Türk Dünyasında Birlik İnşa Etmek

Hazıran 2014 - Yıl 103 - Sayı 322

        Türkler, son yüzyıllarda bütün dünyada sıkıntılı zamanlar yaşadı. 20. yüzyıldaki Soğuk Savaş yıllarında çoğunluğu komünist ideoloji ile yönetilen devletlerin boyunduruğu altında zulüm gördüler. Doğu Türkistan’dan Azerbaycan’a kadar uzanan Asya topraklarında yaşayan Türk soylu topluluklar hakkında bilgi almak bile bir mucize gibiydi. İlk defa Japonların hazırladığı İpek Yolu belgeselinde Orta Asya’daki Türk boylarını gördüğümüzde, bu mucize duygusunu hep birlikte yaşadık. Tanıdık simalar, sesler, yaşayışlar, renkler, motifler bizden olanı gözler önüne sermişti. Sanki köklerimizle yüzleşmiştik. Sanki birileri bizim ruhumuza kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi üfler gibiydi. İpek Yolu belgeseli, 1980’li yıllarda TRT ekranlarında yayımlandığında henüz Sovyetler Birliği dağılmaya başlamamıştı. Fakat bu başlangıç fazla uzun sürmedi ve 80’li yılların sonunda Gorbaçov’un radikal adımları, kansız bir geçişe kapı araladı. Sovyet Birliği’nin egemenliği altındaki milletler kendi topraklarında bir bir bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Bu bağımsızlık kazanan devletlerden beş tanesi doğrudan büyük Türk milletinin parçası idi. Artık dünya yeniden şekilleniyordu ve bu dünyada Türkler yeni bir fırsat yakalıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra bağımsız Türk devletleri de vardı artık.

         

        Türkler arasında birlik kurmak düşüncesi 19. yüzyılın karanlık günlerinde ortaya çıktı. Kırımlı büyük düşünür İsmail Gaspıralı Bey’in “dilde fikirde işte birlik” olarak özetlenen arayışı, bütün Türk dünyasında yankısını bulmuştu. Fakat o günün şartlarında birliği inşa etmek oldukça zordu. Yine de birçok merkezde bu amaca yönelik çalışmalar hızlandı. Her yöredeki Türklüğün yükseltilmesine gönül vermiş aydınlar eğitimde, iletişimde, yönetimde yenileşme yapabilmek için seferber oldular. Bunlar cedidçilik hareketleri olarak tarihe geçtiler ve ceditçi Türk aydınları 20. yüzyılda Türk dünyasının parlayan ışıkları oldu. Türkler arasında birlik kurma düşüncesi Türkiye’de bir grup aydının Türk Ocakları çatısı altında toplanmalarına yol açtı. Kendi dönemlerinde Türkçü-Turancı olarak tanınan bu aydınların açtığı çığır, “Türkler arasında birlik” odaklı bir fikir hareketinin oluşmasını sağladı. Yüzyılın sonuna gelindiğinde Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ortaya çıkan yeni Türk cumhuriyetleri en çok onları heyecanlandırdı.

        

        Türkiye’de Türk milliyetçiliği düşüncesini bir siyasi hareket haline getiren rahmetli devlet adamı Alparslan Türkeş, yeni Türk devletlerinin doğuşunu, bu davaya adanmış ömrünün en büyük ödülü olarak gördü. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasıyla başlayan süreçte ortaya çıkan bu devletlerle birlik oluşturabilmenin ilk yolu, devlet başkanları arasında yakın temas kurulması olarak görüldü. Türkeş Bey’in girişimleriyle 1992 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ev sahipliğinde, Azerbaycan Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgız Cumhuriyeti Devlet Başkanı Askar Akayev, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ve Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurad Niyazov’un katılımlarıyla Ankara’da ilk zirve toplantısı yapıldı. Bugünkü Türk Konseyi’nin temeli böylece atılmış oldu. Daha sonra Türk Dünyası Devlet Başkanları Zirve Toplantıları aralıklarla farklı mekânlarda yapılmaya devam edildi.

         

        Nahçıvan’da yapılan 9. zirve toplantısında Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi’nin kurulması kararlaştırıldı. İstanbul’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirve Toplantısı’nda ise Konsey Sekretaryası’nın kuruluşu tamamlandı. Türk İşbirliği Konseyi’nin İstanbul’da yerleşik Konsey Sekretaryası’na Büyükelçi Halil Akıncı’nın Genel Sekreter olarak atanması onaylandı. Böylece Türk Konseyi fiili olarak çalışmalara başladı. “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” kısaca Türk Konseyi, 3 Ekim 2009’da Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan uluslararası örgüt olarak Türk dünyasının birliğine giden yolda önemli bir adım oldu.

         

        Türk Konseyi, atalarımızdan miras aldığımız ortak dil, kültür ve değerleri korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak amacına matuf kuruldu. Türk Konseyi’nin kurulmasından önce ilk kurumsal yapı TÜRKSOY olarak ortaya çıktı. Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan’ın kültür bakanlarının işbirliği yapma kararını 12 Temmuz 1993 tarihinde Almatı’da yaptıkları toplantıda imzalamasıyla oluşturuldu. Türk Konseyi’nin kurulmasıyla birlik çalışmaları yeni bir ivme kazandı. Bu kapsamda yeni kuruluşların oluşması için önemli adımlar atıldı. Bunlar arasında Türk Akademisi, TÜRKPA (Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenterler Asamblesi), Türk İş Konseyi sayılabilir.

         

        Her yıl bir şehrin Türk dünyası kültür başkenti olarak ilan edilmesi düşüncesi bu birlik arayışlarının bir sonucu ortaya çıktı. 2010 yılında İstanbul’da düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirve Toplantısı” sırasında TÜRKSOY tarafından önerilen “Türk Dünyası Kültür Başkenti” uygulaması oy birliği ile kabul edildi. İlk uygulama olarak “Astana 2012 Türk Dünyası Kültür Başkenti” seçilerek yürürlüğe girdi. 2013 yılı için Türk dünyası kültür başkenti olarak Eskişehir seçildi. Eskişehir bu konuda başarılı bir uygulama örneği vererek Türk dünyasının birliğine giden kültürel yolun şekillenmesine ciddi katkılar sağladı. Türk Yurdu olarak bu sayımızda “Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti” etkinliklerinin değerlendirmesini ve Türk dünyasında birlik arayışlarının farklı boyutlarını, siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istedik.

         

        Türk dünyasında birlik arayışlarını bir mimari tasarım ve bir bina inşası gibi görmek gerekir. Asırlarca insanlara hizmet edebilecek ve insanların hayranlığını ve saygısını kazanacak bir binanın inşası için gereken her şeyi buraya uyarlayabiliriz. Öncelikle düşünce olarak bu birliğin nasıl olması gerektiğinin tasarımı olmalıdır. Ardından sağlam bir zemin aranmalı ve bu zemine dayanıklı bir temel atılmalıdır. Bina bunun üzerine itinayla inşa edilebilirse dünyaya örnek olabilecek ve Türklere umut olabilecek bir birlik ortaya çıkacaktır. Aksi takdirde ilk rüzgârda yıkılacak barakalara benzer ki, Türklerin yaşadığı coğrafyada asırlardan beri sert rüzgârlar ve fırtınalar esmekte, ağır depremler olmaktadır. En son Kırım örneği bile bu dikkat için çok önemli bir uyarıdır.


Türk Yurdu Hazıran 2014
Türk Yurdu Hazıran 2014
Hazıran 2014 - Yıl 103 - Sayı 322

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele