Türkiye’de Toplum Kalkınmasına Eğitim Açısından Farklı Bir Bakış: Halil Fikret Kanad

Ekim 2010 - Yıl 99 - Sayı 278

                    Türkiye’de ilmi ve modern anlamda pedagojinin gelişmesini temin eden ve ona yön veren kadrolar ekseriyetle II. Meşrutiyet döneminde yetişmiştir. Bu dönemde dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bulunduğu Avrupa’dan geride kalmanın sıkıntıları içinde bocalayan ve çözüm üretmeye gayret eden aydınların zihinlerinde, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük olmak üzere üç ayaklı bir fikir hareketinin oluştuğu bilinmektedir.

         

                    Eğitim düşüncesinde pedagojik boyuttaki gelişmelerle, öğretmen yetiştirme ve okul, bilginin maddi hayat içinde kullanılması, iş içinde eğitim gibi ayrıntılara inilmiştir. Bu gelişmelerin sağlanmasında Ziya Gökalp belirleyici bir rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde ise Atatürk, hedefleri ve kriterleri belirlemiştir.

         

                    Cumhuriyetin kuruluş döneminin önemli eğitimcilerinin başında gelen Halil Fikret Kanad (1892-1974) 1910 yılında Manastır Sanat Okulu’nu tamamladıktan sonra aynı yıl içinde Cevat Dursunoğlu, Ali Haydar Taner ile birlikte eğitim için Almanya’ya gönderilmiştir. Berlin ve Leipzig şehirlerinde felsefe, eğitim psikolojisi ve tarih okumuştur. Halil Fikret Kanad’ın 17.7.1917 tarihinde pedagoji doktoru unvanını aldığı Leipzig şehri, ilmi pedagojinin gelişimine gösterilen itina ve bu gelişime, öğretmenlerin bireysel gayretleriyle üniversitelerin ve devletin sunduklarının, kapsadıkları alanın genişliği açısından çok az sayıda şehrin ulaşabildiği bir yerdir.[1]

         

         

                    Kanad’ın hayatının en az bilinen dönemi Azerbaycan’da görev yaptığı yıllardır. Mehmet Emin Resulzade’nin başkanlık ettiği Azerbaycan Milli Şura’sı 28.5.1918 tarihinde ülkenin bağımsızlığını ilan etmiştir. Feth Ali Hanhoyski yönetiminde milli bir hükümet kurulmuştur. Azerbaycan bu sırada askeri bakımdan çok karışık durumda idi. Türk ordusu 14-15 Eylül 1918 tarihinde büyük kayıplar vererek Bakü’ye girmesinden sonra İngiliz ve Ermeni kuvvetleri çekilmişlerdir. Halil Paşa başkomutanlığa çektiği 2.10.1918 tarihli şifrede elde edilen kaynağın yani petrolün bütün sıkıntılarımızı karşılayacak ölçüde bulunduğunu yazıyordu. Fakat çok geçmeden imzalanan Mondros Mütarekesi’nin 11. Maddesi gereğince Türk ordusu Kafkasya ve İran’ı boşaltmak zorunda kalmıştı. Türk ordusu çekilirken oldukça kalabalık bir Türk unsur Azerbaycan’da kalmıştır. Bunlar arasında İttihatçı komitacılar, savaş esirleri bulunuyordu.

         

                    Azerbaycan’da yerleşmiş olan Bolşevikler Azerbaycan’ın siyasi varlığını yok etmiş, ekonomik gücünü kırmış ve milli kültürün mensuplarını ortadan kaldırmıştır. Rejime muhalefetin şiddetini artıran Müsavatçılar yeraltına inerek faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Azerbaycanlı komünistler hiç olmazsa milli eğitime önem vermek suretiyle kendilerini halka sevdirmek ihtiyacını hissetmişlerdir.

         

                    1922 yılında Azerbaycanlı yöneticiler dil bilimcilerini ülkelerine davet ettiler. Çağrı Sovyetlere bağlı diğer Türk Cumhuriyetlerinde yaşamakta olanlar ile Türkiye’ye yapılmıştır.1923 yılı baharında Azerbaycan Hükümeti Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümetinden Bakü Ali Pedagoji Enstitüsü ile Bakü Üniversitesi’nde Türkçe tedrisatta bulunmak üzere bilim adamları talep etti. Milli Eğitim teşkilatı henüz Ankara’ya nakledilmediği için Ankara bu isteği İstanbul’daki temsilcisine havale etmiştir.[2] Bakü’de 1927 yılına kadar görev yapan Ertaylan, iki yıl kadar bağımsızlık havasını teneffüs edebilen Azerbaycan’da komünizm döneminde bile önceden yeşeren ideallerin yaşatılmasına gayret edildiğini belirtiyor. Azerbaycan Zagafkasya Merkezi İcra Komitesi’nin başkanı Samed Ağamalıoğlu’nun teşebbüsü ile dil bilimcisi Bekir Sıdkı Çobanzade[3] Kırım’dan davet edilmiştir.[4] Kazan’dan Aziz Gubaydillin[5] Özbekistan’dan Halid Seyid Hocayev[6] davete uyarak Azerbaycan’a çalışmaya gelmişlerdir. Türkiye’den dil bilimci olmamasına rağmen Azerbaycan’da geniş dost çevresi bulunan Muhittin Birgen, İsmail Hikmet Ertaylan ve Halil Fikret Kanad davet edilmişlerdir. İzmir’de bulunan TARİŞ’in tarihinin yazılması projesi çerçevesinde ki incelemeleri sırasında Muhittin Birgen üzerinde yoğunlaşan bir araştırmacı, onun Azerbaycan’daki çalışmalarını incelerken varlığından haberdar olduğu Kanad hakkında ne yazık ki bilgi bulamadığını belirtmesi, Türk fikir hayatının seviyesini göstermesi bakımından önemlidir.[7]

         

                    Azerbaycan’da komünizmin bütün uygulamalarını yakından gören Türk bilim adamları dikkatli davranarak Bakü’de uzun süre başarılı çalışmalar yaptılar. Hepside alanlarında bazı eserler neşrettiler. Bakü Üniversitesi’nde ve Pedagoji Enstitüsü’nde Pedagoji ve Pedagoji Tarihi dersleri okutan Kanad, 1926 yılında Türkiye’ye dönerek Konya’da çalışmaya başladı. Coğrafya’nın Tedris Usulü isimli eserini Azerbaycan’da hazırlamış, 1927 yılında İstanbul’da neşretmiştir.[8]

         

                    Azerbaycan’a davet edilen bilim adamları arasında ülke dışındaki muhalefetin en fazla tepkisini Çobanzade çekmiştir.1926 Bakü Türkoloji Kurultayı’nda ileri sürdüğü tezler ve gerçekleştirilen alfabe değişikliği sadece Sovyetler Birliği bünyesinde bazı kesimlerin tepkisini çekmekle kalmamış, Resulzade önderliğinde Türkiye’de faaliyette bulunan Azerbaycan muhaceretinin yayın organı Yeni Kafkasya ve Odlar Yurdu dergilerinde aleyhinde keskin yazılar çıkmıştır.[9] Komünist olmalarına rağmen milli vasıfları bulunan parti yöneticilerinin dışarıdan öğretim üyelerini davet etmelerinin önemi sonraki yıllarda anlaşılmıştır. Bu davranışın uzak görüşlülüğü 1930 yılı eğitim istatistiklerinde ülke nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden Azerilerin, Bakü Devlet Üniversitesi Pedagoji bölümü kontenjanında ancak yüzde 16’lık bir yer bulabilmeleriyle anlaşılmıştır.[10]

         

                    Sovyetler Birliği tarihinde 1930’dan 1937 yılına kadar devam eden süreçte Stalin, sistemi sağlam temellere oturtabilmek gayesiyle milli kültürlerine bağlı olan ve rejimle uyuşmada zorluk gösterdiği düşünülen aydınlara karşı geniş ve etkili bir tasfiye hareketi yürütmüştür. Türk uruglarına mensup çok sayıda aydın, bilim adamı, edebiyatçı ve sanatkâr bu kanlı tasfiyeden kendilerini kurtaramamışlardır. Sovyet sisteminin yıkılmasından sonra tasfiye hareketini yürüten KGB’nin araştırmacılara açılan arşivlerinden önemli bilgiler sağlanmıştır. Azerbaycan’da bu arşivde incelemeler yapan Ziya Bünyadov’un çalışmalarından sorgulanarak öldürülen Azeri münevverlerine, Türkiye’nin Bakü’deki diplomatik temsilcisi Memduh Şevket Esendal ve değişik akademik kurumlarda görev yapan Türkiyeli bilim adamları ile ilişkilerinin hesabı sorulmuştur.

         

         

                    Bakü Kadın Pedagoji Teknikumu Müdürlüğü görevinde bulunan Medine Hanım Mehdi Kızı Gıyasbeyli’ye sorgulaması sırasında İsmail Hikmet ve Halil Fikret’le ilişkileri hususunda sorular yöneltilmiştir.[11] Çobanzade sorgusunda, ‘aksinkılabı milletçi grup yarattıklarını, teşkil edilen ve başkanlığını İsmail Hikmet’in yaptığı ikinci grupta Halit Seyid, Mikail Müşfik, Ali Hüseyinzade, Hüseyin Cavid, Ahmed Cevad, Abdulla Şaik ile kendisinin bulunduğu’nu itiraf etmiştir![12] Bakü’ye dışarıdan gelen ilim adamları ile yerli aydınların büyük ekseriyeti sorgulamalar sonunda ölüm cezasına çarptırılmışlardır.

         

         

                    Sovyetlerin fikri planda Azerbaycan’daki uygulamaları hadiseleri yakından izleme imkânı bulan Türk bilim adamları için önemli bir tecrübe olmuştur. Genç Cumhuriyet yönetimi ilk yıllarda gerçekleştirmeye çalıştığı kalkınma çalışmalarında savaş meydanında yendiği ve Lozan’da bütün baskılara rağmen varlığını kabul ettirdiği Avrupa devletlerine karşı Sovyetlerin desteğine ihtiyacı vardı. Mustafa Kemal dış politika uygulamalarında son derece dikkatli davranmış, mücadele edeceği cepheleri çoğaltmadan mümkün olduğu kadar tekleştirebilmek gayesiyle Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde bulunmaya çaba göstermiştir. Bu sebeple Atatürk döneminde teşkilatlı komünist faaliyetlerin üzerine gidilirken toleranslı davranılmış, suçun karşılığı olarak hafif cezalar verilmiştir. Kanad, Azerbaycan’daki görgülerine dayanarak bir grup komünistin tutuklanması vesilesiyle basında düşüncelerini açıklama ihtiyacını hissetmiştir. Kanad, bu konudaki yazısında Marksizm ve Bolşevizm hakkında genel bir bilgi verdikten sonra Rusya’da amele diktatörlüğü adı altında oynanan büyük drama, bilhassa elli milyona yakın nüfusa sahip Rusya Türklerine karşı Moskova’nın takip ettiği asimilasyon siyasetine dokunup, ‘Hâlbuki ötede beride tesadüf ettiğimiz bazı münevverler bu gibi meselelere karşı tamamen yabancıdırlar. Bununla beraber kendileri Bolşevik dostudurlar. Ben buna bir kelime ile şaşkınlık diyeceğim. Hayatta yürüyeceği yolu henüz tayin etmemiş bulunan bir takım münevverlerde bu şaşkınlık bütün şiddetiyle devam etmektedir.’ demiştir.[13]

         

                    Cumhuriyet dönemi eğitimine damgasını vuran isimlerin başında İsmail Hakkı Tonguç gelmektedir. Tonguç’un çalışmalarının genel değerlendirilmesindeki tespitler ileride karşısına çıkan muhalif görüşlerin temelini oluşturmaktadır. Tonguç’un çalışmalarına yön veren temel mesele reel ihtiyaçlara cevap verecek evsaftan uzak olarak tanımladığı eğitim sisteminin ve anlayışının yeni rejimin ve cemiyetin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıdır. Meselenin anlamlandırıldığı genel çerçeve ise Batılılaşma idealidir. Daha farklı bir deyişle, eğitim yoluyla oluşturulacak yeni kültür Batılılaşmanın ya da Avrupalılaşmanın temelini hazırlayacaktır.[14] Yeni insan tipi yaratmak olgusu Tonguç’un eğitim kavramı ve felsefesi bağlamındaki duruşunun anlaşılması açısından oldukça önemli açılımları içinde barındırdığı, çalışmalarının büyük bölümü yeni insan tipinin hangi pedagojik yöntemlerle yaratılacağı sorusu üzerine kurgulandığı belirtilmiştir.[15] Tonguç’un ortaya koyduğu eğitim kuramı değerlendirildiğinde, G. Kerschensteiner ve J. Dewey başta olmak üzere, Batı’da iş okulu akımının felsefi ve kuramsal gelişimine katkıda bulunan pek çok eğitimcinin izine rastlanabileceği, Tonguç’un modeli olan Köy Enstitüleri ele alındığında, ‘iş’e yüklendirilen anlam bakımından ve farklı siyasi ve toplumsal kaygılarla beslenmiş, pedagojik bir eksen kaymasının belirginlik kazandığı, Tonguç’un iş okulu akımı kapsamında savunduğu ‘eğitim için iş’ görüşünün kuramsal bağlamda benimsenmiş olmakla beraber, söz konusu pratik çerçevesinde özellikle sosyalist eğitim modelinin temel çizgisini oluşturan ‘üretici iş’ ya da ‘iş içinde, iş vasıtası ile iş için eğitim’ anlayışına yakın bir duruş sergilediği ileri sürülmüştür.[16]

         

                    Bizzat kendisi ve iki kardeşiyle birlikte farklı köy enstitülerinde öğretmenlik yapan Sababattin Eyuboğlu, ‘Mithat Paşa, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp cömert ruhlarıyla Türk milleti için nasıl olacağını bilmedikleri bir cennet istiyorlardı. Öyle bir cennet ki, içinde köylüler yine köylü, devletliler yine devletli kalacak, fakat mucizeli bir nefesle hepsi iyi niyetli, temiz vicdanlı, mutlu ve ileri insanlar oluvereceklerdi.’ demekle ilmi temeli olmayan bir savunma gerekçesi ileri sürmüştü.[17]

         

                    Kültür değişmelerini sosyal psikoloji açısından değerlendiren Turhan’ın tespitleri dikkat çekicidir. Turhan’a göre ‘köydeki kültür değişmeleri mahalli kültür farklılıkları gösteren çeşitli gruplarla temasa gelen bir köy cemaatinin hiçbir baskıya maruz kalmadan kültürünün bazı unsurlarını değiştirmesi tarzında olmuştur. Başka grupların kültürüyle karşılaşan köy cemaati, belirli işlerin yapılmasında kendi kültürünün zayıf noktalarını görmüş ve onları değiştirme hususunda dıştan hiçbir zorlama olmadan serbestçe hareket edebilmiştir. Oysa büyük şehirlerde tepeden inme kararlar ve fiili müdahaleler sonucunda kültürün normal işleyişi aksatılmıştır. Köy hayatının dayandığı mahalli kültür, kendi bütünlüğünü ve kimliğini koruyarak geliştiği için değişiklikler yüzünden köyün yapısında ve köylülerin yaşayışında sarsıntı olmamıştır. Şehirlerde birçok kültür unsurlarının yerlerine daha iyisi konulmadan terk edilmesi hayat düzeninin akmasına yol açmıştır.[18]

         

                    Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim alanında en büyük hamlesi okur-yazarlığı çoğunluğa mal etmesidir. Atatürk, Cumhuriyetin ilk yıllarında okur-yazarlığın büyük kitleye yani köylüye ulaşmasını çağdaş bir millet olarak yeniden doğuşumuzun ön şartı kabul etmişlerdir. Öğretmen ihtiyacının süratle karşılanabilmesi için kurulan köy enstitülerinin temeli bilindiği gibi iş eğitimine dayanmaktadır.

         

                     İş eğitimi o dönemde sayıları az olan eğitim bilimcileri arasında tartışılmıştır. İş eğitiminden yana olanlar ile karşıtları arasında ilk tartışmalar Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmenleri arasında yapılmıştır. Bu tartışmada İsmail Hakkı Tonguç zamanla önemli rol oynayacaktır.[19]

         

                    Günümüzde Atatürk dönemi inkılaplarının çeşitli ilmi disiplinler bakımından değerlendirilmesi yapılmaktadır. İnkılapları uygulandıkları dönem içinde genel olarak değerlendiren eserler oldukça azdır. Bunların başında Peyami Safa’nın Türk İnkılabına Bakışlar ile Prof. Dr. Ethem Menemencioğlu’nun İnkılabımız İdeoloji ve Realite Karşısında isimli eserler gelmektedir.

         

                    Kanad, Atatürk inkılaplarının en önemlilerinin dil, tarih ve sosyal mahiyette olanlarına işaret etmektedir. Dil ve tarih inkılaplarının milli ruhun gelişmesine varılan esaslı amiller olduğu inancındadır. Sosyal inkılapların Türk neslinin halkçı, kültürlü, ahlaklı ve karakterli yetiştirilmesi için var olduğunu düşünmektedir. Bu işlerin kısa zamanda çözümlenemeyeceğini, inkılap prensiplerinin yetişkin ve genç Türk nesli tarafından iyice benimsenmesinin mutlaka sistemli ve devamlı çalışmalarla mümkün olabileceğini belirtmiştir. Kanad, kendi görüş açısından inkılabın eğitim bakımından değerlendirmesini ve tekliflerini ihtiva eden bir eser kaleme almıştır.[20]

         

                    Kanad, eğitim yoluyla sosyal alanda inkılapların tamamlanmadan Türkiye’de hakiki anlamda derinlerden kopup gelen bir kalkınma beklenemeyeceği inancındadır.

         

                    Kanad, eserini iki kısımda düzenlemiştir. İlk 60 sayfalık kısmı ‘Nazari Kısım’ başlığı altında çalışmasının teorik açıklamasının yapıldığı bölümdür. Topyekün Milli Terbiye ve Milli Birlik, İdeler ve İdealler, Din İdeali ve Tarihi Tekâmülü, Ahlakın İdeallerle Münasebeti, Milliyet İdeali ve Tarihi Tekâmülü, Türklerde Milliyetçilik alt başlıkları altında ana konunun teorik incelemesi yapılmıştır.

         

                    Teorik açıklamalardan sonra eserin ikinci kısmında uygulama ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Bu hususlar İdealin Aşılanması ve Azınlıklar, Komünistlerde Telkin Usulleri. Nasyonal-Sosyalistlerde Telkin Usulleri, Türkiye’de Milliyetçiliğin Bugünkü Durumu, Türkiye’de Hakçılığın Bugünkü Durumu, Türkiye’de Ahlakın Bugünkü Durumu ve Soysuzlaşmalar, Ailede Milli ve İçtimai Terbiye, Okullarda Milli Terbiye ve Köy Enstitüleri, Milli Terbiyede Öğretmenlerin ve Müdürlerin Rolleri, İçtimai Muhitin Genç Neslin Terbiyesi Üzerine Tesiri, Beden Terbiyesi ve İş Terbiyesi, Halkevlerinin Halkçılık ve Milli Terbiyede Rolü başlıklarını taşımaktadır. Kanad, öğrenciliğinin geçtiği Almanya ile bir süre öğretim üyesi olarak görev yaptığı Rusya’da hayat bulan dönemin iki totaliter dünya görüşü hakkında gözlemlerine dayanan oldukça tarafsız tespitler yapmıştır.

         

                    Köy Enstitüleri uygulamasının başladığı ilk dönemlerden itibaren çeşitli itirazlar gelmiştir. Tartışmaların temelinde köye uygun öğretmen yetiştirme görüşlerinin dayandığı iş eğitimi yaklaşımı vardır. Bu yaklaşımların birincisi Batı’da ortaya çıkan liberal nitelikteki İş Okulu’ndan Türkiye’de ilk söz eden Kanad’tır.

         

                    Kanad söz konusu eserinde, Türkiye’de iş pedagojisini esas alan köye göre yetiştirilmiş öğretmenlerle köyden başlatılacak milli bir kalkınma hamlesi ile modernleşmede önemli bir mesafe alınabileceğini ileri sürmüştür. Eski öğretmen okulları ile bu hedefe ulaşılamayacağını belirtmiştir. Bunların yeni devletin istekleri karşısında iş göremeyecek kurumlar olduğunu düşünür.[21]

         

                    Bu kanaate ulaşmada iki ana sebep vardır. Kültürel ve siyasi açıdan inkılapların toplumun yüzde 80’ini meydana getiren köyden başlatılarak şehirlere doğru yayılması ve derinleşmesini temin etmektir. Bu hususta en etkili yol köye uygun öğretmen yetiştirmektir. Buna kaynaklık edecek okullar hayata uygun yapıcı ve üretici insanı yetiştiren iş okulu karakterinde olmalıdır.

         

                    Kanad’ın kafasındaki yeni öğretmen okullarıyla hedeflenen köy kalkınması davasına ekonomik yönden değil, daha çok kültürel bir açıdan yaklaşmış ve bu okullardan yetişecek yeni tip öğretmenleri, öncelikle köy çocuklarının ruh bakımından, milli ve içtimai ve kültür kıymetlerine önem verilmesi bakımından eğitilmesinde köyün manevi kalkınma davasının vasıtaları şeklinde değerlendirmiştir. Bu fikirlerinde kültürel gelişmeye dayalı kalkınma görüşünün izleri bulunmaktadır.[22]

         

                    Bu yeni tip öğretmen okullarından yetişecek nitelikli ve ideal sahibi öğretmenlerle, köyden başlayacak kalkınma hareketinin top yekûn kalkınma davası haline geleceğini ileri sürmüştür. Bu öğretmenlerin öncelikle okulları sadece ders veren birer kurum olmaktan kurtaracaklarını esaslı bir zihniyet değişmesini meydana getirmede rollerinin büyük olacağını, ilerleme ve kalkınma kaygısının eğitim alanına yansıyan yeni bir açılım olduğu düşüncesindedir.

                    Kanad’a göre öğretmenler:

  1. Öğretmenler pürüzsüz milliyetçi ve halkçı olmalıdır
  2. Öğretmen karakterli ve temiz bir insan olmalıdır
  3. Öğretmen sabırlı ve soğukkanlı olmalıdır
  4. Öğretmende vazife ve mesuliyet şuuru kuvvetli olmalıdır
  5. Öğretmen mütevazı bir insan olmalıdır
  6. Öğretmen fakir ve zengin çocuklar arasında bir fark gözetmeyecek karakterde olmalıdır
  7. Öğretmende takip fikri olmalıdır
  8. Öğretmen kılık kıyafet itibariyle tabii olmalı, lüzumsuz ve manasız süslenmelerden çekinmelidir
  9. Bu meziyetlerden başka öğretmenlerin ayrıca okuttukları dersin ehli olmaları da önemli noktalardan biridir

         

                    Kanad, eğitim yoluyla kalkınma hususunda ki düşüncelerini netleştirdiği eserinin kendisinden sonra gelen bilim adamlarına yol açtığını düşünüyoruz. Onunla aynı yaşlarda olan Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri isimli doktora tezi ile bilhassa 1960 yılından sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla toplumda planlı kalkınma tartışmalarının gündemin başına oturduğu yıllarda neşrettiği; Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hal Çareleri, Toprak Reformu ve Köy Kalkınması, Üniversite Problemi ile Atatürk İlkeleri ve Kalkınma isimli eserlerinde benzer fikirler ileri sürecektir. Onlardan sonraki nesilden olan Prof. Dr. Sabri Ülgener’in temel iştigal konusu zihniyet meseleleri teşkil etmiştir. Bu konunun farklı bir açılımını başka bir öğretim üyesi yaparak hazırladığı raporu 5-15 Şubat 1962 tarihinde toplanan VII. Milli Eğitim Şurası’na sunmuş ve daha sonra kitap haline getirmiştir.[23]

         

                    Kanad’ın etkisinin ne derecede olduğunu bilinmemekle birlikte 15-23 Şubat 1943 tarihleri arasında düzenlenen II. Milli Eğitim Şurası’nın gündemini oluşturan üç ana konunun birincisi ‘Okullarda Ahlak Eğitiminin Geliştirilmesi’dir.[24]

         

                    Kanad’ın Enstitülerle ilgili teklif ve uyarılarına ilmi karşılık getirilmesi yerine suçlama tercih edilmiştir. İsmi verilmeden ‘tutucu pedagogların karamsarlık ve bozgunculuğuna karşı, atölyeleri, meyve bahçeleri, ekin tarlaları, kooperatifleri, kendi ürettikleri enerjisiyle yirmi enstitünün tam bir üretici etkinlik içinde bulunduğu 1946’ya kadar her şeyin iyi yürüdüğü’ ileri sürüldü.[25] 1946 yılında Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılması üzerine merkez teşkilatında yeni bir yapılanma gerçekleştirilmiştir. Enstitüleri bilen yeni kadronun bu okulların temel ilkelerini birer birer ortadan kaldırdığı, bütün bu oluşumların ardında teknik danışman olarak 1935’ten beri Tonguç’a karşı olumsuz tavırlarılya tanınan Kanad’ın bulunduğu iddiaları kanıt gösterilmeden ileri sürülmüştür.[26] Kızılçullu Köy Enstitüsü öğrencilerinden Kanar, kendi ideolojik eğilimine paralel olarak Kanad’ın nasyonal sosyalizmden yana olduğunu ileri sürmüştür.[27]

         

                    Kanad’ın eğitim üzerine yazıları ve kitapları dışında siyasi düşüncelerini açıkladığı yazılarına rastlanmıyor. II. Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü 1940’lı yılların başında tek parti rejiminin o zamana kadar oldukça sıkı tuttuğu dergi neşriyatı ile ilgili mevzuatta kolaylık sağlamasından sonra Türk fikir hayatında çeşitli düşünce çizgisindeki dergilerin sayısı birden artmıştır. Bu yıllarda neşredilen siyasi ağırlığı fazla olan Türkçü dergilerde imzasına rastlanmıyor. Sadece 1943 yılı Ocak ayında çıkan Türk Yurdu dergisinin 1-2 numaralı sayısının arka kapağında Milliyet İdeali ve Topyekün Milli Terbiye isimli kitabının tavsiye edildiğini gördük. Türk Yurdu dergisinde ise imzasına rastlamadık. Onun siyasi akımlardan uzak sadece kendi inandığı doğrular ölçüsünde ilmi çalışmalar yapan, özde Türk milliyetçiliğini benimsemiş bir ilim adamı olduğu açıktır.

         

        

        Dr. Halil Fikret KANAD Gazi Terbiye Enstitüsü Önünde

         

        

        Dr. Halil Fikret KANAD'a Ait Bir Kitabın Kapağı

         

        

        Terbiye Doktoru Halil Fikret

         


        


        

        [1] Elmar Tenorth, Leipzig’de Eğitim Bilimi-Üniversite. Devlet ve Otonom Meslek Arasındaki Disiplin, Reform Pedagojisi,Eğitim Bilimleri,Okul Reformu,Öğretmen Eğitimi(Modern Pedagoji Açısından Türk Alman İlişkileri-1907den Günümüze) ve Dr. Halil Fikret Kanad  ,Ankara 2002,s.19


        

        [2] İsmail Hikmet Ertaylan, Azerbaycan’da Dörtbuçuk Yıl, Dergi,(Münih)sayı 13,1958,s.84.Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü Yayını.


        

        [3] Bkz.İsmail Otar, Kırımlı Türk Şair ve Bilgini Bekir Sıdkı Çobanzade, İstanbul 1999


        

        [4] Ömer Özcan, Bekir Sıdkı Çobanzade ve 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı, Emel’imiz Kırım, sayı 56,(Temmuz-Ağustos-Eylül 2006),s.25


        

        [5] Şeheslerebez:Gaziz Gobeydillin,Kazan 2002


        

        [6] Azerbaycan’daki çalışma yılları ile ilgili olarak hatıralarını neşretmiştir: Xalid Seid, Yeni Elifba Yollarında Eski Xatire ve Duygularım, Bakı 1929.


        

        [7] Zeki Arıkan, Muhittin Birgen ve Azerbaycan, Toplumsal Tarih, sayı 29,Mayıs 1996,s.53,dp.43. Kanad hakkındaki kısa bilgi veren bir açıklamamız aynı dergide neşredildi. Dr. Halil Fikret Kanad Hakkında, Toplumsal Tarih, sayı 34,Ekim 1996,s.6.Arıkan, Birgen hakkındaki çalışmalarını daha sonra kitap halinde neşrettiğinde Halil Fikret’in soyadını yazmaktan ve biyografisi hakkında bilgi vermekten imtina etti: Tarihimiz ve Cumhuriyet Muhittin Birgen(1885-1951),İstanbul 1997


        

        [8] Cavit Binbaşıoğlu:Türkiye’de Eğitim bilimleri Tarihi Araştırmaları:Dr. Halil Fikret Kanad ve Türkiye’de Eğitim Bilimlerinin Gelişmesine Katkısı,e.g.e.,s.39.Bu tebliğin sunulmasından sonra Halil Fikret’in Azerbaycan’daki  çalışmaları hakkında  malumata dostumuz Adalet Tahirzade’nin  yakın ilgileriyle ulaştık.Bu yardımından  dolayı  kendisine müteşekkiriz.Halil Fikret.Azerbaycan’daki görev yıllarında  çok verimli ilmi çalışmalar yapmış,dönemin ilim ve eğitimle ilgili bütün dergi ve gazetelerinde yazıları çıkmıştır. Yazıları en çok Maarif ve Medeniyet, Şark Kadını dergilerinde görülmektedir. Batının tanınmış eğitimcilerini ve fikirlerini Azerbaycan bilim hayatına tanıtmıştır. Onun Azerbaycan’da, Terbiye ve Tedris Tarihi isimli eseri 1926’da Baku’de Arap alfabesiyle iki cilt halinde basılmıştır.


        

        [9] Mirza Bala, Yeni Türk Alfabesi ve Bolşevik Matbuatı, Odlu Yurt, sayı 1,1.3.1929,s.8


        

        [10] Azerbaycan’da Maarif, Odlu Yurt, sayı 16,28 Mayıs 1930,s.167


        

        [11] Ziya Bünyadov,Gırmızı Terör,Bakü 1993,s.64


        

        [12] Bünyadov,a.g.e.,s.91


        

        [13] Dr.Halil Fikret, Bolşevizm ve Şaşkın Gençlik, Hız(Ankara),15 Mayıs 1931


        

        [14] Aylin Özman, İsmail Hakkı Tonguç, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Modernleşme ve Batıcılık, Cilt 3,İstanbul 2002,s.368


        

        [15] a.g.e.,s.370


        

        [16] a.g.e.,s.371


        

        [17] Sabahattin Eyuboğlu, Köy Enstitüleri Üzerine, İstanbul 1979,s.40


        

        [18] Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, Kültür Değişmeleri ve Batılılaşma Meselesi, Ankara 1999,s.139-141


        

        [19] Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi: İsmail Hakkı Tonguç(Yaşamı, eylemi, öğretisi),Birinci Kitap, Ankara 1997,s.175


        

        [20] Dr.H. Fikret Kanat, Milliyet İdeali ve Topyekün Milli Terbiye, Ankara 1942


        

        [21] Kanad’ın fikirlerinin takipçisi olmasına güzel bir örnekten söz etmek gerekiyor. Köy öğretmeni Mahmut Makal’ın Bizim Köy isimli eseri 1950 yılı başında çıkmıştır. Makal, yazdıklarından dolayı üç ay sonra tutuklanmış ceza almadan bırakılmıştır. Kanad, Bizim Köy hakkında eğitimci olarak tarafsız bir değerlendirme yapmıştır:’140 sayfalık eseri baştan sona okudum. Hayretle gördüm ki genç köy enstitüsü mezunu yaşadığı ve çalıştığı köyün sadece tablosunu çizmiş buna karşı dört yıl içinde hiçbir yapıcılık hareketi göstermemiştir. Eserin her sayfası yokluktan ve sefaletten bahsetmektedir.’(Ulus,4.4.1950,s.2.Yazı önce Yeni İstanbul gazetesinde çıkmış Ulus tarafından iktibas edilmiştir).Muhalefette bulunan Demokrat Parti, kitabı seçim arifesinde CHP’yi yıpratabilmek için malzeme olarak kullanmıştır. DP’yi tutan Ahmet Emin Yalman’ın gazetesi Vatan’da Bizim Köy’ü övücü yazılar çıkmıştır: İhsan Ada, Yeni Çıkan Bir Kitabın Tahlili Bizim Köy, Vatan, 1.3.1950,s.5,2.3.1950,s.5.Seçimden sonra 15 Haziran 1950’de yeni Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Makal’ı kabul etmiştir. Makal’ın sonraki yıllarda DP’nin mirasçısı olan siyasi kadrolarla birlikteliği mümkün olmamış ve bir ara öğretmenlikten istifa etmek mecburiyetinde kalmıştır.


        

        [22] Modern Türkiye, s.373


        

        [23] Dr. Ahmet Temir, Milliyet Ülküsü İçinde Bilim ve Eğitim, Ankara 1961,Orkun Yayınları.


        

        [24] Yücel’in manevi dünyası ve mistik eğilimleri hk. bk.Ahmed Güner Sayar, Hasan Ali Yücel’in Tasavvufi Dünyası ve Mevleviliği, İstanbul 2002,Ötüken Yayınevi.


        

        [25] Eyuboğlu, a.g.e.,s.111


        

        [26] Niyazi Altunya, Köy Enstitülerinin Tarihçesi, Kuruluşunun 50.Yılında Köy Enstitüleri, Ankara 1990,s.95


        

        [27] Haşim Kanar, Köy Enstitüleri(Eğitimde Atılım),Ankara 1990,s.107,125


Türk Yurdu Ekim 2010
Türk Yurdu Ekim 2010
Ekim 2010 - Yıl 99 - Sayı 278

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele