Türk Basınının 1934 Yılı Gündeminde Eğitim Haberleri

Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

        1934 yılında eğitimle ilgili gelişmelerin günlük basına yansımalarını, elimize geçen bir miktar gazete kesiğinden istifade ederek değerlendirmek istiyoruz. O dönemde de günümüzde olduğu gibi Bakanlık merkez teşkilatında basın taraması yapılmış, eğitimle ilgili haber ve yorumlar hakkında ilgili birimlerin bilgilendirilmesi ve gerektiğinde bilgi notu hazırlanması temin edilmiştir.

         

        Ders kitapları eğitimin temel aracı ve her dönem de yönetim kadroları için mesele alanı olmuştur. İsmini yazmaktan çekinen bir gazeteci ilkokul üçüncü sınıf okuma kitabının fiyatından yola çıkarak önemli değerlendirmeler yapmıştır. Gerçi yazarın aklına şimdiki gibi ders kitaplarının ücretsiz verilmesi gibi bir çare gelmese de hayat pahalılığı karşısında ezilen ailelere destek olarak bir teklifte bulunmaktan da kendini alamamıştır. Basım işlerinden anladığını belirten yazar,192 sayfalık ve 57 kuruşa satılan 3.sınıf okuma kitabının sadece bin adet basılsa beher nüshasının 21 kuruşa mal olacağını belirtiyor. Baskı adedi 10 bine çıkarsa fiyatının 8 kuruş,100 bin basılırsa 5-6 kuruş olabileceğini ekliyor. Bu kitapların yüz binler basıldığını, kazancı ve komisyonu dâhil 15 kuruşa çıkacağını ileri sürüyor. Okul kitaplarının gereğinden fazla pahalılığının eğitimin yükselen basamaklarında aile babalarını acze düşürdüğünü, bunun çaresinin Bakanlığın ders kitabının yazarına ücretini vererek başta devlet matbaası olmak üzere diğer yerlerde bastırıp maliyet fiyatı üzerinden karsız satılması olduğunu belirtiyor.[1] Kitapların satışındaki fiyat uyuşmazlığı velilerin şikâyetlerine sebep olmuştur. Kitapların sayfa sayıları ve ebatlarına göre fiyatları arasında maliyetle izah edilemeyecek oransızlık dikkati çekmiştir. Ucuza satılan kitapların yarışma usulü ile bastırılan kitaplar olması gerçeği karşısında Bakanın dikkati çekilmiştir.[2]

         

        1934-1935 ders yılının başlamasından sonra okul kitaplarının pahalılığı üzerine basında haberler çıkmaya başlamıştır. İstanbul’un farklı semtlerinde vatandaşların bu hususta ki düşünceleri gazetelere yansımıştır.[3]Kitap fiyatları başka bir haberde de ele alınmıştır. Kitabın inkâr edilemeyeceği, öğrencinin iyi okuyabilmesi ve iyi öğrenebilmesi için vasıta olduğu, bu vasıtanın öğrencinin önüne ne kadar çok ve bol konursa okuma ve öğrenme oranının o derece artacağı ve bunun da kitap fiyatlarının ucuzluğu ile mümkün olacağı belirtilmiştir.[4]

         

        Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi akımın önemli öncülerinden Sadri Etem[5], gençlik çağında gençlere verilecek terbiyenin ancak onları görmedikleri, hatta bilmedikleri bir yolda şaşmayacak, şaşırmayacak bir biçimde verilebilirse kazançlı olacağı düşüncesindedir. Bunun için de her şeyden önce gençlik çağını ağır yükleri taşıyan bir vagon gibi kullanmayarak, bu çağa değerini vermek gerektiğini vurguluyor. Yetişecek gençlerde bilgi hamallığı değil, yöntemli bir görüş istenmesini ileri sürmüştür.[6]

         

        Cumhuriyetin ilk dönemlerinde basında günümüzde olduğu gibi tekelleşme, iktidarların besleme yayın organları türetme düşüncesinin eyleme dönüşmemesi gibi sebeplerle küçük sermaye ile gazete neşri mümkündü. İzmir’de üç tane günlük gazete çıkmakta idi. Bugün İzmir günlük olarak sadece Yeni Asır gazetesi çıkmaktadır. Onun da eskisi gibi Ege bölgesinin bütününde dağıtımı yapılmamaktadır ve etkisi azalmıştır.

         

        İzmir gazeteleri vatanın tanıtılmasının önemi üzerinde durmuşlardır. Bakanlığın çocuklarımızın vatanı sadece coğrafya kitaplarından öğrenmelerini beklemesinin uygun olmadığı, vatanın seyahat programlarıyla tanınacağı ve bu seyahatlerin mektep öğrencileri için ancak Bakanlık tarafından esaslı bir tanıtım programının düzenlemesiyle olacağı belirtilmiştir. Eğitim siyasetimizin başarılı olup olmadığı, bilânçosunda ki okunma, okul ve öğretmen rakamlarının ne olduğu sorulmuştur. Vatanın tanıtılmasının şimdiye kadar sadece ders kitaplarına bırakıldığı, Avrupa’da bütün öğrencilerin hiçbir ücret vermeden grup grup seyahat ettikleri belirtilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunu yapabileceği, demiryollarının ve vapurların devletin elinde bulunduğu, yiyecek ve yatacak masrafının ailelerin tatil günlerinde vermeye mecbur oldukları harçlıktan daha çok ucuza karşılanabileceği ileri sürülmüştür.[7]

         

        Hitler’in elinden kaçan Alman ilim adamlarının Türk eğitimine olumlu katkıları tartışılamaz. Amma onların içinden nezaketi bir kenara bırakarak öğrencilerine şiddet uygulayanlarda çıkmış. Üniversitenin fizik ve kimya şubelerinde bir grup öğrenci Haber gazetesine gelerek yaptıkları şikâyete göre, yabancı öğretim üyelerinden M. Valans öğrencilerden Süreyya Efendi’ye şiddet uygulamıştır. Kavganın sebebi hoca ile öğrenci arasında sınav zamanın tespitinden çıkmıştır. Öğretim üyesinin arzusu dışında belirlenen tarihte yapılan imtihanda on öğrenciden dört tanesi geçmiş, geriye kalanlar önemsiz hatalardan dolayı bırakıldıklarını iddia etmişlerdir. Öğrenciler soruların değerlendirilmesi sırasında yaptıkları tartışma sonucunda öğretim üyesi öğrencisini hırpalamıştır.[8]

         

        Bu yıl üniversitede imtihanlar bilhassa, Hukuk Fakültesi’nde geçen senelere göre daha sıkı yapılmıştır. Fakültenin her üç sınıfında da öğrencinin ekserisi ikmale kalmıştır. Birinci sınıfta en aşağı beş dersten ikmale kalanların sayısı dört yüzü bulmuştur. Öğrencilerin birçoğu kitapsızlıktan bütünlemeye kaldıklarını ileri sürmüşlerdir. Yeni Milli Eğitim Bakanı Zeynelabidin Özmen üniversite imtihanları meselesiyle çok yakından ilgilenmek gereğini duymuştur.[9]

         

        1934 yılı bakalorya ve üniversite imtihanları sonuçlarında ortaya çıkan başarısızlık, değişik yayın organlarında ele alınmıştır. Bunun sonucu olarak Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur istifa etmek mecburiyetinde kalmıştır. Eğitimde görülen başarısızlık üzerine farklı çözüm yolları ileri sürenler olmuştur. Eğitim reformuna yüksek öğretimden mi başlanmalıdır, ilköğretimden mi olmalıdır gibi görüşler sorulmuştur. Programların hangi esaslara göre hazırlanacağı, öğretmenlerin yaşama ve çalışma şartlarının düzeltilmesinin nasıl yapılacağı, mektep kitaplarının nasıl olacağı çözüm gerektiren hususlar olarak özetlenmiştir. Eğitimin iyileştirilmesinden ilk ele alınacak konunun ilköğretim olduğu üzerinde birleşilmiştir. Masa başında program yapıldığı, Talim ve Terbiye Heyetine mensup olanların çoğunun mahalli ihtiyaçlardan haberlerinin bulunmadığı ileri sürülmüştür. Talim ve Terbiye Heyetinin kendi mensuplarına ve tanıdıklarına kitap yazdırmalarının tam manasıyla bir suiistimal olduğu, dünyanın hiçbir yerinde hakemin müsabakaya giremeyeceği, kaldı ki böyle bir müsabakaya gerek kalmadan heyet azasının kitaplarının programa geçirildiği iddia edilmiştir.[10]Kitap seçiminde yegâne ölçünün eserin kıymetinden ibaret olması gerektiği belirtilmiştir. Bunun için memleketin güzide kalemlerini, yazarlarını kitap yazmaktan meneden tekelci zihniyetleri, talim ve terbiye kapısında boğmak icap ettiği ifade edilmiştir. Bu esaslar üzerinde yeni Bakana başarı dilekleri eklenmiştir.[11]

         

                    1928 yılında alfabe değişikliği yapıldıktan sonra az sayıdaki okuma yazma bilenlerle ilgili istatistik rakamlarında büyük düşüş olmuş, Millet Mektepleri tesis edilmek suretiyle yetişkinlerin yeni alfabe ile okuma yazma öğrenmelerine çalışılmıştır. Alfabe değişikliğinden yayıncılar da ekonomik yönden etkilenmişlerdir. Depolarında bulunan kitaplar ellerinde kalmıştır. Eski alfabeyi bilmeyip yenisini öğrenenlerin okuyacakları kitapları çeşitlendirebilmek gayesiyle Bakanlık, yılda basılan kültür kitabının sayılı olmasını da dikkate alarak genel ve okul kitaplıkları için özel kesime ait neşriyattan bolca satın olmaya çalışmıştır. Günümüzde ki gibi özel yayınevlerinin kitaplarının satın alınması için yaptıkları başvurular Talim ve Terbiye Kurulu tarafından uzmanlara incelettirilmiş, uygun olanlar hakkında satın alınmaları yönünde kurul kararı alınmıştır. Server Bedi imzasını kullanan Peyami Safa haftalık olarak çıkan Hafta dergisindeki bir yazısında; ’özel kesimin kitaplarının seçiminde bir kıymet esasının hâkim olmadığını, hangi yazarın ne gibi eserinden ne miktarda satın alınacağını kimsenin bilmediğini, yalnız neşriyat piyasasında bilinen,’Talim ve Terbiye heyeti istediği eseri alır ve bunun için de o heyete yanaşmasını bilmek lazımdır’ demektedir.[12]  

         

        Özel okul gerçeğiyle ilk önce Osmanlı Devleti döneminde karşılaşılmıştır. O tarihte özel öğretim kurumu kavramının muhtevası günümüz anlayışına pek uymuyor. Sadri Etem, eğitim açısından özel okulu, liberal demokrasinin eğitim hürriyetinin ifadesi olarak görmektedir. Ona göre, özel okul muayyen bir eğitim tarzının, bir metodun tatbik edildiği saha demektir. Gerçekten o dönemde özel okullar biraz da kurucularının eğitim felsefelerini yansıtan bir tür proje okulları olarak düşünülmüştür. Etem, bu kurumların kanunların izni oranında eğitim hakkındaki kanaatlerin gerçekleştirilmesi hürriyetine sahip olduklarını düşünmektedir. Bizdeki uygulamaların böyle olmadığını, özel okulların ne sosyal özellik bakımından, ne de teknik bakımdan böyle düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür. Özel okulların bu durumlarıyla ücretini verebilecek halde olan fakat dersçe hafif olan çocukların can attıkları birer karargâhlar haline geldiklerini kaydediyor. Bu karargâhların birer kazanç ocağı olmaya mecbur olduklarını düşünüyor.[13]  

         

        Lise öğreniminin dört yıla çıkarılması hazırlıkları değişik sebeplerle destek görmemiştir. Bu uygulamanın iyi ve derin bir inceleme yapılmadan hemen uygulamaya konması eleştirilmiştir. Liseler 1927’de üç yıla indirilmişti. Liselerden mezun olanlar mühendis mektebi ile Mülkiye’ye imtihanla girmekte idiler. Lise programlarının yüklü olduğu şikâyetinin öğrenim süresini artırmak için gerekçe olamayacağı, okulların üniversiteye hazırlanma özelliğinin bozulmadan programlarının hafifletilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır.1931 yılında uygulanmasına başlanan yeni ortaokul programları, lise programlarının ruh ve ilke dairesinde tadil edilmesini gerektiriyordu. İktisadi durumun öğretim süresinin artırılmasına müsait olmadığını, devlet, bir sene daha fazla öğrenim vermek için fedakârlık yapsa bile günün şartları karşısında çocuklarını yetiştirmekte zaten güçlük çeken ailelere, bir sene daha mali fedakârlık yüklenmesinin doğru almayacağı belirtilmiştir.[14]

         

        Günümüzde üniversiteye giriş imtihanları sonuçlarının açıklandığında 0 puan alanların sayısının her yıl giderek artması, eğitimde kalite meselesini gündeme getirir. Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur’un yerine Aydın Milletvekili Zeynelabidin Özmen’in getirilmesinin basında geniş yankıları olmuştur. İzmir’de çıkan Yeni Asır gazetesindeki başmakalesinde İsmail Hakkı Bey[15], istifaya sebep olarak bakalorya imtihanlarının olumsuz sonuçlarını göstermiştir. Bunun arkasından yirmi beş yıldır devamlı değiştirilen programların eğitim hayatını altüst ettiğini, zaafa uğrattığını ileri sürmüştür. Onun bilhassa programların değiştirilmesi hususundaki eleştirilerini yerinde bulmayanlar da olmuştur. Yirmi beş yıl önce İzmir’de bir idadi bulunduğu, senede on öğrenci mezun ettiği, bundan başka iki sınıflı bir öğretmen okulu bulunduğu belirtilerek o dönemin başarılı olduğunun ileri sürülemeyeceği belirtilmiştir. Bakaloryanın gelişmiş bir lise programının verimini ölçtüğü belirtilmiştir.[16]

         

        Va-Nu (Vala Nurettin), İstanbul’da çıkan Haber’deki ‘Benim Görüşüm’ başlıklı köşesinde, daimi bildirişler, anlatışlar, öğretişler sayesinde, fikirler birleştirilmezse, hariçten esen bir rüzgâr, milletin maneviyatını -bir çocuğun kırlarda bulup ta üflediği ’şeytanarabası’ denen nebatın tüycükleri gibi- dağıtıverir maazallah’ biçiminde bir giriş yaptıktan sonra; ’hülasa, yer etmiş bir rejimin propagandası, millet birliği için, maarif derecesinde lüzumludur… Bizim memleketimiz bakımından işi tetkik edersek, en iyi yapılmış propaganda rekorculuğunu CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e vermek lazımdır: Cumhuriyetin onuncu yıl bayramını öyle iyi tertip etti ki on birinci yıl dönümünde de bunun ne güzel tuttuğunu gördük.’ demektedir.[17]

         

        Liselerimizde o yıllarda uygulanan bakalorya imtihanı sonucundaki başarı düşüklüğü üzerine Seyyah müstearının arkasında gizlenen bir yazar, ’suçun, güz yaprakları gibi dökülen çocuklarda mı, onları okutanlarda mı olduğunun anlaşılamayıp gittiğini ‘ belirtiyor.[18]

         

         

         


        


        

        [1] İzmir Postası, Mektep Kitapları, 10.3.1934


        

        [2] Mektep Kitapları Bir Meseledir, Son Posta, 10.5.1934. Son Posta, M. Zekeriya Sertel, H. Lütfi Dördüncü (İstanbul, 1892-İstanbul, 16.10.1972, Selim Ragıp Emeç (İstanbul, 1899-İstanbul, 3.8.1970) tarafından çıkarılan günlük bir gazetedir.


        

        [3] Mektep kitaplarının pahalılığı, Son Posta, 4.10.1934


        

        [4] Mektep, Talebe ve Kitap, Son Posta, 6.10.1934


        

        [5] Sadri Etem Ertem (1898-13.11.1943), Gazetecilik yanında Basın Yayın Genel Müdürlüğü müşavirliği görevinde bulunmuştur. İki dönem milletvekilliği yapmış, Türk edebiyatında sosyal gerçekçilik alanında önemli eserler vermiştir.


        

        [6] Sadri Etem, Bilgi hamallığı, Vakit, 11.7.1934. Vakit gazetesi Hakkı Tarık Us ile Mehmet Asım Us kardeşler tarafından neşredilmiştir.


        

        [7] İ.T.P.,İzmir Postası, 13.7.1934


        

        [8] Üniversitede dayak, Haber, 14.7.1934


        

        [9] Üniversite imtihanlarından alınan netice, Son Posta, 16.7.1934


        

        [10] Yakın tarihte Talim ve Terbiye Kurulu’nda alınan bir kararla üyelerin ders kitabı yazmalarına izin verilmemiştir. Bir müddet uygulanan bu karar daha sonra iptal edilmiştir.


        

        [11] Maarif Çorbası, Hafta, sayı 15,18.7.1934,s.3. Haftalık olarak 1934-1936 yılları arasında 92 sayı olarak Peyami Safa, İlhami Safa kardeşlerin sahipliğinde çıkmıştır.


        

        [12] Server Bedi, Bir Ölçüsüzlük, Hafta, sayı 15,18.7.1934


        

        [13] Sadri Etem, Hususi liseler, Vakit, 15.7.1934


        

        [14] Cumhuriyet, 16.7.1934


        

        [15] İsmail Hakkı Ocakoğlu (1897-27 Mayıs 1943), Yeni Asır gazetesi başyazarı olan Ocakoğlu, Filibe’de doğmuştur. Gazete Selanik’te çıkmakta iken muhabirliğe başlamıştır. İzmir’e geldikten sonra Yeni Asır’dan önce Yeni Gün ve Hizmet gazetelerinde de çalışmıştır.


        

        [16] O. R., Bilakis Program Lazım, Anadolu, 13.10.1934. Orhan Rahmi Gökçe (1904-1972), Cumhuriyet döneminde İzmir’de gazetecilik yapmıştır.Hizmet’te başladığı mesleğe, Ahenk, İzmir Postası, Anadolu, Milli Birlik’te devam etmiştir.


        

        [17] Haber, 2.11.1934


        

        [18] Seyyah, Avunma için değil !, Vakit, 7.Kasım 1934.Aynı zamanda neyzen olan İstanbul Erkek Lisesi Edebiyat öğretmeni Hakkı Süha Gezgin,önce Seyyah soyadını kullanmış, dilde Türkleşme akımı üzerine Gezgin olarak değiştirmiştir. Vakit’teki yazı onundur.


Türk Yurdu Nisan 2009
Türk Yurdu Nisan 2009
Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele