi na­sıl de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir?

         

        – Yu­ka­rı­da da be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, Şark So­ru­nu bit­miş de­ğil­dir; ba­zı güç odak­la­rı için Sevr hâ­lâ yü­rür­lük­te­dir. Do­la­yı­sıy­la ma­lum şe­be­ke men­sup­la­rı ABD ve AB ül­ke­le­rin­de bu ama­cı gü­den odak­la­rın “Kürt­le­ri”dir. Ge­le­cek­te ya­ra­tı­la­ca­ğı umu­lan me­ga olu­şum­lar için kul­la­nıl­mak­ta­dır­lar; Bü­yük Pon­tus ve Bü­yük İs­ra­il gi­bi!

         

        – Uma­rım sö­zün bit­ti­ği ye­re gel­me­yiz; Keyaniler ve Med­ler üze­ri­ne ça­lış­maları­nı­zı da bi­ti­rir­si­niz; onları da ko­nu­şu­ruz inşallah. Te­şek­kür­ler!..(***)

         

        

         

        

         

        

         

        ________________________

        (**) Meh­met Bay­rak­dar, Do­ğu ve Ba­tı Kay­nak­la­rı­na Gö­re Kürt­ler Türk­le­rin Ne­si Olu­yor?, Be­yaz­ku­le yy, An­ka­ra 2009, 304 say­fa.

        (***) Bi­lin­di­ği gi­bi ger­çe­ği bil­mek öz­gür­leş­ti­rir. An­cak Kürt kö­ken­li yurt­taş­la­rı tem­sil id­di­asın­da bulunan ırk­çı grup, iha­ne­tin ate­şiy­le kör­leş­ti­ği için ol­gu­nun ta­rih­sel, dil­sel ve an­tro­po­lo­jik açı­dan açık­lan­ma­sı­na, do­la­yı­sıy­la öğ­re­ne­rek öz­gür­leş­me­ye ka­pa­lı du­ru­yor; salt ‘so­run’ ve ‘çö­züm’ söz­cük­le­riy­le ge­viş­le­ne­rek 1923 Türk dev­ri­mi­ni ya­ra­tan ku­ru­cu pa­ra­dig­ma­yı yad­sı­yor.

        Kuş­ku­suz, ku­ru­cu pa­ra­dig­ma­nın ya­rat­tı­ğı Cum­hu­ri­yet­çi De­mok­ra­si, söz­ko­nu­su yad­sı­ma­yı ken­di var­lı­ğı­na teh­dit ola­rak gö­rü­yor. Çün­kü bu grubun ‘özerk­lik’ten ‘fe­de­ras­yon’a ka­dar uza­nan ‘çö­züm çe­şit­li­li­ği’ (!) mil­let için­de mil­let ya­rat­ma­nın ön aşa­ma­sı­dır; va­ra­ca­ğı yer de et­mik te­mel­li dev­let­tir.

        Kürt kö­ken­li yurt­taş­lar el­bet­te, bi­rey­sel hak­lar ve öz­gür­lük­ler çer­çe­ve­sin­de ana dil­le­ri­ni öğ­re­ne­bi­lir­ler, ko­nu­şa­bi­lir­ler, mü­zik ya­pa­bi­lir­ler, ya­zı ya­za­bi­lir­ler; an­cak söz ko­nu­su ana di­li ka­mu­sal ala­nın ne birinci di­li, ne de ikin­ci di­li ha­li­ne ge­ti­re­bi­lir­ler. Çün­kü bu, Boş­nak, Arap, Çer­kes, Ro­man vb. kö­ken­li yurt­taş­lar açı­sın­dan da ‘hak’ ola­rak ta­lep edi­lir. Kal­dı ki ne ABD’de, ne de AB ko­da­ma­nı ül­ke­ler­de fark­lı kö­ken­den ge­len yurt­taş­lar ana dil­le­ri, ulu­sal dil­ler ye­ri­ne ika­me ede­bi­li­yor­lar; tam ter­si­ne, ken­di­le­rin­den ‘rü­ya­la­rı­nı bi­le ulu­sal dil­le gö­re­bil­me­le­ri’ is­te­ni­yor

        Hem bu ol­gu­sal du­rum hem de ül­ke­nin öz­gün ko­şul­la­rı dik­ka­te alı­na­rak TRT’nin fark­lı dil­ler­de­ki ‘ya­yın açı­lı­mı’ mut­la­ka göz­den ge­çi­ril­me­li; ör­ne­ğin mev­cut uy­gu­la­ma, Arap, Çer­kes, Boş­nak, Ro­man vb. kö­ken­li yurt­taş­la­rı da kap­sa­ya­cak şe­kil­de ge­niş­le­til­me­li; ya­yın­lar, üçer sa­at­lik ha­ber, yo­rum ve mü­zik prog­ram­la­rıy­la sı­nır­lan­dı­rıl­ma­lı­dır (Kal­dı ki so­rum­lu il­gi­li­le­rin önün­de BBC gi­bi bir ör­nek de var­dır.).

        Cum­hu­ri­yet­çi De­mok­ra­si, bu çer­çe­ve­yi zor­la­yan hiç­bir ta­le­bi ar­tık olum­la­ya­maz; çün­kü sı­nır aşan ta­lep­le­rin ‘hak’ ka­te­go­ri­si­ne so­kul­ma­sı, or­tak de­ğer­ler var­lı­ğı mil­le­ti söz­cü­ğün tam an­la­mıy­la ay­rış­tı­rır; bu da -zo­run­lu ola­rak- de­va­sa bir ‘Türk so­ru­nu’ ya­ra­tır. Ve so­nuç­ta, ola­cak olan olur: Ön­ce­lik­le dış di­na­mi­ğin ‘Şark so­ru­nu’ bağ­la­mın­da ya­rat­tı­ğı ‘Kürt so­ru­nu’ sö­zü­nü dil­le­ri­ne pe­le­senk eden ne­oli­be­ral, mür­te­ci ve klan fe­ti­şis­ti ma­hut­lar­dan olu­şan iş­bir­lik­çi cep­he bu so­ru­nun mut­la­ka al­tın­da ka­lır. Çün­kü bin­ler­ce yı­lın ta­rih­sel tec­rü­be­si gös­te­rir ki hiç­bir ku­ru­cu halk (ya da ira­de), yıl­lar son­ra ‘fark­lı­yız’ de­ma­go­ji­siy­le ‘or­tak­lık di­lek­çe­si’(!) ve­ren­le­ri - İbn-i Hal­dun’un ifa­de­siy­le söy­le­ye­lim- ‘mül­kün ta­pu­su­na or­tak et­mez.’

        Ta­rih ba­ba­nın bu ko­nu­da­ki Tunç ka­nu­nu­nu bir kez da­ha anım­sa(t)mak ge­re­kir: Dev­let ne şir­ket gi­bi ku­ru­lur, ne de şir­ket gi­bi yö­ne­ti­lir, ya­şa­dı­ğı sü­re­ce de -do­ğa­sı ge­re­ği- ken­di­ne or­tak al­maz!

        Bu Tunç ka­nu­nu ge­re­ği, Kürt kö­ken­li yurt­taş­lar, de­rin­le­şen sü­reç­te -Ana­ya­sa hu­kuk­çu­su Müm­taz Soy­sal’ın for­mü­le et­ti­ği gi­bi- çok ba­sit iki se­çe­nek­le kar­şı kar­şı­ya ge­lir­ler: Mev­cut ulus- dev­le­tin yurt­ta­şı ola­rak kal­mak is­te­yen­ler bu­ra­yı, ‘ikin­ci İs­ra­il’ ola­rak kur­gu­la­nan et­nik dev­le­tin hu­ku­ku­nu be­ğe­nen­ler ora­yı yeğ­ler­ler! (Ku­ru­cu pa­ra­dig­ma­nın an­la­mı, öne­mi, de­ğe­ri, ba­şa­rı­la­rı, im­kân­la­rı, kar­şı saldırılar  ve  sı­nır­la­rı­na fel­se­fe­ce bir ba­kış için bkz; S. Eli­bol, Cum­hu­ri­yet­çi De­mok­ra­si / Tür­ki­ye’nin Öz­gün Yo­lu, Mi­ni­ma yy, An­ka­ra, 2007.)

         


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele