II. Meşrutiyet Döneminde Türk Milliyetçiliğindeki Yükselişin Tarih ve Düşüncesine ve İlkokul Tarih Öğretimine Etkileri

Mayıs 2010 - Yıl 99 - Sayı 273

                    Her toplum tarihini anlamaya yönelik çalışmalar yapar ve tarih öğretimi vasıtasıyla geçmişinin birikimini yeni nesillere aktarır. Tarih bilgisi alan öğrenci, içinde yaşadığı toplum hakkında düşünmeyi öğrenir. Tarih öğretimi vasıtasıyla üyesi bulunduğu toplumun sadece bugün gördüğünden ibaret olmadığının farkına vararak kültürel kimliğini kazanabilir, ortak hafızanın değerini kavrayabilir ve eleştirel düşünceye ulaşabilir. Bununla birlikte her toplumda egemen ideoloji veya siyasî otorite, tarih öğretimi alanına müdahale ederek amaçlarını ve tarihsel birikimin ne kadarının, ne şekilde aktarılacağını belirler. Bu düzenleme, tarih öğretimini ideolojik bir alan haline getirmekle kalmaz, mevcut siyasî otorite veya hakim düşünce sisteminin istediği nitelikte nesillerin de yetiştirilmesini de sağlar. Ne var ki, bu durum değişmez değildir. Zamanla, var olan idarî yapının içindeki ve dışındaki gelişmeler, mevcut düşünce iklimini etkileyerek hakim siyasî kültürün değişmesine yeni bir ideolojinin egemenliğini ilan etmesine sebep olabilir. Bu gerçekleşirse öğretimin amaçları da yeniden düzenlenecektir.

         

                    Bu çalışmada; Osmanlı Devleti’nde 1870’lerden sonra gelişen Türkoloji çalışmalarının ve siyasî gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan Türkçülük düşüncesinin, egemen Osmanlıcılık düşüncesini, mevcut tarih anlayışını ne şekilde etkilediği ve II. Meşrutiyet döneminde eğitimle ilgili mevzuatta, ilköğretim programlarında ve tarih ders kitaplarında ne şekilde ortaya çıktığı incelenecektir.

         

         

                   

        Tanzimat’tan Sonra Siyasî Düşüncede ve Tarih Anlayışında Yeni Oluşumlar

         

         

        Osmanlı Devleti’nde Tanzimat uygulamaları yeni bir tarih anlayışının ortaya çıkmasına da sebep olmuştu. Hanedanı merkeze alan bu anlayış, bütün Osmanlı topluluklarının etnik ve dinsel ayrım yapılmaksızın Osmanlı üst kimliği etrafında birleştirilmesini ve ulusçu ayaklanmaların önüne geçerek devletin dağılışını önlemeyi amaçlamaktaydı. Osmanlı tebaasına haklar bakımından eşitliğinin ve vatandaşlık idealinin verilmesi ile bürokratik merkeziyetçiliğin güçlenmesi, tarih yazımının amaçlarını da değiştirmişti.[1] 1876’da Meşrutiyetin ilanı, devlet politikası haline gelmiş olan Osmanlı milleti yaratma idealinin bir başarısı gibi görünüyordu. Ne var ki, iç ve dış gelişmeler Meşrutiyet dönemini sona erdirerek otuz yıl sürecek olan bir baskı döneminin yaşanmasına neden oldu.

         

                    II. Abdülhamid döneminde tarih düşüncesi büyük bir gerileme yaşadı. Tarih alanı sakıncalı bir alan addedilmiş, birçok tarih kitapları toplatılmış, depolara atılmış, yazarları sürgüne gönderilmiş, ya da hapsedilmişti. Öyle ki, baskıcı yönetim hürriyet, eşitlik, adalet, inkılap, ihtilal, meşrutiyet gibi kavramların yeni nesillerde tarih öğretimi aracılığı ile yerleşeceğinden endişelendiği için tarih derslerini bile müfredat programlarından kaldırmıştı.[2] İstibdat döneminin kabul gören siyasî düşüncesi İslamcılıktı ve mevcut tarih yazımını etkiliyordu.

         

        Osmanlı Devleti’nde 1870’lerden itibaren, dar bir çevrede Türkçülük düşüncesi de gelişmeye başladı. Azınlıkların.[3]  Bu düşünce aynı zamanda Orta Asya Türklüğünün merak edilmesine de neden oldu. Bu dönemde bazı Türkistan seyahatnameleri Türkçe’ye çevrildi, Ahmet Vefik Paşa Türk kültürüne dair birçok eser yazdı. Müşir Süleyman Paşa’nın askerî okul öğrencileri için yazdığı Tarih-i Âlem adlı kitabı İslamiyet’ten önceki Türk tarihine dair bilgiler içeriyordu. Ali Süavi’nin, Necip Asım’ın yazdığı eserlerin bir kısmı Türklük üzerineydi. [4]  Şemseddin Sami Bey’in 1899’da yayınladığı Kamus-u Türkî ise, o zamana kadar hazırlanmış en derli toplu Türkçe sözlük olması bakımından büyük önem taşıyordu.[5]  Aydın çevreden milliyetçi hareketleri Türk gençlerini, kendi etnik kökenlerini sorgulamaya yöneltmiş, Avrupa’da tahsil gören öğrenciler de oralarda milliyetçi fikirlerle tanışmaya başlamışlardı. Rusya’nın Orta Asya’yı istila etmesi, Osmanlı Türklerinde büyük bir heyecan yaratmış, işgal bölgelerindeki Türklerin kurtarılması düşüncesini uyandırmıştı birçok kişi Türk dili, tarihi ve kültürü üzerine çalışmalar yaptılar.

         

        1904’de Kazan Türklerinden Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset başlıklı makalesinde Osmanlıcılık gibi, İslam birliği yaratma düşüncesinin de imkânsızlığını anlattı, tek çıkar yolun Asya’daki ve Doğu Avrupa’daki Türklerin birleştirilmesi olduğunu dile getirdi.[6]

         

        19. Yüzyılın sonlarında, Türk-İslam bölgelerini istila eden Avrupalı sömürgecilerin ele geçirdikleri topraklarda yaşayan kavimlerin kültürlerini merak edip araştırmaya başlaması da batıda Türkoloji çalışmalarını artırdı. Avrupa bilim çevrelerinde Türk dili ve tarihi ile ilgili özgün çalışmalar görülmeye başladı. J. Deguignes, Arthur L. Davids, Leon Cahun, A. Vambery gibi bilim adamlarının Orta Asya’daki toplulukların diline ve tarihine yönelik yayınları Osmanlı aydın çevrelerinde heyecan yaratıyordu. Bir mülteci olan Constantine Borzecki’nin Les Turcs Anciens et Modernes adlı kitabı da Türkoloji çalışmalarına yeni bir canlılık kazandırdı. Bu gelişmelerin etkisiyle 19. Yüzyılın son döneminde Türkçü bir ideoloji kendisini hissettirmeye başladı. Bu düşünceye mensup bir grup Osmanlı aydını, Jön Türklerin uğrunda yıllarca mücadele ettiği ‘Osmanlı milleti’ oluşturma girişiminin boş bir hayal olduğunu düşünmeye, eserlerinde bir ‘Türk milleti’nden açıkça söz etmeye başladılar. Bununla birlikte Osmanlıcılık düşüncesiyle biçimlenmiş siyaset ve tarih anlayışına karşı da daima saygılı davrandılar.

         

         

        II. Meşrutiyet Döneminde Türkoloji Çalışmaları Ve Türk Milliyetçiliğinin Bir Düşünce Sistemi Haline Gelmesi

         

         

        1908’de Meşrutiyet’in ilanı bir çok konuda olduğu gibi Türkçü düşünce için de bir dönüm noktası oldu. Meşrutiyetin ilanıyla başlayan felaketler zinciri, Balkan Savaşları’ndan sonra bir yıkıma dönüştü. Sömürgeci güçlerin Osmanlı Devleti’ni paylaşma çabaları ve bazı toplulukların milliyetçi hareketleri Türk kesiminde büyük bir karamsarlık yarattı.

         

        Meşrutiyetin ilanından sonra Türkoloji çalışmalarında büyük bir hareketlilik yaşandı. 1908’de kurulan Türk Derneği’nin kuruluş amacı; “Türklerin âsâr-ı atikâsını, tarihini, avâm ve havâs edebiyatını, etnografyasını, ahval-i ictimaî, medeniyet-i hâzıralarını, Türk medeniyetlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp ortaya çıkartmak ve yaymak”  [7]  şeklinde açıklanmıştı.

         

        1910’da çalışmalarına başlayan Tarih-i Osmanî Encümeni, Osmanlı tarihinin araştırılması için kurulmuştu. Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası’nda yayınlanan makalelerin büyük kısmı Osmanlı tarihini konu almakla birlikte “ara sıra Osmanlı Türklerinden evvelki Türk Anadolusu’na dair makaleleri (de) ihtiva ediyordu.” [8]  Yine 1910’da Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ahmet Hikmet gibi Türk aydınları Selanik’te Genç Kalemler isimli Türkçü bir dergi çıkarmaya başladılar. Burada daha çok Türk dili ve edebiyatı üzerine yazılan makaleler yayınlamaktaydı. Yayın hayatı kısa sürmesine rağmen Genç Kalemler, 20. yüzyıl Türk edebiyatına damgasını vuracak olan millî edebiyat akımının öncülüğünü yaptı. Aynı dönemde Bursalı Mehmed Tahir Bey’in yayınladığı, bilim ve fen alanında hizmeti geçen Türkleri anlatan Osmanlı Müellifleri adlı eser de bir hayli ses getirdi.

         

        Türkoloji çalışmalarında ve Türk milliyetçiliğinin yükselmesinde etkili olan kurumlardan birisi de hiç kuşkusuz 1912’de kurulan Türk Ocağı derneği oldu. Derneğin kuruluş amacı; Türklerin bilimsel, eğitsel, toplumsal ve ekonomik düzeylerinin yükseltilmesiyle Türk ırk ve dilinin gelişmesine çalışmaktı. Türk Yurdu derneğin yayın organıydı. Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Mehmed Emin ve Ziya Gökalp bu dergide sürekli yazdılar.[9] Türk Ocakları kısa zamanda yurt düzeyinde örgütlendi. Ocak merkezlerinde verilen konferanslar kadın-erkek birçok dinleyiciyi bir araya getiriyordu.

         

        1915’te Mehmed Fuad (Köprülü), Şemseddin (Günaltay) ve Ahmed Ağaoğlu gibi araştırmacıların yazdığı Millî Tetebbular Mecmuası yayınlanmaya başladı. Bu dergide Türklere ait müesseselerin karşılaştırmalı bir yöntemle incelendiği makaleler yayınlanıyordu. Mehmed Fuad (Köprülü) ve arkadaşlarına göre;  “Türk tarihi, bir hanedanın veya bir dinin tarihi değil, esas itibariyle Türklerin ve Türkiye’nin, yani bir milletin ve bir memleketin tarihi idi. Onların tedkik sahası yalnız Osmanlılardan evvelki Türk Anadolu’su değil, fakat aynı zamanda Orta Asya ve Hindistan’daki Türk devletlerinin ve kavimlerinin tarihini de içine alıyordu.” [10]

         

        Bu süreçte Türk Derneği, Tarih-i Osmanî Encümeni ve Türk Ocağı gibi kurumlarla, Genç Kalemler, Millî Tetebbular Mecmuası ve Türk Yurdu gibi dergilerde yapılan Türkoloji çalışmalarının ve Avrupalı araştırıcıların Türklükle ilgili eserlerinin çevrilmeye başlamasının da etkisiyle Türk milletinin tarihi, dili, etnik kimliği ortaya çıkmaya başladı. Türk dilinin Arapça, Farsça ve Avrupa dillerinden farklı bir dil olduğu, tarihinin de üç bin yıllık bir geçmişe uzandığı anlaşıldı. Böylece Osmanlı Türk aydınında ve İttihatçı çevrelerde millî bir bilinç gelişmeye başladı.

         

         

         

        II. Meşrutiyet Döneminde İlkokullarda Tarih Öğretimi

         

         

        II. Meşrutiyet döneminde, istibdat yıllarının aksine okullarda serbestçe tarih okutulmaya, bir çok tarih kitapları yazılmaya ve tercüme edilmeye başlandı.[11]  Camile Jullian, E. Bernheim, C.V. Langlois, C. Seignobos, G. Monod ve Mortman’dan yapılan tarih çevirileri alana yeni bir canlılık getirdi. 1909’dan itibaren Tedrisat-ı İptidaiye, Millî Tetebbular, Terbiye, Muallimler Mecmuası gibi dergilerde tarihin okullarda öğretimiyle ilgili birçok makale yayınlandı, bir tartışma ortamı yaratıldı.  

         

        Dönemin önemli aydınlarından Sâtı Bey, Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuası’nda “Tarih dersinin usûl-i esasiyesi” başlıklı bir makale yayınlayarak bu tartışmaya katıldı. Sâtı Bey öncelikle bilinmesi gerekenin; tarih dersinin faydaları olduğunu ifade etti.[12]  Tarih derslerinin öğrencilere insanlığın ilerlemelerini, kavimlerin gelişmelerini öğrettiğini, insanın hayal ve tasvir gücünü artırdığını ifade etti. Öğrencilerde vatan sevgisini ve millî hisleri en çok tarih dersleri güçlendirebilirdi. Tarih dersleri öğrencilere medenî ve siyasî bir terbiye kazandırmaya hizmet etmeliydi. Bu yüzden Tarih dersleri milletin bütün amaç ve ideallerini içermeli, millî ve vatanî bir bakış açısından okutulmalıydı. Sâtı Bey, çocuklara öncelikle Türk milletinin yakın dönemlere ait tarihinin anlatılması gerektiğine inanıyordu. Bulunabildiği ölçüde okulların bulunduğu yerlerde gazilerin anılarına, şehitlerin kahramanlıklarına yer verilmeli, çevredeki camii, medrese, çeşme gibi tarihi eserlerle, müzeler mutlaka ziyaret edilmeli, öğrencide tarih bilinci geliştirilmeliydi.[13] Sâtı Bey Tarih dersine diğer derslerden farklı bir işlev yüklemekteydi.

         

        Ali Reşat Bey’in 1912’de Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuası’nda yayınlanan “Mekteplerde tarih tedrisi”, adlı makalesi de tıpkı Sâtı Bey’in makalesi gibi tarih derslerinin millî terbiyeye hizmet etmesi gereğine işaret etmekteydi. Dönemin Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin hazırladığı Tedrisât-ı İbtidaiye Lâyıhası’nda da tarih, coğrafya ve hukukî bilgiler derslerinin önemi üzerinde durulmaktaydı. Emrullah Efendi bu derslerden tarih dersine ayrı bir önem vermekteydi.[14]

         

        Ziya Gökalp de Küçük Mecmua’da “Tarihte usûl”, “Tarih usûlünde şahitler” ve “Tarih ilim mi, yoksa sanat mı?” başlıklı birkaç makale yazarak tarih öğretimi konusundaki tartışmalara katıldı. Ziya Gökalp, biri nesnel, diğeri millî olmak üzere iki çeşit tarih olduğunu düşünüyordu. Nesnel tarih, olayları olduğu gibi görmeye, belgeleri ayrıntılı olarak incelemeye çalışırdı. Millî tarihin amacı ise; pedagojikti. Gökalp’e göre; “Çocuklara kendi vatanlarını sevdirmek, milletlerini en muhterem bir millet tanıtmak için en iyi vasıta; onlara atalarının faziletlerini, kahramanlıklarını, milletin şanlı ve şerefli sergüzeştlerini öğretmekti.” [15]  Ziya Gökalp, çocuklara gelecek için verilecek idealin ancak tarih dersi aracılığıyla telkin edilebileceğini, okullarda öğretilecek tarih derslerinin mutlaka ‘millî tarih’ vasıflarını taşıması gerektiğini ileri sürüyordu.

         

        II. Meşrutiyet döneminde tarih öğretimi üzerine yazılan makalelere göre, bu alan bir amaç olmaktan çok, bir araç olarak kabul ediliyordu. Öğrencinin vatanını sevmesinin, geçmiş tecrübelerden ders çıkarmasının ve millî bilinç kazanmasının ancak etkin bir tarih öğretimiyle mümkün olabileceği düşünülüyordu. Bu nedenle, tarihî olayların kronolojik olarak hikaye edilmesi anlayışından tarihsel olaylar arasında sebep sonuç ilişkilerini öne çıkaran bir tarih anlayışına doğru yol alındı.

         

        1915’te çıkarılan Mekâtib-i İbtidaiye-i Umumiye Talimatnâmesi ilkokullarda eğitim-öğretimle ilgili yeni düzenlemeler getirmekteydi. Talimatnameyi incelediğimizde vatan sevgisine, millî duygulara, hürriyet, eşitlik, meşrutiyet, anayasa ve temsilî sisteme önem verildiğini görüyoruz. Talimatnameye göre; ilköğretim, öğrencilerin dinî ve millî gelenekleri koruyan, vatansever insanlar olmalarına hizmet etmeliydi. 10 Temmuz günlerinin Hürriyet Bayramı olarak kutlanması, erkek ilkokullarında her sabah bayrak töreni ve resmî geçit yapılması, öğrencilerin hep bir ağızdan vatan şarkıları söylemesi istenmektedir. Talimatnamede tarih dersleri öğleden önce okutulacak dersler arasında gösterilmiştir. Tarih dersinin asla ezberlettirilmemesi istenmektedir. Talimatnamenin 46. maddesinde; “Lisan-ı Osmanî, Tarih ve Coğrafya dersleri sayesinde şakirdâna (öğrencilere) terbiye-i milliye ve vataniye verilmelidir” [16] denilmektedir.

         

        Maarif-i Umumiye Nezaretinin 1913’te hazırladığı Mekâtib-i İbtidaiye Ders Müfredatı’na göre; Tarih dersleri birinci sınıf hariç diğer sınıflarda haftada 2 saat olarak belirlenmişti. 1. sınıf öğrencileri için müstakil bir Tarih dersi yoktu, onların öğrenmesi istenilen meşrutiyet, anayasa, meclisler, vatan sevgisi, adalet, eşitlik gibi kavramlar ise Musahabat-ı Ahlakiye ve Medeniye dersi içinde okutulacaktı.[17]

         

        Mekâtib-i İbtidaiye Ders Müfredatı’na göre; ilkokul 2. sınıflarda İslam, Türk ve Osmanlı tarihinin büyük simâlarından örnekler verilecek, 3. ve 4. sınıflarda Muhtasar Tarih-i Osmanî dersi okutulacaktı. Bu dersin ilk yılında eski Türklerin tarihlerine kısaca değinildikten sonra Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Balkan Savaşları’na kadar olan Osmanlı tarihinin önemli gelişmeleri ele alınıyordu. Yeni düzenlemeye göre 5. ve 6. sınıflarda Muhtasar Tarih-i Medeniyet (Tarih-i Umumî) dersi okutulacaktı. Bu derste; Mısırlılar, Hititler, Yunanlılar, Romalılar, Türkler gibi eski kavimlerin uygarlığa hizmetleri anlatılıyordu. Bundan başka uygarlık tarihine etki eden Kavimler Göçü, Haçlı Seferleri, coğrafi keşifler, matbaanın bulunması, Avrupa’da mezhep savaşları, Fransız İhtilâli gibi önemli gelişmelere de yer verilmişti.[18]  Görüldüğü üzere ilkokul tarih dersi programı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmişti. Muhteva olarak da en çok Osmanlı tarihine yer ayrılmıştı. Bununla birlikte dönemin yükselen ideolojisi olan Türkçülüğün de etkisiyle Osmanlı, hatta İslamiyet öncesi Türklerin tarihine de yer verildiği anlaşılmaktadır.[19]  Bu bazı sınıflarda Türk tarihinin önemli simâları, bazı sınıflarda Türklerin yaşadıkları coğrafya, yaşam biçimi veya eski Türklerin eserleri şeklinde ortaya çıkmaktadır.

         

         

         

                    İlkokul Tarih Ders Kitaplarında Türkler ve Millî Yaklaşımlar

         

         

        İlkokul tarih ders kitaplarında Türkler ve Türklük düşüncesiyle millî bir idealin belirgin hale gelmesinde Balkan Savaşı bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Bu savaşta Osmanlı ordusunun ağır bir yenilgi alması, Bulgar ordusunun Çatalca’ya kadar gelmiş olması Türk-Müslüman halkta derin bir infial yaratmıştır. Bundan başka Rumeli’de Bulgarların, Yunanlıların ele geçirdikleri yerlerdeki Müslüman-Türk ahaliye yaptıkları insanlık dışı uygulamalar da Anadolu Türklüğünde ve yönetici kadroda büyük bir nefret uyandırmış, millî duyguların güçlenmesine neden olmuştur.

         

                    Balkan Savaşı sırasında yaşananlar ilkokul tarih kitaplarına acı bir şekilde yansımıştır. Kitaplarda düşmanların Osmanlı ordusunu hezimete uğrattığı, Müslüman-Türk ahalinin çoluk çocuk demeden katledildiği, mallarının yağmalandığı, camilere haç asıldığı, ‘Medenî Avrupa’nın bu zulümlere seyirci kaldığı etkileyici bir şekilde ifade edilmiştir. [20]  Midhat Sadullah ve arkadaşlarının kitabında bu konu; “Devletimiz bu suretle Balkan muharebelerinde pek büyük bir felakete uğradı. Bu felaketler Türklerin kalblerinde bir intibah husule getirdi. Herkeste milliyet fikri uyandı. Memleketi yükseltmek için hiç vakit kaybetmeden, Avrupalılar gibi çalışmak lüzumunu bütün millet anladı.”[21] biçiminde anlatılmıştır. Ders kitaplarının hepsinde geçmişin acı tecrübelerinden ders çıkarılması, birlik ve beraberlik içinde vatanı, milleti ilerletme isteği yer almaktadır ki, bu anlatımlar, Türkçülük düşüncesinin yükselişiyle ilgili olsa gerektir.

         

                    Ahmed Refik’in Tarih Okuyorum kitabının sonunda yer alan “Vatanını Sev”  başlıklı kısım da böyle temennilerden oluşmaktadır. Bu bölümde öğrencilerin Trablusgarp ve Balkan felaketlerini unutmamaları, atalarından yadigar kalan vatan topraklarını korumaları, bilimle, eğitimle ve daima çalışarak vatanı yükseltmeleri telkin edilmektedir. Burada geçen, “Milletini sev. Müslümanlık için, Türklük için, insanlık için çalış… Türk milleti her felakete göğüs gerer.” [22] sözleri de Türk milliyetçiliğinin ders kitaplarında yer almaya başladığını göstermektedir.

         

                    Dönemin çokça kullanılan ilkokul tarih ders kitaplarından birisi de İhsan Şerif Bey’in Tarihte İlk Adım adlı kitabıdır. Kitabın ilk konusu Türkler başlığını taşımaktadır. Bu bölümde; Osmanlı Türklerinin en eski atalarının Çin’in kuzeyinde, Horasan’da ve Asya’nın dağlık bölgelerinde yaşayan, hayvancılıkla ve çiftçilikle uğraşan göçebe ve savaşçı bir millet olduğu, iyi ata bindikleri ifade edilmektedir. Devamında; “Türklerin birinci hakanları büyük Oğuz Han’dır. Padişahlarımız Oğuz’un Gün Han evladından, Osmanlılar da Türklerin Kayı Han oğullarından türemiştir.”[23] şeklinde Osmanlıların etnik kökenlerine vurgu yapılmaktadır. Benzer bir ifadeye Ahmed Refik’in Muhtasar Resimli Tarih-i Osmanî kitabında da rastlanmaktadır. Kitabın Türkler-Osmanlılar başlıklı bölümünde; “Osmanlıların cedleri Türklerdir. Türkler Asya’da Altundağ’da otururlardı. Kılıç kuvvetiyle yaşarlar, komşularıyla alış veriş ederlerdi. Biz Osmanlılar da Türklerdeniz, mensup olduğumuz kabile Kayı Han kabilesidir.”[24] denilmektedir. Ahmed Refik’in Tarih Okuyorum kitabının giriş kısmındaki Milletimiz Vatanımız bölümü de konumuz açısından önemli ipuçları vermektedir. Burada geçen “Bir memlekette oturan insanlar hep bir aile gibidir. Hepsine birden millet derler. Milletin oturduğu yer vatandır. Vatanımızın babası padişahımızdır, bütün Müslümanların peygamber vekilidir. Padişahımızın ve bizim cinsimiz Türktür.” [25] sözleri Balkan Savaşları sonrasında Türkçülük düşüncesinin etkisini artırdığını göstermektedir.

         

        Midhat Sadullah, A. Memduh ve A. Halid’in ilkokul 5. ve 6. sınıflara yönelik Küçük Mekteblilere Umumî Tarih adlı kitabında insanlık tarihine etki eden kavimler anlatılırken Türklere de yer verilmiştir. Kitabın bu bölümünde; Türklerin insanlık tarihinin en eski kavimlerinden birisi olduğu vurgulanmış, Türklerin anavatanı, yaşam biçimi, oturdukları bölgenin özellikleri, Türklerin ayrıldığı soy ve boylar, efsane ve masallara göre Türklerin kökeni ve eski Türklerin inanç sistemi hakkında bilgiler verilmiştir.[26]  Bu bölümde eski Türklerin ilk hükümdarı Oğuz Han’dan da söz edilmekte, onun Orta Asya Türklerini birleştirerek büyük bir imparatorluk kurduğu, zamanla onun soyunun bir çok boylara ayrıldığı, kendi aralarında mücadele ettikleri de anlatılmıştır. Kitapta Türk milletinin uygarlık tarihine yaptığı katkılara da yer verilmiştir. Eski Türklerin hayvancılığı, çiftçiliği iyi bildikleri, sulama kanalları inşa ettikleri, çeşitli madenlerden sapan, orak, kılıç, kalkan gibi aletleri yaptıkları, savaşçılıkta, dericilikte ve yün dokumacılığında marifet sahibi oldukları ifade edilmiştir. Kitapta,“Bugün yeryüzünde milyonlarca Türk vardır. Asya’dakilerden maâda Baltık Denizi sahilindeki Finlandiya’nın eski ahalisi olan Finuvalarla Macarlar hep Türk neslindendirler.[27] şeklindeki anlatımla Osmanlı Devleti dışındaki Türk topluluklarına atıflar yapılmaktadır. 

         

        Midhat Sadullah ve arkadaşlarının bu kitabında gerçekten de ilk kez Türkler hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Bununla birlikte bazı konuların işlenmesinde Türklük temasına yer verilmediği de bir gerçektir. Tarihin önemli olaylarından olan Haçlı (Ehl-i Sâlib) Seferleri’nin işlenişinde Anadolu’ya yapılan seferlerin Kılıç Arslan’ın yönettiği Selçuklu ordusu tarafından durdurulduğu ifade edilmiş, ancak Selçukluların bir Türk devleti olduğuna dair bir açıklama yer almamıştır. Yine dünya tarihi bakımından önemli bir olay olan Kavimler Göçü (Muhaceret-i Akvâm) anlatılırken de, Hunlardan ve hükümdarları Attila’dan genişçe bahsedilmiş olmasına rağmen Hunların Türklükle ilişkilendirilmemiş olması da ilgi çekicidir.[28]

         

         

        Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’ın ilanından sonra resmî ideoloji haline gelen Osmanlı milleti yaratma düşüncesi 1900’lerin başından itibaren eski önemini kaybetmeye başlamıştır. Diğer yandan dönemin siyasî gelişmelerinin ve Türkoloji çalışmalarının da etkisiyle Türkçü düşünce etkisini artırmış, Balkan Savaşları’ndan sonra da İttihatçı Yönetim’de belirgin bir ideoloji olarak kendisini hissettirmiştir.  Bununla birlikte, II. Meşrutiyet dönemi eğitim anlayışında ve ilkokul tarih öğretiminde hanedana ve Osmanlılık idealine olan bağlılık devam etmiştir. Konuyla ilgili mevzuat, vatana, devlete, padişaha ve meşrutiyet ideallerine yaptığı vurgularla bunu ispat eder mahiyettedir. Denilebilir ki, siyasî alanın aksine eğitim-öğretimle ilgili konularda Türk milliyetçiliğinin aynı ölçüde etken olmadığı ortadadır. Bununla birlikte özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra yazılan ilkokul tarih ders kitaplarında Türklük temasına yer verilmeye başlandığı da gözlenmektedir. Ders kitaplarında eski Türklerin anavatanı anlatılmış, eski Türklerin diline, tarihine, yaşayış biçimine, inanç sistemine dair bilgiler verilmiş ve Osmanlı hanedanının ataları Oğuz boylarına bağlanmıştır. Ancak Türklerin etkin olarak rol oynadıkları bazı tarihsel olayların anlatımında Türklük temasına yer verilmediği de gözlenmektedir. Bu bakımdan II. Meşrutiyet dönemi, ilkokul tarih öğretiminde Türk milliyetçiliğinin ilk kez kendisini hissettirdiği bir geçiş süreci olarak değerlendirilmelidir.

         

         

         

        

         


        


        

         

        [1] Enver Ziya Karal, “Tanzimat’tan Bugüne Tarihçiliğimiz”, Felsefe Seminerleri III-Tarih Öğretimi 13-14-15 Kasım 1975, Bildiriler, Ankara Felsefe Kurumu Yay. 1977, s.255


        

        [2] Yusuf Akçura, “Tarih Yazmak ve Tarih Okutmak Usûllerine Dair”, TC. Maarif Vekaleti ve TTK. Cemiyeti Birinci Türk Tarih Kongresi-Konferanslar-Münakaşalar, İstanbul, Mat. ve Neşriyat TAŞ. 1932, s.577; Mükrimin Halil Yinanç, “Tanzimat’tan Meşrutiyete Kadar Bizde Tarihçilik”, Tanzimat I, Ankara, Maarif Vekaleti, 1940, s.594; Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara, MEB Yayınları,1964, s.40


        

        [3] Yinanç, agm., s.585;  Nejat Kaymaz, (1977); “Türkçü Tarih Görüşü”, Felsefe Seminerleri III-Tarih Öğretimi 13-14-15 Kasım 1975, Bildiriler, Ankara Felsefe Kurumu Yay.,1977, s. 437


        

        [4] Kaymaz, agm., ss.437-439; Akçura, agm., ss. 593-594


        

        [5] Bernard  Lewis, “ Türkiye’de Tarihçilik ve Millî Uyanış”, Türk Yurdu,  sayı:285 (Haziran 1960), s. 10;  Zeki Arıkan, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Tarihçilik”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul İletişim yay. 1985, c.6, s.1587


        

        [6] Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset,Ankara, TTK. Yay. 1976, ss.33-36


        

        [7] Kaymaz, agm., s.440


        

        [8] Lewis, agm., s.11


        

        [9] Arıkan, agm., s.1590


        

        [10] Lewis, agm., s.11


        

        [11] Akçura, agm, s.578; Yinanç, agm., s.595


        

        [12] Sâtı, “Tarih Tedrisinin Usûl-i Esasiyesi”, Tedrisât-ı İbtidaiye Mecmuası, sene:1 (1326), 1910, sayı:8, ss. 92-94


        

        [13] Sâtı, agm., ss.95-98


        

        [14] Fuat Baymur, Tarih Öğretimi, Ankara 1941, ss.18-19


        

        [15] Arıkan, agm., s. 1592


        

        [16] Tedrisât-ı İbtidâiye Kanun-ı Muvakkatı  s. 13


        

        [17] Aynı Kanun,  s.26


        

        [18] Maarif-i Umumiye Nezareti, Mekâtib-i İbtidâiye Ders Müfredâtı , Altı, Beş, Dört ve Üç Dershane ve Muallimli Mekteblere Mahsus, İstanbul (1329 Rumi), 1913 (Miladi), Matbaa-i Âmire, ss.32-35


        

        [19] Halil  Aytekin, İttihat ve Terakki Dönemi Eğitim Yönetimi, Ankara Gazi Üniv. Yay. 1991, ss.68-69


        

        [20] İhsan Şerif, Çocuklara Tarih-i Umumî,  Mekâtib-i İbtidaiye, Devre-i  Âliye, İkinci Sene,  İstanbul, (1334 Rumi), 1918 (F), Kanaat Matbaası, ss.61-62;  İhsan Şerif, Çocuklara Tarih Dersleri, İstanbul, (1331 Rumi), 1915 (J), Kanaat Matbaası, s.80; Ahmed Refik, Muhtasar Resimli Tarih-i Osmanî,, İstanbul (1332 Rumi), 1916 (E), Mekatib-i İbtidai Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı, s.61; Mehmed Asım-Ahmed Cevad; Anadolu Yavrusunun Kitabı-Tarih, İstanbul Matbaa-i Orhaniye (1334 Rumi), 1918 (T), ss.272-273


        

        [21] Midhad Sadullah-Abdürrauf Memduh-Ahmed Halid, Küçük Mekteblilere Umumî Tarih, Devre-i  Âliye,  İstanbul , (1334 Rumi), 1918 (B), Şirket-i Mürettibiye  Matbaası, s.93


        

        [22] Ahmed Refik, Tarih Okuyorum, Mekâtib-i İbtidaiye Devre-i Ulâ, İstanbul,  (1332 Rumî), 1916 (M), Kitabhâne-i İslâm ve Askerî, 3.Tab’, ss.91-92


        

        [23] İhsan Şerif, Tarihte İlk Adım, Bir  ve iki dershaneli ve muallimli mekteblere mahsus, İstanbul (1331 Rumî), 1915 (L), Matbaa-i Âmire, s.3


        

        [24] Ahmed Refik, Muhtasar Resimli Tarih-i Osmanî, İstanbul , (1332 Rumi), 1916 (E), Mekatib-i İbtidaiyeye Mahsusdur. Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, s.3


        

        [25] Ahmed Refik, Tarih Okuyorum, Mekâtib-i İbtidaiye Devre-i Ulâ, İstanbul (1332 Rumî), 1916 (M), Kitabhâne-i İslâm ve Askerî, 3.Tab’, ss. 3-4


        

        [26]  Midhad Sadullah-A. Memduh-A. Halid, Küçük Mekteblilere Umumî Tarih, İstanbul 1334 (Rumi), 1918 (A), Şirket-i Mürettibiye  Matbaası, ss.22-23


        

        [27] Midhad Sadullah-Abdürrauf Memduh-Ahmed Halid, aynı eser,ss.24-25


        

        [28] Midhad Sadullah-vd.,  aynı eser,ss.55-57 ve 69-72

         

        İNCELENEN TARİH DERS KİTAPLARI VE İLKÖĞRETİMLE İLGİLİ MEVZUAT

         

        * Ahmed Refik, Muhtasar Resimli Tarih-i Osmanî, İstanbul 1332 (Rumi), 1916 (E), Mekatib-i İbtidaiyeye Mahsusdur. Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, 64 s.

        * Ahmed Refik, Tarih Okuyorum, Mekâtib-i İbtidaiye Devre-i Ulâ ve Mekatib-i Sultaniye ikinci sınıflarına mahsus. İstanbul 1332 (Rumî), 1916 (M), Kitabhâne-i İslâm ve Askerî, 3.Tab’, 92 s.

        * İhsan Şerif, Çocuklara Tarih Dersleri, İstanbul, 1331 (Rumi), 1915 (J), Bilumum mekatib-i sultaniye ve ibtidaiyede tedris edilmek üzere Maarif Nezareti tarafından birinci kabul edilmiştir. Kanaat Matbaası, 80 s.

        * İhsan Şerif, Çocuklara Tarih-i Umumî,  Mekâtib-i İbtidaiye, Devre-i  Âliye, İkinci Sene, İkinci Kısım: Kurun-ı Cedîde, İstanbul 1334 (Rumi), 1918 (F), Kanaat Matbaası, 64 s.

        * İhsan Şerif, Tarihte İlk Adım, Bir  ve iki dershaneli ve muallimli mekteblere mahsus, Üçüncü Kısım, İstanbul 1331(Rumî), 1915 (L), Matbaa-i Âmire, 68 s.

        * Mehmed Asım-Ahmed Cevad; Anadolu Yavrusunun Kitabı-Tarih, Mekatib-i İbtidaiyenin Dördüncü Sınıflarına Mahsusdur. Devre-i Mutavassıta, İkinci Sene, İstanbul Matbaa-i Orhaniye 1334 (Rumi), 1918 (T), ss.196-276

        * Midhad Sadullah-Abdürrauf Memduh-Ahmed Halid, Küçük Mekteblilere Umumî Tarih

        Devre-i  Âliye, Birinci Sene, İstanbul 1334 (Rumi), 1918 (A), Şirket-i Mürettibiye  Matbaası, 77 s.

        * Midhad Sadullah-Abdürrauf Memduh-Ahmed Halid, Küçük Mekteblilere Umumî Tarih

        Devre-i  Âliye, İkinci Sene, İstanbul 1334 (Rumi), 1918 (B), Şirket-i Mürettibiye  Matbaası, 102 s.

        * Maarif-i Umumiye Nezareti, Mekâtib-i İbtidâiye Ders Müfredâtı , Altı, Beş, Dört ve Üç Dershane ve Muallimli Mekteblere Mahsus, İstanbul 1329 (Rumi), 1913 (Miladi), Matbaa-i Âmire.

        * Maarif-i Umumiye Nezareti,  Mekâtib-i İbtidâiye-i Umumiye Talimatnâmesi, İstanbul 1331 (Rumi), 1915 (Miladi), Matbaa-i Âmire.

         


Türk Yurdu Mayıs 2010
Türk Yurdu Mayıs 2010
Mayıs 2010 - Yıl 99 - Sayı 273

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele