İsim Deyip Geçmemek

Mayıs 2014 - Yıl 103 - Sayı 321

        “Ad (İsim) verme” teferruatlı ve önemli bir meseledir. Dünya literatürü de bu fikirde olacak ki hususî bir bilim dalı olarak antroponomi ile karşılaşmaktayız. Kişi isimlerinin ad vericinin kişiliği, karakteri, siyasi veya ideolojik görüşü, yaşadığı toplumun yapısı, dünyaya bakış açısı, kültürü, dili, dini, gelenekleri vb. birçok durumuyla ilgili bilgi verdiği bir gerçektir. Bundan dolayı kişi isimleri sadece antroponominin (kişi adları bilimi) ilgi alanıyla sınırlı kalmayıp dil bilimi, toplum bilimi, halk kültürü, tarih gibi alanlarda çalışanların da dikkatlerini çekmektedir.

        Her milletin kendi kültürünü yansıtan bir ad verme geleneği vardır. Türk kişi adları üzerinde bu güne kadar yapılan araştırmalar, “ad verme geleneği” çerçevesinde adların veriliş sebepleri, anlamları, veriliş zaman ve tarzları, ad verme ritüelleri üzerinde dikkate değer bilgiler ortaya koymuştur (Çelik 2005, Kibar 2005). Bazı isimler birtakım sebeplere dayanılarak konulabilir. Mesela güçlü ve cesur olmaları temennisiyle erkek çocuklara verilen bazı adlar, bebeğin doğduğu yer veya güne göre verilen isimler, çocuğu olmadığı için yatır vb. yerlere gidip dua eden ve nihayetinde bebek sahibi olanların çocuklarına verdikleri adlar bir nedene dayalı olarak konulan isimlerdir. Diğer yandan, babanın kendi adını oğluna vermesi, kardeş çocuklarına aynı adın verilmesi, saygı duyulan veya sevilen birinin adının çocuğa verilmesi gibi farklı yöntemler de görülebilmektedir.

         

        İsmin, bir kişinin simgesi olduğu hususu göz önüne alınırsa kişinin adıyla kişiliği arasında bir bağ kurulabileceği de söylenebilir. Türk kültüründe adın anlamı, o adı taşıyan kişinin geleceğini, onun toplum içindeki yerini belirler gibi bir algı dahi mevcuttur. İslam inancına göre de ad mevzuu ehemmiyet taşımaktadır. Şöyle ki Hz. Peygamber’in bir Hadis-i Şerifinde: Siz Kıyamet Gününde isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız, öyle ise isimlerinizi güzel yapın!” (Ebû Dâvud) buyrulmaktadır.

         

        İsim verme geleneği, insanlığın varoluşuyla yaşıttır ki bu durumda, inanca göre ilk insan olan Hz. Âdem’in adı ile başlar. Çünkü adlar bir bakıma insanın manevi tarafını temsil eder (Öksüz, 1982). Başka bir açıdan değerlendirilecek olursa yeni doğan her çocuğa isim vermek bir gelenekten ziyade zorunluluktur. Söz konusu zorunluluğun yerine getirilme şekilleri ise nihayetinde, kültürden kültüre farklılık gösteren ad verme törenlerindeki ayrımları doğurur. Dede Korkut Destanı ve Altay efsanelerinde farklı ad verme geleneklerini görmek mümkündür.

         

        Mesele bu kadar derinken ve bilimsel çalışmalar hatta Kutsal Kitap isim mevzuuna böylesine önem verirken kuşkusuz çağımızın da göz önüne alınmalıdır. Bir dil bilimci olarak bizce üzerinde durulması en gerekli kısım, isim üretme heveslisi birtakım ehliyetsiz kişilerin Türkçeyi bilerek ya da bilmeyerek mahvediyor olmalarıdır. Çok da teferruat gerektirmeyen bir araştırma yapıldığında dahi mana ve ses bakımından bir insana isim olma niteliğine sahip kelimeler seçilebilecekken çağımız ana babalarının yeni isimler(!)bulma gayreti, doğrusu bizde merak uyandırmaktadır.

         

        Sonuç olarak; isimleri Ayşe, Fatma, Emine, Hamide, Zeynep olan bir neslin; ön adları ninelerinden yadigâr, isimleri Tuba, Esra, Seda, Leyla, Canan olan kızları zamanla dünyaya Oben, Aleyna, Lilay, İldan, Ecrin isimli çocuklar getirir olmuşlardır. Belki lügatlerde adlarının anlamını bulamadıklarından belki isimleri kişiliklerini oluşturmaya yardımcı olamadığından çağımızın nesli kimliğini, kişiliğini bir yere oturtamaz olmuştur. Kısacası şudur ki hangi dilde olursa olsun çocuklara verilecek adlar anlamlı olmalı, kulağa hoş gelmeli, söylenişi kolay olmalıdır. Değişik olsun diye başka birtakım dillerde bulunan ekler, sıfatlar; kültürümüzde lakap takmaya veya alay konusu olmaya müsait birtakım kelimeler çocuklara isim olarak seçilmemelidir. Yani isim deyip geçilmemelidir. İlla ki ehil olmayan kişiler yeni kelimeler bulmaya çalışmamalı, herkes kendi işine bakmalıdır…

         


         

         

        Kaynaklar

        Çelik, C. (2005). İsim Kültürü ve Din. Çizgi Kitabevi Yay., Konya.

        Kalkandelen, H. (2014). Türkçemizde Kullanılan Kişi Adları, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/ataunisosbil/article/view/1020000528 (18.04.2014)

        Karahan, L. (2009). “Türkçede Dinî Anlamlı Bazı Kişi Adlarını Ekle Geliştirme Geleneği.” Dil Araştırmaları. S.4, s.17-24.

        Kibar, O. (2005). Türk Kültüründe Ad Verme. Akçağ Yay., Ankara.

        Öksüz, Y. Z. (1982). “İslamiyet Sonrası Türklerde İsim Verme Geleneği.” Millî Kültür. C.3, s.29.


Türk Yurdu Mayıs 2014
Türk Yurdu Mayıs 2014
Mayıs 2014 - Yıl 103 - Sayı 321

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele