Sincan: Çin’in Başarılı Algı Operasyonu

Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

        Okuma alışkanlığının düşük olan toplumlar bilgi eksikliğini yaygın olarak yaşamakla birlikte bilgi kirliliği içinde bocalayıp dururlar. Bu nevi toplumların temel özelliklerinden biri ise düşünme, özellikle analitik düşünebilme yetersizliğinin yaygın olması durumudur. Dolayısıyla toplum üyelerinde mantıklı cümle kuramama, normal davranamama gibi sorunlar yaygın hâle gelir. Bunun tersi durumların hâkim olduğu toplumlar bahsi geçen toplumları veya işbu toplumlardaki önemli sosyal grupları kolayca “kumanda” edip yönlendirebilirler.

        
Okumanın eksikliği bireylerde veya sosyal gruplarda hafıza sorununu ortaya çıkartmakla birlikte bizce algı sorunu yaşamasına de neden olabiliyor. Bireylerin algı mekanizmasındaki sorunlar doğrudan bireyin zihniyetini dolayısıyla davranışlarını etkiler.

        
Algının bilinen ve yaygın tanımı ise, dış dünyadan bilgi edinilmesi olayı duyum ve bunun değerlendirilmesidir. Algı bir nesnenin, bir olgu ya da bir olayın mekânda bir yere yerleştirilmesi ve bir bütün olarak kavranmasıdır. Algı, insanın çevresindeki meseleleri, nitelikleri ve ilişkileri duyu organları yoluyla elde etmesi, tanıması, idrak etmesi, anlaması ve anlamlandırmasıdır.

        
Dünyamızda okuma alışkanlığını binlerce yıldır geliştirerek devam ettiren eski medeniyet sahiplerinden biri kuşkusuz Çinlilerdir. Çinlinin okuma, yazma konusunda komşularından çok fazla ileri seviyede olduğu tartışılmaz. Çinlinin okuma ve yazma alışkanlığı aslında çok eski zamandaki Çinli- gayri Çinli etkileşimi sürecinde oluşan tehdit algısı ile daha da pekişmiş; öteki halklar hakkında sürekli bilgi biriktirme, kanaat oluşturma ve oluşturulan Çin merkezli kanaatlerin (objektif olsun, olmasın) nesillere iletilmesi için kültürün-zihniyetin devamlılığına önem vermesi ile de yakından ilintilidir… Çinli tarihinde ve edebiyatında bahsi geçen öteki kavimlerin en önemlisi ise Türkler veya Türkler ile akraba olan Moğollardır. Uzunluğu yaklaşık iki bin küsur kilometre olan dağların tepesine yapılmış Çin seddi ise işte bu Türk tehdidinden dolayı ortaya çıkmıştır… Çinlinin Türk algısı da işte bu seddin yapıldığı uzun süreçte birikerek silinmesi veya değişmesi imkânsız önyargılarla birlikte oluşmuştur. Çinlilerdeki kültürel ve zihni süreklilik bahsi geçen “Türk veya Türkler algısı”nı tarihsel derinliği ile günümüze ulaştırmıştır.

        
Fakat Çinli ve Çin kültürüne komşu olan Türklerin okuma, yazma alışkanlıklarının düşük veya sürdürülebilir olmayışı, sürekli alfabe değiştirme, din değiştirmelerden dolayı hafıza sisteminde sürekliliğin olmayışı durumu, doğrudan algı sistemlerini de etkilemiş bulunmaktadır. Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan 8. yüzyılda kendi toplumunun selameti ve sürekliliği için tehdit olarak gördüğü Çin ve Çinli hakkındaki düşüncelerini Bengü taşlara kazımış, Türklerin Çin algısını canlı ve diri tutması gerekliliği hakkında öğüt ve emirler vermiştir. Türklerin Bilgeleri, Uluğ Kağanları tarafından verilen ibretli öğütleri, düstur ve emirleri kendi halkı arasında maalesef sürekliliğini koruyarak gelişememiştir.

        
Kendi toplumunun selametini ve gelişimini hep merkezde gören Çinlilerin, millî zihniyeti potansiyel tehdit olarak gördüğü Türklere yönelik uyanık ve canlı algısı ise istila ettiği Türk yurtlarında daha belirgin olmuştur. Örneğin, istila ettikleri tarihi Türk yurtlarını ebedi Çinlileştirmek ve “farklılığı” yok etmek için evvela yer-yurt adlarını tamamen Çinceye değiştirmiş, tarihi kahramanlara ait mezar ve anıtlar yok edilirken, farklılığı canlı tutan millî kültür ve zihniyeti silmek için tabiri caiz ise kültürel soykırım uygulamıştır. İstila ettikleri Türk yurtlarında yaşayan Türklerin, tarihi yer adlarını kullanmasına dahi müsaade etmeyerek unutturmaya çalışmış ve Çincesine zorlamıştır. Elbette bu süreçte Çinli, kültüründeki farklılıklara müsamaha göstermemek, kendinden olmayan kültür ve toplumlara sadece Çinlileşmeden başka seçenek bırakmamak gibi özelliği de önemli olmuştur.

        
İşin ilginç tarafı, Çinli zihniyeti ve tehdit algısının sadece egemen olduğu sınırlar veya komşuları ile sınırlı kalmayıp kendinden binlerce kilometre uzakta yaşayan ilgili kültürler arasında “yasakladığı” yer-yurt adlarının, kültürel ve politik değerlerin yaşamasına dahi imkân vermemesidir. Bu durum günümüzde Çin’in ekonomik gücünü ve sinsi diplomatik tedbirlerini kullanarak amacına ulaştığı veya ulaşmakta olduğu bilinen bir gerçek olmuştur.

        
Yakın dünya tarihindeki insanlık düşmanı faşist Stalin’in Türklere yönelik bölme ve yok etme politikasının etkisiyle “Uygur” adı ile milletleştirilmeye çalışılan doğu Türk kitlesinin yaşadığı topraklar, Uluğ Türkistan’ın doğu parçasını teşkil eder. Rus ve Çin istilaları neticesinde tamamen Çin işgaline (1878) maruz kalan bu Türk yurdunun adı1, 1884 tarihinde işgalci Çin-Mançu kuvvetlerince (Çince) Xinjiang/新疆 adı verilerek diğer Türk yurtlarından kopartılma süreci başlatılmıştır.

        
Xinjiang/新疆 (Okunuşu: Şinciang): genel olarak “新=yeni 疆=hudut” anlamını taşıyor ise de Çincenin yazı özelliklerinden hareket edildiği takdirde işbu yer adının “Yeniden silah gücü ile ele geçirilen toprak” anlamını içerdiği ortaya çıkacaktır. Xinjiang, yer adı olarak 1884’ten sonra Çinlilerce resmi olarak kullanılmaya başladıysa da bölgenin esas ahalisi olan yerli Türklerin, yaygın ve zorunlu olarak kullanılmaya başlaması ise ancak ÇKP dönemi (1955) sonrasında mümkün olabilmiştir. Xinjiang adı Çince olmasından dolayı, Çinceye vakıf olmayan bir Türk genellikle bozuk (örn.: Şıncang) telaffuz eder ve Çinli pek anlayamaz.

        
Çin Halk Cumhuriyeti 1950 sonrasında yerli Türklerin önceleri elit aydın kesimlerince daha sonraları ekseriyetin benimsemiş olduğu “Doğu Türkistan” adını tamamen ve kesintisiz olarak yasaklamış, sözlü veya yazılı dilde kullananları acımasız bir şekilde cezalandırmıştır. Bu tutum günümüzdeki iletişim çağında da tüm sertliği ve ısrarcılığı ile devam etmektedir. Doğu Türkistan sınırları dışında yaşayan ve muhaceretteki Uygur toplumlarının yaşadıkları ülkelerde kendi toplumları içinde ve genel ilgili ülkelerdeki kullanımına dahi karışmakta, istediği ad olan “Xinjiang, Sincan, Şincan “ı veya kendi görüşünü dikte etmektedir.

        
Türkiye, Türklüğün pratik olarak ecnebi güçler boyunduruğuna doğrudan girmediği, özellikle Çin etkisinin en az hissedildiği yegâne Türk yurdudur. Umumi Türk şuuru, Türkiye içi ve dışındaki Türkleri bir bütün millet olarak görme bilinci diğer Türk boylarına nazaran yüksektir. Fakat bu durum olması gerek düzey ve kalitede değildir. Biz burada bunun nedenlerini tartışacak değiliz. Fakat aşağıda üzerinde daha ince detayına duracağımız konu itibari ile durum daha teferruatlı anlaşılması muhtemeldir.

        
Çin Türkiye’yi “Türk tehdidi”nde merkez, lojistik üst, ilham kaynağı ve sığınak olarak görür. Bundan dolayı olaylara Türkiyelilerin düşünemediği veya beklemediği kadar ciddiyetle yaklaşır, daima gerekli önlemini alır, iyi ödev çıkarır. Türkiye ile olan çeşitli görüşmelerin sonucunun Çin lehine olmasını sağlar. Şimdiye kadar olan süreç ve sonuçlar bunu kanıtlamıştır. Durumun ve sonucun iyi anlaşılması için sadece Ankara’dan bakmak yetmez, Kaşgar’dan da bakmak şart olur…

        
Şunu da hemen belirtmeliyiz ki, Türkiye’deki gayri Türk kökenliler veya Anadolucu Türkler Çin’in Türkiye hassasiyeti veya Türkiye önemini sadece “Uygur Sorunu”ndan dolayı olarak algılar veya öyle göstermek/görmek isterler. Bu Çin’i anlamamak veya olayı çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Türkiye-Çin ilişkilerinde elbette Çin için Uygur sorunu başta gelir, fakat Türkiye ile Çin, eski Sovyetler sahasında, Afrika’da, İslam coğrafyasında çıkar çatışması yaşayacağı veya yaşamakta olduğu durumu, işbu bölgelerin sosyokültürel yapısını tarihsel derinlik açısından iyi analiz edebilen Çin tarafından çok iyi bilinir. Ayrıca, Türkiye’de yaşayan tarihi derinliği ile Türklüğü ve Türklüğün çevresindeki tehdit güçleri iyi bilen (iç ve dış) Türkler ise Çin’i en rahatsız eden kütledir. Onların varlığı ve ilgili konulardaki fikri üretimleri, halkını uyanık tutmaya çalışması, büyük hedefler özellikle Türk sosyal, kültürel ve politik birliğinden dem vurması, işbu yönde çalışması Çinliyi en rahatsız edici durumdur.

        
İşte bu nedenlerden dolayı Çin, Türkiye üzerinde, Türklük üzerinde uzmanlaşan çeşitli kademe ve organlarda istihdam ettirilen kadrolarını hazırlamıştır ve hazırlamaktadır. Türkiye’de planlı ama sinsi ve başarılı operasyonlar yapabilmektedir. Doğu Türkistan adının ekseri Türk(iye) medyasından, akademik dilinden, siyaset arenasından, diplomatik dillerden, Türkiye’de basılan resmi haritalardan… silerek veya Türkiye’deki kuvvetli Çin lobisi aracılığı ile sildirerek yerine Sincan’ı yerleştirmesi işbu başarılı operasyonlardan belki de en önemlilerinden biridir.

        
Tarihçiler ve bazı medya mensupları erken dönemlerde Batı dillerinden yaptıkları alıntı ve çeviri ile Türkiye Türkçesine Sinkiang adını soktuğu bilinse de ekseri Türk tarihçiler, Türkologlar genellikle Doğu Türkistan adını kullanıyordu. 1980’li yıllar sonrasında gelişen olaylar, değişmeler ışığında tekrar yurtdışına çıkma imkânı bulan Uygurların önemli bir kısmı Türkiye’ye gelmiş ve Türk kamuoyunun Doğu Türkistan hassasiyetinin arttırılması için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Ayrıca, umumi Türk algısı ve bilinci kuvvetli olan Anadolu Türkleri de Doğu Türkistan davasına ilgi alaka göstererek ata yurt dedikleri ceddinin geldiği memlekette kalan kardeşlerine yönelik vefa duygusu ile hareket etmiştir. Neticede, önemli oran ve nitelikte Türkiye’de Doğu Türkistan sorunu gündeme oturma ihtimali önem kazanmaya başlamıştır. Türkiye konjonktürünü iyi takip eden Çin misyonları, zamanında harekete geçmiş, gerekli önlemleri alarak ilgili ataklarını yapmıştır.

        
Özellikle, Türkiye’deki bölünmüş ideolojik gruplar ve dışa bağımlı/eğilimli veya dıştan kontrollü mihraklar üzerine odaklanan Çin misyonları, öncelikle medya, daha sonra siyasetçi, akademisyen müsveddelerini satın almak, ayarlamak, ağırlamak yoluyla kendi düşünce ve zihniyetlerini onlar aracılığı ile Türkiye’de egemen ve yaygın kılmaya çalışmıştır. Sonuçta, medya, siyaset ve akademi dillerinde günsayın Doğu Türkistan tedavülden kalkmaya başlamış, yerine genellikle Sincan, kısmi olarak Şincan yerleşmiş ve yaygınlaşmış bulunmaktadır.

        
Çin veya Çinli misyonerler ve Türkiye’deki Çin Lobisi “Sincan” ile şu amaçlara ulaşmış oldu:

        Sincan adını duyan biri artık, işbu bölgenin tarihi Türk yurdu Doğu Türkistan olduğunu genellikle aklına getirmeyecek,

        Sincan ile genellikle uzağa gitmeyecek, Ankara Sincan ile ilintili, fakat anlamının ne olduğu kimsenin aklına gelmeyeceği sıradan bir mekân olduğu algılatılacak,
Sincan ile aslında Xinjiang/新疆, genel olarak “新/Xin=yeni 疆/Jiang=hudut” anlamını taşıyan aslında “Yeniden silah gücü ile ele geçirilen toprak” anlamına gelen, Çinlilerin henüz 60-70 sene önce resmen işgal ettiği bir bölge olduğu bilgisi hafızalardan silinmiş olacaktır.

        
Sincan’ın yaygınlaşması ve Doğu Türkistan’ın kullanımın asgariye indirilmesi durumu ile Türkiye içindeki ve dışındaki Doğu Türkistanlılarda Türkiye’deki kardeşlerine yönelik “üzgünlük”, “kızgınlık” hatta “uzaklaşma” psikolojilerinin yaygınlaşmasını sağlamış olacaktır.

        
Artık azımsanmayacak sayıdaki Türk aydınları “Sincan”a alışmış ve Doğu Türkistan adını kullananlara zaman zaman bir Çinli bakışı ile davrandıklarına bizzat şahit olunmaktadır. Bu durum, bilim ve siyaset adına düşündürücüdür. İşin en ilginç olanı ise Türk milliyetçisi hatta ülkücü olduğunu dile getiren aslında bazı akademisyenler Çin’i kızdırmamak, onların siyah listesine alınmamak, Çin’e rahat giriş-çıkış yapabilmek uğruna Çinli sözcülüğü yapması, Doğu Türkistan adını kullanmama eğiliminde olduklarını sözlü olarak beyan etmesi, yazılarında mümkün mertebe bu adların kullanımından kaçınmalarıdır.

         

        1 Tarihte ikinci Çin işgali olarak da bilinen 1878 tarihindeki istila, mevcut Kaşgar Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesi anlamına da geliyordu. Çinlilerce işgal edilen bu Türk yurdunda, Yakup Beg önderliğindeki İngiliz Britanya’sı, Rus Çarlığı ve Osmanlı devleti tarafından tanınan, aynı zamanda Osmanlı Devleti’ne biat etmiş, diğer bir deyişle Osmanlı’ya bağlanmış bir Kaşgar Devleti vardı. Bölgesinin idari ve siyasi adı da Kaşgar idi. Kaşgar veya Kaşgarya daha sonraki süreçteki siyasi bağımsızlık ve fikir hareketleri esnasında Doğu Türkistan olarak anılmaya başlanacaktı. Kaşgar veya Doğu Türkistan Türklerinin özünü oluşturan ve günümüzde Uygur adı ile anılmakta olan yerli ve yerleşik medeniyeti olan Türkler, 1884 sonrası dayatılan Xinjiang/新疆 adını, Rusların önerdiği veya Rus zihniyeti ile promosyonu yapılan Uyguristan adını asırlar geçmesine, kanlı bastırma, sindirme ve yıldırmalara rağmen özümsememiş, fırsat buldukça Doğu Türkistan adında ısrarcı olmuştur.


Türk Yurdu Mart 2015
Türk Yurdu Mart 2015
Mart 2015 - Yıl 104 - Sayı 331

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele