Politik Sinemaya Dair-1 Herşey Politikayla Başladı

Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338

         

        Bu, birkaç bölümlük yazı dizisinde politik sinemayı tarihi seyriyle ele alırken diğer yandan felsefesi, mantığı, işleyişi ile de değerlendirmeye çalışacağız.

         

        Politika, Eski Yunanca, "Polis" kelimesinden gelir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde, "Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü, siyaset, siyasa" şeklinde açıklanır. İkinci anlamı davranış biçimi, düşünce yapısıdır. Mecazi anlamı ise "Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme."[1] şeklindedir. Öncelikle konuya ilişkin kavramlar üzerinde duralım.

         

        Politizasyon: Siyasallaşma, siyasallaştırma anlamındadır.

         

        Depolitizasyon: Özetle halkı politikadan dışlayıp yöneten değil yönetilen kitleye, daha doğrusu güdülen sürüye dönüştürme işlemidir.[2]

         

        Batı’da bugün ciddi bir depolitizasyondan söz edilebilir. Oturmuş düzene bağlı olarak kim iktidarda olursa olsun sistem kurulu düzeninde çalışıyor. Seçimlere ilgi ve oy kullanma oranı aşağılara doğru hareket ediyor.

         

        Apolitizasyon: Depolitize edilmiş olma hâli olarak açıklanabilir. Yani, bir anlamda pasif hayata uyum sağlama, politik iğdiş olma durumu.

         

        Politik: Belli bir hedefe ulaşabilmek için uzlaşmayı, iyi geçinmeyi amaçlayan argüman.

         

        Depolitik: Halkı politikadan dışlama, sürü psikolojisi geliştirmeyi amaçlayan argüman.

         

        Apolitik: Siyasi görüş ve olaylardan habersiz veya onlara kayıtsız kalma veya olma durumu.

         

        Bu yüzeysel, bilgilendirmeden sonra ana konumuza gelebiliriz. Konumuz, sinema, politika ve politik sinema. Sinemanın başlangıcı, "İlk altı sanatı bulduk, sıra yedincisine geldi hayırlısıyla" gibi bir gelişim süreciyle olmamıştır. Bu sanatın icra edilebilmesi için gerekli olan bir sanayileşme, makineleşme ihtiyacı vardı. Diğer bütün sanatlar bu süreç olmadan da icra edilebilirken sinema, kesinlikle bu sürece ihtiyaç hissediyordu.

         

        Başlangıçta geçici bir heves olarak görülen sinema, birbiri ardına ortaya çıkan icatlar gibi değerlendirilmiş, bir süre sonra yenisinin çıkacağı düşüncesiyle gelecek vaat etme anlamında ciddiye alınmamıştır.

         

        Yirminci yüzyılın başlarında sanatlaşmasını tamamlayamayan sinema, ticari ellerde yeniden şekillenmeye başlamıştır. Film gösterimleri ve film gösterimlerine film yetiştirme telaşı yerini, çok kısa sürede haber filmlerine, bilinmeyen yerlerle ilgili görüntü toplama hevesine bırakmıştır.

         

        Bu arada sinemanın sanat olmaya yönelik çabaları da sürüyordu, ama hâlâ bir gelecek beklentisinden söz etmek mümkün değildi. Sonradan "Belgesel" olarak sınıflandırılacak, "Belge" filmler ortaya çıkıyor, bugün bile rağbet gören sinemanın belgeselle başladığına dair tezi destekleyen çalışmalar yapılıyordu.

         

        Dünyaya yeniden şekil verecek olan büyük savaşın ayak sesleri gelmeye başladığında önce habercilik canlılık kazanmaya başladı. Ardından da tahmin edilebileceği gibi propaganda filmleri her şeyin önüne geçti. Doğrudan propagandaya yönelik filmlerin daha etkili versiyonları olan propaganda temelli konulu filmlerin ortaya çıkışı da çok uzakta değildi.

         

        Her şeyden önce "güç" kavramının, politik sinema olarak adlandırdığımız olguda bizi taraf olmaya yönlendirdiğini hatırda tutmamız gerekiyor. Yani, dönemsel olarak "Rus propaganda filmi, Sovyet propaganda filmi, Alman (Sonraları Nazi) propaganda filmi" kavramlarını duymuşuzdur, ama İngiliz, Fransız, Amerikan propaganda filmi kavramları kulağımıza çalınmamıştır. Bunun sebebi onların propaganda filmlerinin olmayışı değil, bizim taraf kabul edilmemiz, buna ses çıkarmadığımız için de taraf olmamızdır. Yani biz Avrupa saflarında yer almışızdır. (Bunu bugünkü genel düşünce yapısıyla söyleyebiliyoruz. Tabii ki aynı safta yer aldığımız Alman propaganda filmleri savaş yıllarında Osmanlı Türkiyesi'nde etkili olmuş hatta bir anlamda sinemamızın gelişimine de ön ayak olmuştur. Bu bölüm bu yazı dizisinin sonraki bölümlerinde ayrıca ele alınacaktır.)

         

        Bu durum öz itibarıyla diğerini dışlama, sorunun kaynağı olarak algılatma amacı güdüldüğünden propaganda filminin mantığına uygundur. Ortada bir yanlışlık veya yanlış anlaşılma yoktur. Sadece, bizim yanlış tarafta olup olmadığımızı sorgulamamız, dolayısıyla da güdül(en)memiz söz konusudur.

         

        Politik sinema kavramına tam bir tanım getirebilmek için öncelikle taraf olmamak gerekir. Bu çerçevede siz seyrettiğiniz filmde doğal taraf durumundasınızdır. Hiç birimiz mafya üyesi olmamamıza rağmen bir mafya filmini kahramanların gözüyle seyretmemiz ve onların yaptığı her şeye onların adına doğal baş sallayıcı olmamız gibi. Vietnam savaşı ile ilgili bir filmde sizin kendinizi dört başı mamur bir Amerikalı gibi hissetmeniz, her yerde bir şekilde dalgalanırken gördüğünüz Amerikan bayrağının sizi heyecanlandırması ve güven aşılaması gibi.

         

        Sadece kamera açısı kullanılarak bile bir şey size sevdirilebilir ya da nefret ettirilebilir. Alıştırılmışlıklarınız sayesinde gündüz sohbet esnasında esip gürlediğiniz konularda akşam seyrettiğiniz bir filmin sizi yönlendirmesiyle yelkenleri suya indirebilirsiniz.

         

        Hiç unutulmaması gereken bir şey varsa o da politik olmayan filmin olmadığıdır. Bu bizim olayın neresinde olduğumuza bağlıdır. Olayı ve hayatı kahramanın gözüyle görme ve algılama durumu (Roman okurken de başımıza gelen budur) bizi taraf yapar ve diğer her şey ötekine ait olur. Kahramanın iyi gördüğü iyi, kötü gördüğü kötüdür.

         

        Hadiseye politik sinema perspektifinden baktığımızda seyirci olarak bizim konumumuz belirleyici olmaktadır. Kimi aynı filmden söz ederken bir propaganda filmi olduğunu söylerken diğeri gördüklerinin gerçeğin ta kendisi olduğuna yemin edebilir. Yani filmin içinde propaganda ya da politik bir bakış olup olmadığını fark edebilmek için patlamış mısır ve atıştırmakta olduğunuz abur cuburdan daha fazlasına ihtiyacınız vardır. Eğer siz klasik bir Hollywood filmi seyrediyorsanız, kayıtsız şartsız politik film seyrediyorsunuz demektir. Bunu fark etmiyor olmanız sizin açık bir şekilde taraf olduğunuzun göstergesidir. (Yani politikken depolitizasyona maruz kalmış ve apolitize olmuşsunuz demektir.)

         

        Politik sinemaya hafif ve yüzeysel bir giriş niteliği taşıyan bu çalışmanın sonraki bölümlerde biraz daha derinlere dalıp konuyu olabildiğince geniş ele almaya çalışacağız.

         

        Gelecek Bölüm: Kuş Bakışı Derin Sinema

         


        


        

        [1] http://m.bianet.org/biamag/siyaset/134830-politik-tutsaklara-ozgurluk-nedir (A.T. : 20.09.2015)


        

        [2] https://eksisozluk.com/depolitizasyon--129513 (A.T.: 20.09.2015)

         

         


Türk Yurdu Ekim 2015
Türk Yurdu Ekim 2015
Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele