Arnavutköy Kız Kolejinden Bakmak

Ocak 2009 - Yıl 98 - Sayı 257

        Türkiye’de eğitim tarihi, okul tarihi ve sosyolojisi üzerine araştırmaların yetersizliği söz konusu olduğu gibi, mevcutların yetkinliği ve genişliği de buna dâhil edilebilir. Bu yüzden eğitim tarihi ve sosyolojisi ile ilgili bilim alanları akademik çalışmalar için hayli bakir alanlar durumundadır. Eğitim fakültelerinde Eğitim tarihi derslerine gereken önemin verilmemesi bu kısırlığın başlıca sebepleri arasındadır. Türkiye’nin bin yılı aşkın eğitim tarihi üzerine tecrübeleri, kurumları, düşünce ve birikimleri daha çok yabancı araştırmacılarca ele alınmakta, üstelik birçok yeni bilgi, yerli araştırmaları tekzip etmektedir. Türk eğitim tarihi ile ilgili kapsamlı yerli kaynaklardan pek çoğu da alan dışındaki ilgililerce kaleme alınmıştır. Bir vilayet mektupçusu olan Osman Ergin’in Türk Maarif Tarihi, yazarınvardığı hükümlerin yer yer sığlığı ve metotsuzluğuna karşın, hâlâ en kapsamlı kaynak durumundadır. Türkiye’de Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihsel Bir Bakışadlı kıymetli eser de tarihçi F. Reşit Unat tarafından yazılmış ve yarım kalmıştır.  Necdet Sakaoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Türk Eğitim Tarihi başlıklı görsel ve belgesel kaynaklarla zenginleştirdiği eseri Türk eğitim tarihini bir bütünlük içinde detaylıca incelememektedir. Alanın önde gelen ismi Yahya Akyüz’ün Türk Eğitim Tarihi, daha çok ders kitabı olarak düşünüldüğü için çok geniş bir aralığı konu edinmesine ve eğitim tarihinin irili ufaklı bütün konu başlıklarına yer vermesine karşın doğal olarak detaylara inememektedir. Her ne kadar münferit vakalara ve olgulara yönelik monografi, biyografi ve tercüme-i hal türünde hatırı sayılır derecede araştırma bulunmasına karşılık en azından bin beş yüz yıllık yazılı Türk tarihinin eğitimini hakkıyla ve bütün detaylarıyla ele alan kapsamlı çalışmanın eksikliği her an hissedilmektedir.

         

        Anadolu’nun ve Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin tarih, kültür, toplum ve siyaset özelliklerinden, imkânlarından ve avantajlarından hareketle diğer pek çok toplum ve devlete nasip olmayacak bir eğitim çeşitliği, tecrübesi ve birikimi vardır. Bunlar içinde yabancıların gizli ya da aşikâr, yararlı ve zararlı eğitim kurumları Anadolu’da 13. yüzyıldan beri faaliyetini devam ettirmektedir. Türk modernleşmesinin ve batılılaşmasının önemli unsurlarından biri olan yabancı okullarının sayıları, temel faaliyet alanları, verilen mücadeleler, malî ve beşerî kaynaklar gibi konularda bütünlüklü bir araştırmadan da mahrum bulunmaktayız. Elbette bunun çeşitli sebepleri ve zorlukları var ancak, böylesi meseleler bir devlet ve bilim politikası içinde ele alındığında meseleler çok daha rahat çözülebilecektir.

         

        ABD’nin geleceğe yönelik sömürgecilik faaliyetlerinin altyapısını ve keşif konulu oluşturan misyonerlik faaliyetleri ve eğitim kurumları Ortadoğu’nun modernleşmesinde olduğu kadar derin bir buhrana düşmesinde de en önemli etken olmuştur. I. ve II. Dünya savaşlarından sonra görünürde bu topraklardan çekilen batılı güçler, geride söz konusu okullardan yetişmiş yerli yönetici, aydın ve kanaat önderlerini toplumun hâkim sınıfı haline getirerek, devlet idarelerini onlara teslim etmişler, kendileri ile aralarında kopmayacak bağlar kurmuşlardır. Bu gün Batı güdümlü idareciler hâlâ Ortadoğu ülkelerinin başında bulunuyor ve halkları ile aralarında hissî hiçbir bağ bulunmamasına karşın iktidar olabiliyorlarsa bunun gerisinde 19. yüzyıl sömürge ve eğitim misyonerliği bulunmaktadır.[1] Millet çağında, millî eğitim al(a)mayan halkların kaderi, millî devlet kuramama ve dolayısıyla da yumuşak sömürü ya da görünmez esarete teslim olmak ve boyun eğmekten kurtulamamakla devam edecektir. 

         

         

        Bu sebeple halkların, kaderlerine hükmedecek seçkinlerini yetiştirirken son derece dikkatli, şuurlu, basiretli, millî ve manevî hislere bağlı insanlar olmalarını sağlamaya özen göstermelidir. Aksi halde durum bu günün Filistin, Irak, Suriye, Mısır, Lübnan, Arabistan vb. gibi Ortadoğu devletlerinden farksız olamayacaktır. Eğitim her ne kadar bireyin zihnî bünyesinde rahneler açarak, özgürlük ve hürriyeti sınırlasa da, farklı duygu, düşünce, ihtiyaç ve idealler taşıyan insan topluluklarının bir arada yaşayabilmesi için gerekli iksiri teşekkül ettirmesi ve dağıtması yönüyle modern zamanların büyüsel bir faaliyet alanıdır. Bu bakımdan Topçu’nun ifadesiyle “millet maarifi demektir.”

         

        Bu yazıda Türkiye’deki yabancı okullar arasında önemli bir yeri olan, önce Üsküdar Amerikan Kız Koleji sonra da Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ismini alan okulun ilk müdiresi Mary Mills Patrick’in eğitim hayatını bir kurum tarihi ile iç içe ilginç anekdotlarla yazan ve Türk Eğitim Tarihinde bir detay da olsa, önemli bir yerde sayılabilecek Robert Kolej’in Kızları başlıklı çeviri kitabın eleştirisi yapılacaktır.

         

        Robert Kolej’in Kızları Arnavutköy Amerikan kız Koleji’nde 1900-1909 arasında öğretim elemanlığı yapan Hester Donaldson Jenkins(1869-1941) tarafından kaleme alınmış, Ayşe Aksu tarafından tercüme edilerek tarih, edebiyat, sanat ve düşünce alanlarında nitelikli yayın hayatı ile tanınan Dergâh Yayınları’nca Mayıs 2008’de yayımlanmış, tercümede orijinal künyeye yer verilmemiştir. Aynı yazar, Behind Turkish Lattices: The Story Of A Turkish Woman's Life (1911) adlı kitabında İstanbul’da kaldığı süre içinde Müslüman kadın hayatına ilişkin gözlemlerini dönemin ruhunu da yansıtacak ölçüde betimlemekte ve çocukluk, eğitim, evlenme, çok eşlilik ve boşanma gibi doğrudan kadını ilgilendiren sosyal rol ve davranışların Osmanlı hayatındaki biçimlenişine ve Avrupa etkisindeki değişimine tanıklık etmektedir.

         

        Kitabın tamamına yansıyan oryantalist üslup, Şark toplumlarına yönelik önyargılar üretmekten geri durmazken, artık yanlışlığı kesinleşmiş bilgileri tekrarlamaktan da geri durmaz. Kitabın hemen tamamına serpiştirilmiş biçimde Abdülhamid ve dönemine yönelik yanlış bilgiler verilirken, Sultan da sürekli kötülüklerin kaynağı olarak olumsuzlanır. Yer yer, Abdülhamid dönemi kadının toplumsal hayattaki yerine ve matbuatına değinen yazar neredeyse bütün görüşlerinde yanlı ve yanlıştır. Aynı zamanda Ortadoğu’da son yüzyılda toplumdaki kadın algı, anlayış ve gelişmelerine değinilir. Yazara göre nerede ise bütün olumlu gelişmeler 1908 sonrasında başlamıştır ki, bu doğru bir tespit değildir. Yine yazarın 31 Mart yorumu da sıhhatten hayli uzaktır, ancak bu görüşlerin ve yanlış bilgilerin günümüz zihinlerini ne kadar mefluç hale getirdiği de izahtan varestedir.

         

        Kitap temelde Mills Mary Patrick’in eğitim mücadelesi ve başarılı misyonerlik hayatını işlerken, son dönem Osmanlı eğitim ve toplum dünyasına yönelik de önemli bilgiler verir. Patrick, küçük yaşlarda Amerika’yı büyük emeller peşinde koşarak bütün ailesini bir daha görmemek uğruna terk eder ve önce Erzurum’a gelir ve iyi derecede Ermenice öğrenir. Burada iyi bir misyonerlik için ispat-ı rüşt ettikten sonra Batılılar için Şarkın ezelî ve ebedî cazibedâr’ şehri İstanbul’a gelir ve Üsküdar Amerikan Kız Kolejinin ilk kadın müdiresi olarak ‘misyonuna’ başlar. 

         

        Eserde sık sık, kolejin fiziksel imkânlarına ve öğrenci profiline değinilir. Diğer Osmanlı okullarından daha iyi şartlarda eğitim verildiğini gösteren betimlemelerin dışında belirgin özelliklerden biri, okuldaki Rum, Bulgar, Ermeni ve Balkan kökenli kızların giyim kuşamları, gelenekleri, çalışkanlıkları, başarıları, idealistlikleri ve bir görevi üstlenmişçesine şuurluca hareket etmeleridir. Bu tarzda alınan bir eğitim, okuldan mezun olan kızların, yakın gelecekte halklarının kaderinde etkin rol oynamalarını sağlamıştır. Bunlar içinde Arnavut Sevasti Kryias ve kardeşinin kolejden mezun olduktan sonra, Arnavutluktaki eğitim faaliyetleri, millet bilincinin oluşmasına katkıları, dil ve eğitime önem vermeleri yeni okul açmaları ile Arnavutluk kadınlarının uyanması ve bağımsızlık hareketinde aldıkları rol etkili biçimde anlatılır. Benzer biçimde okuldaki Bulgar öğrencilerin faaliyetlerine, ideallerine, giyim kuşamlarına, çalışkanlıklarına, sayılarına, karakterlerine, fiziksel görünüşlerine, ilgilerine, gayret ve yeteneklerine, hedef, vizyon ve milliyetçiliğe olan katkılarına,  Bulgar milletinin okuyan öncüleri sayesinde okuma yazmaya olan düşkünlüklerine, devlet ve milletin yükselmesinde eğitime biçilen öneme vurgu yapılmıştır.

         

        Kitabın birkaç bölümünde Türk kızlarının durumuna da değinilir. Buradan mezun olmuş meşhur Türk kızlarından bazıları ülkenin kaderinde önemli rol almıştır. Öyle ki, bunlar içinde Halide Edib’in kişilik ve kimliğinin oluşmasında bu okulun yeri büyüktür. Yazar tarafından birkaç yerde Türk Jan Dark (Jeanne d’Arc’)ı olarak sıfatlanan Halide Edib, 31 Mart’ın netameli günlerinde burayı güvenli liman olarak görmüş ve kendisini burada emniyete almıştır. Gülistan Hanım, Şair Nigar Hanım ve Nazlı Hanım okulun diğer meşhur Türk kızlarıdır. Türk kadınlarının toplum içindeki yerine ve harem hayatına değinilirken oryantal bakışla olaylar değerlendirilmiştir. Yazarın zihninde doğu egzotizmi hep gir köşede durmakta, din, aile ve toplum değerlerine nüfuz edilememektedir. Kolejdeki Türk kızlarının Anayasa, meşrutiyet, vatan ve millet gibi çağın yeni kavramlarına yönelik ilgileri ise kısa yazı örneklerinde açıkça görülür. Patrick’e göre, Yakın Doğu’da barışın, huzurun ve sükûnun temini için kadın eğitimine ve sosyal hayata kadının katılımına mutlak ihtiyaç vardır. Bunun için kolejdeki kızların sosyal hayata katılımları yönünde özel gayretler ve uygulamalar yapılmıştır. Kolej kızlarının gazete ve dergilerde yazı yazmaları, Kızılay benzeri sosyal kuruluşlarda yardım faaliyetlerine katılmaları sağlanmıştır. Kolejde okutulan derslerin, kızlara özel yetenekler kazandırmasına, onların birey olabilmesine, kendi kendilerine toplumda iş görebilmeleri için gerekli bilgi ve becerilerin kazandırılmasına tıp, sağlık ve hemşirelik gibi bölümlerin açılmasına ve buralarda kızların okumasına itina gösterilmiştir.

         

        Patrick’in ilk günlerinden itibaren tek rüyası bu okulu uluslararası saygın bir eğitim merkezi haline getirmektir. Bunu da öncelikle dil, edebiyat eski eser ve konulara değinme ve çağdaş kavramların öğretilmesi ve içselleştirilmesi ekseninde gerçekleştirme eğilimindedir. Patrick, bütün bunları öncelikle kişisel becerisi, diplomatik zekâsı, kurnazlığı, iş bilirliği, zekâsı ve dostluk ilişkileri sayesinde başarır. Kitabın farklı bölümlerinde Kolejdeki kitaplar, programlar ve dil çalışmalarına verilen önem üzerinde de durulur. Batılı takvim ve paraların kullanımına, kolej şarkısına ve ilahilerine de mektep tarihçiliği açısından önemli olması vesilesiyle yer verilir.

         

        Okulun malî kaynakları hakkında da detaylı olmasa da bilgiler verilir. Farklı politikalar gereği Osmanlı Sultanı da okula bağış yapmıştır. Ancak okulun finansmanını Amerikan Board şirketi ve zengin Amerikalıların bağışları karşılar. 1902 senesinde Üsküdar Amerikan Kız Kolejinde çıkan bir yangın pek çok şeyi değiştirmiştir. Yangınla birlikte koleje yerli yabancı büyük miktarda yardım gelir ve okulun Arnavutköy’e taşınması söz konusu edilir. Ancak Abdülhamid yanan okulun yerine daha iyi şartlarda bir okulun kurulmaması için elinden geleni ardına koymaz. Sürekli zorluklar çıkar, ruhsat, arsa satış işlemleri bir türlü neticeye bağlanmaz. Müdire Patrick’in imdadına 1908 ihtilali yetişir. Yıllardır alınamayan ruhsat Jön Türklerce üç gün içinde verilir ve yeni kolej binası yapılmaya başlanır. Bu sırada okul Amerikan Misyonerler Birliği’nden ayrılarak bağımsız çalışmaya başlasa da Amerikan Board Şirketinin himayesi her an arkalarında hissedilir. Burada ilginç noktalardan biri, yeni kolej binası yapılırken, bütün malzemelerin Amerika’dan getirilmesidir. Okulun fiziksel imkânlarının değişmesi programlarına da yansımıştır. 1914’te Arnavutköy’de inşa edilen yeni binaların resmî açılış törenleri yapılmıştır. Açılış konuşmalarında okulda din eğitimine verilen önem özellikle vurgulanmış ve bu tarihten sonra okulda din eğitimine ehemmiyet gösterilmiştir. İlk etapta hoşgörülü bir eğitim veriliyormuş gibi görünse de temelde Hıristiyan kültürünün bütün öğrencilere benimsetilmesi gaye edinilmiştir. Mesela, Cumartesi günleri okul kilisesinde yapılan toplu törene herkesin katılması zorunlu kılınmıştır. Din eğitiminin yanında vatandaşlık eğitiminin ve derslerinin verilmesi de okulun özgün yönlerinden biri sayılır. Ayrılıkçı millî değerlere yapılan vurgu ve bunların öğrenci ve personel tarafından desteklenmesi, okulda vatandaşlık eğitimine verilen önem ve öncelik, modern devlet ve yönetim kavramlarının ders programlarında yer alması okulun misyonu hakkında bilgilendirici eylemlerdir.

         

        Arnavutköy Amerikan Koleji Birinci dünya savaşı sırasında diğer kurumlarda olduğu gibi önemli sıkıntılar ve zorluklar içine girmiştir. Açlık, susuzluk, güvenlik, okulun Türk idareciler tarafından kapatılmak istenmesi, ABD sefirinin toplantı yaparak okulun kapatılmasını istemesi gibi. Ama Wallance’ın kapatmayı kabul etmemesi, direnmesi, sonunda istenilenlerin olması ve okulun kapatılmayarak başarıya ulaşılması sıradan bir başarı öyküsü olarak yazılsa da, ortada büyük güçlerin devrede olduğunu anımsatan emareler çoktur. Özellikle maddî alandaki yetersizliklere değinilirken, müdire Patrick’in kıtalar arası mücadelesi de hayrete şayandır. Patrick, okulu öğretmenlerden Wallance’a emanet ederek, yardım toplamak ve okulun geleceğini şekillendirmek için Amerika’ya gitmiştir. İlginçtir ki zor zamanda yapılan bu uzun yolculukta tek başına hareket eden bir kadın hiçbir engelle karşılaşmamış, rahatça Amerika’ya gidip dönebilmiş ve bütün istediklerini de alabilmiştir.

         

        Birinci dünya savaşından sonra okulun öğrenci profili de değişmeye başlamıştır. Arap ülkelerinden gelen kız öğrenciler, okulda siyaset, kültür ve dil dersleri almaya başlamıştır. Savaş sırasında kolejde yeni tedbirler alınmıştır. Türk yetkililerle olan ilişkiler gözden geçirilmiş ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı kavranarak, yeni Türk Devleti’nin istekleri doğrultusunda hareket edilmiştir. Eğitim açısından vurgulanması gereken hususlardan biri, bütün maddî ve manevî sıkıntılar, zorluk ve yoksunluklar içinde bile okuldaki eğitim asla aksatılmamış, ritüellere harfiyen uyulmuş, törenler, kutlamalar icra edilmiştir.

         

        Özelde Arnavutköy Amerikan kız Koleji, genelde ise azınlık ve yabancı okullarının bu topraklardaki etkilerini en iyi anlatan tespitlerden birine eğitim tarihçisi Akyüz şöyle dikkat çeker: Ortadoğu’daki azınlık ve yabancı okullarının temel gaye ve çabaları üç maddede toplanabilir: “a) Müslümanların merkezî idare ile olan manevî bağlarını ve her vesile ile devletin temelleri sarsmaya çalışmak. b) Çıkarları kendilerinin çıkarları ile çatışan diğer yabancı okulların nüfuzunu silmeye çalışmak. c) Dinlerini(Hıristiyanlık) yaymak ve dolayısıyla İslâm ile mücadele etmektir. Genellikle çok mutaassıp olduğu kabul edilen Osmanlı toplumunda en ücra köy ve kasabalara varıncaya kadar bu okulların halkın dini aleyhinde propagandalara girişebilmeleri, üzerinde düşünülecek bir konudur.”[2] Robert Kolej’in Kızları okunduğunda Akyüz’ün tespitlerinin hüvesi hüvesine doğrulandığı ve uyarılarının ciddiyetle dikkate alınması gerektiği görülecektir.

         

        Kitap, Patrick’in yönetim kabiliyetine yeniden vurgu ve yüceltmelerle nihayet bulur. Ancak son bölümde dile getirilenler ibretamiz hususiyetleri yanında, belki de kitabın en dikkat çekici ve faydalı düşünce tarafı sayılabilir. Patrick, emeklilik konuşmasında bir konu üzerinde ısrarla durur: maneviyat. “Hayat aslında maneviyattan ibarettir” der. Bu vurgu farklı şekillerde okunabilir. Bunu, 19. yüzyıl pozitivist ve materyalist bilimciliğinin, eğitimin ve dünya tasavvurunun insanlık için daha müreffeh bir istikbal inşa edemeyeceğinin görülmesi ve terk edilmesi olarak yorumlamak mümkündür. Türk modernleşmesinin 20. yüzyılda, pür pozitivist bir belirleme olan, bilim ve aklın kılavuzluğu dışında hiçbir değeri ilerleme ve gelişme için kabul etmemesi ve bu sebeple monolitik bir modernlik ve toplum inşa etmeye çalışması, 21. yüzyıl eğitim ve toplum sorunlarının niçin çözümsüzlüğe mahkûm edildiğinin şifrelerini vermesi bakımından ilginçtir. Dolayısıyla Mills Mary Patrick’in ömrünün sonunda ‘madde ve mânâ birlikteliğine’ yaptığı vurgu eğitim ve toplum/hayat felsefesi açısından manidardır. Zira tam da bu dönemlerde “Madde ve Kuvvet” gibi, ikinci sınıf bir popüler materyalizm eseri son dönem Osmanlı aydınlarından pek çoğununu âdeta büyülemekte, zihniyet dünyalarını hercümerçle beraber zir ü zeber etmektedir. Bütün bunlara rağmen Robert Kolej’in Kızları, Türkiye’de yabancı okullar tarihi noktasından olduğu kadar, Türk Eğitim Tarihinin detaylarını görebilmek açısından da önemli bir hatıra metnidir.

         

        

         

         

         

         


        


        

        [1] Bu konuda Beyrut Amerikan Üniversitesinin kuruluş, amaç ve faaliyetleri tarihçesine bakmak önemli fikirler verecektir. Samir Khalaf, “Yeni İngiltere Püritenliği ve Ortadoğu’da Liberal Eğitim: Bir Kültür Nakli Olarak Beyrut Amerikan Üniversitesi”, Ed: Şerif Mardin, Ortadoğu’da Kültürel Geçişler, Çev: Birgül Koçak, Ankara: Doğu Batı Yay., 2007, s.63-102.


        

        [2] Yahya Akyüz, “Abdülhamit devrinde Protestan okulları ile ilgili orijinal iki belge”, Ankara Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, C. 3, S1-4, s.121-130. Bu makalenin tamamı ile, Akyüz’ün Türk Eğitim Tarihi, Ankara: PegemA Yay., 2006 künyeli kitabının ilgili sayfalarında, (s.240-243) azınlık ve yabancı okulları hakkında hayli önemli tespitler ve uyarılar bulunmaktadır. 


Türk Yurdu Ocak 2009
Türk Yurdu Ocak 2009
Ocak 2009 - Yıl 98 - Sayı 257

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele