Türk Milletinin “Soykırım”la İmtihanı

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

        Ermeni diasporası ve Ermenistan Devleti, Türkiye’ye karşı bir “soykırım” savaşı yürütmektedir. Hemen başından belirtelim; birilerinin sandığı gibi soykırımla suçlanan yalnız Türkler değil bütün Müslümanlardır. Bu bağlamda dünyanın her yerinde Ermeniler, Türklerin imajına ve tarihine yönelik saldırılarına alabildiğince hız vermişlerdir. “Ermeni soykırım iddiaları” Türkiye’ye yönelik olarak ilan edilmiş olan silahsız bir savaştır. Bunun çok açık olmasına rağmen Türkiye’deki Ermeni lobisi ve özürcü aydın kesimi olgunun altında yatan gerçekleri halktan saklamaktadır. Hâlbuki konu Türkiye’nin varlığı, meşruiyeti ve toprak bütünlüğüyle yakından ilişkilidir. Bugün birliğine, bütünlüğüne, varlığına ve tarihine karşı açılmış bir savaşla Türkiye karşı karşıyadır. Birilerinin sunduğu gibi “soykırım iddiaları” bir halkın uğradığı felakete yönelik olarak gösterilen tarihi bir duyarsızlık sorunu değildir. Sorun Ermeni kimliğini diri tutmak, nostalji, insani ya da “tarihle hesaplaşmak” sorunu ise hiç değildir.

         

        Bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde yüz yıl önce meydana gelmiş bir olayın hesabının yüz yıl sonra sorulduğuna dair bir olayı tarih kayıt etmemiştir. Yine dünya tarihinin hiçbir döneminde tarihin siyasetçiler, parlamentolar ve dernekler tarafından yazılmasına teşebbüs edilmemiştir. Tarih siyasallaştırıldığında tarih olmaktan çıkarak siyasi bir propaganda haline gelir.

         

        “Ermeni soykırım” iddiaları gerçekte Anadolu’nun mülkiyetine yönelik taleplerin ürünüdür. Bu bakımdan “insanlığı karşı işlenmiş suçlar”, “bir hakkın teslim edilmesi” ya da “bir acının paylaşılmasıyla” uzaktan yakından ilgisi yoktur.

         

        Tarihi tek yanlı, acıyı tek boyutlu ve olayları tek taraflı olarak okuyan ya da anlayanların amaçları insani değil siyasidir. “Soykırım iddiaları”, silahla dize getirilemeyen bir halkın siyasi atraksiyonlarla diz üstü çöktürmenin aracıdır. Daha açıkçası cephede yenilmeyeni masada yenmek mücadelesidir.

         

                   

                    Düşmandan Dürüst Olması Beklenmez!

         

                    Diaspora ve Ermenistan devleti kendisini hala Türkiye ile savaş halinde görüyor. Türkiye ile çatışmasızlık durumunu geçici bir ateşkes dönemi olarak değerlendiriliyor. Ermenistan bugün resmen Türkiye’nin sınırlarını tanımıyor. Türkiye toprakları üzerinde hak talep ettiğini anayasasına yazmıştır. Ağrı Dağı’nı simge olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin bazı vilayetlerini ise hala Batı Ermenistan olarak nitelendiriyor.

         

        Ermenistan, bu tavrıyla Türkiye’yi komşu olarak değil düşman olarak gördüğünü ortaya koymuş bulunuyor. Ermenistan tarih boyunca ancak büyük güçleri arkasına alarak sesini duyurabilmiştir. 20. yüzyılın başlarında Ermenistan önce Çarlık Rusya’sı daha sonra da İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki hesaplarının aracı olarak kendisini kullandırmıştır. Bundan da bir sonuç alamamıştır. 21.Yüzyılın başından önce SSCB çökünce Ermenistan bu defa umudunu ABD’ye bağlamış bulunmaktadır. Küçük ancak etkili diasporası ile Ermenistan Türkiye’yi dünyanın her yerinde “soykırımcı” ilan ettirmektedir.

         

        Ermenistan’ın bu tavrını anlamak mümkündür. Ancak Ermenistan’a ya da diasporasına rica, minnet ederek ya da “tarih komisyonu” kurup ortak araştırma önermekle barış sağlanacağını sananların tavırlarını anlamak mümkün değildir. Karşınızda önyargılı, intikam duygusuyla yanıp tutuşan ve sizi düşman gören bir Ermeni algısı var. Ermenistan ve diasporası Türk milletine karşı kini bir din olarak görmektedir. Böyle bir anlayışa sahip ülkeyle dış baskıları dikkate alıp protokol imzalamanın sorunu çözeceğini sanmak fena halde yanılmak anlamına gelir.

         

        Herhangi bir anlaşma gerçekler ve gerekler üzerine bina edilmesi durumunda anlamlı olur. Sizi düşman gören bir anlayışla mecburuz/mahkûmuz görüntüsü vererek el sıkışmak barışı değil gerilimi tetikler. Ayrıca düşmandan dürüst olmasını beklemek ya da adalet talep etmek aklı başında olan yönetimlerin işi değildir. Halk tabiriyle “dostlar alış verişte görsün” diye anlaşma yapılmaz.

         

         

        Bir Protokol Hikâyesi

         

        Ermenistan başta Dağlık Karabağ olmak üzere Azerbaycan topraklarının yüzde 20’ini işgal etmiştir. Bu işgalci ve iftiracı tavır Türkiye’nin Ermenistan’a karşı sınırlarını kapatmasına neden olmuştu. Türkiye, “işgali bitir, soykırım iftirasına son ver, sınırları tanı; sonra kapıları açalım” diyordu. Türkiye, birden bire ön şartından geri adım atarak “ön şartsız” Ermenistan ile protokolleri imzaladı. Türkiye protokolü “ön şartsız” imzalarken, Ermenistan (soykırım iddiasını sürdürerek) “önyargılı” bir biçimde imzalamıştır. Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasını öngören protokoller imzalanır imzalanmaz Türkiye’deki malum basın “Tarihi Sorun Tarihe Gömüldü”, “Diaspora Yıkıldı” türünden manşetler attı.

         

        Gelişmeler tarihi sorunun bu protokollerin imzalanmasıyla tarih olmadığını kanıtladığı gibi yıkılanın da “Diaspora” değil Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “Bir Millet İki Devlet” paradigması oldu.

         

        İmzalanan protokole de herkes kendisine göre bir anlam yükledi: Çünkü protokol, her iki ülkenin de kendi dış politika çıkarlarına uygun biçimde yorumlamaya müsaitti. Metinden Türkiye başka bir şey Ermenistan ise tam aksi bir şey anlıyordu. Ermenistan’a göre protokolde “ortak tarih komisyonu” kurulması “soykırım” olarak nitelenen 1915 olaylarıyla ilgisi yoktur. Çünkü “soykırım” tarihi gerçektir, tartışılamaz. Türkiye, tarafı ise tam aksi görüşteydi. Eğer ortak tarih komisyonu “soykırım” iddialarını görüşmeyecekse bir tarih komisyonunun kurulmasına zaten ihtiyaç olmazdı. Yine Ermeni tarafı Karabağ’daki Ermenistan işgaliyle protokolde ima edilen hususların bir ilgisi yoktu. Çünkü görüşmeler “ön koşulsuz” başlamış ve öyle yürütülmüştür. Türkiye, tarafı ise protokolün yürürlüğe girebilmesi için metinde yer alan “bölgedeki barış ve istikrar” sözlerinden Karabağ’daki işgalin sona erdirilmesiyle ilgiliydi. Ermenistan tarafı protokolde yer alan “uluslararası hukukça tanınan anlaşmalar”a atıfta bulunulmasının da Ermenistan’ın Kars anlaşmasını tanıdığı anlamına gelmediğini düşünüyordu. Çünkü Sevr de uluslararası hukuk tarafından tanınan bir anlaşmaydı.

         

         

        Protokollerin Akıbeti?

         

        Ermenistan Anayasa Mahkemesi, iki ülke arasında Zürih’te imzalanmış olan protokolleri onayladı. Ancak, protokolleri tarihi Ermeni iddialarını ve tezlerini aynen savunma ve sürdürme görevi çerçevesinde onayladığını açıkladı. Ermenistan Mahkemesi’nin kararına göre 1- Ancak "diplomatik ilişkilerin kurulması" ve "ortak sınırın açılması" durumunda protokoller geçerli olabilecek. 2- Protokollere göre, "ilişkilerin tarihsel boyutunu" incelemek üzere kurulması öngörülen komisyonun kesinlikle 1915'te yaşananları ele almayacağını söyledi. Mahkeme, bu komisyonun 1915 olaylarının "soykırım" olduğunun uluslararası arenada tanınmasını desteklemek amacıyla kurulacağı yorumunu yaptı. 3-Mahkeme'nin “karşılıklı sınıra saygı duyulması” yönündeki protokol maddesiyle ilgili yorumunda da -1921 tarihli Kars Antlaşması'nı değil- yalnızca bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti'nin kurulmasından yani 1990'dan sonra yapılan anlaşmalar için geçerli olduğuna hükmetti.

         

        Türkiye, doğal olarak bu duruma tepki gösterdi ve “Ermenistan’ın Protokollerin asli hükümlerine bağlılığını muhafaza ettiğini açıklamasını” talep etmiştir. ABD tarafı ise “önemli olanın Mahkemenin onay vermiş olmasıdır” diyerek durumu geçiştirdi. Ermeni tarafı protokellerin asli hükümlerine bağlılığına yönelik taahhütte bulunmayı kabul etmemesi bir yana Dış İşleri Bakanı Davutoğlu’yla görüşen, Nalbantyan, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararının protokollerle çelişmediğini savunmuştur. Bu arada Ermenistan Meclisi, Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a Türkiye ile yapılan protokollerden imzasını geri çekme yetkisi veren bir yasayı kabul etti.

         

         

        CNN, Kamuoyuna Israrla “Soykırım” Dayatıyor!

         

        Türkiye aleyhtarlığına ABD medyası adeta kampanya biçiminde sürdürüyor. Nitekim bir süre önce Amerikan CBS Televizyonu’nda “60 Dakika” adlı bir program yayınlanmıştı. Programda Patrik Bartholomeos “Türkiye’de azınlık olmak suç değil, ama biz kendimizi ikinci sınıf vatandaş gibi hissediyoruz” demişti. Patrik, “Burası bizim için Kudüs kadar kutsal topraklardır. Bazen çarmıha gerilsek de burada kalmayı tercih ediyoruz” ifadelerine yer veren bir program yayınlanmıştı. Bu defa CNN televizyonu, gazeteci Christian Amanpour tarafından sunulan ve ilk olarak 4 Aralık 2008'de yayınlanan "Scream Bloody Murder" (Kanlı Cinayet Diye Haykır) adlı programı Senatodaki oylama öncesinde tekrar ekrana getirildi.Yahudi soykırımı, Kamboçya, Iraklı Kürtlere Saddam Hüseyin rejimi tarafından düzenlenen kimyasal saldırı, Bosna, Ruanda ve Darfur'da yaşananların kapsamlı olarak ele alındığı programın başında, kısaca 1915 olaylarına da değinilerek, o dönemde, ''Hristiyan Ermeni vatandaşların, sekiz yıl boyunca katledildiği ve göçe zorlandığı, bunun sonucunda 1 milyon Ermeni kadın, erkek ve çocuğun öldüğü'' iddiasında bulunuldu. "Türk hükümetinin, olanları soykırım olarak nitelemeyi ve sorumluları adalete teslim etmeyi reddettiği" görüşü de programda savunuldu.  Programın 1915 olaylarını ele alan kısmındaki görüntülerde, ayrıca, asılmış, öldürülmüş kadın, erkek ve çocuklar ile kurukafa resimleri gösterildi, bunların arasında Osmanlı üniformalı bazı askerlerin elinde silah, önlerinde öldürülmüş insanların kafalarının bulunduğu bir fotoğrafa yer verildi. Kuşkusuz ABD Temsilciler Meclisi’ndeki oylama öncesine yapılan Türkiye aleyhtarlığı rastlantı değildi.

         

         

         

        “Soykırım İddiaları” ve ABD Temsilciler Meclisi

         

        Ermenistan ve diaspora Türkiye’yi yumuşak karnı olan “soykırım iddiaları”yla vurmayı sürekli bir strateji olarak benimsemiştir. Ermeni iddiaları yasalaşıncaya kadar da “soykırım” tasarıları “bitmeyen senfoni” gibi gündeme gelip, gündemden gidecektir. Bugüne kadar “soykırım yasa tasarısı” sekiz defa Kongre'nin Dış İlişkiler Komisyonu önüne gitmiş, sekizinde de Türkiye'nin aleyhine karar çıkmıştır. 2005 yılında taslak 22'ye karşı 7 oyla kabul edilmişti, son oylamada 22 Temsilciler Meclisi üyesi Türkiye lehine oy kullandı.  Komitenin Musevi asıllı başkanı ile yedi Musevi üyesi aleyhte oy kullandı; Komisyon başkanı kulislerden milletvekili topladı, lehte bir oyun kullanılmasını engelledi. Sonuç 23-22... Türkiye’de malum mahfiller tasarı aleyhinde oy kullananların 22 olmasını başarı sayarken, Ermeni tarafı bunu tam bir zafer olarak görmektedir. Aslında tasarının bir oy farkıyla geçmesinin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan geçmiş olmasıdır.

         

        ABD Başkanı Obama, yardımcısı Biden ve Temsilciler Meclisi Çoğunluk Başkanı Nelsi Pelosi “Ermeni Soykırım” tasarısı için seçmenlerine defalarca taahhütte bulunmuşlardı. Barack Obama, Türkiye ziyareti sırasında bu konudaki görüşünü değişmediğini açıkça söylemişti.

         

        Oylama sırasında ABD Hükümeti “biz elimizden geleni yaptık ama engelleyemedik” türünden bir strateji uygulamıştır. Beyaz Saray son anda Florida Milletvekili Ileana Ros-Lehtinen’in ağzından “Obama Yönetiminin Tasarının durdurulmasını” istiyor, diye bir açıklama yaptırdı. Beklendiği gibi bunun hiçbir etkisi olmadı. Sonucun Türkiye’nin aleyhine çıkması için teamüllere aykırı olarak oylama süresi uzatıldı. Durum 20-22 tasarı aleyhine iken uzatmada üç senatör salona getirilerek tasarının 23-22 geçmesi sağlandı.

         

        İşin ilginç yanı, ABD Başkanı Obama’nın tasarının Temsilciler Meclisi’nden geçmesinin hemen akabinde Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray’da bir resepsiyon vermesi ve orada Osmanlı’ya hakaret eden açıklamalarda bulunmasıdır. Obama konuşmasında Başpiskopos Demtrios’a teşekkür ederek şunları söylüyor: “189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ayağa kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. Burada sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız”. Hatırlatalım: Bu isyan sırasında Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin’de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi.

         

         

        Sorun ABD’de Oylanan Tasarıdan İbaret Değildir!

         

        ABD’de Ermeni soykırım tasarısını Temsilciler Meclisi Alt Komitesi'nde kabul edilirken İngiltere de Boşnak lider Eyüp Ganiç'i tutuklayarak, Türkiye'ye ciddi bir mesaj vermiş oldu. Türkiye öteden beri Boşnaklarla Sırplar arasında her an yeni bir çatışmaya dönüşme ihtimali olan gerilimi düşürmeye çalışıyordu. Bu tutuklamanın da Türkiye’nin Balkanlardaki etkinliğini kırmaya yönelik olduğu açıktır.

         

        İsrail ile Fransa, Türkiye’nin Ortadoğu’daki hareket alanını daraltırken, İngiltere ise Türkiye’nin Balkanlardaki etkinliğini sınırlandıran süreçleri üretmektedir. ABD'de kabul edilen Türkiye karşıtı tasarı bu anlamda Ermeni tezlerini aşan boyuta sahiptir. Bu karar, Türkiye-ABD arasında "rol-model”, “stratejik müttefik”lik ya da “BOP’da eş başkanlık” gibi söylemlerin anlamsızlığını kanıtlanmış bulunmaktadır.

         

        Açıkçası Türkiye aşağıdan aldıkça ABD ve Batı ülkeleri Türkiye çıkarları aleyhine hedef büyütmektedir. Türkiye’nin İran, Afganistan, Irak konusunda kayıtsız şartsız ABD yanlısı tavrına karşın ABD, “Ermeni Soykırım Yasa Tasarısını” Temsilciler Meclis'inden geçirerek buna cevap vermiş olmasının başka bir anlamı yoktur. Türkiye de buna Büyükelçi’yi geri çağırarak cevap vermiştir. Bir süre sonra Türkiye’deki iktidar “henüz her şeyin sonuna gelinmedi” diyerek ABD çıkarlarıyla uyumlu politikasını hiçbir şey olmamış gibi sürdürmeye devam edecektir. Yine iktidar ve malum özürcü aydın gurubu yaşananların Türkiye ile Ermenistan arasında iyi ilişkiler kurulmasına engel teşkil etmemesi gerektiğini, bu nedenle de Ermenistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi için Türkiye’nin elinden geleni yapması gerektiğini söyleyeceklerdir. Bu tür yaklaşımların amacı Türk dış politikasını kimliksizlikleştirmek ve çaresizlik modu içine sokmaktır.

         

        Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, onca olan bitenden sonra “Protokol sürecine sadığız” diye açıklama yapmıştır. Protokollerde imzası bulunan Ermenistan Dış İşleri Bakanı Nalbatyan, Türkiye’yi “Ermeni Soykırımı” yapmakla suçlayan tasarının temsilciler meclisinden geçmesini kutluyor ve bunun ABD’nin insan haklarına verdiği önemi gösterdiğini söylüyor.

         

         

        Domino Etkisi!

         

        Diğer yandan yüz yıl öncesine ait “soykırım” iddialarını ABD gibi bir gücün ciddiye alarak iddia sahipleri ödüllendirmesi bunun arkasının geleceğinin de işaretidir. Nitekim Atina’da Karadeniz bölgesinde Türklerin Rum Pontusluları öldürdüğü konusunda suçlamada bulunan bir grup yeniden ayaklandırdı. 19 Mayıs’ın  bu katliamın Yunan parlamentosunda anılma günü ilan edilmişti. Şu sıralarda da bu grup da uluslararası podyumlarda tezlerini sergilemeye hazırlandığına ilişkin haberler geliyor. Onlar da 350 bin Rum’un Türkler tarafından öldürülmüş olduğunu iddia ediyorlar. Bunun ardından Keldani, Pontus ve Süryani soykırım iddiaları gelecektir. ABD’nin temsilciler meclisinde kabul edilen “soykırım tasarısı” domino etkisi yaratmıştır. ABD’nin ardından İsveç Parlamentosu da bir oy farkla tasarıyı kabul etmiştir. Sırada İngiltere var. Öyle görülüyor ki bu gidişle dünyada adı sanı duyulmamış ülkelerde de  “Ermeni soykırım yasa tasarıları” devreye sokulacaktır.   

         

        Soykırım iddiaları prestij tasarıları değildir. Dünya parlamentoları bu “soykırım”ın olduğunu kabul ettikten sonra sıra konunun Birleşmiş Milletler’de ele alınmasına gelecektir. Ondan sonra da “Almanlar Yahudilere nasıl tazminat ödediyse, Türkler de Ermenilere tazminat ödesin” taleplerine gelecektir.

         

         

        Türkiye’nin ABD Endeksli Stratejisi İflas Etmiştir!

         

        Ortaya çıkan durum, ABD yönetiminin gerçekte Türkiye’yi güvenilir ortak olarak görmediğinin kanıtıdır. ABD için Türkiye’nin bölgede “rol-model” ya da “stratejik ortak” olmadığı açığa çıkmış durumdadır. Zira hiç kimse “stratejik ortak” olarak nitelediği ortağını güç durumda bırakacak tavır içine girmez. Ayrıca ABD’nin Türkiye’nin bölgede yürüttüğü (İsrail merkezli olmayan) politikaları desteklemek bir yana karşıt olduğu da kanıtlanmıştır. ABD,  aslında “soykırım” tasarıları üzerinden Türkiye’ye çeki düzen vermek istemektedir.

         

        Aynı zamanda ABD’nin, Türkiye'nin İran'la ilişkilerini bu tasarıyla manipüle etmek istediği de açıktır. Son zamanlarda İran'a yönelik olarak yoğunlaştırılmış ambargo çalışmalarında, Ermeni tezinin Türkiye'ye baskı aracı olarak kullanılacağı bellidir. ABD, bu tasarıyla adeta Türkiye her şart altında bizimle işbirliği yapmaya mecburdur varsayımından hareket etmiştir. Aslında ABD’nin Türkiye’ye yönelik gerçek rahatsızlığı Türkiye’nin Ortadoğu’da yürüttüğü İsrail aleyhtarı siyasettir. Nitekim ABD Başkan Yardımcı Joe Biden “İsrail’in arkasındayız” mesajını Telaviv’den verirken, aynı zamanda Türkiye’nin de karşısında olduğunu ABD Temsilciler Meclisi kabul ettiği tasarıyla gösterilmiş olmaktadır. İngiltere ise Eyüp Ganiç olayıyla Türkiye’yi Balkanlar’da, ABD ise “soykırım” tasarılarıyla Türkiye’yi Kafkaslar, Rusya, İran, Ortadoğu, Afrika politikalarından rahatsız olduğuna yönelik açık mesaj vermiştir.

         

         

        ABD ile Sonuçlara Göre İlişkiler!

                   

                    Bu şartlar altında Türkiye, “Ermeni Soykırım Tasarılarıyla” uğraşmaktan vazgeçmelidir. PKK terörü ve soykırım iddialarının Batı ülkeleri tarafından Türkiye’nin dış politikasını manipüle etmesine izin verilmemelidir. Türkiye kendisine karşı oynanan makro planlara, mikro tepkiler göstererek geçiştiremez. Türkiye, hedef büyütmelidir. Sahte ve sanal “Ermeni Soykırım İddialarına” karşı Türkiye, Azerbaycan ile ikili ilişkilerini kurumlaştırarak cevap vermelidir. Türkiye ile Azerbaycan arasında ciddi ve stratejik bir bütünleşme süreci başlatılmalıdır. Bu bağlamda Hocalı ve Karabağ olayları dünya gündemine yeniden taşınmalıdır. ABD’nin Ermenistan yanlısı tutumuna karşı Türkiye, İran ile ilişkilerini Batı formatının dışına taşıyarak dengeyi kurmalıdır. Azerbaycan parlamentosu, Ermeni "soykırımı" tasarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilmesinin, bölgedeki istikrar ve Dağlık Karabağ sorununun çözümü için gösterilen çabalara zarar vereceğini açıklamış bulunmaktadır.  Azerbaycan parlamentosundan yapılan açıklamada, "Tasarının kabulü Dağlık Karabağ sorununun çözümü için gösterilen çabaları sıfıra indirebilir" denilmiştir. Aynı biçimde Türkiye de, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için imzalanan protokollerin uygulamasını ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı kararın sekteye uğrattığını açıklaması gerekir. Diğer yandan Türkiye ile Azerbaycan arasında işgale ve iftiralara karşı mücadele etmek üzere sürekli faaliyet gösterecek ortak bir platform kurulmalıdır. Bu platform Türkler aleyhindeki faaliyetleri önleyecek çalışmalar yapmalıdır. Böyle bir girişim ancak Türkiye’yi sürekli savunma yapan bir ülke olmaktan çıkarabilir.

         

                    Unutmamak gerekir kiABD de dış ilişkiler, Başkan’a değil çıkarlara bağlı olarak sürdürülmektedir. ABD’nin Türkiye ile ilişkileri de bu ilkeye tabidir. Türkiye de stratejilerini bu gerçek üzerine oturtmalıdır. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Türkiye’dedir. Başbakan  “neticeleri net olarak görülmediği sürece” Büyükelçinin ABD’ye gitmeyeceğini açıkladı. Bu doğru bir stratejidir. 24 Nisan’da ABD Başkanı konuşmasında “Soykırım” sözcüğünü kullanırsa da “Türkiye’nin ABD’nin çok odaklı dış politikasıyla kesişen noktalarda işbirliğini kesmesi”, “F-35 savaş uçağı, 14 CH-47 Chinook helikopterini içeren 1,2 miyar dolarlık anlaşmayla Patriot füzeleri satış görüşmelerini askıya alması” söz konusu olacaktır. Bu arada Türkiye’nin İran ve Afganistan konusunda ABD’ye verdiği desteği çekmesi de söz konusu olacak! Demek ki her şart altında kayıtsız şartsız ABD politikasından sonuçlara göre ABD ile ilişkiler stratejisine geçiliyor. Doğrusu da budur. Mevcut şartlar ABD Başkanı’na “soykırım” sözcüğünü kullanma imkânını vermiyor. O da çok arzu etmesine karşın, bu sözcüğü kullanamayacaktır.

         

         

                   

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele