Türk Yurdu ve Dergiler Üzerine

Temmuz 2010 - Yıl 99 - Sayı 275

                    Bir insan ömrünün ne kadar olduğunu düşünün.  Çok uzun yaşanmışsa yetmiş, seksen yıl sürer. Hadi diyelim, bazıları doksan yılı aşsın, yüz yıl yaşasın. Bir dergi için, bir insan ömrü ile yarışmak, arada kısa fasılalar da olsa, yedi yüzüncü sayıya ulaşmak, kolay değil. Dünyadaki durum nedir bilemem ama ülkemizde bu başarıyı gösteren dergilerimizin sayısı, belki bir elin parmakları kadar.

         

                    Kitabın yanında derginin ne önemi var, diyenleriniz olabilir. Konuyu dil ve edebiyat bakımından ele alırsak, neden önemi var, bunu daha iyi anlarız. Türk Edebiyatında eser veren yazar ve şairlerin çok büyük bir bölümü, ilk kalem denemelerini dergi ve bazen gazete sayfalarında yer alan şiir ve yazılarıyla yapmış, kitaplık hacimde eser vermeleri, bu aşamadan geçtikten sonra mümkün olabilmiştir. Bu söylediklerimiz, bundan on yıl, yirmi yıl öncesine kadar tam anlamıyla geçerliydi. Cumhuriyet döneminin başlangıç yıllarında ve uzunca bir süre, çoğu uzun ömürlü olmasa da, düzenli bir şekilde çıkan pek çok düşünce, sanat, edebiyat dergisi ile millî konulara yer veren gazeteler vardı. Yaşanılan son dönemde, bu tür dergilerin iyice azaldığını görüyoruz ki, bu bizi hem düşündürüyor, hem de üzüyor.

         

         

                                Türk Yurdu ve Türk Ocakları  

         

                   

                    Türk Yurdu dergisiyle Türk Ocakları’nın kuruluşu aynı yıllara rastlar. 1908 yılında kurulan “Türk Derneği”, aynı isimde bir dergiyi yedi sayı çıkarmış, 1911 yılında da “Türk Yurdu Derneği” kurularak aynı yılın sonlarında Türk Yurdu dergisi yayın hayatına girmiştir.

         

        Türk Ocakları’nın kuruluşu ve yayın organı olarak Türk Yurdu dergisinin yayınlanması da yine aynı yıllara tesadüf ediyor. Türk Ocağı’nın kuruluşunda ilk başkanı Mehmet Emin Yurdakul olmuştur. Kuruluş fikrine katılanlar arasında Emin Bülent Serdaroğlu, Ağaoğlu Ahmet, Ahmet Ferit gibi isimler vardır ve onlardan biri de Yusuf Akçura’dır, ikinci başkan olarak görev almıştır. Bu başlangıç döneminden söz ederken Ahmet Hikmet Müftoğlu adını hatırlamamak, bir kadirbilmezlik olur...

         

        Türk Ocağı’nın kurulması, Türk Yurdu dergisinin yayınlanması ne için önemli?

         

        “Peki, ne olmuştur bu hareketin sonunda? “ diyebilirsiniz. Ne mi olmuştur, söyleyelim: “Türkçülük” düşüncesinin yayılma ve yayın imkânı bulması böylece sağlanıyor.

         

         

                    Bu satırların yazarı, ortaöğretim yıllarında Mehmet Emin Yurdakul ‘la, “Türk Sazı” adlı eserini, eski yazıyı öğrenerek okuduktan sonra tanıştı. Biliyorsunuz, yeni harfleri kabul edişimizin tarihi 1928. Lâtin alfabesi kabul edilerek, eski harfler bırakıldı. Bizim nesil, eski yazı öğrenmeden ve eski yazıyla kaleme alınmış eserleri okuyamadan büyüdü. O yıllar içinde yayınlanan kitap dergi ne varsa ‘geçmiş zaman duvarı’nın gerisinde kaldı. Ama biliyorduk ki, geçmişe ulaşamaz, geçmişte olan bitenden habersiz kalır, aradaki engeller kaldıramazsak, yüzyıllar içinde yaratılan, ortaya konulan o büyük kültür mirasından da yararlanamayız.

         

        Büyük ölçüde kaldık da...

         

                    1930’lu yıllarda dünyaya gelenler, yüzyılın başında kurulan Türkçü dernekler ve yayınlanan dergileri tanımadan, millî konulara ve haberlere yer veren gazeteleri okuyamadan büyüdüler. Türk Yurdu dergisi yayın hayatına girdiğinde, bizim nesil daha dünyaya gelmemişti. Türk Yurdu’nu da Türk Ocakları’nı da, sonraki yıllarda okuma ve tanıma imkânı buldular.

         

                    Ben bu nesle mensubum. Gençliğe adım attığım yıllarda, Türk Yurdu’nun elime geçen, eski kitapçılarda bulabildiğim sayılarını okuyarak büyüdüm, dergiyi öyle tanıdım. Ben ve benim neslim, alfabe değişikliği yüzünden, belki pek çok eseri okuma, tanıma imkânı olmadan büyüdü, doğrudur. Ancak, 1930 ve daha sonraki on-on beş yıl içinde millî rûhu canlı tutan, milliyetçi, Türkçü düşünceleri yansıtan yazarları, şairleri okuyabildik. Fakat gerçeğin ne olduğunu düşünebiliyorduk: Alfabe değişikliği sebebiyle geçmiş yıllara ait eserleri okuyamasak, o dönemin yazarlarıyla tanışamasak bile, onlardan ilham alan, millî edebiyatın yeni temsilcilerini okuyup, aradaki kopukluğu o şekilde giderebildik.

         

                    Düşüncemizin gerçekleşmesinde, bize daha çok o yıllarda yayınlanan milliyetçi düşünce, sanat, edebiyat dergileri yardımcı oldu.

         

         

 

Orkun dergisi ve Nihal Atsız

         

         

                    O yıllarda benim, Yavru Türk çocuk dergisinden, Çınaraltı ve benzeri yayınlardan yararlanma imkânım oldu. Lise çağında Nihal Atsız’ın çıkardığı “Orkun” dergisinin okuyucusuydum, Eskişehir’de hiçbir gazete bayii bu dergiyi getirmeye talip olmadığı için, bir yazışma sonunda Orkun’un okul adresime gönderilmesine ön ayak oldum, her hafta dağıtımını gerçekleştirdim. Yine o yıllarda “Bozkurtların Ölümü”, elimden düşüremediğim, tekrar tekrar okuduğum birkaç kitaptan biriydi. Ziya Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları”, Ömer Seyfettin’in hikâyeleri, milliyetçi şairlerin coşku dolu şiirleri yeni harflerle yeniden basıldı, onları okuyarak büyüdüm, memleketime ve milletime bakışımda, Türkçülük, milliyetçilikle tanışmamda onlar rol oynadılar.

         

                    Millî konulara eserlerinde yer veren Bazı şair ve yazarların yanında, Mehmet Emin Yurdakul’un “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” diye başlayan şiiri, “Türkçülük” düşüncesine ulaşabilmemde bir başlangıçtır.

         

         

         

                    1930’lu yıllarda dünyaya gelenler, yüzyılın başında kurulan Türkçü derneklerle yayınlanan dergileri tanımadan, okuyamadan büyüdüler. Türk Yurdu dergisi yayın hayatına girdiğinde, bizim nesil daha dünyaya gelmemişti. Türk Yurdu’nu da Türk Ocakları’nı da, sonraki yıllarda okuma ve tanıma imkânı buldular.

         

                    Ben bu nesle mensubum. Gençliğe adım attığım yıllarda, Türk Yurdu’nun elime geçen, bulabildiğim sayılarını okurdum, dergiyi öyle tanıdım.

         

         

         

Her dergi bir kültür hazinesidir

 

 

                    Evet, “dergi” deyip geçmeyelim. Millî hayata yön veren, bilgi birikimimizi zenginleştiren ve ona renk katan dergilerdir. Her sayfası, kültür, sanat, edebiyatın yeşerdiği verimli bir tarla gibidir. Geleceğin bilim, sanat, edebiyat adamları, şairleri, yazarları, sanatkârları o sayfalarda hayat bulur, verdikleri ilk eserlerle tanınır, sevilir, okunurlar.  Dergiler, günlük sıradan olayları değil de sanat, edebiyat, düşünce dünyamıza katkıda bulunuyorlarsa, birer kültür hazinesidir.

         

         

                    Şunu, altını çizerek bir kere daha tekrar etmek gerek: Millî hayatla millî edebiyatın birbirlerini tamamladığı unutulmaması gereken bir gerçektir. Millî hayatı şekillendiren, canlandıran, millî varlığımıza güç katan dergilerdir. Bunu biliyor musunuz ?. Bu soruya yüzlerce karşılık bulup cevap verebilirsiniz ama,  önemli olan, doğrusu nedir bunu bilmek, onu söylemek... Hiçbir zaman unutmayalım ki, şairler, düşünce adamları, yazarlar çoğu zaman onların sayfalarında filiz verir, yeşerir, var olurlar! Adlarını önce dergilerden öğreniriz. Yükselmeden, ilerlemeden, kalkınmadan, çağdaşlaşmadan, demokratikleşmeden mi bahsediyorsunuz? Peki, nasıl olacak bu? Sadece iktisadî gelişme, sanayileşme sağlanarak, barajlar, otoyollar hizmete sokularak mı?

         

                    Hayır.

         

         

                    Onlarla birlikte ülkenin sanat ve edebiyatına, düşünce hayatına katkıda bulunan ne varsa, yeterli ilgiyi göstererek... Onlara sahip çıkarak, onlara destek vererek, yayınlarını sürdürmelerine yardımcı olarak, onların fikrî haklarına saygı göstererek ve saygı gösterilmesine bütün “önemli memleket işleri” arasında yer vererek...

         

         

         

                    Şairlerine, yazarlarına, düşünürlerine, dili yaşatan, yaratan, tanıtan, öğreten, sevdiren ve gelecek yıllara, yüzyıllara taşıyan kalem erlerine, bu cemiyetin seçkin insanları olarak bakılıyor, saygı ve ilgi görüyorlar mı, önce buna bakılmalı, dikkat edilmeli.

         

         Devletin başındaki, çeşitli kademelerindeki ilgililerden, bu sorulara olumlu cevap alınıyorsa, görevlerini yerine getiriyorlar, mesele yok demektir. Fakat  hal hatır sormakla, çay kahve içip yemek ısmarlamakla bir yere varamayız. Bu cümlenin muhatapları, ne demek istediğimi çok iyi bilirler, ayrıca açıklamaya da gerek yok.

         

                    “Millî hayat” ile fikir, sanat hareketleri ve doğrudan “millî edebiyat” arasında sıkı bir ilişki vardır. Bir ülkede düşünce hayatının en canlı olduğu, vazgeçilmez temel manevî değerlerin korunduğu, millî ülkülerin kök saldığı, ana dilin şekillendiği yerlerin başında dergiler gelir, onlar vardır. İşte bu oluşumu sağlayan yayın organları ve bunların en başında gelenlerinden biri olan dergiler, millî hayata güç katar, millî düşünce ve sanat onların sayfalarında hayat bulur... Milletlerin edebiyatı, kitaplık hacimlere ulaşmadan önce dergi sayfalarında doğar, şekillenir, çiçek açar. Yine iyi bilinmelidir ki,  millî hayat gibi millî bilinçlenme ve milletçe var olma savaşımının kaleleri, soluk alıp verdiği yerdir dergi sayfaları.

         

         

                    Fakat bunu söylerken, magazin türünde, dedikodu sayfalarına, basit çıkar çekişmelerine yer veren,  bazı kişilerin veya firmaların reklâm ve tanıtılmalarına hizmet eden, kuşe kâğıda basılmış, renkli “varakpâre”lerden değil, “sanat, edebiyat ve bilim” değeri olan dergilerden söz ediyoruz. Yayınlanan üç beş edebiyat dergisi, en ucuz kâğıtla yetinir, yaşama savaşı verirken, kurumların yahut kişilerin tanıtımı amacıyla veya “ilgisiz” konularda renkli resimli “dedi-kodu” sayfalarını kuşe kâğıda basmak, millî serveti çöpe atmaktır!

         

         

         

Türk Yurdu bir “Mektep”tir

 

         

                    Türk Yurdu, yüzyıla yaklaşan geçmişi ile  arada kısa fasılalar vererek çıkabilmeyi başarabilmiş bir dergi, onun bugünlerde de hayatta kalmasını sağlayanlar, bunun övüncünü, yazarları ve okuyucuları ise bunun sevincini yaşıyorlar. Az değil, yüzyıl geride kaldı. Bir “mektep” olan bu dergide yazılarını, şiirlerini, hikâyelerini, deneme ve araştırma türünde eserlerini veya çalışmalarını yayınlayanlardan bir bölümü Hakk’ın rahmetine kavuştu, bir bölümü hayatlarının son demlerini yaşamakta...

         

         

                    Ankara Üniversitesi’nde öğrenciyken Türk Yurdu dergisinin yeniden yayın hayatına girdiği bir dönem, yayın çalışmalarına katılanlar arasında görev aldım. Osman Turan hoca, Umumî Reis olarak başımızdaydı, dergide başyazıları o yazdı. Yazı işleri Müdürü Emin Bilgiç Hocaydı. İkisi de rahmetli oldular. Yine o yayın faaliyetinde, bir orkestra şefi gibi başımızda bulunan biri vardı, o da aramızdan ayrıldı: Ömer Öztürkmen... Türk Yurdu, o yıllarda çıkan dergilerin hiç birine benzemeyen, mizanpajı, yazı kadrosu, içeriği ile imrenilecek bir güzellikte yayın hayatına girdi. O yıllarda hiçbir derginin fiyatıyla karşılaştırılmayacak bir şekilde satışa sunuldu Türk Yurdu. Fiyatın yüksekliği dolayısıyla baskı sayısının ne olacağı düşünüldü, şüpheye düşüldü mü, ama basılan bütün nüshalar okuyucu buldu, düşünülenler gerçekleşmedi. Bunda Ömer Öztürkmen’in titiz, bilerek çalışması, işine gösterdiği özen rol oynadı, bunu belirtmeliyim.

         

         

                    Benim ilk denemelerimden biri derginin ilk sayısında yer aldı. İlâhiyat Fakültesi’nin üçüncü sınıf öğrencisi olarak, bir deneme yazısının bir sayfasını süslemesinin ne demek olduğunu düşünün... Öztürkmen, bir yönetici olmanın yanı sıra bir “ağabey” durumunda, çalışmalar sürüp giderken insana şevk veriyor, bazen sabahları bulan bir temponun yaratılmasına sebep oluyordu. Bir edebiyat dergisinin ön hazırlıkları nasıl yapılır, yazılar sayfalarda ne şekilde yerlerini alır, dizgi ve düzeltmelerde neden titizlik gösterilir, bunları yaşadığım tecrübeler sâyesinde kazandım. İlerleyen yıllarda, İstanbul’a ne zaman gitsem, onu mutlaka ziyaret etmişimdir. Hocalarımdan Öztürkmen’e kadar hepsini rahmetle anıyorum.

         

         

         

Bir Düşünce ve Bir İstek

 

 

                    Bu derginin bir mektep görevi yaptığını söylerken, ilgililere seslenmek istiyorum: 700 Sayılık bir kitaplık dolduran Türk Yurdu dergisi adlı bu mektebe gereken ilgiyi gösterebildiniz mi? Siyasî hiçbir amaç gütmeden bunca yıl yayınlanan bu dergi kütüphanelerimizin raflarında yer alıyor, bu derginin yayınını sürdürebilmesi için, kütüphanelerimiz için satın alarak onu destekliyor, bu sorumluluğu duyuyor musunuz? Belli sebeplerle yayınlanmakta olan dergiler, yayınlar arasında, milli kültürümüze, edebiyatımıza, düşünce hayatımıza hizmet eden Türk Yurdu’na da, bildiklerimiz dışında, ticaret ve sanayi alanında isim yapmış büyük kuruluşlarımız olarak, kimler nasıl destek veriyorlar? 

         

         

                    Düşüncelerimiz, dileklerimiz ne ölçüde karşılık görür ve bulur, bilmiyorum. Bir dileğim de genç bilim adamı ve araştırmacılara: Bir “mektep” görevini üstlenen, yayınladığı 700. Sayısı ile de bunu ispat eden Türk Yurdu, ciltleri taranabilir ve bugüne kadar edebiyat, sanat, bilim ve düşünce hayatımıza neler kazandırdığının bir değerlendirmesi yapılabilir. Yazarları kimlerdi, hangi konuları ele aldılar, incelediler bunun genişçe bir değerlendirmesi, çalışma konusu yapılabilir. Belki bu çalışmalar sonunda ortaya konulacak eser, onun önemini ve değerini gözler önüne serer, onu tanımayanlar için yol gösterici bir kılavuz olabilir. Böyle bir tanıtma, Türk Yurdu gibi bir derginin düşünülmesini ve desteklenmesi gereğini ortaya koyacağı gibi, aynı amaçlar doğrultusunda yaşama savaşı veren dergilere de yararlı olabilir.

         

         

                    Son sözüm yine bir dilek ve düşüncenin ifadesi olacak: Bugünlere gelebilen Türk Yurdu dergisi! Ben ve benim neslim görmesek de, yolun açık olsun, yıllarca yayınlanmaya devam et... Sen, Türklüğe hizmet ettin, Türkçülük fikrinin bayraktarlarından biri oldun; etrafını dün olduğu gibi yarın da aydınlatmalısın. Bir “mektep” olduğunu söylemiştim, kapın hiçbir zaman kapanmasın...  

         


Türk Yurdu Temmuz 2010
Türk Yurdu Temmuz 2010
Temmuz 2010 - Yıl 99 - Sayı 275

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele