Türk Dünyasında Ortak Türk Yazı Dili Problemi

Mayıs 2010 - Yıl 99 - Sayı 273

        Türk Cumhuriyetleri sahip oldukları soy, dil, tarih ve kültür ortaklıklarının tabii sonucu olarak iletişim, bilim, kültür, sanat, edebiyat, ekonomi, teknoloji, sağlık gibi hemen her alanda işbirliğine girmektedir. Ancak, Türk Dünyası bugün çok yazı dilli ve çok alfabeli bir dönemi yaşamaktadır. Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları arasında arzu edilmeyen bir iletişim eksikliğini ortaya koymaktadır.

         

         

                     “Başıboşluk” ülkemizde hemen her alanda yıllardır başlıca şikâyet konularından biridir. Bunun yanı başında mahalle kahvelerinden, üniversite koridorlarına kadar bir “düzen ve disiplinden” özlemle bahsedildiği görülecektir.

         

         

                     Lakin durumdan şikâyet ederiz, düzelmeyi hasret içinde bekleriz de, bir türlü harekete geçemeyiz. Hep birilerinin çıkıp “bu gidişe” dur demesini bekleriz.

         

         

                     Bu ‘birileri’ne rastlamak doğrusu pek kolay değildir. Çünkü ortaya çıkacak kimse bazı güçlüklere göğüs germek zorundadır. Üzerine gideceği meseleyi enine boyuna kavramış olmalıdır. İnceleme ve araştırmadan yılmamalı, çalışmalarını işi aydınlığa kavuşturuncaya kadar sürdürebilmelidir. Elde etmiş olduğu bilgi birikimini dağıtmadan sarahatle ortaya koyabilmelidir. Dürüst olmalıdır, çıkar kaygusu gütmemelidir. Eş-dost hatırı yüzünden doğruya yanlış, yanlışa doğru dememelidir. Ortaya çıktığında hemen herkesin gözü üzerinde olacak bu kabil kimselerin taşımaları lazım gelen meziyetleri uzun uzadıya saymayalım.

         

         

               Ancak şu kadarını ilave edelim. Şirin görülmeyecektir, soğuk ve sert bulunacaktır, hatta kırıcı olduğu varsayılacaktır. Daha ileriye gidebilir, etkisiz hale getirilir, açığa alınır, aforoz edilir.[1]

         

         

        Başta belirtmekte fayda var. Yukarıda da açıklandığı gibi “destursuz bağa girenlerden” değiliz böyle bir düşüncemiz yoktur. Eğer “destursuz bağa” girdiğimizi düşünenler olursa bilsinler ki, Türklüğe duyduğumuz büyük sevgi ve sorumluluğumuzdandır. Yoksa kimsenin sahasına girmek gibi bir niyetimiz yok. Bu hassasiyetimiz, Kendimize, Türk Dünyasına duyduğumuz muhabbet ve sorumluluğumuzdan kaynaklanmaktadır.

         

         

         

                    Türk Dili

         

         

        Ağızlar, konuşma dilleri, uzmanlık dilleri, özel diller, sosyal tabakanın dilleri gibi bir dil alanının uzantılarıyla birlikte dil, en kısa tanımıyla bir millete mensup kişiler arasında anlaşmayı sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir vasıtadır. Dilin milletlerin hayatında kazandığı son derece önemli bir boyutu ise şudur: Her millet ağız farklılıklarından doğan anlaşma güçlüğünü gidermek için ortak bir dil şeklini tercih eder. Buna “ortak dil” denir. Çoğunlukla, belli bir ağız üzerine kurulmuş ortak dilin yazışmalarda, bilim ve sanat eserlerinde yazılması sonucunda ortaya çıkan yazılı dil ise, “yazı dili”dir.

         

         

        Türk dili bugün batıda Balkanların uçlarından doğuda Büyük Okyanus’a, kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden güneyde Tibet’e kadar uzanan yaklaşık 11bin kilometrekarelik geniş bir alan üzerinde yaklaşık 250 milyonu aşan Türk tarafından konuşulmaktadır. Türkler tarih sahnesine çıktığından bu yana çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu özelliği ile konuşurlarının sayısına bağlı olarak yapılan bir sıralamaya göre dünya dilleri içinde beşinci sırayı alır. Bütün dillerde olduğu gibi böylesine geniş bir alan üzerine yayılmış Türk dili de bir dilin iç ve dış bünyesinden kaynaklanan değişme ve gelişmelerle dallanmağa uğramıştır. Bununla birlikte, temel yapısı itibariyle ses, şekil, söz dizimi ve söz varlığı yönünden bir bütünlük arz eder.

         

         

         

                    Türk Dünyası

         

         

        Uzun tarihi geçmişi ve hemen hiçbir dilde görülmeyen bir şekilde çok geniş bir alana yayılmış ve dağınık olarak bulunmasına rağmen, Türk dilinin kollarının ortaya koyduğu bütünlüğün, bugünkü Türk şiveleri arasında görülen yakınlığın en önemli sebebi, Türklerin 13. Yüzyıla kadar tek, 19. Yüzyılın sonlarına kadar da biri Batı Türk elinde, diğeri Doğu Türk elinde olmak üzere iki yazı dili etrafında birleşmiş olmaları, eserlerini bu yazı dilinde vermeleri ve bu yazı dili çevrelerinin birbiriyle irtibatlarını son yüzyıla kadar sürdürmüş olmalarıdır.

         

         

        Diğer yandan, her döneminde mahalli özelliklerin belirmesi, dilin kendi tabii akışı yanında linguistik durumla, yani sosyal çevrenin dile etkisiyle de yakından ilgilidir. Her şeyden önemlisi devlet-dil bağlantısına göre, tarih içinde idari yönden gerçekleştirilen bütünlükler ve sosyal hayat tarzı farklı şive ve ağızlara sahip Türk topluluklarını ortak dilde/dillerde birleştirmekle kalmamış, şive ve ağızlarında birbirleriyle kaynaşmalarına yardımcı olmuştur.

         

         

         

                    Bakü Türkoloji Kurultayı

         

         

        1926 yılında Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de birçok yerli ve yabancı Türkolog’un bir araya geldiği görkemli bir Türkoloji kurultayı tertiplenmiştir. Yapılan ilk Türkoloji Kurultayı’nda Türklüğün birçok meseleleri görüşülmüştür. Kurultayda ele alınan birçok konu olmasına rağmen iki konu toplantının önemini ortaya koymaktadır. Hilmi Ziya Ülken, Hüseyinzade Ali Bey’in Bakü kurultayından izlenimlerini not aldığı defterinden şöyle aktarır; “Bakü’ye 17 Şubat 1926’da hareket ettik. Vapurda Fuat Köprülü, Mesaroş, Barthold ve Strasbourg’dan Menzel vardı. Kurultay’da konuşulanlardan iki nokta bizi çok yakından ilgilendirmektedir; birisi Latin harflerin alınması konusundaki konuşmalar, öteki ortak edebi Türk dilinin benimsenmesi konusundaki tartışmalar.”

         

         

        Bu kurultaydan sonra Türk toplulukları Latin alfabesine geçme kararı almış ve 1927 yılında bu fiilen gerçekleştirilmiştir. Toplantıyı yakından takip eden ve ilgilenen Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk Topluluklarıyla ortak bir gelecek kurmak amacıyla 1928’de Latin alfabesine geçme kararı almış ve bunu uygulamıştır. Fakat 1937 yılında Sovyet Rusya’da Milliyetçi aydınların “temizlik hareketi” adı altında kurşuna dizilmeleri veya Sibirya’ya sürgün edilmeleri ortak dil ve ortak kültür politikalarının hepsini yok etmiştir. Buda ayrı bir makale konusudur.

         

         

         Son derece yoğun ve hareketli geçen, Türklüğün parçalanmasına ve dağılmasına vesile olan bir yüz yılı geride bırakmış bulunuyoruz. 19. Yüzyılın başlarında parçalanmış olan ancak 21. Yüzyılın başında Türklüğün yeniden toparlanması küllenen Türk Dünyası’nın ortaya çıkışına şahit olmaktayız, ne yazık ki geçmiş yüzyılın vermiş olduğu rehavetten kurtulmak kolay olmuyor. Dünyamızda, özellikle son yirmi yıllık süreçte, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelere paralel olarak ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda köklü değişmeler ve dönüşümler yaşandı; mekân ve zaman hızla daralırken, mesafeler olağanüstü kısaldı, insanlar ve ülkeler arasındaki ilişkiler inanılmaz ölçüde arttı. Bu durumu, ister “Küreselleşme “isterse “Yeni dünya düzeni” diye adlandıralım sonuçta 21.yüzyılda farklı bir dünyada yaşıyoruz.

         

         

        Türklerin yaşadığı geniş coğrafyanın bu yüzyılda kazanacağı siyasal ve kültürel bilinç sadece Türklüğün kaderini değil, dünyanın geleceğini de doğrudan etkileyecek ve yeniden şekillendirecektir. Mevcut yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi, ekonomik ve ticari imkânlarımızı Türklüğün daha müreffeh yaşaması, zenginleşmesi, gelecek nesillerin sağlıklı ve eğitimli yetiştirilmeleri için kullanmalıyız.

         

         

        Türk dünyasının siyasi, ekonomik ve sosyal haklarının savunulmasını, korunmasını, mevcut tehdit ve tehlikelerin izalesini temin edecek, müşterek çabalarla ve oluşacak ortak iradeyle ortaya konulabilmesine vesile teşkil edilmelidir.

         

         

        Türk dünyası yaratacağı bu ortak irade ve sinerji ile tüm insanlığın yararlanabileceği kültür, fikir ve düşünce zenginliğine ulaşabilmek amacıyla, tarihi tecrübelerinden, kültürel derinliğinden, milli ve manevi zenginliğinden etkili bir medeniyet ve kültür hamlesini gerçekleştirmelidir.

         

         

         

                    Ortak Türk Yazı Dili

         

         

        Bu kültür ve medeniyet hamlesinin yaratılmasında elbette ki, “Ortak Türk Yazı Dili”nin bir an önce gerçekleşmesinin elzem olduğuna inanmaktayız. 1993 tarihinde böyle bir proje çalışması yapıldığı, fakat Türk kurultaylarında sık sık dile getirildiği halde Bir neticeye neden varılamadığı, geçen süre zarfında bu projenin gerçekleşmemesinin nedenlerinin değerlendirilmediği görülmektedir.

         

         

        Türk devlet ve toplulukları arasında iletişimi gerçekleştirecek ortak bir yazı dilinin olmaması, ayrıca bağımsızlıklarına kavuşan bazı, Türk Cumhuriyetlerinin Rusçayı yeniden ikinci dil olarak anayasalarına almaları bu sorunun çözülemediğini göstermektedir.

         

         

        Uzun süredir sonuçlanmayan bu konu Türk Dünyası’nın fertlerinin, aynı ortak kültür değerleri etrafında birleşip bütünleşmesine engel teşkil etmektedir.

         

         

        Buna rağmen Türk Cumhuriyetleri ile Türk Topluluklarının Türkiye ile temas ve münasebetleri her geçen gün artmakta, bilim, kültür, sanat, edebiyat, ekonomi, teknoloji ve sağlık gibi alanlarda kurulmakta olan işbirliği neticede Türklüğün her kesiminden insanını karşı karşıya getirmektedir.

         

         

        Ancak, bugün birbirine yakınlaşmak isteyen Türklerin önünde birçok problem de durmaktadır. Bunların başında da farklı yazı dillerine sahip olmanın yarattığı anlaşma güçlüğü gelmektedir. Türk dili tarihinin hiçbir devrinde bugün olduğu gibi sayısı yirmileri aşan ortak dile, yazı diline sahip olmamıştır. Dilin kendi tabii akışından kaynaklanmayan bu durum, bu gün birbirine yakınlaşmaya çalışan, “işte, fikirde birlik” yolunda önemli adımlar atmaya başlayan Türk Dünyası’nın önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu engel, ancak fikirde birliğin de kuvvetlenmesini sağlayacak olan “dilde birlikle” aşılacaktır.

         

         

         

        1- Türk devlet ve toplulukları arasında her alanda arzulanan kardeşlik ve işbirliğinin sağlam, kalıcı ve sürekliliğinin sağlanması bakımından, farklı alfabelere sahip olmanın yarattığı güçlüğü gidermenin gerektiğine varılmalı, Türk yazı dillerinin ortak unsurlarının canlandırılması ve Türk yazı dillerinin yakınlaştırılması ve ortak iradenin ortaya konulması gerekmektedir.

         

         

        2- Türk devlet ve topluluklarının 1993’te kararlaştırdıkları 34 harfli ortak Latin alfabesinin zaman geçirilmeden hayata geçirilmesinin gerçekleştirilmesi.

         

         

        3- Her Türk Cumhuriyeti ve Topluluğunun kendi alfabesini düzenlerken, bir ses için bir harf prensibinden hareketle kararlaştırılan 34 Latin harften istifade etmesinin sağlanması.

         

         

        4- Bu alfabe kabul edilirken, Türkler arasında ortak olan sesler için aynı işaretlerden istifade edilmeli.

         

         

        5- Türk yazı dillerinin imlasında karşılaşılacak sıkıntıları çözmek, bunları ortak yazı dilinin imlasına yaklaştırmak ve imla kılavuzları hazırlama çalışmaları yapmak üzere sürekli çalışacak ve belli aralıklarla bir araya gelerek alınan kararları değerlendirecek ve “Sürekli Alfabe-İmla Uzmanlar Çalışma Grubu”nun oluşturulmasını ve bu Çalışma Grubu’nun Türk Devletleri Cumhurbaşkanları ortak toplantısına Latin alfabesiyle ilgili alınan kararları sunmaları ve bundan sonra, dil ve alfabe ile ilgili ortaya çıkacak olan sorunları çözecek bütün Türk Topluluklarından müteşekkil Türkologların bu çalışma grubunda temsil edilmeleri sağlanmalıdır.

         

         

        Birinci Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı 21–23 Mart 1993 tarihinde Antalya’da toplanan Dil-Alfabe Komisyonu Raporu’nda alınan kararlarda, komisyona katılan delegeler bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak yazı dilinde ve ortak alfabede birleşmeleri gerektiği görüşü benimsenmiştir. Ancak, ortak yazı dilinde birleşebilmek için karşılıklı alaka ve münasebetlerin gelişmesi; radyo, televizyon, gazete gibi iletişim vasıtalarının karşılıklı olarak yayın yapması gerektiği ifade edilmiştir. Ortak yazı dili zaman içinde gelişen bu karşılıklı alakalar belirlerken, bir yandan da bunu hızlandıracak ve doğru bir yola götürecek bazı tedbirler alınabileceği görüşü kabul edilmiştir. İlk yapılan kurultayda, 14 madde başlığı altında karar alınmış olup, geçen zaman zarfında bu maddelerden hiç birisi tatbik edilmemiştir.

         

         

        Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı geçen zaman zarfında 11’kez farklı tarihlerde farklı yerlerde toplanmıştır. Her toplantıda, dil ve alfabe komisyon kararı alınmış, ne hikmetse bir maddenin bile tatbiki mümkün olmamıştır.

         

         

        Bu gün sayısı yirmiyi aşan Arap ülkesi vardır. Bu Arap ülkelerinin konuşma dilleri arasında büyük farklar bulunmasına rağmen, bu ülkeler ortak yazı dilinde birleşmişlerdir. Fasih Arapçayı bilen herkes Arap dünyasında çıkan her kitabın, gazetenin, derginin dilini anlamakta, lehçe farklarını kaldıran ortak dilde konuştuklarında anlaşmaktadırlar. Tabiatıyla bu kuvvetli bağ, Arap devletleri, hükümetleri ve halkları arasındaki kültürel, siyasi, ekonomik bağların sağlanmasına yetmektedir. Bu örnekte olduğu gibi Türk cumhuriyetleri ve topluluklarının sözlü ve yazılı iletişim vasıtalarında kullandığı dilde de birliği ve standardı sağlamak zarureti vardır.

         

         

        Ortak yazı dilinde birleşmek, Bütün Türk Cumhuriyetlerinin halklarını ortak dilde ve kültürde birleşmelerini sağlayacaktır. Bu ise eğitim ve öğretim başta olmak üzere bilim dallarında daha verimli çalışmaların Türkler arasında yaygınlaşmasını temin edecektir. Türk Cumhuriyetleri ve Topluluklarının aynı dil ve kültürde anlaşma ve kaynaşmaları Türk fikir ve sanat dünyasını daha da zenginleştirecektir. Ayrıca, Türk Devletleri arasındaki ekonomik ve ticari münasebetlerin gelişeceği ve bugünkünden çok daha ileri seviyelerde olacağına şüphe yoktur. Çünkü insanlar arasındaki anlaşma ve diyalogu sağlayan en önemli faktör dildir. Dilde anlaşan insanların meselelerini daha çabuk halledecekleri malumdur.

         

         

        Türklük araştırmaları zor bir ilmi disiplindir. İlk zorluksa dil meselesidir tabii ki, ortak bir alfabenin kabulü ancak siyasi kararlarla gerçekleşebileceği görüşünden hareketle bu ortak ve milli görüşün süratle gerçekleştirilmesi, Türk ilim adamlarının genel kanaati Latin alfabesinin Türk dil, lehçe ve şivelerine en uygun olduğu konusundadır. 18–20 Kasım 1991 tarihlerinde İstanbul’da Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü’nde düzenlenen “Çağdaş Türk Alfabeleri” sempozyumunda bu görüşün oy birliği ile desteklenmesi kanaati ortaya konulmuştu, Tabii bu nevi kültürel değişiklikler toplulukların serbest iradesiyle ve kalıcı olacak bir şekilde yapılması en arzu edilendir. Latin alfabenin Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları tarafından kabulü genel Türk kültür tarihinde şüphesiz büyük bir devrim olacak. Çünkü ortak bir alfabe değişik Türk topluluklarının yazıda anlaşmaya başlamaları için en mühim temeli oluşturacaktır.

         

         

        Bilindiği üzere değişik Türk toplulukları kendi arzularının dışında alfabelerini değiştirmek zorunda kalmışlar ve neticede büyük bir kültürel darbeye uğramışlardır. Başka bir ifadeyle yazıda bir birlerinden kopmaları kendi hür iradeleri dışında gerçekleşmiştir.

         

         

                    Türk Cumhuriyetleri ve Topluluklarının arasında her alanda arzulanan iş birliğinin sağlam, kalıcı ve sürekli olması isteniyorsa, farklı yazı dillerine sahip olmanın yarattığı anlaşma güçlüğünü gidermenin yolları düşünülmeli, Türk yazı dillerinin birbirine yakınlaştırılması işinin önemi kavranmalıdır.

         

         

        Türk dünyasının dili bugün bu bölünmüş-parçalanmışlıkla karşı karşıyadır. Ortak dil işinin bir şuur ve kültür işi olduğu tartışmasızdır. Bu noktada Türk Dünyası’nın devlet-bilgin-aydın-millet olarak Ortak Türk Yazı Dili çevresinde alfabe, imla, terimler, söz varlığında yabancı dillerin tahakkümü, ilk etapta olmak üzere mevcut Türk yazı dillerinin kendi içlerinde asli ortak şekil ve seslerde birleşmeyi gerçekleştirmek suretiyle normalleştirilmesi, sürecin hızlandırılması bakımından Türk Topluluklarının dilcilerinin acil olarak geçen zamanı da göz önünde bulundurarak bir araya gelmeleri, alacakları kararlar ile ortak dilin gerçekleşmemiş yarım kalmış sekteye uğramış, olan dil ve alfabe ile ilgili olan çalışmaların hızla bitirilmesi, sonuçlanması ve ortak dil, ortak tarih ve diğer kültür değerlerimizi işleyen konularda eğitim ve öğretim birliğine gidilmesi gibi hususlarda, eskiden olduğu gibi günümüzde de çok arzulanan Türk toplulukları arasında iletişimi gerçekleştirecek ortak bir yazı dilini yeniden ihya etmek, böylece, “21. Yüzyılda Türk Rönesans’ı Yaratmalı”.

                   

         

        Şu hususu da belirtmek gerekir ki, Türk dili son yüz yılda geçirdiği bunca badireye rağmen, kendi tabii akışı içine sokulduğunda ve bunun için gerekli düzenlemeler yapıldığında arzu edilen “Ortak Dil İdealini” gerçekleştirmeye müsait bir yapıya sahiptir.

         

         

         

        KAYNAKLAR

         

        Orhan Şaik GÖKYAY, Destursuz Bağa Girenler, İstanbul 1982

         

        Ahmet CAFEROĞLU, Türk Dili Tarihi 11 c, İstanbul 1970

         

        Akdes Nimet KURAT, Kazan Türklerinin Medeni Uyanış Devri, (1917 Yılına Kadar)

        DTCF Dergisi, Ankara 1966

         

        Abdullah Battal TAYMAZ, Kazan Türkleri, Ankara 1966

         

        Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu Bildiri Kitabı.

        Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 1992

         

        Dünyada Türklük Araştırmaları ve Türkiye,

        Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 1987

         

        Ortak Türk Yazı Dili Projesi, Bilgi Notu, 1993

         

        A.N.KONONOV, Türk Dili Araştırmaları Tarihi, İstanbul 2006

         

        Yılmaz ÖZKAYA, Ortak Dil ve Ortak Kültür Politikası Üzerine Bazı Notlar

        Altın Pusat, Dergisi, Yıl 1, s1 Ankara 2010

         

        1-8’nci Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı,

        Komisyon Rapor ve Sonuç Bildirileri, İstanbul 2001

        TİKA-Araştırmacı                                                                                                                      


        


        

        [1] Orhan Şaik GÖKYAY, Destursuz Bağa Girenler, İstanbul 1982

         


Türk Yurdu Mayıs 2010
Türk Yurdu Mayıs 2010
Mayıs 2010 - Yıl 99 - Sayı 273

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele