Ankara’da Sinemasalı Etkinlikleri

Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

        Sinemasalı 2015 Ocakayı etkinliği, Çağan Irmak’ın yazdığı ve yönettiği Ulak filminin izlenmesi ve değerlendirilmesiyle başladı. Türk sinemasının son dönem genç yönetmelerinden Çağan Irmak’ın öteki filmlerine oranla daha az bilinen filmi Ulak, Sinemasalı topluluğunun beğenisini ve övgüsünü aldı. Mekân, giysi, takı ve makyaj tasarımlarında sıradanlıktan uzaklaşamayan filmin oyuncularının, tiyatro geleneğinin olumlu izlerini sinema diline aktarmada başarılı oldukları vurgulandı. Hümeyra’nın yanı sıra Çetin Tekindor’un, o oynamasaydı filmin bir yanı eksik kalırdı dedirten, etkili sesiyle bütünleşmiş başarılı oyunu, Ulak kurmacasının kolay anlaşılır ve izlenir olmasına büyük katkı sağlamış görüşü, ağırlık kazandı. Yeni yaşam biçimimizin öğütücü baskısıyla günden güne daha çok yitirdiğimiz geleneklerimizden ve davranışlarımızdan birini filmine konu edinen Çağan Irmak’ın, kolaycılığın ve sıradanlığın yıkıcı akıntısına karşı, yine geleneğin gücüyle karşı koymaya çalışması takdir gördü.

        İzleyenleri, üzerinde düşünmeye yönelten etkisiyle Ulak, iyiliğin ve kötülüğün çatışması kadar, çoğunluğun ahlâkının doğru ahlak olmayabileceği vurgusuyla sorgulamayı teşvik eden bir kurmaca film olarak da dikkat çekti.

        
Hekim, ikinci haftalarda izlediğimiz yabancı kaynaklı filmlerin içerisinde bu dönem en tepki toplayan film oldu. Özgün adıyla DerMedicus, RobCole adlı bir İngiliz’in, Orta Çağ karanlığını yaşayan Batı’dan kalkıp, aynı dönemde bilginin doruklarında, aydınlık çağını yaşayan Doğu’ya, çağın en büyük bilgini İbni Sina’nın bilgi evine yaptığı geziyi anlatıyordu. Tarihin reddedemeyeceği gerçeklerin, sanatsıyaymaca sunumuyla ve Batılı gözüyle çarpıtılarak yeniden anlatımı, özellikle İngilizlerin başını çektiği bir sinema akımı. Tektipleştirilmiş değerler üzerine inşa edilmek istenen yeni dünya düzeninin temellerini sağlama almak çabasıyla üretilen, belgesel ve kurmaca sinema örneklerinden biri olan Hekim (Der Medicus/ThePhysician) filmi de bu akımın başarılı yapımlarından biri. Tıp biliminin babası sayılan ve Orta Çağ’ın önemli pek çok bilim adamından biri, belki de en önemlisi olan İbni Sina’nın aslında bir ayrıntıdan ibaret biri olduğunu, asıl önemli kişinin İngiliz RobCole olduğu bilgisini, izleyenlerin bilinçaltı dünyasına yükleyen filmde, benzeri suret-i Haktan gibi görünen filmlerde olduğu gibi Ben Kingsley başoyuncu olarak yer alıyor.

        
Belgesel haftamızda, dilimize Kasıtlı Eskitme adıyla çevrilen, kapitalizmin insanı ve çevreyi nasıl tükettiğinin ipuçlarını veren filmi izledik. Kasıtlı Eskitme, sanayi ürünlerinin daha uzun süre kullanılmasını engelleyen ve tüketiciyi çaresizce yeniden satın almaya yönlendiren üretim yöntemini anlatan bir belgesel. İnsanın ve çevrenin göreceği zararları hiçe sayarak, tüketime dayalı üretimin sürekli artmasını hedefleyen çıkarcıların geliştirdikleri yöntemin ayrıntılarının ve geçmişinin anlatıldığı belgesel, gereksiz tüketime nasıl zorlandığımızı örneklerle açıklıyordu.

        
Ocak ayının son filmi Stalin’e Hediye, bir asır önce, topuyla tüfeğiyle gelerek kendilerine sömürü alanları oluşturan hak yiyicilerin, artık silaha ihtiyaç duymadan emperyalist arzularını yerine getirmeye başladıklarına iyi bir örnek oluşturuyor. Rus işgali altındaki Kazak bozkırında, yerli halktan gizlenen, ama dış dünyaya gösteriş yapmak için bir nükleer tesisi çekmeye gelen görevlilere Rus komutan, “Bizim için sinema, tüm sanatların en önemlisidir.”, diyor. Stalin’e Hediye filmindeki bu söz, İkinci Dünya Savaşı yıllarının gazaplı şartlarında dile getiriliyor. Filmin sonunda, emperyalist Rusların nükleer silahıyla, o tesisin bulunduğu bölge itine otuna varıncaya kadar yok ediliyor, ama belki de o bölgenin civarında yaşayanlar bile bunu, bu filmle henüz öğreniyorlar.

        
Gerek Ruslar ve gerekse Batılı sömürgeciler, paylaşımda ortak oldukları kilisenin de katkısıyla, oryantalistler ve misyonerler vasıtasıyla, çıkarlarına uygun sömürü alanlarında gerçekleştirdikleri, ayrıştırma ve bölünmeye zemin hazırlama faaliyetlerinin bir sonucu olarak istedikleri gibi at koşturdukları bir dünya kurmayı başardılar. Oyunun günümüzde oynanan kim bilir kaçıncı perdesinde, bu kez her yurdun tavşanını o yurdun tazısıyla avladıkları yeni bir yaklaşımı yaşamımıza katıyorlar. Kafa karıştıran, bile isteye kendi bindiği dalı kesmekten keyif alan topluluklar yaratan ve fitnenin egemen olduğu, birinin ötekine düşman kılındığı ama sömürünün sürekli hale geldiği bir dünya düzeni kuruyorlar. Geçmişte, özgelerin zulmüyle zorlamankurtlaştırılan topluluklar, günümüzde özlerin çabasıyla, güzellikle közkamanlaştırılıyorlar. Yani geçmişte oryantalistler eliyle yapılan dönüştürme ve sömürgeleştirme, günümüzde self-oryantalizm diye adlandırılan bir biçimle, suret-i Haktan görünenler marifetiyle gerçekleştiriliyor. Hissiz, acısız ve hatta aklın bedeni terk etmesinin sonucu olarak keyif alınan, farkında olmadan bir kendinden vazgeçme hâli bu dönüşüm. Közkaman, bu dönüşümü yaşayanların, anasına atasına herkesten önce küfredenlerin, diline, dinine, töresine karşı duranların adı. Üzülerek belirtmeliyim ki, hiç birimiz bu etkinin dışında kalamıyoruz ve deliliğini fark edemeyenler gibi hepimiz değişik oranlarda közkamanız, ama farkında bile olamıyoruz. Çünkü bizi ökseye düşürenler, bizden. Stalin’e Hediye, bu neviden bir yönetmenin çektiği kurmacaydı. Stalin zulmüyle bozkırın içlerine sürülen, yok edilen onca kişinin arasından -çoğunluğu Türk soylu topluluklar- seçtiği bir Musevi topluluğunun başından geçenleri, küçük bir çocuğun izleğinde anlatan yönetmen, izlemesi kolay, güzel bir yapım ortaya çıkarmış. Filmi bir Musevi çekseydi ancak bu kadar başarılı olabilirdi dedirten yönlendirmelerin sonucunda, küçük Musevi’nin yaşadıkları, izleyenleri üzüntüye boğuyor. Bu duygu dolu ortamda izleyen, yani kendini filme kaptıranlara, alttan alta ve hümanist bir kılıf içerisinde “yeni dünyadini”ninkodları veriliyor. Bilindik şeyler; hepimiz Tanrıya inanıyoruz, önemli olan insan olmak, iyilik yapmak vs. Sinemasalı topluluğu olarak bu türden izlediğimiz pek çok film oldu. Onlardan üçü; Yurt içinden Uzak İhtimal, dışarıdan Bab’ Aziz ve son olarak izlediğimiz Kazakistan’dan Stalin’e Hediye. Bu filmlerde ortak olan nokta, anlatılanlarda hiçbir yanlışın olmaması diyebiliriz. Ancak, filmlerin büyüsünden sıyrılıp bakabilenler için anlatılanların aldatmacaya zemin hazırladığını görmek zor değil. Maksatlı yönlendirmeler, izleyenlerin meşrebine uygun, biri diğerinden yerle gök kadar farklı çıkarımlara neden oluyor ve oluşturulan bu algı, anlatılan doğruları da değersizleştiriyor. İşin daha ilginç yanı her izleyen filme övgüler düzerken, övgüye dayanak oluşturan değerlendirmeler taban tabana zıt olabiliyor. Özellikle Bab’ Aziz filmiyle ilgili yazılanlar okunduğunda görülüyor ki, sözde, İslam’ı temize çıkarma niyetiyle yapıldığı açıklanan bir filmle, İslam değerleri ancak bu kadar yozlaştırılarak dönüştürülebilir. Bir Türk sinemaseveri için ürkütücü olmanın ötesinde, sinemanın közkamanlar eliyle, nasıl bir ayrıştırma ve fitne aracı haline geldiğinin açıkça görüldüğü bu türden filmler, maalesef son dönemde gittikçe çoğalıyor.

        
Masallar, menkıbeler, öyküler, destanlar, türküler, binlerce yılın ve deneyimin birikimi olarak yaşamımıza yön verir; duygu, düşünce dünyamızı biçimlendirir ve medeniyetimizi oluşturur. Türklerin yaşamı hayalle hakikatin uyumu üzerine kurulu denilse yeridir. Ancak sinema diline bu kadar yatkın bir milletin çocukları, etkileme gücü günden güne artan bu alanın hâlâ izleyicisi durumunda. Bilgisi, görgüsü, yeteneği değil, insanlığın yıkık yanını onaracak filmler üretmeye engel. Bencileyin engel, bilgisiz, görgüsüz, yeteneksiz közkamanların çoğalması.

        
Seçilmiş filmlerin izlendiği Sinemasalı, Ocak ayının adına uygun bir tavırla, Türk sinemaseverlerinin ocağı olmaya devam etti. Dileğimiz, ocağımızın ve ocağımıza od taşıyan değerli gönüllülerin çabalarının yitip gitmediğini göreceğimiz, özüyle, sözüyle ve görüntüsüyle bütünleşik Türkçe sinemalı günlerin gelmesi.


Türk Yurdu Mart 2015
Türk Yurdu Mart 2015
Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele