Üniversitelerimiz ve Bilimsel Zihniyet

Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

                    Bilimsel zihniyet denilen düşünme tarzının daha çok bilim alanını, akademisyenleri ilgilendirir görünmekle beraber sadece onları değil, siyasileri de aydınları da, bürokratları da ve yazar-çizerler ile medya ordusunu da ilgilendirdiği muhakkaktır. Bu sebeple bilimsel zihniyeti, her aklı başında insanın benimsemesi ve derunîleştirerek davranışlarına yansıtabilmesi icap eder. Mesele bu bakımdan, bilhassa memleketimiz ve üniversitelerimiz açısından, ayrı bir ehemmiyet arz eder.

         

        "Anlam",  dış dünyayı "anlamak" için insanın yaşadıklarına ve duyu verilerine zihninin kattığı bir niteliktir. Efsaneler, masallar, inançlar, sanatlar, bilimler, teknikler hep bu  "mânâ verme" gayretinin birer ürünüdür. İnsanın benimsediği inançlar da yine bu  "anlama"  ihtiyacının bir neticesidir.

         

            Dış dünyayı olduğu gibi ”anlama" ve "kavrama" çabası, aynı zamanda bilimsel çabalara yol açar. Ama insan zihni, evrenin tamamında değil, evrendeki varlıklardan ve olaylardan kendisine yansıyabilen göstergelere dayanarak iş yapar. Bununla birlikte bedenin nefes alma ihtiyacında olması gibi, zihin de hayal etme, tasavvur etme ve hayal kurma, düşünme, düşünce üretme ihtiyacındadır.  Burada bilimsel zihniyet büyük bir önem taşır ve bilimsel faaliyet burada büyük bir yer tutar. O halde “bilimsel zihniyet” denilen şey, nedir? Önce zihniyetin ne olduğuna bir göz atalım:

         

                     Zihniyet nedir? Zihniyet insan zihninin bir hali, olaylar karşısında aldığı bir tavır olup bir çeşit düşünme tarzıdır. İnsanın tarih boyunca yaşadığı muhtelif ortamlarda karşılaştığı coğrafya, din, inançlar, dil, ırk, iklim, hükümdarlık, halk temsilciliği gibi siyasî unsurları kullandığı veya bunların zamanla insanı şekillendirdiği görülmüştür. Bütün bu unsurlarda birbirini, yerine göre, tasfiye eden haller yaşanmıştır. Ama tasfiye edilemeyen ve çeşitli toplulukların aralarında ortak olan, indirgenemez olan bir unsur kalır ki bu da insandaki ruhsal/psikolojik tabiattır. Bu psikolojik tabiata Gaston Bouthoul, ”zihniyet” adını vermektedir. (G. Bouthoul, Zihniyetler, çev. Selmin Evrim, İstanbul, 1975,s.5) Bu bakımdan, ona göre, “Zihniyet her toplumun dinamik ve canlı sentezini, terkibini meydana getirir. ”Bu sebeple zihniyet fevkalade dinamik olup toplum fertlerinin her birinde içkin/mündemiçtir. Dolayısıyla her bir toplum üyesinin davranışlarını ve düşüncelerini oluşturur, onların icat ve yaratmalarını da yönetir. Zihniyet, her an dünya ile zihniyet sahibinin arasına girer. Onu, fertlerin her birinde toplumsal hayat içselleştirir. O, bir özümsemedir; dıştan değiştirilmesi zor olduğu gibi, içten sarsılması da zordur.

         

        Zihin rasgele ölçüp biçmez ve tartmaz; zihinsel süreç, bir takım ilkelere, kurallara dayanan muhtelif muhakemelerden meydana gelmektedir. Bu muhakemelerin ise hedefi doğrulayıcı olmak ve doğruyu buldurmaktır. Bundan dolayı muhakemeler de gücünü zihniyetin temellerini teşkil eden ilkeler, inançlar ve bilgiler bütününden alır. İnsan, düşünürken sadece varolduğu için değil, sadece varlığını ispat için değil ama zihninde taşıdığı zihniyete göre, bir zarurete, bir ihtiyaca göre düşünür. İnsanın bu düşüncesinde mutlaka taşıdığı zihniyetin damgası vardır ve düşünceye rengini veren o taşıdığı zihniyettir. Düşünce kendi konusundan ayrılamaz.

         

                    İnsanlar ve toplumlar düşünce türlerinden birine veya bir kaçına birden sahip olabilirler. Mesela pozitivist zihniyete göre, mistik düşüncenin olduğu yerde rasyonel ve bilimsel düşünce bulunamaz. Max Planck gibi büyük fizikçilere ve bilimcilere göre ise bunlar birbirinin tamamlayıcısı olarak daima bir arada bulunur.

         

        Her toplumun ve her şahsın, hatta her medeniyetin kendine göre özel düşünceleri ve düşünme şekilleri/tarzları yani zihniyetleri vardır. Bunlar, o kişilerin ve toplumların kendilerine has varoluş, düşünüş ve davranış biçimleridir. Dolayısıyla ister şahıs davranışı, isterse grup davranışı olsun, bunlar şuurlu hareketler olduğu için grup veya şahısların zihniyetleriyle bağlantılıdır, onunla uyum halindedir. Davranışlar arasında tercih yapmak icabettiği zaman, tercihte gruplarda ve şahıslarda farklılık gösteren maddî ve manevî değerler bunda başrolü oynar. Aslında insanlar eylemleriyle inançlarının âhenkli ve tutarlı olması çabası taşırlar. Öyleyse zihni  zihniyetle ve onların içeriği ile haşır-neşir olmaktadır.

         

        Düşünce bir topluma, bir gruba bir insana has olmak istemiyorsa, küresel geçerlikte olmalıdır.  Zihniyet, bir düşünme tarzı, zihnin hadiseler karşısında aldığı bir tavır ise de G. Bouthoul’un şu tarifini de  nazardan uzak tutmamalıdır: ”Zihniyet, aynı kişide yerleşip bütünleşmiş olup kendi aralarında mantık bağlarıyla örülmüş bulunan bir fikirler ve entelektüel eğilimler bütünüdür.”(a.g.e.,s.25) 

         

        Bilim, daima görüntülere uygun ilkeler formüle etmeye çalışır. Bunlar gerçekliğe uymadığı zaman hatasını bulup düzeltmeye çabalar. Bu hataların bulunması demek, bilimin ilerlemesi demektir. Çünkü bilim, yeni hata kaynakları keşfederek daha kapsayıcı açıklamalara ulaşarak ilerler. Bu bakımdan bilimin ilerlemesi, araştırmalarda kesin ve mutlakçı bir bilgiye ulaşamamasından doğar. Bundan dolayı buradan doğan bilimsel zihniyet, kesinlikçi ve mutlakçı olamaz. Bilim adamı önce bu anlayışı benimsemelidir.

         

                    Bilimin kesinlikçi ve mutlakçı olamamasının bir başka faydası daha vardır. O da bu durumun, bilimin değerini düşürmediği gerçeğidir. Bilim kesin ve değişmez bir bilgi sunamasa bile, olayların anlaşılmasına ve izahına bir düzen getirir, anlaşılmayı ve üzerinde düşünmeyi kolaylaştırır.  Bilimin değeri de onun bu özelliğinden gelmektedir.

         

                    Zihnin içinde yetiştiği ortamla bilhassa kültürel ortamla çok sıkı ilişkisi vardır. Zihnin dil, bilim, sanat, ahlak, hukuk gibi toplumsal kurumlardan aldığı etkiler bulunmaktadır. Ama bunun yanında hem bu kurumlarla hem de reel dünya ile sıkı ilişkiler ve dayanışma olmazsa, bilimsel zihniyet kolay kolay teşekkül edemez. Zihniyet, zihnin her hangi bir şart ve durum karşısındaki hali olduğuna göre, zihin bu hali akıl yürüterek kazandığı vurgulanmak ihtiyacındadır.

         

        Zihin ve zihniyet ilişkisi: Zihin ve zihniyet birbiriyle yakından ilintili iki kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Zihnin tanımı, insanın benliğinin farkında olması, dış dünyayı algılama, olayları irdeleme, akıl yürütme, geleceği öngörme gibi entelektüel işlevleri içeren bir kavramı bize sunmaktadır. 

         

        Zihniyetin, insan zihninin belli olaylar karşısında faaliyet gösterirken bir işlem süreci geçirir. Bu süreç aslında bilinçlilik, hafıza, akıl, mantık yürütme, algılama, duygulanım,  hatırlama, irade, hayal gücü ve benzeri pek çok entelektüel işlevin kolektif olarak çalışmasıyla ortaya çıkmaktadır.  Zihniyet bu anlamda düşüncenin kendisi değil, düşünüş tarzıdır; her insanın zihninde bulunan, cevap aradığı bir sorgulama biçimi ve sürecidir.  Zihnin işleme sürecinde üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da, iç ve dış dünyanın kişiye özgü olarak temsil edilmesi ve bireyin tüm entelektüel kapasitelerinin süzgecinden geçerek zaman içinde kazanılmış olmasıdır.

         

        Zihniyet türleri ve farklılıkları: Bu bağlamda değişik tezahürler gösterebilen zihniyet türlerinin varlığından söz etmek tabiîdir. İnsanlardaki düşünce farklılıkları, düşünceye yön veren zihniyetlerin farklı oluşundan mı ileri gelmektedir? Zihniyet farklılıkları nereden kaynaklanıyor? Zihniyet, temel olarak düşünceyi ortaya çıkaran, nöronal ağların işleyişinden ve bunu etkileyen dış dünya algısının etkileşimi ile zihnin bunlara yaptığı katkı ve yorumlardan meydana gelmektedir. Var olan bilgi, inançlar,  kültürün sosyal içeriği, toplum yapısı,  dünya görüşü gibi farklılık gösteren etmenler, yukarıda da işaret edildiği gibi, aynı zamanda zihniyeti yönlendirebilmektedir. Zihniyet farklılıkları, aslında, düşünme metotlarını ve mantık kurallarını farklı kullanmaktan da ileri gelmektedir.

         

        İnsanın gelişimi sırasında daha sonra aileden ve okuldan aldığı eğitim, toplumun kültürel öncelikleri, insanların içinde bulundukları muhtelif bilimsel ve fikrî ortamlar, zihniyetin alacağı şekli belirlemekte önemli etkiler sağlamaktadır.  Pozitif ve analitik düşüncenin hâkim olduğu bilgi toplumlarında bilimsel zihniyet giderek yaygınlaşırken, çocuklukta insanı etkisi altında tutan büyüsel zihniyet daha geri plana itilir.

         

        Bilimsel zihniyetin alanı: Bilimsel zihniyet sadece meslek alt grupları arasında kısıtlı kalmamalı ve sadece bilim insanlarına atfedilmemelidir. Toplum tarafından benimsendiğinde medenî toplumlarda görüldüğü üzere toplumdaki her kademeden insanın hayatının bir parçası olmalıdır (günlük olayları algılayış, hayatta karşılaşılan güçlüklere karşı takınılan tavır, eğitim, geleceği yönlendirme vs).

         

         Zihin hiç kuşkusuz normal insan beyninin temel işlevidir, uyanık olduğu sürece farkında olsun veya olmasın insan sürekli olarak düşünce üretir. Önceliği olan düşünceler insanın hayatını sürdürmesi ve hayat tarzı tercihleri üzerine kuruludur; bu, "temel zihniyet" olarak adlandırılabilir. Özünde, doğasında her insanda bir bilimsel düşünme potansiyeli bulunmaktadır; ancak bunu insanların hangi kapasite ile kullandıkları önemlidir.  Bu noktada farkı yaratan düşünceyi yönlendiren merak, yaratıcılık, eleştirel zihniyet gibi farklı öğeler olmaktadır.  

         

        Bilimsel düşünce aynı zamanda yenilik demektir. Yeniliğe genelde bütün toplumlarda bir direnç bulunur. Burada bilim insanlarının toplumdaki aldıkları rol belirleyicidir.

         

        Bilimsel zihniyet ve üniversitelerimiz: Bilimsel zihniyetin zarurî olduğu ve giderek gelişmesi gereken alan üniversitelerdir ve onların konumu bilgi toplumunda sorgulanmasını gerektirir. Buradan da anlaşılabileceği üzere, üniversiteleri bilim yuvasına dönüştürmek ve bilim insanı yetiştirmek, aynı zamanda topluma da bu zihniyeti yayabilmek ve bireylerin günlük hayatlarında yararlarını görmelerini sağlamakla olabilir. Pozitif (pozitivist değil) zihniyetin bireyde gelişmesine ve davranışlarına yön vermesine yönelik bir eğitim sistemi kurulmalıdır. Bilimsel düşünce tarzını benimseyen ve bu yolla ister fen içerikli bilim  (tıp, fen, mühendislik vs.) ister sosyal içerikli bilim alanlarından elde edilen bilgi ile yönlendirilen bir hayat biçimi oluşturulabilmelidir.

         

        Bilimsel Kişilik: Türkiye’de üniversitede akademik kadroya seçilen insan nitelikleri, bilimsel açıdan dünyanın önde gelen üniversitelerine göre, belirgin farklılıklar göstermektedir. Kanaatimce Türkiye'de bilimin geri olmasında bu faktörün oldukça önemli bir rolü bulunmaktadır.

         

        Bu uygulanan ilkeler açısından ülkemizle kıyaslarsak, şunları söylemek uygun düşebilir. Türkiye'de üniversite adı verilen evrensel anlamı ile yeni düşünce üretmesi gereken bir kurumda akademisyenlerde aranan özellikleri şöylece sıralayabiliriz:

         

        Hocasının sözünden asla ve kat’a çıkmamak. Kimseye muhalefet etmeden ve sorun çıkarmadan yaşamak.  Hocasının yerine geçerek ona tehdit oluşturmayacak kişilik özelliklerine sahip olmak. Çoğunluğa aykırı davranmamak.  Bir koronun aynı şarkıyı söyleyen elemanı gibi uyumlu olmak.  Hocanın veya idarecilerin sorularına kayıtsız şartsız ve mutlaka “evet” diye cevap vermek. Hocanın bütün özel ve tüzel işlerini noksansız ve zamanında yerine getirmek vs. Bu liste böyle uzayıp gidebilir.

         

                    Gelişmemiş ülkelerde ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde olumsuz sayılan saygı sınırlarını aşmayan dik başlılık,  doğru bildiğini ifade etmek ve eyleme geçirmekten vazgeçmeyen, sebatkâr, bilimsel ve medenî cesarete sahip v.b kişilik özelliklerinin gerçek bilim kurumlarında, aranan nitelikler olduğunu görmekteyiz. Üniversitelerimizde gelecek kadro endişesi ile kendi fikrini hiç bir zaman söyleyemeyen ve tek amacı ilk seçimde hocası için oy kullanmak olan kimseler, hiç bir zaman hocasından daha başarılı olamayacak ve ona risk teşkil etmeyecektir. İşte ülkemizde ancak böyle kişilere itibar edilmektedir. Üniversitelerimiz böylesi ilkel ve evrensel niteliklerle uyumsuz kurallarla yönetilmeye devam ettiği müddetçe, doğal olarak bilimsel zihniyetin gelişmesi mümkün olmayacak, haliyle düşünce ve bilgi üretilmesinden uzaklaşılacak; ama bilimsel müesseselerimiz 'erk' için kadroların şişirildiği küçük totaliter ünitelere dönüşecektir.

         

        Durum tespiti yapmakta pek bir sorun görünmemekle beraber, neden uzun bir süredir bizde gerçek anlamda üniversiteleşme gerçekleşememektedir?

         

         

        Bilimsel ilerlemenin temeli: Akıl sahibi olmak, insanın temel özelliğidir ve onu iyi kullanmak hayatta kalmasının esas yoludur. Felsefî düşünce, insan aklını geliştiren, düşüncenin karakterini değiştiren ve böylece milletlerin kaderini yönlendiren etkili bir zihin faaliyetidir.  Bazı felsefeler her ne kadar kapitalizmin acımasız imparatorluğuna da aracılık etmiş ise de günümüzde, bilime öncülük eden Amerikan toplumunun bilimsel ve yaratıcı zihniyetine önemli etkisi olmuştur ve olmaktadır.

         

        Nasıl oldu? Neden varım? Neden oluyor? Yine tekrarlar mı? Başlatan faktörler nedir? Durdurulabilir mi? Ve buna benzer bir sorunun diğerine yol açtığı sorularla ifade edilebilen merak duygusu, bilimsel ilerlemenin temelini oluşturmaktadır. Merak ile bu gözlemlerden, bilimsel verilerden yola çıkarak kurulan düşünceler, bilimsel olarak nitelenmektedir.  Merakın yanında ihtiyaçlar da hızlı sıçramalarda yer almaktadır. 'İhtiyaçlar icatların anasıdır' sözü bunu en iyi biçimde tarif etmektedir.

         

         Üniversite ve toplum iç içe kaynaşmalı, üniversitelere toplumu küçük görmeden onları sağlam iletişim kurmalı ve böylelikle üniversitenin halkına ve aydınlara lokomotif vazifesi görerek ileri toplumların gittiği yolu takip etmelidir.

         

                      Bilimsel zihniyetin şartları neler olabilir? Bilimsel araştırmaların şartlarına uygun olarak yapılabilmesi ve bilimin gelişmesi, her şeyden evvel bilimsel zihniyete sahip olunmaya bağlıdır. Bilimsel zihniyet, bilim adamında, bilim ortamında mutlaka bulunması gerekli bir şarttır. Bilimsel zihniyete sahip olmayan bilim adamları, bilim yapamazlar, bilimin ölçülerini bilemedikleri gibi, bilimin değerini de takdir edemezler; aksine bilim adına bizzat bilimin kendisine zarar verirler. Bilim kamuoyu ise yine bilimsel zihniyet ile kurulur.

         

                      Bilimsel zihniyete sahip olmak kolay olmadığı gibi, onun korunabilmesi de bazı şartlara bağlıdır. Bizde bilim zihniyetinin gelişememesinin bir takım sebepleri vardır. Bunları tek tek saymaya hacet yoktur. Ama bir bilim zihniyetinin gelişememesi ve yerleşememesi, toplumda ve bilim adamlarında “Bilimin değeri”nin anlaşılamaması, bilinememesi, bilime zihinde biriken tabulaşmış ideolojik görüşler açısından değer biçilmesi, dolayısıyla bilim kültürünün de gelişmemesi ile devlet ve millet çapında yerleşmiş köklü ve gelişen bir bilim politikasının bulunmamasına bağlanabilir. Bilimsel zihniyetin şartlarının neler olabileceği hususunda şunlar söylenebilir:

         

        -Bilimsel zihniyet, öncelikle metodolojik düşünmeyi ve yanlış düşünme yollarından kurtulmayı gerektirir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, hakikat sevgisi, objektif bakış/görüş, hasbî (karşılık ve çıkar beklemeyen) davranış, serbest araştırma, deney yapılması, deneyin sonuçlarını niceliksel ifadesi, bilimsel eleştiri, determinizm ve kanun anlayışı ile hayatiyet kazanır.

         

                    -Bilimsel zihniyet, bilimsel hiyerarşi ve bilimsel düzenin bulunduğu yerlerde gelişir ve yerleşir. Eleştiri gücünün yerleşmediği veya zayıf kaldığı yerlerde bilimsel taassup, partizanlık ve ideolojilere kapılanma, kayırmacılık, rüşvet, bilimi paraya dönüştürme hırsı, kamplaşma kol gezer.

         

                    -Bilim insanının önemli buluşlar yapabilmesi için hayatını, yaşama şeklini pek çok fedakarlıkta bulunarak bu amaca adamış olması gerekmektedir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, farklı düşünmeyi ve taklitten kurtulmayı ve yaratıcılığı gerektirir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, bilimsel sahada uzmanlık ve derinlik gerektirir: Bu ise uzun bir süreçtir,  devamlılık ve sebat ile sağlanır. Uzman olduktan sonra bu dalın diğer bilim dallarıyla ve felsefeyle ilişkisi üzerinde araştırmalar yapılmalıdır. Bu, onu aynı zamanda uzmanı bilim felsefesine de götürür.

         

                    -Bilimsel zihniyet, zihin bağımsızlığını kazanmış olmayı gerekli kılar.

         

                    -Bilimsel zihniyet tarafsız (objektif) olmayı, bireye, topluma ve evrene tarafsız bakmayı zorunlu kılar.

         

                    -Bilimsel zihniyet karşı ve aykırı düşünceye saygıyı ve onu teşvik etmeyi gerektirir. Hâlbuki bu anlayış, bilimde ve felsefede ilerlemiş Batı ülkelerinde bile bazen görülmeyebiliyor.

         

                    -Bilimsel zihniyet, bütün bilimsel araştırmaların sonuçlarından şüphe edebilmeyi, o neticeleri mutlak ve değişmez olarak görmemeyi icap ettirir.

         

        -Bilimsel zihniyet, bilimle inanç ve değer alanlarını karşıt ve zıt durumda görmemeyi ister. Bilimsel kanıtların yetersiz olduğu durumlarda farklı inanç sistemleri yol gösterebilir. Çünkü postmodernist anlayışın kurucusu sayılan Lyotard'ın da dediği gibi, geceleri mum ışığında masal anlatan Güney Amerika yerlilerinin ürettiği bilgi de insan bilgisidir. Yoksa ilkel pozitivist anlayışa kapılarak, zihnin kapılarını, duyu verilerinin dışındaki sahalara kapamak, bilimsellik değildir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, kendimize özgü düşünceyi ve kültürü geliştirerek düşüncelerimizde ondan destek almayı gerekli kılar.

         

        -Bilimsel zihniyet, başka bilimsel ve felsefî görüş ve teorilerin taklitçisi, nakilcisi, olmamayı zorunlu kılar.

         

        -Bilimsel zihniyet, tekelci bilim anlayışının ve yorumlarının ağına düşmemeyi öngörür.

         

        -Bilimsel zihniyet, bilime tapanların, bilimi kutsallaştıranların girdabından uzak durmayı, bilim yobazlarının tuzağına düşmemeyi, onların engellerini aşabilmeyi zorunlu görür.

         

        -Bilimsel zihniyet asla tekelci tutumla bağdaşmaz.  Bilim zihniyeti, diğer bilim adamlarına da tepeden bakıp onları küçümsemeyle de bağdaşmaz. Böyle bir anlayışla, bilim yapılamaz, gurur ve kibirle bilim zihniyeti darbe alır, onun sahibi de yalnızlığa itilir. 

         

                    -Bilimsel zihniyet, elde edilen bilimsel sonuçları, kendi inançları ve peşin hükümleri yönünde çekip sündürmeden yorum yapmayı gerektirir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, her türlü ideolojiden uzak olmalıdır, ideolojik davranışlarla uzlaşamaz.

         

                    -Bilimsel zihniyet,  bilim insanının her haliyle şahsiyetli, vakur, ciddî ve her zaman "kendisi olmayı"  ve tevazu sahibi olmayı zorunlu görür.

         

                    -Bilimsel zihniyetin gelişme ortamı, her şeyden önce bilimsel rekabetten geçer, kıskançlıktan ve intihallerden (bilim hırsızlığı) değil. Bilimsel rekabet ve eleştiri olmazsa soyut bir "bilim papalığı" kendiliğinden ortaya çıkar ve yerleşir.

         

                    -Bilimsel zihniyet, zihnin dışına bakmayı, zihnin içine çakılıp kalmamayı, zihinde oluşturulmuş teorilerin yanlışlanıp yanlışlanamıyacağını olgularla test etmeyi gerektirir. Yoksa zihnin ürettiği teorileri, olgulara yamamaya çalışmak bilimsellik ve bilim zihniyeti ile bağdaşmaz.

         

                   

        Ülkemizde aykırı düşünen ve ciddî araştırma yapan bilim adamlarına ne kadar saygı duyulur? Üniversite toplumu, evrensel akademik değerlere ve kurallara ne kadar uyumludur? Bu ve benzer pek çok meselenin açık açık ve uzun uzadıya tartışılması lâzımdır ki bilimsel zihniyet yerleşebilsin, ciddî ses getiren bilimsel araştırmalar artabilsin.

         

         

         


Türk Yurdu Nisan 2009
Türk Yurdu Nisan 2009
Nisan 2009 - Yıl 98 - Sayı 260

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele