Eğitim Yöneticisi Seçimi ve Atama

Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

        Eğitim yöneticisi denildiğinde aklımıza okul ve okul yöneticileri (okul müdürü, yardımcıları ve şefler) aklımıza gelir. Bu doğrudur da. Ancak Millî Eğitim Bakanlığının eğitim süreçlerine katkı derecesine göre; sorumluluk, yetki ve görevler silsilesi bütünlüğünde Bakanlık Merkez Teşkilatındaki hiyerarşi piramidinin en tepesindeki Müsteşar’dan Şefine, taşra teşkilatındaki il ve ilçe millî eğitim müdürleri, müdür yardımcıları, şube müdürleri de birer eğitim yöneticidir.

         

        Eğitim yöneticisi, Millî Eğitim Temel Kanunu gereği öğretmenlik için öngörülen; genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyona dayalı temel disiplinleri alması gerekir. Eğitim yöneticisi, aday öğretmen olarak başladığı mesleğini, bu temel disiplinleri geliştirerek mesleğini en iyi şekilde yerine getirendir.

         

        Eğitim yöneticisi, öğretmenlik mesleğini en iyi şekilde yerine getirirken bir taraftan da okul, öğretmen, veli ve öğrenci kompozisyonunu en iyi şekilde değerlendirerek okulun başarısını arttırandır.

         

        Eğitim yöneticisi, çevreyi en iyi şekilde analiz ederek okulun kendi imkanları ile birleştirerek en uygun fiziki ortamı sağlayan kişidir.

         

        Eğitim yöneticisi, öğrenci, öğretmen, veliler, çevre ve amirleri tarafından genel kabul gören “ideal adamı”, öğrencilerine “model insan”, lider yetiştiren öğretmenlerin öğretmeni “insan mühendisi”  ülkü eri bir insandır.

         

        Okuldaki eğitim yöneticisinin yönetim alanı okul, ilçedeki eğitim yöneticisinin yönetim alanı ilçe, ildeki eğitim yöneticisinin yönetim alanı il, bakanlıktaki eğitim yöneticisinin eğitim alanı tüm ülkedir. Konuya bu açıdan bakıldığında, eğitim yöneticileri arasında kendiliğinden bir hiyerarşi oluşmaktadır. Bu hiyerarşi zinciri taşradan merkeze doğru bir piramit şeklinde yükselmektedir. Eğitim yöneticisinin tanımlarından hareket ederek bu hiyerarşi piramidini, liyakat ve kariyer açısından düz bir bakışla irdelediğimizde, hiyerarşi zincirinin alttan üste doğru oluşumunda, daha deneyimli, daha bilgili eğitim yöneticilerinin kurumun en üst yönetim görevlerinde olması gerekir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bir mensubu olarak bir öz eleştiri yapmak gerekirse; deneyimli, bilgili üst düzey eğitim yöneticisi istenilen seviyede bulunmamaktadır. Bunun herkes tarafından bilinen sebebi, siyasi tercihler olmasına rağmen, tüm bunların en üstündeki temel sorun; ülkemizin, “Çağdaş demokratik hukuk devleti” ana eksenindeki “Kurumsallaşma” sürecini tamamlayamamış olmasıdır.

         

        1980’li yıllara kadar okul müdürlüğü ve yardımcılıklarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 88’inci maddesi hükümlerince; öğretmenlere okul müdürlüğü ve müdür yardımcılığı görevi, ikinci görev kapsamında başkaca bir şart ve nitelik aranmaksızın verilmekteydi. Ancak, herhangi bir şart ve nitelik aranmaksızın derken yazılı bir kural yoktu. Okulun en iyi, en çalışkan, öğretmenlerce genel kabul görmüş, çevrenin ve öğrenci velilerinin üzerinde mutabık kalınabilen, amirlerince de takdir edilen o okulun öğretmenlerinden birisi okul müdürlüğü görevine getirilir, okul müdürü de aynı özelliklere sahip öğretmenleri müdür yardımcılıklarına teklif ederek görevlendirmeleri yapılırdı. Yazılı bir kural olmamasına rağmen bu kural “teamül” olarak çok güzel işletilmiştir. Bu teamüle okulun tüm çalışanları da riayet ederdi. Bu şekilde oluşturulan yönetimler okulları çok güzel yönetmişlerdir. 1980’li yılların hemen başından itibaren bu “teamüller” birer birer istismar edilerek yönetimler zayıflatılmıştır.

         

        Haziran 1980 tarihinden beri Bakanlık merkez teşkilatının çeşitli birimlerinde çalışan birisi olarak ve görevimin gereği personel mevzuatının hazırlık aşamasında bulunduğum için bu konudaki olumsuzlukların nedenini hep düşündüm. Yaptığım ilk analiz; 1970’li yıllarda koalisyon hükümetleri döneminde eğitim enstitülerinden “hızlandırılmış eğitim”le mezun olan öğretmenler olduğunu gördüm. Şöyle ki; hızlandırılmış eğitimde 4 yıllık bir sürede belirli eğitim programını alması gereken öğretmen adayları, bu programı almadan 3, 6, 9 aylık dönemlerde 4 yıllık eğitim programını almış gibi mezun oldular. Bu şekilde mezun olup atanan öğretmenler öğrenimlerinin eksik olması sebebiyle sınıf ortamından kendilerini öğrencilere kabul ettirmede güçlük çektiler. Kendilerini sınıf ortamında uzaklaştıracak çare ve görevler aradılar. Bu şekilde mezun olup ta öğretmen olarak atananların sayısı 120 binin üzerindedir. Bu öğretmenlerden bir kısmı kurumlar arası nakil yoluyla başka kurumlara geçtiler. Bakanlıkta öğretmen olarak kalanlar okul müdür yardımcılığı, okul müdürlüğü, şube müdürlüğü, milli eğitim müdür yardımcılığı, il ve ilçe milli eğitim müdürlüğü ile Bakanlık merkez teşkilatındaki çeşitli görevlere talip oldular. Bu görevlere gelebilmek için her yola başvurdular. Sonuçta öğretmenlik mesleği için gerekli olan temel disiplinleri almamış bu personel; okul müdürü oldu, okulun disiplin ve düzenini bozdu, eğitim ve öğretimden çok onu bu göreve getirenlerin işlerini yaptı. İl ve ilçede şube müdürü, millî eğitim müdür yardımcısı oldu. Eğitim ve öğretimde gerekli disiplin ve deneyimi kazanmadığı için görevini gereği gibi yapamadığı gibi taraflı davrandı. İl ve ilçe millî eğitim müdürü oldu. İl ve ilçenin eğitim sorunları çoğaldı eğitim ortamı bozuldu. Yine Bakanlıkta çeşitli görevlerde zaman zaman kendini kamufle etti, bazen de taraflı davrandı.

         

        Bu şekilde sistem de görev yapan eğitim yöneticileri 1980’li 1990’lı yıllarda millî eğitimde etkili oldular ve yapılan tahribat halen devam etmektedir. Atanacağı görevin deneyim ve niteliklerini taşımadığını bildiği halde her görevi yaparım düşüncesiyle gücünü onu oraya getirenlerden alan “kendini ve haddini bilmeyen” yönetici tipi oluştu.

         

        Bütün bu olumsuzluklara rağmen çeşitli dönemlerde hakikaten eğitimci olan Millî Eğitim Bakanları ve ilgili genel müdürlerin gayretiyle nitelikli eğitim yöneticileri de atanmıştır. Eğitim-öğretim faaliyetleri karar yetkilisi yerlerde olmamalarına rağmen bu isimsiz kahraman eğitim yöneticileri omuzlarında gitmektedir.

         

        1990’lı yılların hemen başında yürürlüğe konulan “Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atanma ve Yer Değiştirmelerine ilişkin Yönetmelikte”; okullar, öğrenci ve öğretmen sayıları, fiziki alt yapı, yatılı veya pansiyonlu, döner sermaye vb. özellikleri dikkate alınarak A, B ve C şeklinde tiplendirilmiştir. Diğer bir ifadeyle büyük okullar A, orta büyüklüktekiler B, küçük okullar C tipi olarak belirlenmiştir. Bu okullara atanacak okul yöneticileri de; en deneyimli olanlar A, deneyimli olanlar B, deneyimi az olanlar ise C tipi okullara atanmışlardır.

         

        Okul müdürlerinin seçiminde; çalışmalardan dolayı alınan ödüller ile görülen öğrenim ve hizmetiçi eğitim sonucu kazandırılan nitelikler somut belgelere dayalı olarak belli bir puanla değerlendirilmiştir. Ayrıca, millî eğitim müdürlerinin başkanlığında; ilgili millî eğitim müdür yardımcısı, bir ilçe millî eğitim müdürü, ilköğretim müfettişleri kurulu başkanı ve okul müdürlerinden atama komisyonu oluşturulmuştur. Bu komisyon müdür adaylarını, genel kültür, temsil kabiliyeti, çevre ile iletişimi, mevzuat bilgisi gibi konularda mülakat yaparak somut bilgi ve belgelere dayalı puanın üzerine % 20’lik marj içinde kalmak kaydıyla puanlama yaparak atamaya esas puanı belirlenmişlerdir.

         

        Bu şekilde yapılan atamalar sonucunda eğitim yöneticilerinde nitelik olarak iyileşme görülmüş ve kalite artmıştır.

         

        Ancak bu uygulamalara geliştirilerek devam edilmesi gerekirken, 1998/1999 yıllarında bu uygulamalardan vazgeçilerek yeni düzenlemeye gidilmiştir.

         

        Bu yeni düzenlemede öğretmenler, sınava alınarak puan üstünlüğüne göre A, B veya C tipi okullara istekleri dikkate alınarak eğitim yöneticisi olarak atanmıştır. Sadece sınavda başarılı olmanın eğitim yöneticiliğinde başarı getirmediğini gören yönetim, yazılı sınavda başarılı olan öğretmen adaylarını hizmetiçi eğitim kursuna alarak başarılı olanların atamalarını yapmıştır. Burada bir istisna, A tipi okul müdürlüklerine atamada belirtilen sınav ve eğitimde başarılı olmanın yanında en az iki yıl müdür yardımcısı veya bir yıl müdür başyardımcılığı şartı da aranmıştır.

         

        Bu dönemde, 1999/2003 yıllarında “Millî Eğitim Bakanlığı Görevde Yükselme Yönetmeliği” çıkarılmıştır. Bu yönetmelikte merkez ve taşra teşkilatı kadrolarından, şeflikten müsteşarlığı kadar olan bütün unvanlı kadrolara atama için düzenleme yapılmıştır. Söz konusu yönetmelikte yöneticilik görevleri kademelendirilmiştir. Örneğin birinci kademede okul müdür yardımcılıklarına yer verilirken, altıncı kademe yöneticiliklerini genel müdür, müsteşar yardımcısı ve müsteşar görev unvanlı kadrolar oluşturmuştur. Ayrıca, bu yönetmelikte okullarımızda görev yapan eğitim yöneticilerinin Bakanlık genel idare hizmetleri sınıfındaki unvanlı kadrolara geçişleri de düzenlenmiştir.

         

        Belirtilen yönetmeliklerin Millî Eğitim Bakanlığı eğitim yöneticilerinin atanmasında büyük fayda sağlayacağı artık işin ehli yöneticilerin geleceği düşünülmüştür. Ancak bu yönetmelikler, nitelik belirleme adına o kadar teferruata boğulmuştur ki yönetim atamada kendi elini kolunu bağlamış, getirilen kurallar uygulanamaz hale gelmiştir.

         

        Millî Eğitim Bakanlığı, 2003 yılında bu yönetmelikleri yürürlükten kaldırmıştır. Eğitim Kurumları (okullar) yöneticiliklerinin ilk kademesini oluşturan müdür yardımcılıkları için yazılı sınavı şartı getirilmiştir. Sisteme sınavla müdür yardımcısı olarak atananlar bilgi, birikim ve deneyimlerine göre belirli bir süre sonra ilgili amir ve okulun bağlı bulunduğu genel müdürlüklerin teklifi ile okul müdürlüklerine atama şeklinde bir süreç geliştirilmiştir. Yine bu sürede, Bakanlığın genel idare hizmetleri sınıfındaki unvanlı kadrolara atamaları düzenleyen “Görevde Yükselme Yönetmeliği” yeniden düzenlenmiştir. Şeflik, uzmanlık ve şube müdürlüklerine atama için sınav şartı korunmuştur. Millî eğitim müdür yardımcılıkları, il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri, daire başkanlıkları, genel müdür yardımcılıkları, genel müdürlük ve müsteşar yardımcılıkları için 657 sayılı kanunun 68/B maddesindeki şartların bulunması yeterli görülmüştür.

         

        Bu dönemde bilhassa eğitim iş kolundaki sendikalar, belirtilen yönetmeliklerin kadrolaşmayı kolaylaştırdığı, liyakat ve kariyerden uzak, objektif olmadığı gibi sebepler ile sürerek idari yargıya gitmişlerdir. İdari yargı yerlerince yönetmeliklerin bazı maddeleri iptal edilmiştir. Bakanlık 2006 yılında Eğitim Kurumları Yöneticiliklerine atamada yeni düzenlemeler getirmiştir. Sınav şartı kaldırılarak sadece belli bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine dayanılarak eğitim yöneticiliklerine atamalar yapılmıştır. Ancak bu atamalar yargı yerlerince iptal edilmiştir. Bakanlık hem yönetmelik hem de atamalar konusunda yargı ile karşı karşıya gelmiştir. Yargı yerlerindeki davalar sürmektedir.

         

        Bugün geldiğimiz noktada okul müdürlükleri vekâletle yönetilmektedir. Asaletlerinden emin olmayan eğitim yöneticileri huzursuz bir vaziyette kendilerini tam olarak görevlerine verememektedirler. Bu durum eğitim ve öğretimi olumsuz etkilemektedir.

         

        Geldiğimiz konumdan çıkış için genel bir değerlendirme yapmak gerekirse; diğer kamu kurum ve kuruluşlarının “görevde yükselme” yönetmelikleri incelendiğinde kapsama dahil personel öncelikle yazılı sınava tabi tutulmakta, başarılı olanlar en az iki haftalık hizmetiçi eğitime alınarak yapılan değerlendirme sonucu başarılı olanlar puan üstünlüğüne göre atanmaktadır. Kurum açısından hem ehliyetli eğitim yöneticisinin belirlenmesi, hem de diğer kamu kurum ve kuruluşlarının bu konudaki mevzuatıyla birlik, beraberlik ve paralellik sağlanması açısından aynı sistemi benimseyerek uygulamaya geçmeliyiz.

         

        İdeal devlet adamı ve yöneticilerde bulunması gereken özelliklerle ilgili olarak çok şey söylenmiştir. Bakış açısına ve yöneticiden olan beklentiye göre değişiklik arz etse de esasta dünyanın her yerinde yöneten insanların sahip olması gereken, olmazsa olmazı bazı özellikler vardır.

         

        Ahmet Vefik Paşa’nın devlet adamı ve yöneticilerde bulunması gereken özelliklerle ilgili 15 “M” formülünü sizlerle paylaşmak istedim.

         

        1-Muteber  : İtibar edilir, güvenilir olmalı.

         

        2-Mutedil   : Aşırılıklardan kaçınmalı, ne ifrat ne de tefritçi olmalı, ılımlı olmalıdır.

         

        3- Mültezim            : İşi bir yük değil, bir gereklilik olarak görmeli, çalıştırdığı insanları lüzumlu, gerekli görmeli.

         

        4- Mutlif                : Eksiklikleri, aksaklıkları, zayi olanları, zamanında yapılmayanları telafi edici olmalı.

         

        5- Muvaffak           : Becerikli olmalı, sıradan olmamalı.

         

        6- Muvakkit           : Zamanlama konusunda dakik olmalı, neyin ne zaman yapılacağı hususunda iyi vakit tayin edici olmalı.

         

        7- Muzaffer            : Yönettiği insanlardan daha üstün özelliklere sahip olmalı.

         

        8- Müceddid          : Statükocu olmamalı. Yeniliklere açık olmalı, kendisini daima yenilemeli.

         

        9- Müeyyid            : Farklı fikirlere ve tekliflere açık olmalı. Astlarından gelen güzel teklifleri ve fikirleri doğrulayan, teyit eden olmalı.

         

        10- Müdebbir         : Düşünerek ölçüp, tartarak hareket etmeli. Karşılaşılabilecek problemlerle ilgili olarak tedbir almasını bilen kişi olmalı.

         

        11- Mütefekkir       : Düşünen, muhakeme eden, olaylara yüzeysel değil, derinlemesine nüfuz edebilen kişi olmalı.

         

        12- Müferrih           : İç açıcı, rahatlatıcı olmalı, güler yüzlü, ferahlık verici olmalı. Gerekirse af etmesini bilmeli.

         

        13- Mültefit            : Yapılan güzel şeyleri, başarıları, gayretleri alkışlamasını, bunları yapanlara iltifat etmesini bilmeli. Lütufkâr olmalı. Marifetin iltifata tabi olduğunu unutmamalı.

         

        14- Mümeyyiz        : İyi ve kötüyü, tembel ve çalışkanı, sahtekâr ile dürüstü, doğru ile yanlışı birbirinden rahatlıkla ayırabilme özelliğine sahip olmalı.

         

        15- Mümtaz           : Yönetici insan, lokomotif konumundadır. Onun için sıradan olmamalı, seçkin olmalı. Kendisini yönettiği insanlardan üstün kılacak bilgi ve birikime sahip olmalı.

         

        Eğitim yöneticisinde bulunması gerekli nitelikleri 3 (B) formülü ile de açıklayabiliriz.

         

        Eğitim yöneticisi öncelikle “bilgili ve birikimli” olmalıdır.

         

        Eğitim yöneticisi bu bilgi ve birikimi “becerikli” bir şekilde kullanmalıdır. Yeni helva yapmasını iyi bilmelidir.

         

        Üçüncü olarak eğitim yöneticisi “bilinçli” olmalıdır.

         

        Bu ülkenin değerlerini iyi bilerek Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyen!” özdeyişiyle bütünleşen “bilinçli vatandaşlar” yetiştirmelidir.

         

        Yönetme işi ve iyi yönetici olma insanın fıtrî kabiliyetlerine bağlı olduğu kadar görülen eğitim ve öğretim sonucunda ileriyi görme sanatıdır. İyi bir yönetici, başında bulunduğu birimin amaçlarının gerçekleştirilmesi için sahip olunan kaynakları, belirlenen usul ve esaslarla mahiyetindeki personelle en iyi faydayı yaratan kişidir. Bu görevler silsilesi içinde yöneticinin karşısına insanların, usullerin ve kaynakların yönetilmesi gibi üç konu çıkmaktadır.

         

        İşte yöneticinin kabiliyeti, kısaca başarısı; bu üç konunun uygun kompozisyon içinde yönetimin amacına uygun şekilde yönlendirilmesidir. Bunu başaracak yöneticinin; kaynaklarını bilmesi, personelini anlaması, görüşlerini mahiyetindekilere açıklama ile bu işe hazır olması gerekmektedir. Günümüz yöneticisi futbol takımının başındaki antrenör, orkestranın başındaki şef gibi olmalıdır.

         

        Bunun içinde; her eğitim yöneticisi, şu temel görev ve sorumlulukları daima göz önünde bulundurmalıdır.

         

        1-Kurumun ihtiyaçlarını tam olarak karşılaması,

         

        2-Kurumun ve bireyleri arasında sağlıklı ilişkiler kurması,

         

        3-Öğretmen, personel ve öğrencinin ortaya çıkabilecek uyum projelerini çözümlemesi,

         

        4- Kurum ve çevre ilişkilerini sürekli ve olumlu bir diyalogla geliştirmesi,

         

        5- Yönetim süreçlerinden etkili biçimde yararlanması gerekmektedir.

         

        Yönetme; otoriteye, ilgi ve beceriye, ileriyi görmeye ve görevi seçme ile kabullenmeye bağlıdır. Bu meziyetleri kendisinde toplayan yöneticinin başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktur. Otorite, makam ve mevkiye, yasal yetkilere güvenerek zorla iş yaptırmakla sağlanamaz. Otorite yöneticinin, bilgisi, becerisi, hoşgörüsü, objektif uygulaması, istikrarlı tutumu ile mümkündür. Bu çizgideki bir yönetici, hisleri ihtirasları ile hareket etmeyen kendi kendisini aşmış erdemli bir insandır.

         

        Yazdıklarını yaşayan bir eğitim yöneticisi olarak duygu ve düşüncelerimi yansıttım


Türk Yurdu Nisan 2009
Türk Yurdu Nisan 2009
Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele