Bir “Gül” Cemresi Bekliyoruz

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

Bundan 15 asır evvel, milâdî 571 yılının

                                 20 Nisan (12 Rebîülevvel, Pazartesi)  sabahında

                                      güneş doğmadan az önce dünyayı şereflendiren,

                                   bütün zaman ve mekânları Hakk’ın nûruyla aydınlatan,

                                “Âlemlere Rahmet” olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in

        “Kutlu Doğum Haftası”nı idrâk ettiğimiz bu “Gül Mevsimi”nde; 

                                Cenâb- ı Allah’ın gönüllerimize “Gül”Cemresi düşürmesi niyâzıyla…

         

         

        “Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...

         

        Yüreğim üşüyor… “Gül”den ayrı düşen yüreğim, buz dağına döndü, üşüyorum… Kanadı kırık sevdâların şehbâl açtığı yüreğimde, “Gül” Yetimleri’nin hüznünü bölüşüyorum…

         

        “Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...

         

        Üşüyor yüreğim… Yüreğimi gül yaprağıyla örtün ki, her yanımı “Gül” kokuları bürüsün... “Gül” esintileriyle handân olan yüreğim, âteş-i aşka düşüp “Gül”ün gölgesinde yürüsün... Rûhum gülistana dönerken; yüreğim “Gül” aşkıyla kavrulsun ve Muhabbetullah’ın âsûde ikliminde inşirâh bulsun…

         

        “Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...

         

        Yüreğim üşüyor... “Gül”ün nefesiyle kor hâline gelen bir ateş düşsün ki yüreğime, ılık bahar meltemlerinin getirdiği ebr-i nîsan ile kalbimdeki buzlar kelep kelep çözülsün… Kalplerden taşıp, göz pınarlarından çağlayan “Gül” kokulu şebnemler, rahmet olup yanaklardan süzülsün...  Erisin “Gül” Cemresi’yle yürek yaylasındaki karlar... Yıllardır beklediğimiz bu son cemreyle kalbimize demir atsın cennet-âsâ baharlar... 

         

                                              Üşüyor yüreğim… Bir bahar tebessümüdür özlediğim… Bir “Gül” Cemresi’dir beklediğim… Cân evime öyle bir cemre düşsün ki, yüreğim sevgi çerâğıyla “gönül” hâline gelsin… Gönüldeki sevdâlar, cezir vakti kanat çırpan bir ak güvercin olup Mâverâ’ya yükselsin… Kalpteki mâsivâ ateşi sönsün... Kıbleden gelen ışığın İlâhî tecellîsiyle süveydâ-i kalp nûra dönsün… Hakk’ın inâyetiyle; beşeriyeti varlık bestesine kavuşturan, insanlığı kendi fıtrat yüzüyle tanıştıran ve Âdemoğlu’ndaki muhabbeti, Muhammedî sevdâlarla buluşturan bir “Gül” Cemresi düşsün yüreğimize...  

         

        Bir “Gül” Cemresi bekliyoruz… 

         

        Kalplerin, “Sonsuz Nûr”un rehberliğinde yeniden hayat bulması için… Yüreğimizdeki her hücrenin besmeleyle yeniden kendine gelmesi için… İlâhî aşkla yanan ve “Gül”e sevdâlanan gönüllerin yeniden yaratılış sırrında karar kılması için... Ve nihâyet sonsuzluk nağmelerini idrâk eden “Gül”e pervâne sînelerde gülün herdem canlı kalması,  ruhların ebediyyen gülmesi için, bir “fasl-ı ganîmet” olan “Gül” Cemresi bekliyoruz…  

         

                                            Bir “Gül” Cemresi bekliyoruz… 

         

                                              O cemre ki, İlâhî sevdânın nûruyla gönüllerimizi gül-deste eden, efsûnkâr güzelliklerle kalplerimizi dil-beste eden bir muhabbet fermânıdır... O cemre ki,  yüreklerimizdeki küllenmiş sevdâları kor hâline getirip tutuşturan, gönüllerimizdeki firkât ateşini rahmet deryasına kavuşturan, “Kevser akan, “Gül” kokan” güzelliklerle hissiyatımızı buluşturan bir vuslat çağlayanıdır... O cemre ki,  dilin söyleyemediğini anlatan, sözün ifâde edemediğini âşikâr eden bir “Hüsn-ü Aşk” destanıdır... O cemre ki, Hz. Âdem(a.s.)’in niyâzı, Hz. İbrahim(a.s.)’in duâsı, Hz. Îsa(a.s.)’nın müjdesi, Hz. Âmine(r.anha)’nin rüyâsı olup, hilkât sırrının tercümânıdır… Hülâsâ o cemre, gönül yaralarımızın “Gül” mushaflı dermanıdır...

         

                                              Bir “Gül” Cemresi bekliyoruz… 

         

                                              “Gül” Cemresi düşen yürekler; hidâyet bularak hayâtiyet kazanır, kıyısı olmayan rahmet ummânına yelken açarak “Mutlak Hakikat”i tanır ve sevgilerin en yücesi adına “Gül” yüzlü sevdâlarla hemhâl olarak âyet âyet yıkanır... O halde gelin hep berâber, “Gül” dalından bir mızraba râm olup, gönül tellerimizi “Gül” aşkıyla akort edelim ki, gönlümüz “Gül”le meftûn olsun, hazâna eren kalbimiz bu kutlu cemreyle yeniden baharı bulsun... Yüreğimizde katmer güller açılsın, ömür defterimizdeki “sedir”den sayfalar boş kalsın ve her hâlimiz “gül” yapraklarına yazılsın… Ve böylece bizler de; “Gül Mevsimi”nin ferah-fezâ ikliminde yeni bir bahara uyanalım ve mest ü mâhûr bir hayata yeniden merhabâ diyelim… 

         

                                              Şâirin; “Esti nesîm-i nevbahar, açıldı güller subh-dem”[1] dediği bir zaman dilimindeyiz... Şimdi  “Gül Mevsimi”ndeyiz... Bahardaki dirilişi yaşıyoruz... Her bahar gülün goncaya durmasına; her gül de; bir dirilişe, bir uyanışa, bir rahmete vesiledir… Zâten baharın bir adı da “gül mevsimi” değil midir? Bu sebeple bahara; “vakt-i gül, mevsim-i gül, devr-i gül” denilmemiş midir? Bu bahar; Ay ve Güneş’in “Gül” faslına beraber şâhitlik ettiği müstesnâ bir bahardır... Çünkü “seyyidü ezhârü’l cenneh” (cennet çiçeklerinin serveri) diye vasfedilen katmer gülün açılma vaktiyle, Kâinatın Solmayan Gülü’nün dünyaya teşrifleri aynı zamana - kamerî ve milâdî aynı aya- tevâfuk etti...  İnşâ’Allah bu güzel buluşma;  beşeriyetin gönlünde “Gül”  tomurcuklarının açılmasına, yeni bir müjdeli şafağın sökmesine ve hasret kaldığımız gerçek baharların yeniden gönül semâlarımızda tulû etmesine vesile olur…

         

                                              Gündönümünü yaşadığımız bu zaman dilimindeki niyâzımız, gündönümlerinin artık  “Gül” dönümü olması… Bu “Gül Mevsimi”nde;hem başı dik dağın, hem de boynu bükük sümbülün hâlet-i rûhiyesiyle, her ölçümüzü “Gül”den alalım; kalbimize, aklımıza, irâdemize ve duygularımıza “Gül”ün gösterdiği istikâmette yön verelim... Mânânın vârisleriyken, maddenin köleliğinde körelip âmâ hâline gelen gözümüzü ve gönlümüzü “Gül”ün nûruyla ışığa kavuşturalım… Eğer bizler; hayatın her karesini besmeleyle fetheder ve “Yeşil Köşkün lâmbası”“Gül”ün nûruyla yakabilirsek; işte o zaman; gönlümüz gülşen, çehremiz rûşen, çevremiz şen olacak; duygularımıza “Gül”e mümâsil bir renk, ölçülerimize “Gül Devri”nden bir mihenk gelecek ve dünyamız, “Gül” mihverli bir ahenkle gülecektir…

         

                                     Fakat ne çare ki, yıllardan beri “Gül Mevsimi”nin gül-efşân güzelliklerini idrâk edemiyoruz bir türlü... Ne yazık ki, hazân eriyor hayatımıza, bahar gelmeden... Ve şimdi, “Senetü’l-hüzün”[2](Hüzün Yılı)’ün en hazin günlerinden daha kederli bir zamanı yaşıyoruz... Kutlu Emânetin Emîn Mimârı’ndan bize kalan ve “İki Emânet”[3] olan “Kur’an ve Sünnete hakkıyla sahip çıkamıyoruz... Kur’an sadece evimizin duvarında asılı kaldı; Sünnet ise ne acıdır ki önemsenmez oldu, tartışılır hâle geldi ve inkâra başlandı… Heyhat!  Bizler bu emânetlere sahip çıkmak şöyle dursun, “Gül” mushaflı sevdâmızı yok etmek isteyenlere bile sesimizi çıkaramıyoruz; yalnızlıktan, yılgınlıktan, yorgunluktan ve âcizlikten... 

         

                                              “Gül”ü gerçek mânâsıyla gönlümüze hâkim kılamadığımız, O’nun mübârek “İz”inden ayrıldığımız için; yalnızız, yılgınız, yorgunuz ve âciziz... Yalnızlığımız; Müslüman olarak birbirimizi kâmil mânâsıyla sevememekten, vahdetten ayrılıp kesrete düşmekten ve kardeşliği unutup tefrikada karar kılmaktan... Yılgınlığımız; madde ile mânanın, ilim ile îmânın, akıl ile kalbin terkîbini yapamamaktan, kalem, kılıç ve âsâyı; alınteri ve duâ ile yoldaş edememekten... Yorgunluğumuz; “Gül”ün gölgesinde nefeslenmeyip, nefsin peşinde bîtap düşmekten ve maddeye esir olup dünyayı kalbimize yüklemekten… Ve âcizliğimiz ise; “En Azîz” olanı unutup, Emrolunduğun gibi dosdoğru ol[4]ölçüsünü terk etmekten, İslâm hakikatinin insana yüklediği keyfiyeti hakkıyla anlamayıp, bunun yerine, nefsânî arzularımızı ikâme etmekten, Kur’an ve Sünnet çizgisini bırakıp, “Gül”ün muazzez ikliminden uzaklaşmaktan… Yâ Rabbi!.. Hakk’ı bilmeyi, hakikati ölçü almayı, “Gül”ün gölgesinde kalmayı, “Gül” aşkını gönlümüze hâkim kılmayı, “Gül”ün emrettiği gibi kardeş olmayı, “Gül” yaprağıyla dünyadaki bütün mazlumların gözyaşını silmeyi ve “Gül” ikliminde kendimizi bulmayı bizlere yeniden nasip eyle... “Yâ Rabbi!.. Dünyayı elimizden alma, fakat kalbimize de koyma…”

         

                                              Ey En Güzel “Gül”!.. Ey  Şâh-ı Rusül!.. Sen Rabbinden “Eşyânın hâkîkatini öğrenmeyi”[5]talep ederken, bu muazzam duânın sırrına eremeyen biz kalbi vîrâneler ise; hâkikâtini bilmediğimiz eşyalara sâhip olmak için ömür sermâyemizi boş yere tüketiyor ve evlerimizdeki eşya kalabalığı içinde “Hakikat Sırrı”nın farkına bile varmadan beyhûde yere yorulup tükeniyoruz...

         

                                              Aslında bizler; Efendimiz’in teri gül koktuğu için, gülü her kokladığında salâvat getiren; gül yaprağının yere dökülmesini dahi günah addederek, kitap sayfaları arasında itinâ ile gül yaprağı kurutan bir medeniyetin vârisleriyiz... Bu “Gül Mevsimi”nde ellerimizi yaprak yaprak semâya açarak; aziz milletimizin gönlünün yeniden “Gül”e yâr olması için duâ edip yalvaralım... Güzelliklerin hicret ettiği, huzurun terk-i diyâr edip gittiği bu mübârek vatan topraklarında yeniden “Gül” fidelerinin filiz vermesi için Hakk’ın dîvânına gözyaşlarıyla varalım... Çünkü “Gül” kokusundaki aşk rüzgârlarından nasipdâr olanlar, seher vakti sevda yaylasının yollarını gözyaşlarıyla aşındırırlar… Öyleyse gelin hep birlikte, gönlümüzün sesini, gözyaşıyla ıslattığımız “Beyaz Dilekçe”lere cümle cümle dökerek: Yâ Erhame’r-Râhimîn!... Yeni bir Gül Cemresi düşür Ademoğlu’nun gönlüne… Bu garip ümmete baharı soluklat yine… Yeniden döndür kahraman milletimi tarihî mefâhirine…’ duâsını Cenâb-ı Allah’a arz edelim...  “Âlemlere Rahmet” olan “Kâinâtın Efendisi”den de şefâat isteyelim:  ‘Ey Emsâli Olmayan Gül!.. Kalmadı bu mazlum ümmette, bu aziz millette artık tahammül, ne olur bize de bir gül, tebessümünle şâd olsun her mü’min gönül’ diyelim… 

         

                      Duâlarımız odur ki, son nefesinde bir demet gül isteyip, onu koklayarak rûhunu teslim eden Hz. Ali (r.a.) gibi,  bizim ömrümüzün bidâyeti de, nihâyeti de, ilk faslı da,  son faslı[6] da  Fasl-ı “Gül” olsun… Ve gönlümüz daima “Gül” aşkıyla dolsun...

                     

                      “Gül Mevsimi”nde, “Gül” Yetimleri’nin “Gül”e sevdâlı yüreklerini “Gül” Cemresi’nden mahrum bırakma Yâ Rabbi!..

         

                      “Gül” Efendim,  gülümse bize… “Gül” yüzünden nur yağsın yüreklerimize… Yalnızız, yılgınız, yorgunuz, aciziz, perişânız, günahkârız, öyle muhtacız ki şefâatinize... Ne olur imdâd eyle bize...

         

                                “Erir canlar o Gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından,

                       Güneş titrer, yanar dîdârının bak, ihtirâsından,

                       Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından

                       Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûlallah…”[7]

         

                       

                                                                                                          

                                                                                                              


        


        

        *Dr.

        [1] Nef’î


        

        [2] Bi’setin 10. yılında; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in 4 yaşındaki büyük oğlu Hz. Kâsım ve diğer oğlu Hz. Abdullah’ın vefâtının ardından Amcası Ebû Tâlib’in ve “Ümmetin Kadınlarının En Hayırlısı”  Hz. Hatice (r.a.nha) peşpeşe dünya değiştirmiştir. Ard arda vûkû bulan bu acı hâdiselerin Allah Resûlü (s.a.v.)’nün kalbinde derin bir teessür bıraktığı için, Efendimiz bu seneye (M. 620) “Hüzün Yılı” demiştir.


        

        [3] Muvatta, II, 899; Müsned, I, 384; Müslim, II, 889-890; Ebû Dâvûd, I, 442; Tirmîzî, V, 662-663


        

        [4] Hûd, 11/112; Şûrâ, 42/15


        

        [5]  İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, XIV, 10


        

        [6] TDV İslâm Ansiklopedisi, XIV, 221


        

        [7] Yaman Dede,Dahîlek Yâ Resûlallâh,  Kâinâtın Efendisi’ne Na’t Antolojisi, 156-157

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele