Afganistan’ın Öteki Önemi

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

                    Yirminci Yüzyıl Jeopolitik biliminin kurucularına göre, dünyanın kalbi yani merkezi Türkistan idi. Bunun hala böyle olduğunu son 40 yılda özellikle Afganistan'ın geçirdiği istilalardan anlamak mümkündür. Önce bir zamanların süper gücü Sovyetler Birliği’nin ve sonra da Soğuk Savaş Yılları’nın öteki ve şimdinin tek süper gücü ABD'nin Afganistan'ı bir çok asker ve prestij kaybına rağmen işgale önem verdiklerini biliyoruz.

         

                    ABD, Afganistan macerasında NATO ile beraber uğramış olduğu başarısızlığa karşı, hala burada bulunmaya önem veriyor ve önümüzdeki günlerde 30.000 kişilik ek bir muharip güç göndermeye karar vermiş. Aynı şekilde Türkiye dahil öteki NATO üyesi ülkelerden de ek muharip güç talebi var. Bu gelişme bir anlamda Irak batağından kurtulmak isteyen ABD'nin Afganistan'da bilakis daha sağlam bir varlık gösterme kararında olduğunu ve hatta yeni bir strateji uygulayabileceğini de gösteriyor. Ama öte yandan da ABD burada askeri varlığını arttırırken bu yeni strateji çerçevesinde ekonomik ve sosyal alanda müttefikleriyle beraber bu ülkeyi kalkındırmak ve köktendincilerin Afgan halkının üzerindeki etkisini böyle kırmak istiyor.

         

         

                    Stratejik Önemin Ötesinde Afganistan'ın Doğal Kaynakları da Var

         

                    Dünyanın nüfusu artıp, ülkelerin hayat standartları da buna paralel yükselince her türlü doğal kaynağa artan bir talebin doğduğunu biliyoruz. Özellikle Çin ve Hindistan'ın üretim ve tüketimlerini hızla arttırmaları son yıllarda tarımsal ürünlerin yanı sıra bilhassa endüstriyel doğal kaynaklara olan talebi arttırmış ve haliyle bu eğilim söz konusu maddelerin fiyatlarını da yukarı çekmiş. Petrol, demir, çinko, nikel, krom gibi madenlere ve bilhassa endüstrinin çok büyük ölçüde ihtiyacı olan bakıra olan talep de bu bağlamda geometrik olarak artmış.

         

                    İşte endüstriyel önemi çok fazla olan bakırın şu anda dünyada hala kullanıma sokulmamış en büyük maden sahası ise Afganistan'da bulunuyor.  Ve burası Kabil'in yaklaşık 80 kilometre ötesindeki Aynak bölgesinde. Bu önemli maden rezervinin yaklaşık 700 milyon tonu bulan rezervinin bugünkü değerinin ise 80 milyar dolar olduğu söyleniyor. Hiç şüphesiz böyle bir varlık Afganistan gibi fakir bir ülke için ciddi bir nimet ve umut ve hatta yeniden bir doğuşun habercisi olabilir.

         

                    Ne var ki Afganistan'ın tek zenginliği bakır değil. Ülkenin Bovinya bölgesinde taşkömürü kaynakları, Şibirgan'da doğalgaz, Mezar-ı Şerifte petrol, Badakistan ve Sari-Pul'de demir var. Bunların da önemli rezervlere sahip olduğu söyleniyor. Yine ülkenin birçok başka yerinde kurşun, çinko, altın, gümüş, kükürt, beril ve asbest yatakları da var.

         

                    Hatta Kabil'in 130 kilometre kadar batısındaki Hacıgak'taki demir madeninin Asya'nın en büyük ve önemli yatakları olduğu söyleniyor. Bunların ancak çok ufak bir kısmı şimdilik kullanılıp işletiliyor. Yani halen bütün bu önemli rezervlerin Afganistan'a fazla katkısı yok. Çünkü bir yandan yıllardır süregelen iç savaş ve yabancı güçlerin istilası ülke halkını yaşam ve var olma savaşına itmiş. Yatırım yapılması gereken maden işletmeciliği devreye sokulmadığı için halkın büyük bir kısmı, güvenceli olarak kolay ve ciddi bir gelir kaynağı olan afyon üretimine yönelmiş. Öte yandan da doğal koşulların zorluğu ve üretim mekanlarının ulaşıma açık olmaması da bu kaynakların halkın yararına ve istihdam sağlayacak şekilde devreye sokulmasını engellemiş.

         

                    Örnek olarak, Hacıgak'taki yüksek tenörlü ve takriben 1,5 milyar ton olduğu tahmin edilen demir rezervlerinin yatakları 3500 metre irtifadaki bir bölgede bulunmakta. Ülkede buradan çıkarılacak madeni taşıyabilecek demiryolu olmadığı gibi, bunu işleyecek demir-çelik fabrikası da yok. Ayrıca denize açık bir ülke olmayan Afganistan'ın bunu şimdilik dünya piyasalarına ulaştırma olanakları da hiç yok.

         

         

                    Müttefik Ülkelerin Afganistan'a Gerçekçi Yardımı Silahla Değil Ekonomiyle Olmalı

         

                    Obama Hükümeti 2011'de bu ülkeden çekileceğini söylüyor. Bu söylemin ABD'nin politik ve stratejik çizgisine uymadığı ve Orta Asya'da bu ülkenin varlığını sürdürebilmesi için Afganistan ve buradaki terör gibi bir bahaneye ihtiyacı olduğu da biliniyor. Yani Rusya'yı Asya kıtasında kontrol altında tutabilmek için ABD'nin Afganistan gibi bir ileri karakolda bulunması kendi stratejisi açısından elzem.

         

                    Ama öte yandan Afgan halkının çektiği ızdırab da dünya kamuoyunu müthiş rahatsız etmekte. Bu nedenle ABD'nin yeni Afganistan stratejisinin, bir ölçüde ülkede güvenliği sağlarken Afgan halkına da ekonomik anlamda, afyon yetiştiriciliğinin ötesinde bir şeyler sunması şeklinde olmalı. İşte bu söz konusu madenler bu konuda özellikle bir çıkış stratejisi sağlama vasıtası olabilirler. Bu söz konusu doğal kaynakların işletilmesi, bunların iç ve dış pazarlara ulaştırılması için yolların inşası yüz binlerce Afganlıya iş kapısı açabilir.

         

                    Bu bağlamda Hacıgak demir yatakları için başlatılan işletme projesi önemli bir adım. Bu bölgede inşa edilmesi düşünülen çelik fabrikasının 80 bin kişiye iş sahası açacağı söyleniyor. Bu da ülke ekonomisine milyarlarca dolar gelir kaynağı demek.

         

                    Yine Yovzcan'daki doğalgaz ve Sari-Pul'deki petrol yataklarının işletilmesi için bu sıralarda adımlar atıldığı ve yabancı firmalardan teklifler beklendiği biliniyor. Logar eyaletindeki demir yatakları ise şimdiden Çinlilerce işletilmeye başlanmış.

         

                    Ama özellikle dünyanın önemli bakır yatağı olacağı söylenen Aynak'ta şimdiden binlerce işçi asker koruması altında ve Çinli mühendisler nezaretinde çalışmaya başlamışlar. Buranın işletilmeye açılması ise Afganistan ve halkı açısından başlı başına bir yeni gelecek demek olacak.

         

                    Afganistan hükümeti bu kalkınma olanağını oldukça gerçekçi bir şekilde değerlendirmiş ve 16 ülkenin bu maden yatağını işletme başvurusu arasından Çinlileri seçmiş. Çünkü Çin buranın işletilmesi açısından gerekli araçları üreten en yakın ülke olduğu gibi bakır madenine en çok talebi olan ve adeta bakıra aç bir ülke. Yine Çin, Afgan hükümetinin koyduğu şartlar gereği madenin işletilmesi için elektrik santrali, yollar, lojmanlar, hastaneler, okullar yapmayı da taahhüt etmiş ve bu konuda üç milyar dolarlık bir yatırım planlamış. Bu projenin Çin'in denizaşırı bir ülkede gerçekleştirdiği en büyük yatırım olması da Çin'in doğal kaynak sağlamaya dönük çabalarını gösterirken, bu stratejide Afganistan'ın yeri ve önemini de vurguluyor.

         

                    Yine Çin tarafından özellikle Afganistan'ın doğal kaynaklarının taşınması ve açık denizlere çıkarılması için önerilen bir başka proje ise, Özbekistan sınırı yakınlarındaki Hayratan'dan Kabil'e uzanan ve buradan da doğuya Torkham'a, Pakistan sınırına uzanan bir demiryolu inşası. Eğer bu proje de gerçekleştirilirse, işte bugüne kadar Amerikalıların silahla Afganistan'da sağlayamadıkları düzen ve güvenlik sağlanmış olacak.

         

                    Umarız bütün bu söz konusu zengin doğal kaynaklar sömürgeci zihniyetin elinde çarçur olmadan Afgan halkının geleceği için tez elden gerçekleşir ve boş vaatlerde kalmaz.

         

         

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele