Türk Spor Tarihi Müzesi

Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

                           Mehmet Nizamettin Kırşan’ın** aziz hatırasına.

         

         

        Sportif faaliyetler, Türk milletinin sosyal ve kültürel hayatında yer alan zengin geleneklerin vazgeçilmez bir parçasıdır. Padişahların ve devlet başkanlarının sporculara karşı duydukları sevgi ve saygıya dair pek çok örnek bulunmaktadır.1 Türk spor tarihimiz,  büyük zaferler, başarılar ve spor kahramanları ile dolu olup, Türk sporcularının kırdığı rekorlar için dikilen menzil taşları günümüze kadar gelmiştir.2

         

        Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında geleneksel spor kültürümüze sahip çıkılmış ve bunu destekleyecek kanunlar çıkartılmıştır. Türk Spor Kurumu,  modern batı sporlarının yanında eski ve millî sporlarımızın ihyası için de çalışmış, Okmeydanı’nı eski ve şerefli mazisine uygun bir hale getirmek amacıyla tetkik ettirmiş, millî müze ve kütüphanelerimizde araştırmalar yaptırarak Türk spor tarihi için kıymetli vesikaların tespit ve derlenmesine girişmiştir.3 Bu amaçla 1938 yılında Ankara’da millî spor müzesinin kurulması çalışması başlatılmış, ancak Atatürk’ün vefat etmesiyle devam ettirilememiştir. Daha sonra Gençlik ve Spor Bakanlığı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümü nedeniyle 1981 yılında Ankara’da “100. Yıl Spor Tarihi Müzesi” kurulmuş ve bu müze de uzun ömürlü olamadan kapanmıştır.

         

        Bütün bu çalışmalara rağmen bugün Türk spor tarihimizin kendisine yakışır bir müzesi yoktur! Spor müzesinin bir şuur ve bilgi birikimi olduğu yeterince algılanamamıştır. Spor alanlarında elde edilen başarılarımız, genç sporcuları geçmişiyle bütünleştirip motive olabilmeleri için sergilenememiştir. Spor kahramanlarımızın canlarını verdikleri kadar, onların kültürlerini korumak için yeterince çaba gösterilememiştir. "Türk Spor Tarihi Müzesi” her şeyden önce soylu bir spor geleneğimizin ne olduğunun milletimize ve yabancılara gösterilmesi demektir. Kendi spor tarihi müzemizin kurulmasına böylesine boş verirsek spor geleceğimizden ne bekleyebiliriz?4

         

        Bu makalede; Türkiye’de “Türk Spor Tarihi Müzesi”nin kurulması yönünde yapılan çalışmalar ve bu konudaki benzer girişimler incelenmiştir.

         

         

        Atatürk Döneminde Türk Spor Tarihi ve Müzesi Çalışmaları

         

         

        Cumhuriyet’in ilk yıllarında geleneksel spor kültürümüze sahip çıkılmış ve bunu destekleyecek kanunlar çıkartılmıştı. 1924 yılında 442 Sayılı Köy Kanunu, köylerde “güreş, cirit, nişan gibi köy oyunlarını” özendirici hükümlere yer vermişti. 1927 yılında 904 Sayılı “Islahı Hayvanat Kanunu”nun 12. Maddesi/2: “At ve yarış hayvanat sergileri masarifi ile mükâfat bedeli ve cirit meydanları tefrikine yer vererek millî cirit sporunun ve at yarışlarının geliştirilmesi teşvik edilmişti. Millî sporlarımızı yaşatabilmek için de Köy Kanunu’nun 14. Maddesi/24 ile de: “Köyde güreş, cirit, nişan talimleri gibi köy oyunlarını yaptırmak” temel millî politika içinde yer almış ve millî sporlarımızın yaşatılması, yaygınlaştırması hedeflenmişti.5 Halkevleri ve Halk Odaları örgütlenerek spor politikası köylere kadar götürülüp yaygınlaştırılmak, yerleştirilmek istenmişti.

         

        Türk Spor Kurumu, 18.4.1936 - 29.6.1938 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi bünyesi içerisinde çalışmıştı. Türk spor teşkilâtının bu devresinde memlekette sporcu sayısının arttırılması, spor teşekküllerinin daha disiplinli ve daha teknik bir mesaisi için Kurumca bazı tedbirler alınması sporun daha geniş halk tabakaları arasında yayılması ve yurdun her tarafında spor tesislerinin meydana getirilmesi esasları üzerinde çalışılmıştı. Türk Spor Kurumu,  modern batı sporlarının yanında eski ve millî sporlarımızın ihyası için de çalışmıştı. Bu arada İstanbul’da, “Ok Spor” teşekkülünün kurulmasına ve ilerlemesine yardım etmiş, bu millî sporumuza ilgi gösterilmesini bölgelerine bildirmişti. Türk Spor Kurumu’nun millî spor tarihimiz için değerli bir hâdisesi de, 19 Mayıs tarihinin “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabulü ve bugünün millî bayram ve tatil günleri arasına alınmasını sağlayan 3466 Sayılı Kanunun 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılmış olmasıydı. Türk Spor Kurumu, büyük Türk medeniyet tarihinin içinde millî spor tarihimizle ilgilenmiş ve bu konuyla uğraşan uzmanlardan Halim Baki Kunter’e hazırlattığı “Eski Türk Sporları Üzerine Araştırmalar” adlı eseri yayımlatmıştı. Aynı zamanda millî müze ve kütüphanelerimizde araştırmalar yaptırarak Türk spor tarihi için kıymetli belgelerin tespit ve derlenmesine girişilmişti.Bu amaçla Ankara’da Türk Spor Kurumu Genel Merkezi’nde eski Türk sporları üzerine yazılmış eserlerden ve spor tarihimize ait her çeşit belgelerden oluşan bir kütüphane ile millî sporlarımıza ait materyalleri toplayan bir millî spor müzesi kurulması çalışması başlatılmıştı. Bu çalışmalara, Türk Spor Kurumu Asbaşkanı Aydın Milletvekili Adnan Menderes’in, Türk Spor Kurumu Genel Sekreteri Nizamettin Kırşan’ın, C.H.P. Genel Sekreteri Şükrü Kaya’nın ve Türk spor tarihini araştıran Halim Baki Kunter’in katkıları olmuştu. Ancak, bu çalışmalar Atatürk’ün vefatından sonra devam ettirilememişti.

         

        Kurtdereli, “Ben, her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürdüm”sözü ile vatanı, milleti ve bayrağı ile nasıl özdeşleştiğini anlatmak istiyordu. Atatürk, Kurtdereli’nin bu örnek vecizesinin 15.11.1931 tarihinde Kurtdereli’ye yazdığı bir mektupta Türk sporcularına bir meslek düsturu olmasını istemişti.7 Çünkü Kurtdereli’nin bu sözü, millet ruhunu temsil ediyordu. O, millet ruhunu temsil edemeyenlerin evrensel ruha erişmede güçlük çekeceklerine inanıyordu. Kurtdereli, mensup olduğu milletin kimliğini kazanmadan, benimsemeden bir üst kimliğin oluşturulamayacağını anlatmak istiyordu.

         

        1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda grekoromen stilde 61 kiloda altın madalya alarak ilk olimpiyat şampiyonumuz olan Yaşar Erkan’ın bu başarı haberi Atatürk’ü çok sevindirmişti. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda iken, Berlin’e Yaşar Erkan’a gönderdiği telgrafla olimpiyat şampiyonu güreşçimizi şöyle kutlamıştı: “Kendin küçüksün ama memleket için çok büyük iş yaptın. Artık ismin Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar.” Atatürk’ün Yaşar Erkan’a ve Kurtdereli Mehmet Pehlivana gönderdiği kutlama yazılarının, ulus onuru kaygısından alınan güçle her işte başarısızlığın söz konusu olamayacağına ilişkin inancını yansıtması açısından ayrı bir önemi vardır. Yine bu yazılardan, Atatürk’ün “başarılı sporcuların ülkelerin övünç kaynakları ve ülkelerinin tanıtımında en güçlü etmen oldukları” düşüncesini paylaştığı anlaşılıyor. Her alanda olduğu gibi spor alanında da ulusumuza, uluslararası karşılaşmalardaki başarılarla kazandırılan onurun yarattığı sevinç, Atatürk’teki ulus sevgisinin en açık belirtilerinden birisidir.8

         

        Atatürk, TBMM’nin beşinci dönem üçüncü toplanma yılının 1 Kasım 1937 tarihindeki açış konuşmasında, Türkiye’nin genel politikasını çizerken Türk gençliğinin spor bakımından da yetiştirilmesinin önemini şöyle vurgulamıştı: “Her çeşit spor faaliyetlerini Türk gençliğinin millî terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte, Hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddî ve dikkatli davranması, Türk gençliğini, spor bakımından da millî heyecan içinde itina ile yetiştirmesi, önemli tutulmalıdır.” 9Atatürk, bu sözleriyle beden eğitimi öğretmeni, antrenör, spor yöneticisi ve sporcuların yetiştirilmesinde millî heyecan motiflerinin kazandırılacağı yüce Türk spor tarihi bilgilerinin verilmesi ve millî spor müzemizin de olması gerektiğini belirtmiştir. Böylece kişi kendi spor tarihini, kendi başarılı sporcularını ve Türk sporuna verilen emekleri tanıdıkça, millî heyecanları uyandıracak ve bunun sonunda millî bir kimlik oluşturmada etkili olacaktır.

         

        Milletler tarihleriyle yaşar. Bir millet çocuklarına ne kadar millî bilinç verirse o kadar güçlü ve güvenli olur. Bunun için müzelerdeki tarihsel anlatımın gerçekliğe dayanılarak verilmesi önemli sayılmalıdır. Anıtkabir’de “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”nde temiz duygularla yapılan sergilemede,  her bilginin sergilenmesinin önemli tutulduğunu düşünerek bu müzeye hizmeti geçenler takdir edilmelidir. Ancak, Türk spor tarihi açısından bu müzedeki sergilemede tespit ettiğim birkaç noktaya da kısaca değinmek istiyorum. 

         

        -“Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”nde, Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz panoramalarının sergilendiği yağlıboya tablolardan  “Başkomutan Mustafa Kemal Paşa”nın ata binmiş resmi incelendiğinde; resmi yapan Rus ressam Sergey Prisekin’in gerek Türk gerekse evrensel binicilik geleneğindeki kültürel birikimi yansıtan gerçekçi betimlemeyi göz ardı ettiği görülmektedir. Ressam Sergey Prisekin bu resimde, Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı atın dizginini sağ eli ile tutmuş şekilde resimlemiştir. Hâlbuki dizgini sol elinde olacak şekilde resimlemesi gerekirdi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1905 yılında kurmaylık stajı için Şam’da 30. Süvari Alayı’nda süvari stajı yapmış olup, çok iyi bir binicidir ve biniciliğin kurallarını da bilmektedir. Hayatı boyunca bindiği bütün atlarda da atın dizginini binicilik geleneğinin kurallarına uyarak tutmuştur.

         

        -“Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”nin “Maliye, Sağlık, Spor ve Turizm”  bölümünde sergilenen fotoğraf ve yazılarda, Atatürk dönemindeki beden eğitimi ve spor faaliyetlerine ve seçkin sporcularımıza yer verilmiştir. Ancak bu sporcular arasında Türk spor tarihinin ilk madalyasını 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda serbest güreşte 79 kiloda bronz madalya alan Mersinli Ahmet Kireççi’ye yer verilmemiştir. Yine Müze’nin “Maliye, Sağlık, Spor ve Turizm”  bölümünde yer alananlatımda:Spor Alanında Gelişmeler”’in İkinci paragrafında;“Atatürk’ün yaptığı açıklamaların etkisiyle 29 Haziran 1938’de 3570 sayılı kanunla Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.” şeklinde verilen bilgi, Kanun numarası boyutunda doğru değildir. Hâlbuki Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti’nin 29.6.1938 tarihli toplantısında, 3530 sayılı “Beden Terbiyesi Kanunu” kabul edilmişti.

         

        Bu anlatımlar değerlendirilerek disipline edilmeli, birinci el kaynaklardan doğrulanmalı ve uzman görüşleri alınarak tesadüf ellere bırakılmamalıdır.

         

         

        100. Yıl Spor Tarihi Müzesi

         

         

        “100. Yıl Spor Tarihi Müzesi”, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümü nedeniyle Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından 1981 yılında Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nun üst fuayesinde açılmıştı. “100. Yıl Spor Tarihi Müzesi”nde spor tarihimizdeki federasyonlarımızın çeşitli tarihlerde yapmış olduğu müsabakalar sonucu alınmış kupa, şilt, plaket, madalya ve diğer hediyeler toplanarak bir araya getirilmişti. Ayrıca dünya çapında ün kazanmış ve ödüllendirilmiş sporcularımızın büstleriyle çeşitli karşılaşmalarda kazandığı ödüller de müzenin zengin koleksiyonunu oluşturmaktadır. “100. Yıl Spor Tarihi Müzesi” gerekli alt yapısı, donanımı ve planlaması ilgili alan uzmanlarıyla yapılmadan aceleye getirildiğinden amacına varamamıştır.  Müzede teşhir edilmek üzere geçici olarak sahiplerinden muhteviyatı belirtilecek şekilde malzeme müdürü tarafından senetle teslim alınan muhtelif madalya, plaket ve şiltler de, müzeye uygun hizmetin verilememesi nedeniyle zaman içerisinde bazıları tarafından geri alınmıştır. Böylece modern müze anlayışına göre düzenlenmeden açılan bu müze de amaçlarına varamamıştır.

         

         

        Okmeydanı Açık Hava Müzesi

         

         

        Okmeydanı, Türklerin İstanbul’da yaptığı ilk spor alanıdır. Okmeydanı, dünyanın en eski, en büyük ve en zengin ok abidelerine (menzil taşı, ayak taşı) sahiptir. Bu meydanda dikilen menzil taşları; yazıları, tezhipleri, nakışları, süsleri ve kırılan rekorun kimin tarafından kırıldığını anlatan kişilikleri bakımından birer tarih ve sanat hazinesidir. Bu saha, tarihî ve arkeolojik hususiyetleri, mimarlık, spor, hat, okçuluk yönlerinden olduğu gibi, turistik bakımından da büyük bir önem taşımaktadır.10   Okmeydanı’nın sahibi Vakıflar İdaresi, Cumhuriyet devrinde bu işle esaslı surette ilgilenmiş ve Okmeydanı’nın tarihi kıymetini tetkik ettirerek  çok mühim vesikalar toplamış ve hazırladığı raporla Başbakanlığa durumu arz etmiştir. Başbakanlık da Okmeydanı’nın tarihi ehemmiyetini takdir ederek Okmeydanı’nı eski ve şerefli mazisine uygun bir hale getirtmeyi esas itibari ile kabul ederek bunu bir komisyon tarafından tetkik ettirmeye başlamıştır. Bu komisyon Ankara’da çalışmalara başlamış ve Halim Baki Kunter’in verdiği açıklamayı dinleyip sunduğu vesikaları inceledikten sonra Okmeydanı’na yerleşmiş bulunan 48 ailenin başka bir tarafa nakilleri ile meydandaki menzil taşlarının tespitine çalışılmakla işe başlanılmasını karar altına almıştır.11

         

        Ne yazık ki tarihî Okmeydanı büyük bir tahribata uğradığından bugün tanınmayacak haldedir12 ve artık kaybolmuştur. Onun eski görünümü ile ihyası, ne kadar iyi niyetle hareket edilirse edilsin artık geçekleşemez. Bugün menzil taşlarından ancak çok az sayıda olanı görülebilmektedir. Tarihî değeri kadar sanat değerleri de yüksek olan bu anıtlar, gecekondular arasında bahçelerde kötü görünüm göstermekte, burada bırakıldıkları takdirde kontrolsüz ve beklenmedik kötü olayların ihtimaline terk edilmiş olacaklardır. Bu açıdan geride kalan az sayıda menzil taşını kaldıkları yerde bırakmanın hiçbir tarihsel fonksiyonu olmayıp, çağdaş şehircilik anlayışında da övünülecek bir görünüm oluşturmamaktadır. Şu anda kalan menzil taşlarının hepsi bulundukları yerlerden ve müzelerden toplanarak Okmeydanı Tekkesi arası ile Namazgâh yanında halen futbol sahası olan yerde bir “Okmeydanı Açık Hava Müzesi” biçiminde tanzim edilmelidir.  Bu Açık Hava Müzesi’nde Okmeydanı ile ilgili bütün taşlar bu meydana dikilmeli ve taşların önüne, o taşı tanıtan bilgiler Türkçe ve yabancı dillerde yazılmalıdır.13 Ayrıca, “Okmeydanı Tekkesi”nin de belgelere dayandırılarak ve uzman görüşleri alınarak aslına uygun bir şekilde yeniden yapılması gerekmektedir. “Okmeydanı Açık Hava Müzesi”nde yapılması gereken alana, menzil okçuluğunun canlandırılması yerine, uluslararası standartlarda modern okçuluk poligonunun inşa edilmesi ise tarihî dokusu ile örtüşmeyen bir uygulama olup,  bu poligonun inşasından vazgeçilmelidir.

         

        Okmeydanı’nın tarihi kıymetini korumak, burada eski Türk sporunu canlandırmak maksadıyla “Ok Spor” adlı bir spor kulübünün kurulmuşolması,14 “Okmeydanı Açık Hava Müzesi”nde öncelikli olarak menzil okçuluğunun canlandırılması gerektiğini göstermektedir.

         

         

        Neden Türk Spor Tarihi Müzesi olmalıdır?

         

         

        Türk spor tarihinin dünyadaki spor anlayışından geri olmadığını, aksine diğer alanlarda olduğu gibi spor alanında da büyük bir tarihinin olduğunu ve Türk spor kültürünün dünya spor kültürüne katkılarını göstermek açısından önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerinden “milliyetçilik” ilkesi spor alanında da “Türk Spor Tarihi Müzesi” kurularak kuvvetlendirilmelidir.15Ne mutlu Türküm diyene!” sözünü dünya spor alanlarında da yükselten ve yükselmenin sınırını tanımayan Türk sporcuları hafızalarımızda canlı tutulmalıdır. Türk sporunun millî kimliğini ve benliğini oluşturan spor geçmişimize saygı göstererek, Türk spor tarihinin geçmişinden getirdiği birikimi yansıtan her türlü materyal (Belge, fotoğraf, kupa, şilt, plaket, madalya, afiş, armağanlar, ses kayıtları, müsabaka görüntüleri ve objeler) özenle korunarak sergilenmeli ve spordaki değerlerimiz kaybolmamalıdır. Ayrıca “Türk Spor Tarihi Müzesi”nde zengin bir ihtisas kütüphanesi oluşturularak, bu sahada araştırma yapacak yerli ve yabancı araştırmacılara da imkân sağlanmalıdır. Bu bağlamda ilgili ve yetkili kurumlar tarafından, “Türk Spor Tarihi Müzesi”nin kurulması çalışmalarının başlatılması gerekmektedir.

         

         

        ___________________________

         

          * Prof. Dr. Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu. ozbay@gazi.edu.tr

         

        ** Mehmet Nizamettin Kırşan, 1895 (H.1312) yılında İstanbul’da doğdu. Babasının adı Rifat Annesi adı ise Neyyir’dir. İlköğrenimini İstanbul Tophane’de kışla arkası’ndaki İptidai Mektebi’nde, orta öğrenimini “Salıpazarı Mektep-i  Feyziyye  Rüştiyesi’nde, liseyi  Kabataş İdadisi’nde okumuş, Beyoğlu’nda Fransız Mektebi’ne devam ederek Fransızca öğrenmiş, İstanbul Darülmuallimi’ni (İstanbul Erkek Öğretmen Okulu) bitirerek  1919 yılında ilkokul öğretmeni olmuştur. Devlet tarafından Almanya’ya gönderilen Kırşan, Ettlingen Öğretmen Okulu’nda lisan öğrenmiş ve daha sonra Heidelberg Pedagoji Akademisi’nde öğrenimini sürdürmüştür. 1919 yılını kapsayan bu öğrenim, o zamanlar harp yılları şartları içinde tamamlanamadan yurda dönmek zorunda kalmıştır1

        Kırşan, İstanbul Emirgan Zukûr Numune Mektebi Muallimliği (01.08.1335- 01.12.1335), İstanbul Heybeliada Bahriye Mektebi Beden Terbiyesi Muallimliği  (01.12.1335 - 01.09.1338), İstanbul Bebek Kayalar Mektebi Muallimliği (01.09.1338 - 01.08.1341), İlaveten: İstanbul Fener Marşalı Rum Mektebi Türkçe Muallimliği 01.09.1340 - 01.08.1341

        ve Zonguldak Maden Mektebi Müdürlüğü’nde çalışmıştır.2 1925-1926 öğretim yılında Selim Sırrı Tarcan’ın teşebbüsü ve delaletiyle Devlet tarafından İsveç Stokholm’e “Kraliyet Merkezi Jimnastik Enstitüsü (Kunglika Gymnastiska Central Enstitüted)’ne meslek tahsiline gönderilmiş,  bu Enstitü’deki öğrenimini tamamlayıp “Pedagojik Cimnastikler, Tıbbi Jimnastik, Masaj ve  Cimnastik Antrenörlüğü” diplomasını alarak 1928 yılında yurda dönmüştür. İstanbul Çapa Kız Öğretmen Okulu’nda 1.11.1926’da açılan “Beden Terbiyesi Kursu’nda” 6 Eylül 1928 tarihinde önce öğretim görevlisi, daha sonra da Müdürlüğü görevinde bulunmuştur3,4

        İstanbul Kız ve Erkek Muallim Mektepleri’nde Beden Terbiyesi Muallimliği (31.08.1928-31.08.1932), Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Beden Terbiyesi Şubesi Muallimliği ve Bölüm Şefliği, Gazi Terbiye Enstitüsü’nde Müdür Yardımcılığı ve Başyardımcılığı (31.08.1932-05.03.1943), 1936’da “Türk Spor Kurumu” Genel Sekreterliğine getirilerek Türkiye’de spor teşkilatının en üst yönetiminde bulunmuştur(1936-1938). Türk Spor Kurumu’nda görev yaptığı süre içerisinde modern batı sporlarının yanında eski ve millî sporlarımızın ihyası için de çalışmış, Ankara’da millî spor müzesinin kurulması çalışmalarının başlatılmasında önemli görevler yapmıştır.  Federasyon Başkanlığı olarak, Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu Başkanlığı, (1941-1944 ), Ankara Beden Terbiyesi Bölge Asbaşkanlığı, Beden Terbiyesi Başmüfettişliği (1943-1948),  Cumhuriyet Halk Partisi spor müşavirliği, Cimnastik Şenlikleri ve Gençlik ve Spor Bayramı’nın hazırlıklarında görevlerde bulunmuştur. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Başmüfettişliği (05.03.1943-31.10.1949), Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Muavinliği  (31.10.1949 -19.11.1951), Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Öğretmenliği ve Beden Terbiyesi Yüksek Enstitüsü Müdürlüğü (19.11.1951-26.03.1956), Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğü ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanlığı (26.03.1956 – 19.09.1957)   görevlerinde bulunmuştur.

        Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (BTGM) sırasında 1956 ve 1957 yıllarında Almanya ve Avusturya’dan iki bayan beden eğitimi öğretmen getirterek kurslar düzenletmiş, modern cimnastiklerdeki gelişmeleri pratik ve teorik olarak göstermişlerdir.6 35 sene 1 ay fiili hizmet ederek 19.09.1957 tarihinde emekli olmuştur. TBMM 11. Döneminde Demokrat Parti İstanbul Milletvekilliği yapan Kırşan (27.10.1957 – 27.05.1960), milletvekilliği döneminde, Spor Toto’nun (Bahsi Müşterek) oynanması için TBMM’de yoğun çaba harcayarak Kanun’un çıkmasını destekledi. Futbol müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında 7258 sayılı Kanun 29 Nisan 1959 tarihinde kabul edilerek Spor Toto resmen kurulmuş oldu. Türkiye’de 1959 yılında deplasmanlı profesyonel futbol liginin başlatılmasında büyük katkıları olmuştur. BTGM iken memleketin beden eğitimi ve spor işlerine büyük katkılarda bulunmuştur. Yüksek Adalet Divanı Kararı ile 15 Eylül 1961’de Yassıada’da 5 sene ağır hapse mahkûm olarak Kayseri Cezaevi’nde kalmıştır. 78 Sayılı Af Kanunu gereğince 01.11.1962 tarihinde tahliye edilmiştir.7

        Muhtelif zamanlarda Avrupa’nın değişik ülkelerinde tertiplenen beden eğitimi ile ilgili uluslararası kongrelere resmi görevle memleketimizi temsil etmek üzere katılmıştır. Milletlerarası Ling Cimnastikleri Federasyonu’nun “Dünya Üçüncü Beden Eğitimi Kongresi”nin 2-9 Ağustos 1953 Ağustos tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenmesinde teşebbüs ve gayretleri olmuştur. Kırşan, bu organizasyon komitesinin genel sekreterliğini yapmış ve Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişi olarak bu uluslararası komitenin üyeliği görevlerinde bulunmuştur.8,9  

                        Fransızca, Almanca ve İsveççeyi çok iyi derecede bilen ve uygulayan Nizamettin Kırşan, 35 yıllık öğretmenlik ve idarecilik hayatında işine titizlikle ve ciddiyetle bağlı,  insanlık ilişkileri bakımından da son derece itinalı ve ölçülü davranışları ile, genel ve mesleki kültürü ile çevresinde ve birlikte çalıştıkları üzerinde çok iyi bir intiba bırakmış daima örnek olmaya özen göstermiştir.10Kırşan, beden eğitimi teorilerinin kazandırılmasında ve Türkiye’de modern anlamda bir beden eğitimi ve spor anlayışının yerleştirilmesinde oldukça etkili bir mücadele vermiş olup,  Selim Sırrı Tarcan ekolünün Türkiye’deki öncülerindendir. Değişik dergilerde ve gazetelerde makaleleri yayınlanmıştır. 11.7.1930 tarihinde Hadiye hanımla (d.1323-ö.09.06.1978) evlenen Kırşan’ın, Neyir Benkü (29.01.1934) ve Ömer (02.03.1944) isimli iki evladı vardır. Nizamettin Kırşan’ın Damadı Emekli Büyükelçi,eski Protokol Genel Müdürü ve Dış Politika Enstitüsü Yönetim Konseyi üyesi Ahmet Oktay Aksoy’dur. Mehmet Nizamettin Kırşan, Ürdün Sefiri olarak görev yapan damadı Ahmet Oktay Aksoy’un yanında iken  28.06.1990 tarihinde Amman’da vefat etmiştir.11

        (** Mehmet Nizamettin Kırşan’a ait Kaynaklar:1 Arun, Cevdet, “Nizamettin Kırşan”, Spor Bilim, Yıl:7, Sayı:18-19, Ocak-Şubat 1998, s.16;2 Güven ,Özbay,Atatürk’ün Beden Eğitimi ve Sporu Modernleştirme Modeli”, 9 Kasım 2005, Saat:14.00’de  Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kırmızı Salon’da verdiğiKonferans; 3 Arun, a.g.m., Sayı:18-19, Ocak-Şubat 1998, s.32;4 T.C. BCA Kararname, Tarih 6.9.1928, Sayı:7097, Dosya:143-63, Fon Kodu:30..18.1.1 Yer No:30.55.11; 5 Güven , a. g. konferans; 6 Cevdet, Arun, “Nizamettin Kırşan”, Spor Bilim, Yıl:8, Sayı:20-21-22, Mart 1998, s.8;  7 Güven , a. g. konferans;  8 Arun,a.g.m., Sayı:20-21-22, s.7-8; 9 Dünya Üçüncü Beden Eğitimi Kongresi İstanbul 2-9-VIII-1953 Kongre Programı,      İstanbul, (1953), s.3-4;10 Arun, a.g.m., Sayı:20-21-22, Mart 1998, s.8;11 Güven , a. g. konferans).

        --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

        1. Güven, Özbay, Türklerde Spor Kültürü, Geliştirilmiş İkinci Baskı, Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını:172, Türk Kültüründen Görüntüler Dizisi:44, Ankara, 1999, ss.271-272.

        2. Güven, a.g.e., 1999, s.18. 

        3. “On Beşinci Cumhuriyet Yılında Spor”, Türk Spor Kurumu Dergisi, Sayı:120-121, 31.10.1938, ss.6-8.

        4. Güven, a.g.e., 1999, s.141. 

        5. Köy Kanunu, Kanun No:442., Resmî Gazetede Yayımlandığı Tarih:7.4.1924, Sayı: 68; Yayımlandığı Düstur: Tertip:3, Cilt:5, Sayı:336.

        6. “On Beşinci Cumhuriyet Yılında Spor”, a.g.m., ss.6-8.

        7. Güven, Özbay, “Atatürk ve Kurtdereli Mehmet Pehlivan”, 10 Kasım 1994 Atatürk Haftası Armağanı, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1994, ss.183-187.

        8. Güven, Özbay, Atatürk’ün Güreş Sevgisi, T.C.Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Eğitimi Dairesi Başkanlığı, Yayın No:110, Ankara, 1992, ss.22-23.

        9. Palazoğlu, Ahmet Bekir, Atatürk’ün Eğitim ile İlgili Düşünceleri, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75.Yıl Dönümüne Armağan, Ankara,1999, s.308. Bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre:V, Cilt:20, TBMM Matbaası, Ankara, 1937, s.7.

        10. Güven, Ö., “Türk Kültüründe Kaybolan Miraslarımızdan İstanbul Okmeydanı Spor Alanı”, Toplumsal Tarih, Cilt:3, Sayı:14, Şubat 1995, s.14.

        11. “İstanbul Ok Meydanının Vaziyeti Tetkik Ediliyor”, Türk Spor Kurumu Dergisi, Sayı:106, 18.7.1938, s.3.

        12. Güven, a.g.m., 1995, s.14.

        13. Güven, a.g.m., 1995, s.18.                                  

        14. “İstanbul’daki Okmeydanı İhya Ediliyor”, a.g.m., s.5.

        15. Palazoğlu, Ahmet Bekir, Atatürk İlkeleri, Türk Hava Kurumu Yayını, Ankara, 1995, s.47-158.


Türk Yurdu Şubat 2010
Türk Yurdu Şubat 2010
Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele