“Siyasi Rehberlik ve Ziyalılar”

Şubat 2009 - Yıl 98 - Sayı 258

                          Azerbaycan’ın son dönemde yetiştirdiği önemli tarihçilerden ve 2000 yılından beri parlamentoda milletvekili olarak bulunan Prof. Dr. Cemil Hasanlı, Stalin’in ölümünden sonra Azerbaycan’da gerçekleşen yönetim değişikliklerinin milli meseleye yansımaları üzerinde yaptığı çalışmalarını kitap olarak neşretmiştir.[1] Hasanlı, eserinin Azeri Türkçesinin anayasaya devlet dili olarak girmesiyle ilgili bölümlerini daha önce seri makaleler halinde neşretmiştir.[2]

         

                          Hasanlı’nın, ulaşılması son derece güç olan, Sovyet döneminin Moskova Bakı’daki parti arşivleri ile KGB’nin Moskova ve Azerbaycan’da bulunan arşivlerinden istifade ederek hazırladığı eseri son derece önemlidir. Onun daha önceki eserleri de aynı biçimde hazırlandığı için kendi ülkesi kadar dış dünyada da ilgi görmüş, Rus, İngiliz, Alman, İtalyan, Leh, Fars dillerine tercüme edilerek yayımlanmıştır.

         

                           Günümüzde Türk cumhuriyetlerinde Sovyet dönemi ile ilgili eserlerin ekseriyeti Stalin’in 1930 yılından sonra gerçekleştirdiği aydın kırımı üzerinedir. Hasanlı, belirli bir zaman dilimini esas alarak Moskova’da meydana gelen siyasi önder değişikliğinin bağlı cumhuriyetlere yansımasını kronolojik olarak izlemiş, milli endişelerin siyasi karar alma mekanizmalarındaki tezahürlerinin merkezi yönetimdeki akislerini muhtevalı biçimde işlemiştir. Ele aldığı konuyu tarafsız biçimde gözlemiş, kaynakları değerlendirmiş ve sadece kendi ülkesi için değil Türkiye için de önemli sonuçlar çıkarmıştır.

         

                             Tanıtımını yapacağımız son eserinde Stalin sonrası Sovyetlerde belli bir süre görülen liberalleşme eğilimlerinin Azerbaycan’daki yansımaları ve sonuçları 1954-1959 yılları arasındaki dönem içinde irdelenmiştir. Eser kısa bir giriş bölümü ve 8 fasıldan ibarettir. Hasanlı’nın bu çalışması da Azerbaycan’da olumlu yankı bulmuş, yazdıkları, değerlendirmeleri canlı tanıklarıyla doğrulanmıştır.[3]

         

                              Birinci fasıl(s.12-60) ‘Azerbaycan’ın yeni rehberliği: İlk adımlar ve eski problemlerin burulğanında’ başlığını taşımaktadır. Stalin’in 1953 yılında ölümünden sonra tepe noktalarda yapılan değişikliklere paralel olarak Azerbaycan’da da değişmeler olmuştur. Beria’nın cinai faaliyetlerinin gündeme gelmesinden sonra Azerbaycan’ın birinci adamı M. C. Bağırov görevlerinden önce uzaklaştırılmış, sonra 29.3.1954 tarihinde tutuklanmıştır. Onun yerine İ. Mustafayev parti sekreteri seçilmiştir. 1954 yılında Meclis Başkanlığı’na Mirza İbrahimov seçilmiştir. İbrahimov bu göreve getirildiği zaman Azerbaycan Yazıcılar İttifakı Başkanlığı yapmakta idi. 1935 yılından itibaren yazdığı piyesler ona büyük ün kazandırmıştır. 1948 yılında neşrettiği Gelecek Gün romanı ile 1950 yılında Stalin mükâfatı kazanmıştır. Eserinin temasını kendisinin içinde faal rol aldığı Güney Azerbaycan’daki Milli Azatlık hareketinden seçmiştir. 1941 yılında Sovyet birlikleri ile İran’a gitmiş, askerler için Tebriz’de neşredilen Vatan Yolunda gazetesinin ilk redaktörlüğünü yapmıştır.

         

                                  Eserin işlenişi sırasında verilen bilgiler Ermenilerle de ilişkilidir. Bağırov döneminde Moskova’nın da sıcak ilgisi sonucunda Ermeniler Azerbaycan ve Karabağ’da etkin hale geldiler. Hariçte yaşayan Ermeniler de etkinliklerini artırdılar. Vahan Qriqoryan’ın Sovyet Komünist Partisi’nde önemli görevde bulunması, hariçteki Ermeni teşkilatlarının Sovyetlerin denetimi altına girmesine imkân vermiştir. 1952 yılında Komünist Partisi Siyasi Bürosu, Hariciye Bakanlığı’nın ve Harici Siyaset Komitesi’nin teklifi ile Fransa Ermenilerinin Medeniyet Cemiyeti’ne Lusarsax gazetesini neşretmek için 40.600 ruble yardım gönderilmesini gizli bir kararla kabul etmiştir.(s.22)

         

                                  1954 yılında Azerbaycan Yazıcılar Kurultayı’nın II. si yapılmıştır. Birliğin başkanı Süleyman Rahimov, Azerbaycan Sovyet edebiyatının Pantürkizm, Panislamizm, kozmopolitizm, nihilizm, formalizm ve başka zararlı cereyanlara karşı amansız mücadele ettiğini belirtmiştir.

         

                                Yeni yöneticilerin seçilmesinden sonra vaktiyle haksız yere ortadan kaldırılan veya sürgün edilen, eserlerinin yeniden basımına izin verilmeyen Azerbaycan’ın tanınmış bilim ve siyasi hadimlerinin dosyalarının ele alınması ümidi doğmuştur. 1950 yılında intihar ederek hayatına son veren İlimler Akademisi üyesi ve Stalin mükâfatlı Haydar Hüseynov‘un ilmi mirasının yeniden canlandırılması için arkadaşları Merkez Komitesi’ne başvurdular. Bu talep önce kabul edilmedi. 1955 yılında Hüseynov’un ilmi eserlerinden faydalanmanın mümkünlüğü hakkında bir kararın çıkması üzere ’XIX asırda Azerbaycan’da İçtimai ve Felsefi Fikir Tarihinden’ isimli eserinin yeni baskısı yapıldı.(s.33)

         

                                II. Fasıl, Sovyet İKP XX. Kurultayı ve Cenubi Kafkas Sovyet Cumhuriyetleri(s.61-111) başlığını taşımaktadır. Sovyetlerde liberal eğilimlerin ortaya çıkması ve rejimin 30 yıldır işlediği cinayetlerin itiraf edilmesi açısından 1956 yılı dönüm noktası olmuştur. XX. Kurultayın toplanmasından önce 1955 yılı Aralık ayında Stalin’in doğum yıldönümünün kutlanması Sovyet yönetim kadrosu içinde ayrılıklara sebep olmuştur. Parti sekreteri Kruşçev’in kutlanma yapılmaması teklifi uzun tartışmalardan sonra, gösterişli kutlamalar yerine, basında ve radyoda program yapılması biçiminde kabul edildi.1956 yılı Ocak ayında Azerbaycan Komünist Partisi XXI Kurultayı toplandı. Parti sekreteri İ. Mustafayev, Bağırov ile birlikte hapsedilenlerin sorgulamaları hakkında bilgi vermiştir. N. Nerimanov’a ve eserlerine yapılanlar hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Onun adının her taraftan silinmesinin örneklerini göstermiştir.(s.67) Mirza İbrahimov, kurultay konuşmasında 30’lu yıllarda ortadan kaldırılan M. Müşfik, Hüseyin Cavid, Abbas Mirza Şerifzade’nin isimlerini zikrederek, aziz hatıralarının korunması ve eserlerinin neşredilerek halka ulaştırılması, yaratıcılıklarının geniş tahlil edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.(s.68)

         

                                 Sovyet Komünist Partisi’nin XX. Kurultayında Kruşçev’in nutkuna göre: 1937 yılında hazırlanan ‘Antisovyet Türk-Tatar Milli Teşkilatlara Karşı Yürütülen Faaliyetler’ başlıklı raporda doğudaki milli cumhuriyetler ve vilayetlerde (Azerbaycan, Kırım, Tataristan) gizli antisovyet faaliyeti ile meşgul olan milli unsurların özellikle Azerbaycan’da Müsavat’ın, Kırım’da Milli Fırka’nın antisovyet faaliyetlerini yaygınlaştırmaya gayret gösterdikleri belirtilmiştir. Bu teşkilatların esas gayesi Sovyet sisteminden çıkarak ‘Vahid Turan Devleti’ kurarak Türkiye ile birleşmektir. Buna örnek olarak hapsedilerek öldürülen Bekir Sıdkı Çobanzade’nin zor altında alınan ifadeleri gösterilmiştir.[4](s.77) Günümüzde Rusya, Azerbaycan ve Tataristan’da neşredilen bazı araştırmalarda mutasavver Turan devleti ideali etrafında yürütülen soruşturmalar sonucunda birçok aydının haksız yere ortadan kaldırıldığı belgelere dayanılarak gösterilmiştir. Kruşçev, parti kongresindeki nutkunda çeşitli milletlerin ana vatanlarından kütlevî sürgünleri hakkında bilgi verirken Kırım Türklerinin, Kafkasya’dan sürülen Türk ve Yunanlıların adlarını saymaması dikkat çekicidir.(s.79)

         

                                XX. Kongrenin sonuçlarının Azerbaycan yönetiminde tartışılması sırasında Bakû’de gizlice duvarlara yapıştırılan bazı bildiriler gündeme getirildi. Bildiride Rusların ve Ermenilerin Azerbaycan’dan kovulması, Rus alfabesi yerine eski Arap alfabesine dönülmesi, 36 yıldır zulüm çekildiği, Rusların petrolü, yünü, pamuğu, çayı, pirinci, yağı, sütü, yumurtayı alıp toplumu soydukları ifade edilmiştir.(s.91)

         

                                 Azerbaycan’da 1956 yılında gelişen hadiselerin başında Bağırov’un açık mahkeme sonucunda yakın mesai arkadaşları ile birlikte ölümü mahkûm edilmesi gelmektedir. Onunla aynı cezaya çarptırılan Ermeni asıllı X. Qriqoryan 1937 yılından itibaren Azerbaycan’da Dâhili İşler Komiserliği’nde şube müdürü vazifesinde bulunmuştur. 1937-1938 yıllarında Azerbaycan’da aydınların tasfiyesi hareketinde özellikle gaddarca davranış sergilemişti.(s.104)

         

                                 1945 yılında Sovyetler Türkiye’den toprak talebinde bulunduğunda Kars ve Ardahan’ın Ermenistan’a verileceği inancı ile Ermenistan Komünist Partisi’nin Kars ve Ardahan teşkilatları tesis edilmiş,1946 yılında parti ve gençlik teşkilatlarındaki hizmetlerinden dolayı deneyimli olan A. Koçinyan’ın Kars vilayet komitesi başkanlığı tasdik edilmiştir.(s.106)

         

                                  III. Fasıl ,’Azerbaycan Devlet Dili Hakkında Kanunun Kabul Edilmesi’ başlığını taşımaktadır.(s.112-180) Stalin’in ölümünden sonra Sovyet toplumunda yumuşamanın sonuçları olarak milli cumhuriyetlerde milliyetçilik duygusunun artması eğilimleri görülmüştür. Azerbaycan’da muhtelif devlet organlarında çalışan başka milletlerden görevliler yerli ahaliye kötü davranmakta idiler. Bu görevlilerin ekseriyeti Türkçeyi bilmemekte ve öğrenmek hususunda da gayret göstermemekte idiler. Siyasi önderlere gönderilen bir mektupta,’İnkılâptan 35 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan’da hiç olmazsa bir tek idare ve kurum gösterin ki yazı işlerini ana dilinde yapsın. Böyle bir kurum yoktur.’ ifadeleri bulunmakta idi.(s.115) Ana dilde yazılmış dilekçelerin kabul edilmemesi herkesin ortak şikâyeti haline gelmişti. Bu gerçeklerden sonra Azericenin devlet dili olarak kabul edilmesi istikametinde müzakereler ve hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır.

         

                                Azerbaycan’da faaliyette bulunan Ermeni ve Gürcü okullarında Azeri Türkçesinin okutulması 1950’li yılların ortalarında ciddi bir mesele olarak ortaya çıkmıştır. Aslında ana dilin uygulanması ve yerli ahali arasında anlaşma diline çevrilmesi, Azericenin devlet dili olarak statüsünün tespit edilmesi ilkesi bakımından önemli idi. Millî cumhuriyetlerde bulunan Rus ve diğer okullarda yerli dilin okutulması hususu ciddi tartışmalar doğurdu. Bu meseleyi çözmek üzere Sovyet Başbakanı Bulganin, öğrenciler kendi ana dillerinde öğretimin yapılmadığı bir yerde bulunuyorlarsa oturdukları yerin milli dili öğrenmeleri hususunda zor kullanılmamasını istedi. Bu emre uygun olarak milletçe Azeri olmayan öğrenciler Azeri dilini öğrenmekten muaf tutuldular. Azerbaycan’da Rusça öğretim yapan okullarda Azericenin 5.sınıftan itibaren okutulması ise Azeri öğrencilerin ana dillerini öğrenmesini güçleştirdiği için Azerbaycan Milli Eğitim Bakanı 1956 yılında Parti sekreterine gönderdiği bir yazıda bu eğitimin haftada iki saat olmak üzere 3.sınıftan itibaren verilmesini istedi. Konu parti sekreterliğinde daha sonra Bakû’deki Rus okullarında bu dersin öğretmenleri ve Rus okullarının müdürleriyle ayrı ayrı yapılan toplantılarda müzakere edildi. Öğretmenler Bakanın teklifini desteklediler. Bu görüşmelerden sonra Azerbaycan’da faaliyette bulunan Rus, Ermeni ve Gürcü okullarında Azericenin 3.sınıftan itibaren okutulması kabul edildi. Bu kararın alınması devlet dili hakkındaki kanunun kabul edilmesi için atılmış önemli bir adımdır. Dil hakkındaki kanunun kabul edilmesinde 1940’lı ve 50’li yıllarda dilin ilmi esaslarının ortaya konması, ana dilde yazılmış bedii eserlerin sosyal şuura tesir imkânlarının artması önemli rol oynamıştır. Bir kısmı Stalin’in yürüttüğü aydın kırımından güçlükle canını kurtaran edipler verdikleri eserlerle literatürü zenginleştirmişlerdir.

         

                                 1956 yılında Azerbaycan Bestekârlar İttifakı’nın I. Kurultayında musikide millî dil meselesi geniş olarak tartışıldı. Resul Rıza, musiki mekteplerinde Azerbaycan dilinin durumunun çok kötü olduğuna işaret etti.(s.133) 1956 yılında aydınlar arasında dil meselesiyle ilgili hususlarda şikâyetler giderek arttı. Bakû şehrinde Azerice tedris yapan okulların sayısının giderek azaldığı görüldü. Rusça öğretim yapan okullara giden Azerbaycanlıların sayısı artmakta idi. Azeri dilinin devlet dili olması talebi ile ilgili, parti ve hükümet önderlerine açık ve anonim mektupların, başvuruların sayısında hızlı bir artış görüldü.1956 yılı içinde Azeri Türkçesinin devlet dili olması hakkında yapılacak Anayasa değişikliği tasarısı parti merkez komitesinde görüşülerek benimsendi. Mirza İbrahimov Moskova’da değişiklik hususunda Sovyetler Birliği Parlamentosu Başkanı Voroşilov’un onayını aldı. Kanun görüşmelerinden önce Sovyet Komünist Partisi merkez komitesinin onayı alınmadı. Azerbaycan’a komşu iki devlet Gürcistan ve Ermenistan’da milli dillerinin devlet dili olması hakkında ki Anayasa düzeltmeleri 1937 yılında yapılmıştı.

         

                                   Azerbaycan Meclisi 20.8.1956 tarihinde devlet dili hakkındaki görüşmelerde anayasaya ilave yapılmasını kabul etti. Bu kanunun kabul edilmesinden sonra Mirza İbrahimov, 20.11.1956 tarihinde Komünist gazetesinde sonraları büyük tartışmalara sebep olan ‘Azerbaycan Dili Devlet İdarelerinde’ isimli makalesini neşretti. Makalede Çar yönetimi döneminde Rusya’nın sömürgecilik siyaseti ortaya konmuş, millî zulmün, millî baskının insanlığa aykırı, vahşi bir davranış olduğu gösterilmiştir(s.147). Makalede Çarlık yönetimi örneği üstünden gösterilen olumsuzluklar aslında milli mesele ilgili Sovyet politikasının gerçek yönlerini ortaya koymakta idi.  Makalede ortaya konan gerçekler kısa zamanda büyük tartışmalara sebep olmuş ve yazarına karşı ithamlar hızlanmıştır. Kanunun çıkması ile dile karşı özel bir dikkat gelse de uygulamada bazı tahriflere uğramış, bazı idarelerde dile karşı biganelik ve ilgisiz tutumlar görülmüştür. Kanunun çıkmasından sonra devlet yönetiminde çalışan Azeri olmayanların 6 ayda dili öğrenmeleri istenmiştir. Bu kararın uygulanmasının hele ahalisinin % 50’sini Azeri olmayanların teşkil ettiği Bakû’de güçlük olacağı yönünde itirazlar görülmüştür. Bu gelişmelerden sonra Ermenistan ve Azerbaycan’da yaşayan Ermenilerden çok sayıda şikâyet mektubu Moskova Baku’daki parti yöneticilerine gönderilerek milliyetçiliğin çiçeklendiği yolunda iddialarda bulunulmuştur. Devletin bütün kademelerinde Azerbaycanlılara taleplerin arttığı, yöneticiliklere de bunların tayin edildikleri iddia edilmiştir. Bilhassa Azericenin başka milletlerden olan öğrencilere okutulması kararından sonra çok sayıda şikâyet mektubunun gönderilmesi ve Moskova’nın baskısının artmasından sonra bu uygulamadan vazgeçilerek öğrencilerin ve velilerin isteğine göre Azericenin okutulması yönünde yeni bir karar alınmıştır.

         

                                     Devlet dili hakkındaki yeni gelişme ile Türk dilinin en büyük abidelerinden Dede Korkut Kitabı’na olan ilgi arttı. Sovyetlerin Türkiye ile münasebetlerinin gerginleştiği 1940’lı yılların sonu ile 50’li yılların başlarında Türkçülükle ilgili bütün tarihi medeni abidelerin inkâr edildiği devirde 1951’de Dede Korkut Hikâyeleri milliyetçilik tebliğ eden Pantürksit ve Panislamist bir abide olarak kötülenmişti. Bu tarihi kültür varlığının Azerbaycan halkı ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı gibi bir iddia ileri sürülmüştür.

         

                                     Azerbaycan Devlet Üniversitesi, İlimler Akademisi ve Yazarlar Birliği’nde yapılan konferans ve toplantılarda bilim adamları bir zamanlar yasaklanmış kitaplar listesine alınan Dede Korkut Kitabı üzerindeki yasağın kaldırılması ve bu eserin topluma yeniden kazandırılması yönünde konuşmalarda yaptılar. Partinin isteği üzerine konunun uzmanları olan Hamit Araslı’nın aralarında bulunduğu bir grup bilim adamı 18 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda eserin Azerbaycan halkının maişetini, etnografyasını, dilini, folklorunu, edebiyatını, tarihini öğrenmek için zengin materyaller ihtiva eden kıymetli bir abide olduğu belirtilmiştir. Komünist Partisi Ocak 1957’de yaptığı toplantıda kitap üzerindeki yasağın kaldırılması, İlimler Akademisi Edebiyat ve Dil Enstitüsü’nün iki ay müddetle eser üzerinde geniş bir müzakere tertip etmesi ve 10 bin tirajla baskıya hazırlaması hususunda bir karar kabul etti.(s.164) Kararda aynı zamanda Komünist gazetesinde tanınmış âlimler grubunun ve edebiyatçıların kitap hakkında ilmi makalelerinin basılması kaydı da bulunmakta idi.

         

                                   Azerbaycan Bestekârlar Birliği Üzeyir Hacıbeyov’un hatırasını ebedileştirmek için Baku’da bir heykelinin dikilmesi, mezarının üzerine abide yapılması, vatanı olan Şuşa’da hatıra müzesinin tesis edilmesi, Baku’da yaşadığı evin müze haline getirilmesi, vaktiyle tahsil gördüğü Gori Öğretmen Okulu’na ve Petersburg Konservatuarı’na hatıra levhalarının konulmasını teklif etti.

         

                                    Azericenin devlet dili olması hususunda en fazla çaba gösteren Meclis Başkanı ve yazıcı Mirza İbrahimov, yorgunluğunu ileri sürerek aldığı iki aylık izne ayrılmadan önce 29.12.1956 tarihinde Cumhuriyetin bazı bakanlıklarında Azeri dilinin kullanılması hususunu müzakere etmek üzere meclisi toplantıya çağırdı. Toplantıda ilgili yasanın çıkmasına rağmen inceleme yapılan üç bakanlıkta dilin kullanılmasıyla ilgili yeterli tedbirlerin alınmadığı, diğer bakanlıklarda ise bu istikamette hiçbir hazırlığın yapılmadığı belirtildi. Müzakerelerin bitiminde dilin kullanılması hususunda gereken tedbirlerin alınması hususunda kararlar alındı.(s.179)

         

                                            IV. Fasıl ‘Azerbaycan Rehberliğinde Siyasi Buhranın Derinleşmesi’ başlığını taşımaktadır.(s.181-245) 1956 yılının Ekim ayında Macaristan’da rejim muhaliflerinin ayaklanması ve sivil halktan büyük destek görmesi Sosyalizm sistemini sarsmış, XX. Kurultaydan sonra başlayan yenileşme ve milli uyanış hareketi Moskova için kabus haline gelmiştir. Macaristan’da meydana gelen hadiselerden Sovyet halkının haberi olmamıştır.

         

                                            Azerbaycan’da milli dilin anayasaya girmesi açık olarak eleştirilmemekle birlikte Moskova’nın tepkisini çekmiştir. 1957 yılı Mart ayında Moskova’nın talebi ile Azerbaycan Komünist Partisi devlet dili konusunu müzakereye başladı. Toplantıya Moskova’nın temsilcileri de katıldı. Toplantı dille ilgili görüşmelerden ziyade Sovyet dönemi uygulamalarının ve birbirlerine muarız haline gelen parti yöneticilerinin ideolojik tartışmaları biçiminde geçti. O tarihlerde kimsenin tartışmaya cesaret edemediği Lenin’in devlet dili ve yerli dil hakkındaki fikirlerinin mukayeseli tahlili yapıldı. Dille ilgili kanunun banisi M. İbrahimov yöneltilen tenkitleri tutarlı delillerle cevaplandırdı. Ona karşı yürütülen eleştirilere katılanlar arasında, Moskova’nın gözü kulağı olarak milli cumhuriyetlere gönderilen Rus asıllı yöneticilerden biri olan ve Baku’da partinin ikinci adamı olan D. Yakovlev’de bulunmakta idi. Bu toplantının düzenlemesindeki tek hedefin Mirza İbrahimov olduğu tartışmalarda odak haline gelmesiyle anlaşılmıştı. Bu görüşmeler sırasında, Moskova’nın gelecekte yürürlüğe koyacağı İbrahimov’la ilgili düşüncelerinde kristalleşme olduğu anlaşıldı. Parti bürosundaki şikâyetlere bakmayarak İbrahimov,1957 yılında İlimler Akademisi tarafından neşredilen ‘Azerbaycan Dili’ isimli makaleler toplusundan ibaret kitabına ‘Azerbaycan Dili Devlet İdarelerinde’ isimli yazısını almakta beis görmemiştir. Bu kitap yazara büyük şöhret kazandırdı. Kitap özellikle aydınlar arasında büyük hızla yayıldı. Kitabı neşreden Nizami Adına Dil ve Edebiyat Enstitüsü’nün müdürü M. Quluzade önsözü yazmasından dolayı İbrahimov aleyhindeki kampanyanın yaygınlaşması sırasında koltuğundan uzaklaştırılacaktır. Büro toplantısının sonunda parti rehberleri arasında 1957 Mart-Nisan ayları içinde ortaya çıkan ciddi siyasi buhran geçici olarak giderildi.

         

                              V. Fasıl .’1957nci Yıl: Sovyet Rehberliğinde İhtilafların Güçlenmesi ve Azerbaycan’ başlığını taşımaktadır.(s.246-307) Rus gizli servislerine gelen enformasyonlarda Moskova, Petersburg gibi şehirler ile müttefik cumhuriyetlerde antisovyetizm ve milliyetçiliğin güçlendiği yolunda bilgiler yoğunlaşmıştı.1956 yılı Kasım ayında özel bir komisyon kurularak bütün parti teşkilatlarına gönderilen ‘antisovyet ve düşman unsurların çıkışlarının önünün alınması hakkında’ başlıklı bir rapor hazırlanmış, Aralık ayında parti başkanlık divanında müzakere edilmiştir. Yönetim kadrolarını rahatsız eden hususlardan biride rejim muhalifi teşkilat ve grupların ülkenin yüksek okulların sosyal bilimler fakültelerinde ve partinin ideolojik dayanağı olarak kabul edilen ilmi idarelerde yuvalanması idi.

         

                             İran Azerbaycan’ında yaşamakta olan demokratlar arasında antisovyet milliyetçi ruh haletinin güçlenmesi ciddi rahatsızlık doğurdu.(s.259) Cemiyetin liberalleşmesi sonucu 1930’lu yıllarda hapsedilerek tasfiye edilen yazarların müsadere edilen 100’e yakın eseri üzerindeki yasak kaldırılmıştır. Bunlar arasında 1924 yılında Bakı’da basılan Yeni Türk Elifbası isimli eser de bulunuyordu.

         

                              1957 yılında Moskova’da yapılan parti toplantısı Stalin döneminden kalan parti yöneticileri Malenkov, Molotov ve Kaganoviç’in kesin yenilgisiyle sonuçlandı. Tasfiye edilen yöneticilerin yerine gelenler de kısmen Stalin döneminin yetiştirmeleri idiler. Molotov, Sovyetlerin İran ve Türkiye ilişkilerinin bozulmasındaki etkisi sebebiyle de suçlanmıştır.

         

                             1957’de Jukov Sovyet Milli Savunma Bakanlığı görevinden uzaklaştırıldığında Kruşçev, Türkiye ile savaş olmayacağını, Jukov’un kendisine düzgün bilgi vermediğini, Türkiye ile aralarında 1957 yılı yazında yaşanan gerginliğin savaş çizgisine gelmese de Sovyet önderlerinin Türkiye’nin birinci derecede sorumlu yöneticilerine gönderdikleri gizli mektupta 3-4 Sovyet roketinin Türkiye’yi yeryüzünden silinmesi için yeterli olduğunun hatırlatıldığını belirtmiştir.(s.283) Eserde bahsedilen bu gerginlik hakkında bizim literatürümüzde pek fazla bilgi bulunmamaktadır.

         

                              VI. Fasıl .’Milli Siyasetin Aparıcı İstikamete Çevrilmesi’ başlığını taşımaktadır.(s.308-370) 1957 yılında nüfus sayımı çalışmalarının başlaması sürgün edilmiş halkların ana yurtlarına dönmeleri hususunu yeniden gündeme getirdi. Birçok halka eski topraklarına dönme izni verildiği halde 28.4.1956 tarihinde yayınlanan Sovyet Parlamentosu fermanı Kırım ve Ahıska Türklerine ana yurtlarına dönme hakkını vermedi. 1944 yılında Ahıska Türklerinin sürgünü sırasında Gürcistan’da yaşayan 24 binden fazla Azeri de sürgüne maruz kalmıştı. Hâlbuki devlet Savunma Komitesi kararında ve diğer hükümet belgelerinde onların sürgünü ile ilgili bir kayıt söz konusu olmamıştı. Sürgüne giden Azeriler Azerbaycan siyasi önderlerine başvurarak kendilerine yardım edilmesini talep etmişlerdi. Gürcistan’da Türkiye sınırlarında yaşayan Türk ahalinin göçürülmesi düşüncesi 1944 yazında gündeme geldiğinde, o zaman sınırda yaşayan tahminen 77,5 bin Türk ahalinin doğu Gürcistan’a, yani Azerilerin yaşadığı bölgelere göçürülmesi planlanmıştı. Temizleme faaliyetine önce Tiflis’ten başlanmış, 25 Mart 1944’te 3240 Azeri şehirden çıkarılmıştır. Bundan kısa bir müddet sonra bu ülkedeki Türklerin sürgün hadisesi gerçekleşmiştir. Parti sekreteri İ. Mustafayev, parti organlarına emir vererek sürgün edilen Azeriler hakkında bilgi toplanmasını istedi. Bu bilgiler dayanarak 12.8.1957’de Sovyet Komünist Partisi’ne müracaat ederek çocuklarını ana dilde okutmakta güçlük çeken sürgündeki Azerileri Azerbaycan’a kabul edip, kolhoz ve sovhozlarda iş vereceklerini bildirdi. Onun gayretlerinden sonra 1957’de Gürcistan’dan sürgün edilmiş Azerilerin Azerbaycan’a dönmelerine izin verildi. Göçme masrafları Azerbaycan devlet bütçesinden karşılandı. Onlarla birlikte Ahıska Türklerinden bir kısmının da göçürülmesi işlemi başladı. 1958 yılında Özbekistan’dan 2 bin aile Azerbaycan’a geldi.

         

                              1930 yıllarında tasfiye edilen aydınların af edilmesi kampanyası genişletildi. Siyasi beraat verilmesi işlemine Neriman Nerimanov üzerindeki yasağın kaldırılmasıyla başlandı. 1956 yılında Nerimanov’un doğumunun 85 yıllığı münasebetiyle ilmi bir toplantı düzenlendi. Bütün eserlerinin yeni basımları yapıldı. Onun hakkında yeni araştırmalar yapılarak kitap halinde basıldı. 1957 yılında bir kombinaya ve Azerbaycan Tıp Enstitüsü’ne ismi verildi.

         

                                1957 yılı sonbaharında Nazım Hikmet’in Bakû’ye gelişi büyük heyecanla karşılandı. Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde Mirza İbrahimov ve Süleyman Rüstem’in iştiraki ile büyük bir toplantı yapıldı. Onun şiiri ve yaratıcılığı üzerinde muhtelif konuşmalar yapıldı. Toplantının sonunda M. İbrahimov şairin yaratıcılığı hakkında düşüncelerini açıkladı. M. İbrahimov’a karşı ilk adım, Stalin’in ölümünden sonra başlamış olan muhafazakâr karakterli ıslahatların sona erdiği 1957 yılının sonlarında, kendi ricası ile edebiyat ve güzel sanatlar dalında verilen SSCB Lenin mükâfatları komitesinden çıkarılarak atıldı. N. Hikmet’e Azerbaycan’da büyük sevgi gösterilmesinin sebebi, aslında onun komünist olmasından ziyade Türk olmasından olduğu vurgulanmıştır. Türklüğün takip edildiği Azerbaycan’da milli ideallerin geliştiği bu dönemde o belki de yegâne Türk sembolü olarak görülmekte idi.(s.341) Azeri aydınlar içlerinde gizledikleri Türk sevgisini ve Türkiye’ye olan gizli rağbetlerini onun timsalinde göstermiş oluyorlardı.

         

                                  Muhtelif Sovyet idarelerinde 1920 yıllarından itibaren onun hakkında birbirine çok zıt belgeler toplanmıştır. Onunla ilgili belgeler hayatının karanlık noktalarını aydınlatmaya yeterlidir. Bu belgelerdeki kayıtlar onun Türkiye’deki uzun hapis döneminde bile Sovyetlerin kendisine mesafeli durduklarını göstermektedir. Onun Türkiye’den kaçtıktan sonra gittiği Romanya’dan Rusya’ya gelmek talebi, uzun müzakerelerden sonra Sovyet Yazıcılar Birliği’nin davetlisi olarak çözülmüştür.

         

                                   Sovyetler, N. Hikmet’ten Türkiye ve özellikle Amerika’nın doğu politikası aleyhinde faydalanmak istemekle birlikte ona ihtiyatla yaklaşmakta idiler. Moskova’ya gelişinden iki hafta sonra aleyhine hazırlanan materyal üst makamlara ulaştırıldı.(s.348) Türkiye’deki siyasi faaliyetleri, babası Hikmet Beyin vaktiyle İstanbul’da Amerika yanlısı Yeni Şark gazetesini neşretmesi ve dayısı olarak belirtilen yakın akrabası Ali Fuat Cebesoy’un faaliyetleri bu bilgi notunda bulunmakta idi.

         

                                    Eserde Atilla İlhan hakkında Sovyet kaynaklarına dayanılarak bazı bilgiler verilmiştir. İlhan’ın, Paris’teki yıllarında N. Hikmet ile ilişki kurmaya çalıştığı, Moskova’ya gönderdiği mektuplarda gösterişler vermesini rica ettiği belirtilmiştir. Yazarın fikrine göre İlhan’ın Türk gizli servisleriyle ilişkisi bulunmaktadır.(s.352) N. Hikmet hakkında şüphe doğuracak bilgiler üzerine KGB’nin arşivlerine girilerek 1925-1939 yılları arasındaki bilgiler derlenmiş, başta Kruşçev olmak üzere üst kademe parti önderlerine dağıtımı yapılmıştır. Sovyet arşivlerine göre şair, 30’lu yıllarda Mustafa Kemal tarafına geçmiştir. 4.4.1937 tarihli bir nota göre: Vedat Nedim Tör, Ahmet Cevat, Vâlâ Nurettin, Şevket Süreyya ile birlikte açıkça Kemalist çizgiye geçmiştir.(s.353) Yine Sovyet kaynaklarına göre 1930’lu yıllarda çıkan Akşam gazetesinde İnönü’nün sermaye payı bulunmaktadır. Nazım, Sovyetler içinde ve dış ülkelerde yaptığı gezilerde yanında değişik görevler ve isimlerle gizli servis ajanları refakat etmişlerdir. Onun Sovyet vatandaşlığına kabul edilmesi dileği Türkiye’nin itirazına sebep olacağı bahanesiyle geciktirilmiş, ölümünden bir yıl önce bu hakkı elde edebilmiştir.

         

                           VII. Fasıl, ‘Parti Organlarının İdeoloji Sahaya Nezareti Güçlendirmek Cehdleri’ başlığını taşımaktadır.(s.371-442) 1957 yılının sonunda Sovyetlerde yarım yamalak yürüyen ıslahatların sonu geldi. Kruşçev, yönetimde tek adam olmasından sonra iktisadi hayatta bazı maceralara girişti. Ülkenin tahıl ihtiyatlarının ciddi derecede azaldığı bildirilmesine rağmen iktisadi sahada ve üretimde yeni hedefler belirlendi. Parti önderi üretimdeki eksilmeler sebebiyle Azeri yöneticileri şiddetle eleştirdi. Parlamento başkanı M. İbrahimov 1958’de sağlığını bahane ederek kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Sağlık Bakanı V. Ahundov, Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi sekreteri tayin edildi. Daha sonra başbakan oldu. Eski başbakan S. Rahimov, Mingeçevr’den komşu cumhuriyetlere elektrik hattının çekilmesine, Daşkesen’de çıkan bakır filizinin Gürcistan’daki Rustavi fabrikasına taşınmasına karşı çıkmıştı. O bu tutumları sebebiyle yerlicilikle itham edilerek görevden uzaklaştırıldı.

         

                           Parti Başkanı İ. Mustafayev, fırsat buldukça aleyhtarlarını birer birer tasfiye etmeye başlamıştı. 16.1.1958 tarihinde yapılan Azerbaycan Yazıcılar İttifakı’nın yönetim kurulu toplantısında başkan S. Rahimov kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Onun yerine Mirza Hüseyin seçildi. Mirza İbrahimov ise yönetim kurulu üyesi oldu. Aynı yıl içinde yapılan Yazıcılar Birliği kurultayında M. İbrahimov, ‘milliliğini yitirmiş halk simasını yitirmiş adam gibidir’ dedi. Moskova’nın izni ile Fuzuli’nin ölümünün 400. yıllığının 1958 yılı Aralık ayında kutlanmasına karar verildi. İlimler Akademisi Şarkşinaslık Enstitüsü’nde yapılacak ilmi bir toplantıya yakın ve Ortadoğu ülkelerinden bilim adamları davet edilecek, Leyla ve Mecnun şiirinin motivleri çerçevesinde renkli bir film çevrilecekti. Türkiye’den davet edilecek ilim adamlarını tespit etmek üzere İstanbul’daki Rus görevli, Mayıs 1958’de Ahmet Caferoğlu ile görüşmüştür. 1918 yılında Azerbaycan’dan hicret eden ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Caferoğlu, kendisinin davet edilmesinden memnuniyet duymuş, Fuat Köprülü, Ahmet Ateş, Agâh Sırrı Levend, Mehmet Kaplan ve Kenan Akyüz’ün de çağrılmasını teklif etmiştir. Bu isimlerden sadece A. S. Levend‘in toplantıya katılmasına izin verildi. 7-8.12.1958 tarihlerinde dışarıdan gelen misafirlerin de iştiraki ile yapılan toplantıya katılan Levend’e, tarihçi Hamit Aliyev mihmandarlık yaptı.

         

                           1958 yılında Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi hazırlanması hususunda bir karar kabul edildi. 10 ciltten ibaret olacak ansiklopedinin 50 bin tirajla basılması kararlaştırıldı.

         

                           Eserin VIII. Faslı, ’1959 Yılının Yazı: Moskova’nın Müdahalesi ve Azerbaycan’da Siyasi Rehberliğin Değiştirilmesi’ başlığını taşımaktadır.(s.443-516) 1959 yılında Sovyet Komünist Partisi’nin XXI. Kurultayı geçirildi. Kurultaydan önce gizli olarak toplanan bilgilerden 6. Beş yıllık plan hedeflerinin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Azerbaycan’da hayvan besiciliği ile ilgili gelişmenin zayıflığı, bu kesimde komünistlerin az olmasına bağlandı. Azerbaycan’da millî medeni hadiseler, devlet dilinin kamuda uygulanması, tarihi geçmişin övülmesi, ülkede Türkiye’nin tesirinin güçlenmesine yol açtığı, Moskova’ya gönderilen raporlarda belirtilmiştir. Azerbaycan’da KGB, klasik görevlerinin yanına milliyetçilikle mücadeleyi de katmıştır. 1959 Ocak ayında Azerbaycan’da komşu İran ve Türkiye’dekiler de dâhil 2522 ajan çalışmakta idi.(s.450) Geçmişte Müsavat eğilimleri bulunan yazar Abdulla Şaik takip edilenler arasında idi. Moskova’nın muhalefetini açıkça göstermesinden sonra Azerbaycan Bakanlar Kurulu Başkanı V. Ahundov, ülkede dille ilgili kanunun kabul edilmesi için hiçbir zaruret olmadığını belirtti. 1959 yılında Parti sekreteri İ. Mustafayev görevinden uzaklaştırılarak yerine V. Ahundov getirildi. Böylelikle devlet ile ilgili gelişmelerin Moskova’nın hoşuna gitmemesi üzerine Azerbaycan yönetiminin tepe noktalarındaki tasfiyenin son halkası da gerçekleşmiş oldu. Tasfiye hareketinde Azeri asıllı yöneticilerle yetinilmedi. Partinin ikinci sekreteri D. Yakovlev 1959 yılı Ağustos ayında görevinden alınarak emekli edildi. Onun yerine yine Rus asıllı başka biri tayin edildi.

         

                          Eserin Sonuç bölümü 517-541 sayfaları kapsamaktadır. Yazar bu bölümde eserinin ana teması olan 1954-1959 yıllarından sonraki dönemde Azerbaycan’da milliyetçi düşüncenin gelişmesi karşısında partinin, Moskova’nın tesiriyle zamanın yönetim kadrolarında gerçekleştirdiği tasfiyelere örnekler vermiştir. 1971 yılında Azerbaycan Komünist Partisi’nin ideolojik meselelerle ilgili olarak yaptığı toplantıda parti sekreteri Haydar Aliyev 60’lı yıllarda cumhuriyetin yaratıcı aydınları arasında ve içtimai ilimler sahasında milliyetçiliğin güçlendiğini belirtmiştir.(s.532)

         

                         Eserin fihristinin bulunmaması büyük eksikliktir. Yazarı bu önemli çalışmasından dolayı tebrik ediyoruz.

         

        

         


        


        

        [1] Cemil Hesenli, Azerbaycan’da Millî Mesele: Siyasi Rehberlik ve Ziyalılar 1954-1959, Bakı 2008,544 s.


        

        [2] Cemil Hesenli, Azerbaycan’da milli mesele: heqiqetler ve müemmalar,525-ci Qazet, 25.2.2006, 4.3.2006, 11.3.2008,       17.3.2008, 28.3.2006, 1.4.2006, 8.4.2006


        

        [3] Cemil Elibeyov, Dövlet dilimizin vicdan sesi, 525 ci Qazet, 18.10.2008


        

        [4] Kırım’da doğan Çobanzade, Türkiye ve Macaristan’da tahsil yaptıktan sonra ilmi çalışmalarını Azerbaycan’da sürdürmüş,1926 Baku Türkoloji Kurultayı’nda başrolü oynamıştır. 2008 yılı için Azerbaycan’da Cumhurbaşkanlığına bağlı birimler tarafından bütün eserleri 5 cilt halinde yeniden neşredilmiştir.


Türk Yurdu Şubat 2009
Türk Yurdu Şubat 2009
Şubat 2009 - Yıl 98 - Sayı 258

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele