Adımız Andımızdır Bir İsmin Düşündürdükleri

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

        Millî duyguları çok kuvvetli bir iş arkadaşımı yıllar önce kaybetmiştim. Bir vesile ile ailesiyle bir araya geldik. Vefatından yıllar sonra doğan kız torununa Mari Karin adını vermişler. “Neden, anlamı nedir?” diye sordum. Şaşırmıştım. Çünkü Mari Karin, benim için Mary Karen demekti, yani yabancı idi. Damat da yabancı değil Türk’tü.  “Mari”nin Aramice olduğunu, “Meryem”den geldiğini, “Karin”in de Arapça olduğunu ve “iyi ruh hâli” demek olduğunu, bir rüya üzerine “Karin”i seçtiklerini anlattı. Aramice, Sami dillerinden (Aramice, Akatça, Arapça, Habeşçe, İbranice) biri idi.

         

        Dinlerin kaynağı aynı idi. Hepsi Allah’ın varlığını, birliğini bildiriyordu. Bütün peygamberler de aynı ilahî bildiriyi bize tebliğ için vazifeli idiler. Ama biz insanlar, gelen dinleri tahrif edip kendimize yanlış bir yol çizmiştik. Ve artık son dini, dinimizi, Yüce Rabb’imiz koruması altına almıştı ve değişmesi imkânsızdı. Gelen bütün peygamberlere inanıyorduk ve onların isimleri bizim için kutsaldı. Çocuklarımıza onların ismini verdik. Bu isimler Hz. Muhammed’in ismi olan Ahmet, Mehmet, Mahmut, Muhammet dışında, diğer dinlerde de değerli, kutsal idi ve çocuklara verildi… Ama değişime uğramışlardı: Bünyamin-Benjamin, İbrahim-Abraham-Avram, Davut-David, Süleyman-Solomon, Yakup-Jakop, Yunus, Hızır (Hıdır, İlyas peygamberin diğer adı), İlyas-Elias-Alisa-İlya, Musa-Moşe-Moiz-Mesu-Moisey, Havva-Eva-Yeva, Nuh-Noah, Mikail-Mihail–Mihal–Michelle (Mişel)-Michael (Maykıl) İbranice idi. Isa-Isaac, Meryem-Mary-Mari-Mryaam, İsmail-Yişmayel-Samuel, Adem-Adam, Ishak-Isaac-İzak, Alı-Ali Arapça idi. Ama Müslümanlar da,  Yahudiler de, Hristiyanlar da kullanıyordu.

         

        İsimleri, her din kendi kültürüne uygun söyleyişte yazıyor ve söylüyordu. Biz “Süleyman” diye çağırıyor, ama “Solomon” diye çağrılan birinin Yahudi olduğunu; “Mişel”in “Mikail” değil, bir Fransız olduğunu, “Adam (Edım)”ın “Âdem” değil ABD’li olduğunu tahmin ediyorduk ve hiç birimiz nasılsa aynı anlamda diyerek kızımıza Mary, oğlumuza Moşe demiyorduk.

         

        Mary, “Meryem”den gelen bir isimdi; Meryem, “dindar kadın” demekti. Hz.İsa’nın temiz, saf, sabırlı, annesi idi. Ama bizim için “kutsal bakire”, “Allah’ın oğlu İsa (haşa)’nın annesi” ve hatta İsa’nın Allah olduğunu söyleyen mezheplere göre de Allah’ın annesi değildi. Onlar için Mary idi. Bizim için ise Meryem idi, Hz. İsa’nın temiz, dindar annesi ve Allah’ın sevgili kulu. Biz çocuğumuza, temiz ve dindar olsun diye “Meryem” demiştik; “Mari” asla! Mari ismi, Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde deyoktu, ancak Mariye (RA) vardı (C. 17, s. 240). Peygamberimizin hanımlarından biri idi.   Çok sessiz, sakin bir hanım olduğu, az konuştuğu için ondan hadis rivayet edilmediği yazıyordu ansiklopedide. Mari, “Mariye”nin kısaltılmışı olabilir miydi? Hz. Meryem, dönem olarak Mariye (R.A.)’dan önce olduğuna göre Meryem-Mariye-Mari aynı kökten gelmiş, aynı anlamda isim olabilirdi. Ülkemizde de Mariye ismi kız çocuklarında kullanılıyor. Bir Rumeli türküsünde ise “Mari kız” sözleri geçiyor. Bir Türk gencinin vurulduğu bu kızın Hristiyan mı, Müslüman mı olduğu belli değil. Ansiklopedide Mari ismi, “Marie Antuanet”te geçiyor, yani Fransızca kökenli olabilir.  

         

         “Karin”i,  Aydil Erol’un Adlarımız adlı kitabında bulamadım. Karin de yok, Karen de. Çünkü isim olarak hiç kullanılmamış. Aklıma ailenin söylediği geliyor: “Bu isimden hiç kimsede yok Türkiye’de.” Bu ismi, diğer isim kitaplarında arıyorum. Yine yok. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe sözlüğünü açıyorum: “Karin: Arapça, 1. Yakın. 2. Bir şeye sahip olan, bir şeye nail olan. 3. Hısım, komşu, arkadaş gibi yakın olanlardan her biri. 4. Padişahın daimi surette yakınında bulunan, mabeyinci.” anlamlarını okuyorum (s. 589). Karin, “Karen” değildi,  yani.  

         

        Bu isim, bütün olarak “Meryem ve arkadaş gibi yakın olan” demek. Bunca incelemenin aldığı süre benim için üç dört saat. Herkes bu kadar sabırlı mı, araştırmacı mı? Hayır. “Mari Karin”i bir üniversite mezununa soruyorum, ömrünün on yılı ABD’de geçmiş bir Türk’e,  bir baba adayına. Entelektüel biri olarak dahi tepkisi olumsuz. “Mary-Karen mi bu? Çok özenti olmuş, milletimize de “uzak ve yabancı.” diyor.

         

        Nerde Türkçe isimlerimiz: Gülçiçek, Gökçeçiçek, Aydil, Aygül… Modası mı geçti? Tek olmak,  eşsiz olmak güzel ama ismen değil; fikren, cismen, zikren…

         

        Toplumumuzda, farklı ve tek olmak eğilimi hızla yayılıyor. Ama bu eğilim; farklı uçtaki bir hayat tarzı, uçuk bir fikir, uç bir kıyafet olarak kendini gösteriyor. Toplumsal olarak çok sıradan, basmakalıp olduğumuz, aynı modaya uyup aynı kelimelerle konuştuğumuz, aynı şeyleri düşündüğümüz, benzer tepkileri verdiğimiz doğru.  Kişiliğimiz ve özelliğimiz ise kalmadı.

         

        Kişiliği yeniden bulmanın yolu,  uç noktalarda dolaşmak olmamalı. Ortak millî değerlerimizde ortak davranış; kişilikte, düşüncede kendimiz olmak zorundayız. Kendimiz, yani şahsımıza özel… Kendimiz,  yani millî olmak…

         

        Başka hiçbir yol kabul edilmemeli.

         

         

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele