Tek Parti Döneminin Nadir Sivil Toplum Kuruluşlarından Kitap Sevenler Kurumu

Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

                    Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında toplum hayatı, sivil hareketler, dernekler ve çalışmaları hakkında etraflı çalışmalar bulunmamaktadır. Arşivimizde bulunan bazı belgelerin değerlendirilmesinden yola çıkarak bu konuda bazı tespitler yapmak mümkün olacaktır. Dönemin süreli yayınlarının taranması bazı ipuçları vermektedir. Resmi yayın organı Hâkimiyeti Milliye’de çıkan haberlerden ve bazı köşe yazarlarının yazdıklarından 1931 yılı sonlarında İstanbul’da Kitap Sevenler Cemiyeti isimli bir derneğin kurulduğunu öğreniyoruz. Bu derneğin mensuplarından İstanbul Güzel Sanatlar Mektebi öğretmenlerinden Burhan Ümit (Toprak)’in Ankara’da şube açmak üzere görüşmelerde bulunduğu haberi çıkmıştır.[1] Aka Gündüz, köşesinde cemiyet hakkında bilgi vermiş, hangi çalışmaları yapmaları gerektiği hususunda yönlendirmelerde bulunduktan sonra Tevfik Salim Paşa, Ahmet Haşim’in üyesi bulunduğu cemiyetin başarılı olmasını temenni etmiştir. Onun yazısının muhtevasından, tek parti yönetiminin denetimi dışında ki bu teşebbüsten pek memnun olmadığı anlaşılıyor. Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın damadı olan Burhan Ümit’e duyulan bu memnuniyetsizlik doğrudan hissettirilemediği için Aka Gündüz yazısında, derneğin henüz kuruluş çalışmalarını tamamlamakta olan ve bu yazının çıkmasından sonra 19 Şubat 1932 tarihinde ilk şubesi Ankara’da açılacak olan Halkevleri’ne katılmasını tavsiye etmiştir.[2]Bu kanaatimiz, yazımıza konu ettiğimiz, aynı doğrultuda sonraki yıllarda faaliyette bulunmak üzere kurulan Kitap Sevenler Kurumu’nun da sonuçta emrivaki ile Halkevleri’ni iltihak ettiğinin resmi ağız Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna duyurulmasıyla netleşmiştir. Kitap Sevenler Cemiyeti’nin hangi faaliyetler de bulunduğu ve akıbetinin ne olduğu hususunda bir araştırma yapmadık.

         

                    İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildikten sonra toplumda belli ölçüde bir serbestlik yaşanmasına imkân verecek adımlar atmıştır. Bu imkândan istifade eden Reha Oğuz Türkkan, İçişleri Bakanlığı’ndan aldığı 11.10.1939 tarih ve 55848 sayılı belge ile Kitap Sevenler Kurumu ismiyle ilmi çalışmalar yapmak gayesiyle bir dernek kurmuştur. Derneğin tüzüğü Ankara’da Ulus gazetesinin 27.10.1939, Sivas’ta Sivas gazetesinin 31.10.1939 ve 07.11.1939 sayılı nüshalarında neşredilmiştir. Bu dernek hakkında literatürdeki nadir yazılarından birini müstear imza ile Türk Yurdu’nda yayınladık.[3]Derneğin Fahri Başkanı, Adalet Bakanı Fethi Okyar olmuştur. Yönetim kurulunda Besim Atalay, Mehmet Sadık Aran, Nebil Buharalı, Reha Oğuz Türkkan ve Ertuğrul Yener (Türkkan’ın teyze oğlu)  görev almış, Türkkan başkan seçilmiştir. Dönemin siyaset ve bilim dünyasından tanınmış isimler, derneğin çalışmalarını destekleyeceklerini beyan etmişler ve kısa sürede 15 milletvekili kuruma üye olmuştur.

         

                    Dernek kurulduktan sonra dört sayfalık bir tanıtım bildirisi neşretmiştir. Bildirinin ilk iki sayfasında kuruluş ve yapılması düşünülen yayın faaliyeti hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü sayfa derneğe üyelik formu olarak düzenlenmiştir. Üyelik formunda başvuru yapanın kimlik ve adres bilgilerinin yazılacağı bölüme birde ‘dedemin doğum yeri’ kısmı ilave edilmiştir. Bu formun doldurularak gönderilebilmesi için son sayfası derneğin adresinin bulunduğu bir zarfın önyüzü biçiminde düzenlenmiştir. 

         

                    Tek parti yönetimi, faaliyetinden kuşku duyduğu derneğin 27.04.1940 tarihinde Halkevleri’ne iltihak ettiği biçiminde bir haberi Anadolu Ajansı bülteni ile kamuya duyurmuştur. Bu sonucun bir zorlama ile sağlandığı anlaşılmaktadır. Türkkan, bu işin cebren yapıldığını belirtmiştir.[4]Bu kısa çalışma süresi içinde 1928 yılında kabul edilen yeni harflerle ile baskısı yapılamayan Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları ile Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar isimli eserlerinin yeni basımları yapılarak kültür hayatımıza önemli bir hizmette bulunulmuştur. Türkkan, hatıralarında kurumun neşriyat programını vermiştir. Demokrat Parti ve gerekse Adalet Partisi iktidarları döneminde onun yayın programında bulunan Türk kültürünün temel kaynaklarını ucuz ve bol miktarda bastırarak kitlelere ulaştırmaya özen göstermişlerdir.

         

                    Beş aylık bir ömrü olan derneğin kısa sürede dönemin sınırlı haberleşme imkânlarına rağmen Türkiye’de birçok bölgede sesini duyurduğu arşivimizdeki bir belgeden anlaşılmaktadır. Dernek yönetim kurulu üyesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi Müdürü Nebil Buharalı,08.03.1940 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, ‘Kitap Sevenler Kurumu isimli bir cemiyetin Milli Eğitim Bakanlığı’nca mevcut olmadığı beyan edilmiştir. Cemiyetin gerekli izni alarak teşekkül ettiği ve şubat ayında Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları isimli kitabını yeni harflerle bastırıp neşrettiği’ni bildirmiştir.

         

                    Arşivimizde kurum ile ilgili ikinci belge daha dikkat çekicidir. Kitap Sevenler Kurumu’nun tanıtım bildirisinin kısa zamanda ülkenin her köşesine ulaştığı anlaşılıyor. Kars Lisesi Müdürü Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’ne bir yazı göndererek Kitap Sevenler Kurumu’nun öğretmen ve öğrencileri üye kaydetmesi hususunda Bakanlığın görüşünü sormuştur. Genel müdürlük 06.01.1940 tarih ve 280 sayılı yazı ile okul müdürünün talebini Talim ve Terbiye Kurulu’na iletmiştir. Kurul Başkanı Kadri Yörükoğlu, kurulun görüşünü hazırlamak üzere yazıyı üyelerden Reşat Şemsettin Sirer’e havale etmiştir.[5]Sirer, durumu inceleyerek kısa bir mütalaa hazırlamıştır. Mütalaasında, üye kâğıt fişlerinde adayın dedesinin doğum yerinin sorulmasının lüzumsuz bir istatistik merakından kaynaklanmış olabileceği, cemiyetin tanıtım bildirisinden pek iyi maksatlarla kurulduğunun ve memleketin tanınmış bir kısım fikir ve idare adamlarının himaye ve işbirliğine mazhar olabileceğinin anlaşıldığını, çizdiği yolda yürüyebilirse kültür hayatına hizmet edeceğini, bundan dolayı öğretmenlerle talebelerin aza olmasında mahzur görmediğini belirtmiştir. Aza olmayı kabul edenlerin üye kâğıdındaki ‘dedemin doğum yeri’ bölümünü çizerek sadece doğduğu yeri yazmalarının mümkün olabileceğini ifade etmiştir.

         

                    Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 29.07.1940 tarih ve 902 sayılı yazı ile bu mütalaayı ilgili genel müdürlüğe göndermiştir. Bu işlemlerin tamamlanması sürecinde kurum çoktan ömrünü tamamlamış, 27 Nisan 1940 tarihinde Anadolu Ajansı’nın verdiği bir haberde CHP’ye iltihak ettiği açıklanmıştı.

         

                    Kurumun kuruluşunun kamuoyuna tanıtıldığı ilk günlerde öğretmen yazarlardan Hakkı Süha Gezgin, Vakit gazetesinin 13.03.1940 günlü sayısında  ‘Kitap Sevenler Kurumu’ başlıklı yazısında teşebbüsü övmüş, ‘Çağımız milliyet asrı damgasını taşır. Bazı milletler, kendi kan kardeşlerinin yüzde yirmi otuzunun yaşadığı toprakları açıkça benimsedikleri ‘Anşlüs’ler peşinde koştukları bir devirde, bizim de kendimizi kendi cevherlerimizi araştırmamız, çok yerinde bir gayret sayılır.’ ifadeleriyle düşüncelerini açıklamıştır. Bu vesileyle Reha Oğuz Türkkan’ı rahmetle yâd ediyoruz.

         

         


        


        

        [1] Hâkimiyeti Milliye,7.1.1932,s.1.


        

        [2] Aka Gündüz, Kitap Sevenler, Hâkimiyeti Milliye,8.1.1932,s.2.


        

        [3] İsmail Çağrı Özcan, Kitap Sevenler Kurumu, Türk Yurdu, sayı 144,Ağustos 1999,s.25-28.Ayrıca bk. Necmeddin Sefercioğlu, Milliyetçi Dernekler, Ankara 2008,s.17-18,Türk Ocakları Ankara Şubesi yayını.


        

        [4] Reha Oğuz Türkkan, Tabutluktan Gurbete, İstanbul 1975,s.455.


        

        [5] Reşat Şemsettin Sirer(1903-1953), Sivas’ta doğmuştur.1921 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olmuş, bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra 1926’da müfettiş olmuştur. Üniversite öğrenciliği dönemi mütarekeye rastlamıştır. Samet Ağaoğlu, Şehzadebaşı’nda oturdukları zaman ablaları Süreyya ve Tezer’in arkadaşları arasında R.Ş. Sirer’i de hatırlıyor. Yine mütarekede üniversite hocaları Ali Kemal, Cenab Şahabettin, Rıza Tevfik Anadolu’da başlamış olan mücadeleye karşı basında ve üniversite içinde cephe aldıklarında, buna şiddetle üzülen ve Ali Kemal’in yazılarından da nefret eden öğrenciler bu profesörleri derslerine girmeme ve girenleri de çıkarma kararı aldıklarını, sevilmeyen profesörleri sokaklarda yuhalamak, çürük yumurtaya tutmak gibi hareketlere varan bu gösterilere bütün fakültelerin katıldığını ve tıptan Hasip, edebiyattan Reşat Şemsettin ve Sami, hukuktan Vacit Asena’nın ayaklanmanın elebaşıları olduklarını kaydetmiştir.(Samet Ağaoğlu, Hayat Bir Macera! Çocukluk ve Gençlik Hatıraları, İstanbul 2003,s.78)1930 yılında incelemeler yapmak üzere Almanya’ya gönderilmiştir. Sonraki yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü görevinde iken, TBMM Başkanlığı yapan Kazım Özalp’in eşi Müveddet Hanımın ilk evliliğinden olan kızı Neriman ile evlenmesinin ikbal kapılarının açılmasında tesiri olduğu düşünülebilir. Sirer’in nişan merasimi kayınpederi Kazım Özalp’in Ankara Yenişehir semtindeki evinde Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve diğer vekillerin iştiraki ile yapılmıştır.(Hâkimiyeti Milliye,1.11.1933,s.1) Müveddet Hanımın Özalp’in ile nikâhında tanıklığını Keçiören Kızlar Pınarı’ndan komşuları olan Ahmet Ağaoğlu yapmıştır. Sirer,1933-1934 arası İlköğretim Genel Müdürlüğü, 1934-1939 arası Almanya öğrenci müfettişliği, 1939-1941 arası Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği yaptı.1941 yılında Yükseköğretim Genel Müdürü oldu.1946-1953 arası Sivas milletvekili olarak parlamentoda bulundu.1946-1948 yıllara arasında Milli Eğitim ve Çalışma Bakanlığı görevlerinde bulundu. Almanya’daki müfettişliği sırasında bu ülkede öğrenci olarak bulunan Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav’ın aşırı sol faaliyetleri yüzünden geriye çağrılmalarına sebep olan raporlarından, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde ise Köy Enstitüleri’ne farklı yaklaşımlarından dolayı belli kesimlerin haksız tepkilerine muhatap olmuş, Nazi taraftarlığı ile suçlanmıştır. Onun Almanya’daki öğrenci müfettişliği döneminde beden eğitimi alanında yüksek tahsil için bu ülkeye giden Cemal Alpman’ın, Alman Nazi Partisi’nin spor öğretmeni yetiştirmek üzere açtığı Akademi’de öğrenim görmesi istenir. Tamamen Nazi disiplini içinde yapılan eğitim öğretimden rahatsız olan Alpman Sirer’e mektup yazarak yaşadıklarını anlatmış, tamamen Nasyonal Sosyalist olarak yetiştirilmek istendiğini, bu eğitimin gelecekteki görevleri açısından sakıncalı gördüğünü dile getirerek bu kurumdan alınıp amaca uygun bir okula verilmesi talep etmiştir. Sirer, onun bu talebini  takip ederek olumlu biçimde sonuçlandırmıştır.(Prof. Dr. Özbay Güven, Türkiye’de Öncü Beden Eğitimcilerimizden ve Yöneticilerimizden Cemal Alpman, Cimnastik, sayı 17,Ocak 2003,s.7-11) .CHP’nin milli düşüncelere sahip kanadından olduğu anlaşılan Sirer, geçirdiği trafik kazası sonucu erken yaşta hayattan ayrılmıştır. Reşat Şemsettin ,önce Tütenk olarak seçtiği soyadını sonradan Sirer olarak değiştirmiştir. Sirer’in siyasi çalışmaları sırasında geçirdiği trafik kazası sonucu vefatı üzerine basında hakkında çok sayıda yazı çıkmıştır. Onun Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Tonguç’un yerine İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne tayin ettiği Yunus Kazım Köni’nin değerlendirmesi dikkate değerdir:’Reşat Şemsettin, küçükten beri komünizmden Moskof emperyalizmini besleyen bir ideoloji ve komünistlerden Moskofların pespaye uşakları diye nefret ederdi. Fakat sosyalistti. Sosyal adaletin gerçekleşmesi en samimi ülküsü idi.’bk. Ulus, 4.10.1953, s.2.


Türk Yurdu Kasım 2010
Türk Yurdu Kasım 2010
Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele