Alman Subayı Binbaşı Mulman’ın “Çanakkale Muharebesi” Adlı Eserine Göre Çanakkale Savaşlarında Mustafa Kemal’in Yeri

Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

Özet


Bu çalışmada I.Dünya Savaşı’nın başlaması, Çanakkale Cephesi’nin açılması, Mustafa Kemal’in Sofya’dan Çanakkale Cephesi’ne atanması, Çanakkale’de deniz ve kara savaşları, Alman Subayı Binbaşı Mulman’a göre kara savaşlarında Mustafa kemal’in başarıları ve cephenin boşaltılması ele alınmıştır.


Anahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Cephesi, Mustafa Kemal, Binbaşı Mulman

         

        Giriş

        
I. Dünya Savaşı başladıktan sonra İngiltere ve Fransa Almanya karşısında zor durumda kalan müttefikleri Rusya’ya boğazlar üzerinden yardım etmek, İstanbul’u alarak Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak ve Yunanistan ve Bulgaristan gibi tarafsız devletleri kendi yanlarında savaşa sokmak için Çanakkale Cephesi’ni açmaya karar verdiler. Ancak Çanakkale Boğazı’nın nasıl geçileceği konusunda müttefikler arasında görüş ayrılığı vardı. Bu konudaki uzun müzakerelerden sonra, Fransa’nın savaşın kaderini Batı Cephesi’nin belirleyeceği konusundaki görüşüne kanaat getirilerek, boğazın sadece donanmayla geçilmesine karar verildi (Taşkıran, 2001: 21).

        
Alman Subayı Binbaşı Mulman’ın “Çanakkale Muharebesi” Adlı Eserine Göre Çanakkale Savaşlarında Mustafa Kemal’in Yeri

        19 Şubat 1915’de Çanakkale Deniz Savaşı İngiliz-Fransız müttefik donanmasının boğaza taarruzu ile başladı. 25 Şubat 1915 ise müttefik donanması Gelibolu Yarımadası ucundaki Seddülbahir ve Anadolu yakasındaki Kumkale’ye asker çıkardı. Bu durum karşısında endişelenen Osmanlı Hükümeti Çanakkale Cephesi’ni yeni toplarla güçlendirdi. Bu işlemden sonra Çanakkale’de Türk deniz savunması şöyle oluştu; 1- Boğaza girecek İtilaf Devletleri donanmasına eğik yolla ateş edecek obüs topları 2-Denize döşenen mayın hatları 3- Ağır kıyı savunma toplarından oluşan iç savunma mevzii idi (Erickson, 2003: 109).

        
18 Mart 1915’de Amiral De Robeck Komutası’ndaki İtilaf Devletleri donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için büyük bir taarruz başlattı. İlk anda İtilaf Devletleri donanması 8 Topçu Alayı’ndan atılan obüs topları dışında Türk kalelerinden gelen diğer top atışlarını susturdu. Ancak bir süre sonra İtilaf Devletlerinin üç donanması boğaza döşenen mayınlara çarparak battı. Bu durum karşısında panikleyen İtilaf Devletleri donanması boğazı terk etti. Böylece Türk tarihinin en büyük zaferlerinden birisi kazanılmış oldu (Thomazi, 1997: 35-40).

        
18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’nden sonra İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarıp Türkleri arkadan kuşatarak geçmeye karar verdiler. Bu dönemde İtilaf Devletleri’nin kara gücü 75.000 subay ve er, 140 top, Mısır’da bulunan 1 Hint Taburu ve 10 Tümen ve deniz gücü de 95 parça muharebe gemisi ve 12 denizaltıdan oluşuyordu (Taşkıran, 2001: 22).

        
Bu karar üzerine Enver Paşa Çanakkale’de 5. Ordu’yu kurarak başına Alman Liman Von Sanders’i atadı. 26 Mart 1915’te de Liman Paşa Gelibolu’ya gelerek Esat Paşa’nın 3. Kolordu Karargâhı’na yerleşti. 5. Ordu, 3. Kolordu, 5. Piyade Tümeni, 15. Piyade Tümeni, 1. Süvari Tugayı ve Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’ndan oluşuyordu. Bunların içinde Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki 19. Piyade Tümeni de Eceabat yakınlarında konuşlandırılmıştı (Taşkıran, 2001: 22).

        
Liman Paşa İtilaf Devletlerinin Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapacağı üç yer belirledi. Bunlar; kuzeyde Saros Körfezi, Anadolu yakasında Kumkale ve Gelibolu Yarımadası’nın güney ucu Seddülbahir idi (Erickson, 2003: 113).

        
İtilaf Devletlerinin çıkarma planı ise şöyleydi; Kuzeyde yer alan Saros Körfezi ile Anadolu yakasındaki Kumkale’ye birer yanıltıcı çıkarma yapıldıktan sonra gerçek çıkarma yarımadanın güney ucundaki Seddülbahir ve yarımadanın en dar yeri olan Kabatepe’ye yapılacaktı.

        
25 Nisan 1915’de İtilaf Devletleri Gelibolu Yarımadası’nın altı yerine ve Anadolu yakasında da Kumkale’ye çıkarma yaptılar. 5. Ordu Komutanı Liman Paşa, ilk anda esas çıkarma yerine tespit edemedi. Çünkü bunlardan Saros Körfezi’ndeki yanıltıcı çıkarma olup esas çıkarma Kabatepe-Arıburbu Bölgesi’ndeki ANZAK çıkarması idi. İşte bu çıkarma Yarbay Mustafa Kemal’in üzerine sahne ışıklarının döndüğü bir an oldu (Akça, 2006: 6).

        
Alman subay Binbaşı Mulman “Çanakkale Muharebesi” adlı eserinde bu olayı şöyle anlatmaktadır;
“25 Nisan 1915 taarruzu Arıburnu’nda büsbütün başka bir durum yaratmıştı. Burada İngilizler baskın taarruzu ile karaya çıkmak istiyordu. Bunun için önce bombardıman icrasından vazgeçmişti. Filo ışıklarını söndürerek sahile yanaştı. Ayna gibi dümdüz bir denizde ay ışığından istifade eden çıkarma kıtaları sandallara atlıyorlardı. Sahilde hiçbir gürültü yoktu. Büyük bir sükûn içinde sandal filosu ay battıktan sonra sahile yanaşmıştı. Fakat Kabatepe’nin planlanan kuzeyinde değil, bilakis şiddetli akıntı nedeniyle Arıburnu’nun biraz kuzeyinde kalmışlardı. Buradan karaya asker çıkarmak çok kolay olmayacaktı. Ortalık aydınlanınca Türk nöbetçileri güçlü sandal filosunu görmüştü. Baskın bu ana kadar başarılı olmuştu. Fakat bu andan itibaren Türk nöbetçiler gerekli tertibatı almış bulunuyordu. İleri karakol taburu karaya sokulan sandallara karşı şiddetli ateşle karşılık vermişti. Mürettebat süratle karaya çıkmak için hemen denize atladı. Bu çok üstün 1.500 kişilik kuvvet karşısında Türk askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Avustralyalılar daha şiddetle ileriye doğru hücum ediyordu. Türk tarafında ilk tüfek atışlarından birkaç dakika sonra Kabatepe’nin güneyine yerleştirilen topların sesleri de yükselmeye başladı. Bu ateşe karşılık düşmanda telefat hasıl oldu. Bunun üzerine düşman filosu Türk topçusu üzerine ateş açıp topçuları beyhude yere susturmaya çalıştı. Artık baskın söz konusu olmadığından Türk ihtiyatının bulunması ihtimali üzerine saha ateş altına alındı. Ağır mermiler tepeler üzerinden şiddetli vızıltılarla geçerek Maydos’a düşüyordu. Yıkılan, havaya fırlayan evlerin çatırdısına, uykudan uyanan ve enkazın altında kalan halkın feryadı ve iniltisi karışıyordu. Daha ilk muharebe gürültüsünde Maydos’un batısındaki ordugâhta bulunan 19. Fırka pürneşe yürüyüşe koyulmuştu. Bu fırkanın kumandanı Türkiye’nin bugünkü Reis-i Cumhuru (Cumhurbaşkanı) olan Kaymakam Mustafa Kemal idi. İlk çıkarma hakkında gelen haberler açık ve net olmayıp gecikmeli gelmişti. Bununla beraber (Yarbay) Mustafa Kemal tehlikeyi görmüş ve Ordu Kumandanı’nın görüşünü almadan bir alayla bir bataryasını Sarıbayır’a doğru harekete geçirmişti. Kendileri de bizzat atına binerek ilerlemişti. Mustafa Kemal bu yürüyüş sırasında 9. Fırka’nın 27. Alayı’nın geriye çekilen ileri Karakolu’nun Taburu’na rastladı ve bu taburu geriye çevirdi. Mermi yağmuru arttıkça artıyordu. Geniş bir hatta ilerleyen Türkler münferit gruplar halinde sokulmakta olan Avustralyalıları geriye atıyordu. Mustafa Kemal bizzat bataryayı mevziye sokuyor ve gerideki bütün fırkasına kendine doğru gelmesi için emir veriyordu. Bu arada Avustralyalılar da destek kuvveti alıyordu. İhraç yeri şimdi şiddetli Türk topçusu ateşi altındaydı. Buna rağmen Avustralyalılar karaya çıkmak için çaba sarf ediyordu. Öğleden evvel saat 7.30’a kadar 8.000, öğleden sonra saat 2’ye kadar 12.000 kişi ve iki Dağ Bataryası Gelibolu toprağına tutunmuş bulunuyordu. Emir verilmediği halde herkes girintili çıkıntılı tepe kenar hattını görüyor ve gayenin bu tepenin elde edilmesinden ibaret olduğunu idrak ediyordu. Tepelerden duyulan muharebe gürültüsü acele edilmesini gerektiriyordu. Yanaşık düzenle bir muharebe söz konusu olamazdı. Çünkü bölge kapalı bir arazi yapısına sahipti. Bu nedenle dağınık muharebe grupları oluşturarak bunların ellerindeki makineli tüfekler vasıtasıyla yapılacak saldırıda rakip güç durdurulmaya çalışılıyordu.” (Mulman, 1927: 56).

        
“Her iki taraf bulunduğu yerin önemini biliyordu. Bu sebeple bulunduğu yeri elden çıkarmıyor ve daha fazlasını da talep etmiyordu. Avustralyalılar ve Türkler birbirlerine daima süngü hücumu yapıyordu. Burada arazi kazanılırken diğer tarafta kaybediliyordu. Muharebenin farklı yerlerde yapılması filonun savaşa müdahalesini engelliyordu. Donanma ateşini Türk ihtiyatının bulunduğu yerlerde ve yürüyüş kolları üzerinde sıklaştırması büyük önem kazanıyordu. Öğleden sonra İngilizlerin bir dağ bataryası en ilerideki hattı almaya muvaffak oldu. İngilizler akşama doğru iki hat oluşturdular. Ancak hem Türk hem de İngiliz tarafında ağır zayiat vardı. İngilizlerde su ve cephane ihtiyacı hüküm sürüyordu. 2.000 yaralı denizin başında gemilere sevklerini bekliyordu. Vaziyet o kadar ciddiydi ki İngiliz Kumandanlar üstlerine tahliye fikrinde ısrar ediyordu.” (Mulman, 1927: 56-58).

        
“Bu meydan muharebesi hakkındaki bilgiler hem İngiliz hem de Türk tarafının muharebe raporları esas alınarak verilmiştir.” (Mulman, 1927: 59).

        
Mayıs ve Ağustos 1915 tarihleri arasında Gelibolu’daki savaşlarda büyük kayıplar veren İtilaf Devletleri ülkelerindeki ağır siyasi baskılardan kurtulmak için Ağustos 1915’de Gelibolu’da ikinci büyük bir taarruza karar verdiler. Bunun üzerine İtilaf Devletleri yarımadanın kuzeyindeki Suvla Koyu’na çıkarma yapmak için yeni planlar hazırladılar. Plana göre İtilaf Devletleri Suvla Koyu’ndan çıkıp Kocaçimen ve Conk Tepesi’ni ele geçirdikten sonra boğaza ulaşarak Türk Birlikleri’ni arkadan kuşatacaklardı. Ancak bu planı önceden sezen Yarbay Mustafa üstlerini bu konuda uyardı (Karatay, 1987: 80-90).
6 Ağustos 1915’de İtilaf Devletleri Yarbay Mustafa Kemal’in önceden tahminde bulunduğu Suvla Koyu’na çıkarma yaptı. Bu durum karşısında Liman Paşa Anafartalar Grup Komutanlığı’na Yarbay Mustafa Kemal’i atadı (Akça, 2006: 10).

        
Anafartalar Muharebeleri hakkında Alman subay Binbaşı Mulman “Çanakkale Muharebesi” adlı eserinde şöyle demektedir.

        
“Ağustos ayının ilk günlerinde gelen haberlere göre düşman Midilli Adası’na yeni kıtalar sevk etmişti. Bu durum Gelibolu’ya yeni bir çıkarma yapılacağının işaretiydi. Diğer taraftan düşman gemileri Kabatepe’ye karşı top atışlarına devam ediyordu. 6 Ağustos öğleden sonra güney ve kuzey grupları yeni taarruzları haber veriyordu. Bunlardan güneydeki merkezi kuzeydeki ise sol cenahı hedef alıyordu.” (Mulman, 1927: 89).

        
“Bigali Ordu Karargâhı’nda büyük bir sabırsızlık vardı. Fecir söktüğünde Kumkale ve Soros Körfezi’nde henüz bir haber yoktu. Ancak biraz sonra Enez karşısından ve Saros Körfezi’nden Anadolu sahiline doğru gemilerin hareket ettiği haberi geldi. Akşama doğru Esad Paşa düşmanın deniz sahili boyunca kuzey istikametinde ilerlemekte olduğunu bildirdi. Akşam saat 23’de Suvla Koyu’nun kuzeyinden düşmanın asker çıkardığı haberi geldi. Ayrıca Esad Paşa Kabatepe civarında bulunan 9. Fırka’nın kuzeye doğru harekete geçirildiğini bildirdi.” (Mulman, 1927: 90).

        
“Ordu Karargâhı teyakkuza geçti. Anadolu sahili ve Saros Körfezi’ndeki gemi hareketlerinin nümayiş olduğu anlaşıldı. Çünkü esas darbenin Sarıbayır ve Anafartalar tepelerine yapılacağı görülüyordu. Ancak bu bölgede Binbaşı Vimler’in komutasında çok zayıf bir sahil taburu vardı. 9 Fırka şiddetli ateş altın bir günlük bir gece yürüyüşten sonra Sarıbayır’a ulaştı. Burada İngilizler Türkler gelmeden önce 7 Ağustos’ta bir baskın taarruzla önemli tepeleri ele geçirmişti.” (Mulman, 1927: 90).

        
“7 Ağustos sabahına kadar zaman hızla ilerliyordu. Daha sabahleyin kuzeybatının sağ cenahında muharebe eden 19. Fırka Kumandanı Kaymakam Mustafa Kemal düşman kollarının Sarıbayır’a tırmanmakta olduğu haberini aldı. Bu çok çetin bir durumdu. Karşısındaki düşman tarafından birçok önemli yerin zapt edildiği Kaymakam Mustafa Kemal’in elinde sadece bir tabur vardı. Kaymakam Mustafa Kemal fırkaya kuzeyinde bulunan hattı tutma emrini verdi. Türkler koşar adım sırta tırmanırken İngilizler de sırtın diğer tarafından tırmanıyorlardı. Türkler düşmanı geri atmak için tam zamanında hareket etmişti.” (Mulman, 1927: 90-91).

        
“Sarıbayır sırtlarında muharebe tam dört gün tüm şiddetiyle devam etti. Dost düşman Sarıbayır sırtlarını elde bulundurmanın Çanakkale Savaşı’nın sonucunu yakından etkileyeceğini biliyordu. Çünkü tepe boğaza ve yarımadaya hâkim bir yerdi. Bu nedenle düşman bu tepeleri elinde bulundurup hâkimiyetini tesis ettikten sonra yan atışlarla kuzeybatı mevzilerini müdâfasız bırakmak istiyordu.” (Mulman, 1927: 92).

        
“Sarıbayır tepeleri ve Conkbayırı birkaç defa el değiştirdikten sonra 7 Ağustos sabahı İngilizler yeniden taarruza geçti. Bu defa İngilizler zayıf Türk savunmasını geriye attı. Ancak bu zafer sevinci kısa sürdü. Çünkü 9. ve 4. Fırkalar tarafından yapılan Türk taarruzu karşısında düşman geri çekilmek zorunda kaldı. 9 Ağustos’ta İngilizler yeni bir saldırıya daha geçerek Türkleri tekrar eski yerlerine attılar. Artık talihin dönüm noktasına gelinmişti.” (Mulman, 1927: 91).

        
“Düşman piyadesinin Sarıbayır ve Conkbayırı Tepeleri’ne ayak basması üzerine bütün top atışları sustu. İngiliz ve Hint Taburları zaferlerini pekiştirmek için Türk kuvvetlerinin üzerine daha da yüklendiler.” (Mulman, 1927: 92).

        
“Zafer nidaları arasında İngilizler Sarıbayır ve Conkbayırı Tepelerine koşarken yüzlerce Türk yaralısı kanlar içinde yerde yatıyordu. Artık her şey kadere kalmıştı. Biraz sonra atılan bir İngiliz topu tepelere hücum eden İngiliz Piyade Birliği’nin ortasına düştü. Bu olay İngiliz piyadesinin moralini oldukça fazla bozdu. Artık şimdi İngilizler bir gün önce aldıkları hatta geri çekilmek zorunda kalıyordu. Türkler bu durumu hemen gördüler ve kaçmakta olan düşmanın arkasına takılarak onları denize kadar döktüler.”(Mulman, 1927: 92).

        
“Bununla birlikte tehlike henüz geçmiş değildi. Birkaç saat önce İngilizlerin eline geçen tepelerin bazıları tekrar ele geçirildi. Ancak düşmanın bir ayağı hâlâ tepeler hattındaydı ve buraları yeniden tahkimat yaparak Türk taarruzuna karşı direnmek istiyordu. Fakat neye mal olursa olsun düşman buradan geriye atılmalıydı. Bu suretle 10 Ağustos sabahı bizzat Albay Mustafa Kemal’in komutasında yeni bir taarruz yapıldı. 9., 4. ve 8. Fırkalara mensup kıtalar olağanüstü bir kahramanlıkla tepelere hücum etti ve düşmanı denize kadar sürdü.” (Mulman,1927: 92).

        
“Bu günün sonunda 12.000 İngiliz ve 10.000 Türk muharebe meydanında öldü. İngilizler 48 saat zafere yaklaşmışken hiç hesaba katmadıkları olaylar ve Mustafa Kemal komutasındaki Türk askerinin kahramanlığı karşısında bu zaferden mahrum kaldılar.” (Mulman, 1927: 92-93).

        
“Seddülbahir, Arıburnu ve Sarıbayır’da şiddetli muharebeler devam ederken Suvla Koyu’nda sessizlik hâkimdi. 5. Ordu Karargâhı, 7 Ağustos gecesi buradan büyük miktarda düşman kuvvetinin karaya çıkarıldığını ve onların karşısında bulunan 2.000 kişilik Binbaşı Vilmer komutasındaki zayıf Türk birliklerinin Küçük Anafartalar Tepeleri’ne çekildiğini görmüştü. Sarıbayır Tepelerinden gelen muharebe gürültüleri karaya çıkan İngilizlere zayıf bir kuvvetle çarpışacakları fikrini veriyordu. Bu nedenle İngilizleri Sarıbayır’a çekmeliydi. Ancak bu İngilizlere 24 saatlik bir hareket serbestliği kazandırıyordu. Çünkü 7 Ağustos öğleden sonra 7. ve 9. Fırkalar 2 günlük bir yürüyüşten sonra Anafartalar Tepesine ulaşabilmişti. Ertesi gün hemen taarruz emri verilerek düşmandan evvel önemli tepelerin alınması gerekiyordu.” (Mulman, 1927: 93).

        
“General Liman Paşa 8 Ağustos sabahı muharebe meydanına geldi. Fakat burada her iki taraftan da hiçbir hareket yoktu. Toplanma alanında Türklerden ise hiç kimse görülmüyordu. Bunun nedeni buraya gönderilen Kolordu’nun sıcaktan zamanında toplanma alanına ulaşamaması idi. Bu da İngilizlere dinlenmek için 48 saatlik bir zaman kazandırmıştı.” (Mulman, 1927: 94-95).

        
“9 Ağustos’ta her iki taraf birbirine temas etti. Burada İngilizler ilerlemiş olduklarından meydan muharebesi başlamıştı. Her iki Türk Fırkası dağlık arazide bulunan İngilizleri gerideki ovaya atıyordu. Bu meydan muharebesini idare eden Kaymakam Mustafa Kemal idi.

        
10 Ağustos’ta muharebe devam edip gidiyordu. İlk günlerdeki zararlarını telafi etmek üzere İngilizler yeni kuvvetler sevk ediyordu. Bunlar ayın 8 ve 9’unda karaya çıkarılarak ileriye sürülmüştü. Bu suretle Türk hattına karşı üç fırka çarpışmaktaydı. Fakat Türkler tarafında da ayın 9 ve 10’unda diğer takviye kuvvetler erişmiş bulunuyordu. Fakat mevzilerde o derece iyi tahkim edilmişti ki taarruza karşı Türkler çok hazırlıklı durumdaydı. İngiliz topçusunun atışları hedefi tutmuyordu. 10 Ağustos akşamı iki gün süren muharebeden çok zayiat vermiş olan İngilizler Fırkalarını ovada ilk tesis ettikleri eski mevzilerine geri çekmişti. Bundan sonra bütün hâkim tepeler tamamen artık Türklerin elinde kalmıştı.” (Mulman, 1927: 95).

        
Çanakkale Savaşlarında İtilaf Devletleri’nin kesin olarak yenilmesi eylül ayında Bulgaristan’ın İttifak Devletleri yanında savaşa girmesine neden oldu Böylece Almanya’dan Osmanlı Devleti’ne Bulgaristan üzerinden askeri yardımın yolu açılmış oldu (Pomiankowski,1997:122-123).

        
Çanakkale Savaşlarında İtilaf Devletleri’nin yenilgisi İtilaf Devletleri Komutanı İan Hamilton’un 27 Ekim 1915’de görevden alınmasına ve yerine General Munro’nun atanmasına neden oldu. Kasım 1915’de de İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener Çanakkale Cephesi’ni ziyaret ederek dönüşte 12 Aralık 1915’de cepheyi boşaltma kararı verdi (Akça,2006: 11).

        
Çanakkale Savaşlarının kesin zaferle sonuçlanması üzerine 27 Aralık 1915’de Anafartalar Grup Komutanlığı lağvedildi ve ardından da Mustafa Kemal Bey, merkezi Edirne’de bulunan 16. Kolordu Komutanlığı’na atandı (Tezer,1999: 33-34).

        
Sonuç

        
Çanakkale Savaşları Mustafa Kemal açısından birçok sonuçlar doğurmuştur. Bunlar;

        
1- Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşlarında gösterdiği askeri dehası, önsezisi, kahramanlığı ve vatanseverliği başta Türk milleti olmak üzere müttefikimiz Alman subayları tarafından da büyük takdir görmüştür. İşte bu subaylardan birisi Alman Binbaşı Mulman’dır. Binbaşı Mulman “Çanakkale Muharebesi” adlı eserinde Mustafa Kemal Bey’in savaşta gösterdiği meziyetleri ayrıntılarıyla ortaya koymuştur.

        
2-Çanakkale Savaşları ile Mustafa Kemal Bey’in adının birlikte anılmasıdır. Bu savaştan sonra Mustafa Kemal’in resmi İstanbul’da bazı dergilere kapak yapılarak kendisinin bu tarihten sonra Türk milleti için geleceğin komutanı ve lideri olması konusunda görüş belirtilmiştir (Köstüklü,2004:302).

        
3- Çanakkale Savaşları ile Mustafa Kemal’in ismi ilk defa Türk milleti tarafından duyulmuş ve terhis olarak memleketlerine dönen askerler tarafından onun Çanakkale’deki kahramanlıkları halka anlatılmıştır. Böylece Mustafa Kemal Türk milleti için bir kurtarıcı kahraman konumuna gelmiştir.

         

        Kaynaklar

        Akça, Bayram, (2006), “Çanakkale Savaşları’nda Mustafa Kemal’in Rolü”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt. XXI, Sayı.2, İzmir
Erickson, Edward, (2003), Size Ölmeyi Emrediyorum, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, Çev. Tanju Akad, İstanbul
Karatay, Baha Vefa, (1987), Mehmetçik ve Anzaklar, Ankara
Mulman, (1927), Çanakkale Muharebesi, İstanbul
Pomiankowski, Jeseph, (1997), Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü, Çev. Kemal Turan, İstanbul
Taşkıran, Cemalettin,(2001), Ana Ben Ölmedim, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri, İstanbul
Tezel, Şükrü,(1999), Atatürk’ün Hatıra Defteri, Ankara
Thomazi, A,(1997), Çanakkale Deniz Savaşları, Çev. Hüseyin Işık, Ankara
Türkmen, Zekeriya,(2009) Çanakkale Muharebelerinde Türk Ordusunun Kara Harekâtına Dair Kısa Bir Değerlendirme, Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl.7,Sayı. 14, Ankara


Türk Yurdu Mart 2015
Türk Yurdu Mart 2015
Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele