Darbeci Zihniyet Üzerine-II

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

        Darbe bir ülkenin toplumsal dokusunu ve insan yapısını ağır biçimde tahrip eder. Onun kurduğu korku imparatorluğunun gölgesinde, özgüven sahibi, sağlıklı düşünebilen bireylerin aksine, hastalıklı akıllar yetişir. O ortamda dünya algısı da hastalıklıdır. Dünya sadece bir savaş alanı, dünyada olmak da işin doğası gereği bir cephede mevzilenmişlik şeklinde algılanır. Darbe kuşaklarının hastalıklı oluşunun nedenlerinden biri darbecilerin toplumsal projeleri, diğeri de onlara sunulan bu dünya tablosudur. İnsan, hele hayatının baharındaki kuşaklar tüm hayatını bu gerilime dayandırmak istemez. Ayrıca toplumda belli bir kesimin, darbe ortamının sonucu olarak dünya nimetlerinden ölçüsüzce pay aldığına da tanıklık ederler. Dünya algılaması, amaçlar ve idealler böylece değişmeye başlar. İster bir savunma mekanizması diyelim, ister bu değişimin yansıması; sonuçta kayıtsızlık ve hazcılık gittikçe yaygınlaşır. Toplumu ihya etmeyi hedefleyen darbeci zihniyet, gerçekte onun geleceğini karartmış olur.

         

        Darbeci zihniyet nedir?

         

        Darbecilik öncelikle bir bilinç durumudur. Bu bilinç durumu süreklilik kazandığında, artık zihniyet halini almış olur. İster yapılmış isterse düşünülmüş olsun, darbe denilen eylemi kendi içinde onaylayan, siyasal alandaki beğenilmeyen tablodan yegâne kurtuluş yolu olarak darbeyi gören ve onu meşru bulan, dayatmacı ve baskıcı nitelikteki tüm siyasal tasarımları destekleyen düşünüş biçimine darbeci zihniyet diyoruz. Bilfiil aktör olmayan dış destekçiler de aynı zihniyeti paylaşırlar.

         

        İnsan neden darbeci zihniyete sahip olur?

         

        Bir düşünüş ve tavır alış tarzı olarak zihniyette, darbeyi meşru görmeyi mümkün kılacak kabul, tasarım ve eğilim var olmuş olmalıdır ki darbeci zihniyet gelişmiş olsun! Çünkü olup biteni, memleketin gidişatını beğenmeyen, mevcuda şiddetle karşı çıkan herkes darbeci zihniyet geliştirmez. Bu da darbeci zihniyeti insana şartların dayatmadığını gösterir.

         

         

        Darbeci Zihniyetin İçyapısı

         

        Darbeci zihniyet toplumsal dünyayı ve sosyal olguları, sadece kendi kabullerine göre algılar. Bu kabuller aynı zamanda darbeci zihniyetin ideolojisidir. Bu ideolojiye aykırı olan her şeyin ülkeyi kötüye götürdüğüne inanılır. Darbeci kendini devletin asıl sahibi olarak gördüğünden, kendisi aleyhindeki görüşlerden eylemlere kadar her şey yanlış ve aynı zamanda da suçtur. Onların önlenmesi için güç kullanılmalıdır. Darbeci, gücün her şeyi çözeceğine adeta iman etmiştir. Güç kullanımının hukuka dayanması diye bir kıstası kabul etmeyen darbeci zihniyet, kendini dokunulmaz, duruş veya eylemini meşru görür. Bu yüzden tüm darbeler yasayı hukukla eşit kabul edip hukuku rafa kaldırmakla işe başlarlar. Yani darbelerin yasası çok yalındır: Mutlak kontrol, güç ve şiddet… İnsani ve evrensel değerleri bile dönüştüren darbeci, elindeki güçle kendini bir yeryüzü tanrısı gibi görür. Güç, gerçekte sadece sınırlandırıcı iradeyi beraberinde taşırsa iyiye hizmet edebilir. Güce oynayan darbeci kontrol kabul etmediğinden, onun elindeki güç bir zulüm aracına dönüşür. Bu yüzden tüm darbelerin tarihi kan, işkence ve zulüm yüklüdür. İnsanlık, haklar öğretisine sadık ve onu egemen kılan bir darbe tanımamıştır.

         

        Devleti koruma gerekçesiyle eylemini veya tasarımını meşrulaştıran, bu yüzden tüm vasıtaları meşru gören darbeci, devletin kendini koruyacak mekanizmaları olduğunu göz ardı eder. Sadece kendisi bunu yapabilir ve yapmalıdır. O, kendi öznel varlığını vazgeçilmez görür. Dolayısıyla darbeci bir akıl varlığı değil, bir kesin inançlı; modern çağların akıldışı varlığıdır. Gerçek sadece onun gerçeği, doğru sadece onun doğrusudur. Onlara karşı çıkmak, onları sorgulama masasına yatırmak düşmanca bir tutumdur. Darbeci bu tutumu içinde, insan dünyasının gerçekliğinin binbir yüzü olduğunu, orada hiyerarşik bir dizilenmenin değil, girift bir ilişki ağının yaşandığını, toplumsal sivil dünyanın evrim yönünde bir değişim geçirdiğini kabullenmez. Değişim zaten kötü bir şeydir. Bu kabul dolayısıyla bütün darbeci zihinler tutucudur/yobazdır. Gerçekte ise onun hakikati tahrif edilmiş bir hakikattir. O, hakikati kurgulayarak algılar. Bu bakımdan bu zihniyet gerçek dünyayla hakiki anlamda temas etmez. Dünya, iyiler ve kötüler olmak üzere ikiye ayrılır ve başka bir kategori yoktur. İyi, darbecinin kendine ve zihniyetine uygun olandır. Diğer her şey kötüdür. Yani darbecinin mantığı, daha önce belirtildiği gibi, ideolojilerin mantığıdır.

         

        Darbeci, insanı, toplumu ve devleti zihninde kendine göre konumlar. Birey sadece itaatkâr özne olursa onaylanır. Özgür düşünen insanı büyük tehdit olarak gören darbeci zihniyet, bu insanın kendine sunulanları akıl süzgecinden geçirmesini ihanet olarak niteler. Özgür ve dolayısıyla kişilik sahibi bireyin kolayca sevk ve idare edilemeyeceğini bilen bu zihniyet, kişiliksiz insanlar yetiştirmek ister.

         

        Darbeci zihniyet, doğası gereği devletçidir. Çünkü darbe, bir devlet düzeni içinde ve devleti kurtarmak için yapılır. Onun devleti, toplumu huzur ve sükûnet içinde yaşatan, bu bakımdan da en yüksek değeri hak eden bir organizasyon değildir. Ona göre devlet, fonksiyonu itibarıyla titizlikle korunması gereken bir yapıdan ziyade, sadece devlet olması bakımından adeta tapılması gereken bir puttur. Gerçekte ise devlet, darbeci zihniyetin güce susamışlığını tatmin edeceği bir ortam olduğu için kutsanır. Tüm darbeciler vatansever değil maceraperesttir. Onlar erdemlilik olarak kahramanlık ve fedakârlık için ihtirasları uğruna kendi hayatlarını bile feda etmeye hazırdır. Darbeci bilinç ihtiras yüklü bir bilinçtir.

         

        Bu zihniyet toplumu da kendine itaatle yükümlü görür. Halkın iradesi, kendine özgü tercihleri olamaz. Halk cahil olduğundan ve kendisi için iyi olanı asla bilemeyeceğinden, onun iradesinden ve kendine özgü tercihlerinden söz edilemez. O, kendi başına bırakıldığında yanlış tercihlerde bulunabilir. Bu yüzden onu bir çoban edasıyla hep vesayet altında tutmak gerekir. Halksız bir devlet ontolojik olarak var olamayacağından, halk imha da edilemez; ama karar iradesi ve yönetme eyleminde fiilen yok sayılır. Bunlardan dolayı toplumun sivil toplum bilinciyle örgütlenmesi engellenmeli, gerekirse ayrıştırıcı ve çatışma yaratıcı politikalar izlenmelidir. En güzeli, halkın içinden bir kesimin darbeci zihniyetle donanmış olarak yetiştirilmesidir. Bu amaca hizmet eden en uygun yol, tehdit algılamasının değiştirilmesi ve ideolojik kabullerin benimsetilmesidir. Bunu sağlama için darbeci zihniyet, kapalı toplumda sürekli telkin mekanizmasıyla, açık toplumda da korku ütopyaları üretmekle işe başlar. Yani darbeciler modern zamanların en tehlikeli vasıtasını, bilinci hadım eden ve zincirleyen zihinsel üretim türü olarak ideolojileri kullanırlar. Nedeni ise halkın asla zihinsel sükûnet içinde bırakılmamasıdır. Yani darbeci zihniyet her bakımdan kelimenin gerçek anlamında bir halk ve toplum düşmanıdır.

         

        Darbeci zihniyete göre tek doğru veya doğrular demeti vardır. Çoğulculuk kötü, tek biçimlilik esastır. Bu doğruların sorgulanması da engellenmelidir. Bu yüzden, darbeci zihniyetin egemen olduğu devlet yapılarında, toplumsal veya siyasal hayatın her alanı tabularla örülmüştür. Onlar kutsal şeyler diye kabul ettirilir. Gerçekte onlar hakiki kutsal değil, türetilmiş kutsallardır. Yani darbeci zihniyet kendi kutsalını inşa eder ve böylece akla oyun oynar. Diğer kutsallar da ona uydukları takdirde var olabilir. Sözgelimi ortak ve evrensel kutsal olarak hukuk, temel hak ve özgürlükler darbeci zihniyet nezdinde sadece kendi kutsalına hizmet ediyorsa anlamlıdır. Kutsala dokunan, darbecinin zorbaca güç kullanımıyla “yanar”. Aslında bu zorbalığa ‘kutsal amaçla örtülmüş zorbalık’ demek daha doğru olur.

         

        Darbeci kendini hep tehdit altında görür, hep tedirgindir. Kendi varlığını korumak için acımasız davranmaya hazırdır. Bu bakımdan darbeci insanlık düşmanı, potansiyel katildir. Darbeci, kendini aşan ve gücünü sınırlayan bir şey olarak ilkelere asla bağlı değildir. O, ilkesini kendisi koyar ve bu ilkenin insani-kabul edilebilir olmasına bakmaz.

         

         

        Darbeci Zihniyetin Kaynakları

         

        Darbe yapmayı tasarlayan darbeci zihniyet, basitçe hükmetme ilkesinden değil, kendi sorumluluğunda gördüğü, hatta kendi mülkü gibi algıladığı devleti koruyup kollama amacından yola çıkar. Yani onda, “mülk”ü başkasına layık göremeyecek derecede bir sahiplik duygusu egemendir. Dolayısıyla o, bu görevin biricik sorumlusu olduğundan, kendini seçkin bir birey, -Nietzsche’nin deyimiyle- “üstün insan” olarak konumlar. O, tarihi yazmış olur, unutulup gitmekten kurtulur. Bu seçkinlik sadece kendisine ait değildir; darbeci sınıfın tamamı aynı telkinle yetiştiğinden, darbenin bilfiil iştirakçilerinde de aynı duygu egemendir. Dolayısıyla darbeci zihniyet, kurumsal dayanışmadan beslenir. Çünkü darbeci ömür boyu dokunulmazlık talep eder. Meslek taassubu da bunun zeminidir. O kendi meslek grubunu koruyup kollar. Zorunlu makam devrinde de görevi devralanlar onu koruyup kollar. Bu yüzden, darbecilerin ve darbeci zihniyetin kurumsal iştirakçileri kendilerini hep güvende hissederler ve darbeci zihniyet de asla kesintiye uğramaz. Başka bir deyişle, darbeci zihniyeti, kurumsal yapı teşvik eder. Bu kurumsal yapı kendini hep ayrıcalıklı görür. Darbeye ihtiyaç olmadığında bile, mensuplar ayrıcalıklı yaşar ve ölürler.

         

        Genel olarak zihniyet ve özel olarak da darbeci zihniyet bireysel, sosyal, kültürel ve tarihsel temele dayanır ve oradan beslenir. Bireysel temel bakımından, darbeci, kendi putunu imal edip ona tapan muhteris kişiliktir. Ona göre sadece kendisi haklıdır ve geri kalan herkes yanlışlar içindedir. Darbeye kutsal bir amaç biçildiğine göre, darbecilik kutsal görev kimliğine bürünmüş bencillikten başka bir şey değildir. Darbe yaptıktan sonra yönetimi başkasına bırakmış fedakâr bir darbeci yoktur. Zaten diğergâm kişilik, darbeci olmaz. Darbeci otorite kullanımını görünüşte ve bazı zorunluluklar dolayısıyla devredebilir; ama geride, kendini güvenceye alacak, kurumsal olarak da onu koruyup kollayacak bir siyasal yapı bırakır. Darbeci zihniyet mensubu, kendisinin veya kendisi gibi düşünenin darbe yapmasını ister. Dolayısıyla darbeci zihniyet, genel bir ele geçirme eylemi olarak darbeyi değil sadece kendi darbesini onaylar.

         

        Darbenin halktan destekçileri, bizatihi darbenin getirisinden faydalananlar hariç, kendi ideolojilerine uyan bir darbe yönetiminde daha mutlu olacakları zannıyla darbeye onay verirler. Bu da darbeci zihniyetin toplumsal kaynağını oluşturur.

         

        Darbeci zihniyet kendisi ile barışık değildir. Kendisiyle barışık olan, her türlü kompleksten arınmış, kendi gücünün sınırlarını bilen ve onun ötesine taşmayan, kabul edilebilir yoldan kendi gücünün sınırlarını genişletmeye çalışan kişidir. Onun bu etkinlik talebinde tahakküm idesi barınmaz. Darbeci zihniyet ise sınırsızca etkinlik talep eder ve bunun için pervasızca meydan okur. Ama o, cesaretini kendinden değil dayandığı kurumsal yapıdan ve ideolojisinden alır. Onlar da tarihe dayanır. Yani darbeci zihniyet tarihten de beslenir. Darbe bilinci ayrıca yakın dönem siyasal tarihte de bir kökene sahiptir. Ama bu tarih gerçek tarih değil, darbecinin düşünce dünyasında kurgulayarak çarpıttığı tarihtir. Üç-beş silahlı kişi bir araya gelerek darbe yapmaya karar vermez. Gerektiğinde darbe yapmak, onun zaten tarihsel-kültürel kökenli doğal hakkıdır. Yani darbeci zihniyet, tarihsel temelli siyasal kültürün dönüştürülmüş hali gibi görünmektedir.

         

        Kültürel kaynağa gelince; darbeciler o toplumun kültür dünyasında kendilerine verilen seçkin yere dayanarak öne çıkarlar. Türk kültüründe sosyal otorite daima önceliklidir. Tarihsel köklerine bakıldığında, bu otoriteyi eline alan, kendisine ‘kut verilmiş’ kişidir. Yani kut zorla ele geçirilmez; o bir görev olarak ötelerden verilir. Dolayısıyla kut, basitçe hükmetme hakkı değil, toplum için iyi olanı gerçekleştirme görevi ve zorunluluğu demektir. Kutun verilmişliği, onun gereğinin icrası ve paylaşımını içerir. Bu da, kut verilene, otoriteyi toplum hizmeti için kullanma görevi yükler. İslamiyet sonrasında kut, Allah’ın rızası ideali olarak telaffuz edilmiştir.

         

        Bu coğrafyada darbeci zihniyet neden bu kadar yaygındır?

         

        Türk kültürünün özelliklerinden biri, itaat merkezli olmasıdır. İtaat ise sırf güce biat etmek değildir. Bu toplumun tarihsel kültürü güce, hele gücün kişisel olanına tapmaz. Türk kültüründe kut bilincinin eşlik etmediği güç, insanların nefretini mucip bir şeydir. Farklı durumlarda bireyler toplumsal otoriteyle çatışmaya da girmez. Sadece devletin gücü saygınlık uyandırır. Nedeni de devletin, yönetenler kanalıyla “kut”lu işler yapmasıdır. Tarihsel kaynaklarda, mesela Orhun Kitabeleri’nde, Dede Korkut’ta, Dadaloğlu’nda aynı bilinci görüyoruz. İşte darbeci zihniyet, sözü edilen nitelikteki itaat kültürünün kötüye kullanımı gibi görünmektedir. Hep bir uzlaşma yolu bulan bu kültür dünyasında, bu kadar çok darbeci yetişmesini, yeniçerilerde başlayan, batılılaşma sürecinde belirginleşen “devlet adamı algısının dönüşümü” vakıasında aramak gerekir.

         

        Yüksek kültür ürünlerine bakınca görüyoruz ki Kutadgu Bilig, Siyasetname, Medinetül Fazıla gibi tarihsel metinlerin söylemi emir formunda değil nasihat formundadır. Siyasal nasihat, yöneten ve yönetilenlerin tamamına görevini hatırlatan, estetize biçim almış bir buyurganlığı anlatır. Bu buyurganlığın kaynağı, üst metinler, üst düşüncedir. Dolayısıyla kendisine bir şey buyurulan, dünyevi otorite olarak buyurgan olabilecek kişidir. Bu buyurganlık biçiminde üst metin herkese sınırını ve yükümlülüklerini bildirir. Onlar ilgililerce içselleştirilir. Bunun sonucunda, bu coğrafyada, büsbütün sorunsuz olmasa bile Batı toplumlarında rastlanan türden sorunların yaşanmadığı bir siyasal ortam oluşmuştur.

         

        Herkes aynı üst metne itaat ettiği, yöneten ve yönetilen bu buyrukları içselleştirdiği için, buyruklara uyulduğu müddetçe, ortak iyinin belirleyicileri ideolojik metinler değil, bu üst metinler oldu. Fakat modern çağların gerekleri ve yeni yönelimleri yanında devlet idaresi işinin karmaşıklaşması karşısında, bu buyurganlığın iyi niyet içermesi müşterek iyinin gerçeklik kazanması için artık yeterli olmamaya başladı. Zamanın gerektirdiği yeni yapılanma ve süreçte, belirtildiği gibi, devlet adamı algısının dönüştüğü görüldü. O artık “kut verilmiş” değil, kutla bağlantısız olarak ‘kut’lu işi üstlenen kişi, yani idarecidir. Yüzlerce yıldır meşruiyetin kaynağı, tek adam egemenliğiydi. Artık bunun sonuna gelip meşruiyet halka tahsis edilince, darbecilik tam uygun zeminini buldu. Gerçekte darbeciliğe kesin şekilde karşıt olan halk egemenliği, egemen olmak isteyenlere bir zemin hazırladı. Yani darbeci zihniyet, halk egemenliği ilkesinin de kötüye kullandı.

         

         

        Sonuç Olarak…           

         

        Darbeci zihniyet bazen nükseden, bazen ortadan kalkan bir zihniyet değildir. O, kişinin tüm eylem ve düşüncelerinin belirleyicisidir ve hayatın tamamını kuşatır; bu yüzden de sorunlara bir çözüm yolu teşkil eden geçici bir yönetim değişimi tasarımı olarak görülemez.

         

        Darbeci aciz bir bilinç varlığıdır. Çünkü o, ilk başta her şeyi belirleyebileceğini zanneder ama işin başına geçince böyle olmadığını görür. Bu bakımdan da darbeci kolay yönlendirilir. O halde darbeci, özgür ve özgün olduğunu zanneden, hem dışa bağımlı hem de ihtiraslarına tutkun bir köledir. Hem bu hem de diğer bakımlardan, darbeci zihniyet patolojik bir zihniyettir. O, toplumsal durumu doğru algılamaz. İçinden çıktığı halk, darbeci için aynı zamanda düşmandır da! Bu zihniyet mensupları mesleki dayanışma yaşantısı ile meslek dışı yaşantıyı bir ve bütün olarak düşünür. İçinden çıktığı toplumu ve içinde yer aldığı devlet yapısını, hatta devletin diğer organlarını kendi meslek grubunun düşmanı olarak görüp gerektiğinde onları aşağılamaktan çekinmez. Ama o bunu kutsal amaç çerçevesinde yaptığından, darbeci, bir başka şeyi kullanan, gerçek amaçlarını gizleyen bir bilinç varlığıdır. O, hodbin, değerlerinden soyutlanmış ve merhametsizdir de! Çünkü korku salmak, sindirmek ve böylece içteki rakiplerini ezip etkisiz hale getirmek ister. Darbe yaptıktan hemen sonra adalet ve şefkat idaresi kurmuş hiçbir darbeci yoktur. Tüm darbeler korku rejimleridir.

         

        Gerçek vatansever, gönül verdiği yapı üzerinde bir zulüm yönetimi kurmayı asla onaylayamaz. Zulüm yönetimi kurmaktan başka yolu olmayan darbeci, vatansever kimlik ve söylemle ortaya çıksa bile, kelimenin gerçek anlamında vatan haini ve ikiyüzlüdür. Bu yüzden bütün vatanseverler, cumhuriyete ve demokrasiye gönül verenler, tüm darbecileri ve darbeci zihniyeti lanetlemelidir. Darbeci zihniyetin panzehiri, tam demokrasi bilincidir.

         


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele