Cumhuriyet Sonrası Türk Müzeciliği Hakkında Notlar

Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

        Türk müzeciliğinin günümüzdeki durumuna ulaşmasına kadar geçirdiği dönemlerle ilgili bazı bilgileri paylaşmak istedik. Bu konu aslında akademik bir çalışma çerçevesinde değerlendirilebilir. Bizim konu ile doğrudan alakamızın bulunmaması sebebiyle literatürde bu konuda herhangi bir yayının varlığı hususunda net bilgimiz bulunmamaktadır.Elimizdeki belgeleri değerlendirmek suretiyle gelecek araştırmacıları yol gösterici olmayı düşündük.

         

        Bu konuyu dergimizin bu sayısında müze dosyasında bulunan Cumhuriyet müzeciliğinin öncü ismi Hamit Zübeyr Koşay ile ilgili biyografi yazımızın içine dâhil etmeden müstakil bir yazı halinde işlemenin daha uygun olacağını düşündük.

         

        Türkiye’de eski eserlerin korunması, ortaya çıkarılması hususunda Osmanlı devleti döneminde özen gösterilmiştir.1874 tarihli Asar-ı Atika Nizamnamesi sonraki yıllarda geliştirilerek 1883 ve 1906 tarihlerinde aynı adla yeniden yürürlüğe sokulmuştur.1922’de aynı bunu tamamlayıcı nitelikte bir Muhafaza-i Abidat Hakkında Nizamname kabul edilmiştir. Konu Ankara hükümetince de sahiplenilerek 9 Kasım 1922 tarihli Müzeler ve Asar-ı Atika Hakkında Talimatname çıkarılarak sorumluluk bakanlığın Hars Dairesi’ne verilmiştir. Bakanlık bu işi için 1924’te  ‘Hars Müfettişleri ile Hars Ressam ve Mimarlarının Vazifelerine Dair Talimatname’yi çıkarmıştır. Sonraki yıllarda 3.9.1926 tarih ve 244 sayılı yazı ile müzelerin Hars Dairesi’nden ayrılarak ayrı bir birim olacağı belirtilmiştir.[1]Koşay, memuriyete girdiği tarihten itibaren bu kurumların bünyesinde görev yapmış, uygulamaları yakından takip etmiştir.

         

        Koşay, Macaristan’da öğrenim görmenin verdiği imkânla batıyı daha iyi tanıma ve batının ilmi çalışma usullerine vakıf olma şansını iyi değerlendirmiştir. Bu vasıfları ile akranlarından bir adım öne çıkmış, munis kişiliği ile bürokraside problem yaratacak tutum ve davranışlardan kaçındığı için emekli olduktan sonra da bilgi ve tecrübesinden istifade edilmiştir. Yaptığı çalışmalarla içinde bulunduğu mesleğin gelişmesi yolunda bıkıp usanmadan gayret gösterdiği, raporlar hazırladığı ve bunların takipçi olduğu söylenebilir. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’nın az sayıdaki üst yönetim kadrolarının arasında yer almış, Tarih ve Türk Dil Kurumlarının yönetimlerinde bulunmuş, kalıcı eserlere imza atmıştır. Görevi ve eğitim dönemlerindeki ilişkileriyle Avrupa’da alanı ile ilgili bilim adamlarıyla işbirliğinin canlı olduğu, onların bazı makalelerini tercüme ettiği bilinmektedir.

         

        Koşay, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bakanlık merkez teşkilatıyla ilgili kanunlarda sık sık değişiklik yapılabilmesinin kolaylığı, üniversitelerin henüz bakanlığa bağlı olmaları sebebiyle bu kurumda tasarrufta bulunabilmenin mümkün olmasından dolayı fazla ütopik olmayan tekliflerinin gerçekleşebileceğini umduğu düşünülebilir.

         

        Koşay, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü olarak görev yaptığı sırada, sayıları az olmasına rağmen ihtiva ettikleri eserler açısından Avrupa’daki benzerleriyle yarışabilecek özellikleri bulunan müzelerimizin yetişmiş eleman ihtiyacının yüksek öğretim kurumlarınca karşılanması hususunda Bakanlık Makamına sunulmak üzere 16.2.1935 tarihli bir rapor düzenlemiştir. Raporunun daha sonra o dönemde icra görevi bulunmamasına rağmen yurt dışına gönderilecek öğrencilerinin seçimi, yurt dışında görevlendirilen yabancı uzmanlarla ilgili sözleşmelerin hazırlanması da dâhil Bakanlığın önemli birçok hususunu karara bağlayan Talim ve Terbiye Kurulu’nda görüşülmesini talep etmiştir. Kurulun raporu görüşerek müzeciliğimizi istenen yüksek seviyeye çıkarmak için karara bağlanmasını dilemiştir. Bu raporda önce kısaca mevcut durumun değerlendirmesini yaptıktan sonra tekliflerini listelemiştir.

         

        Bu raporun hazırlandığı dönemde Türk Tarih Kurumu tüzel kişiliğini kazanmış, Anadolu’nun belli yerlerinde arkeolojik kazılara başlamıştır. Koşay bizzat bu kazılarda vazife aldığı için gelecekte geniş bir coğrafyaya yayılması mümkün olan bu kazı faaliyetinin yönetilmesi, çalışmanın ilmi seviyesinin yüksek tutulması, ortaya çıkan buluntuların tarih açısından değerlendirilmesi, depolanması ve müzelerde teşhir edilmesi merhalelerinde iyi yetişmiş uzmanlara şiddetle ihtiyaç duyulacağını kestirmiş olmalıdır. Bu raporun yerli yerinde değerlendirilmesi ve tekliflerinin tutarlığının görülebilmesi için o tarihteki Türkiye’nin bilim ortamının, sahip olduğu yetişmiş insan gücünün iyi bilinmesi gerekir.1933 üniversite reformu yapılmış, ehliyetleri tartışılabilecek çok sayıda öğretim üyesi kadro dışında bırakılmıştır. Dönemin bürokrasi kültürü şimdiki gibi değildir. Öğretmen ve öğretim üyesi tayin edebilmek birtakım kadro imkânlarına bağlıdır. Eş durumu nakillerde bile kadro duvarlarını aşmak mümkün değildir. Dışarıdan yabancı uzman istihdamı belli ölçülerde mümkün olmaktadır. Hitler, Almanya’da iktidara gelmiş, farklı ırklardan olan bilim adamlarına tavrı belli ölçüde netleşmekle birlikte henüz kitle halinde tasfiye hareketine girişilmemiştir. Bu raporun verildiği yılın sonunda Ankara’da DTCF kurulacak, Alman bilim adamları Türkiye’ye gelerek değişik kurumlarda görev alacaklar ve bilhassa antik önasya dillerinin öğrenilmesiyle ve Anadolu arkeolojisinin önü açılacaktır.[2] Koşay, bu raporunu hazırlarken çok değil birkaç yıl sonra olacakları tahmin etmiş olabilir mi?

         

        Koşay, müzelerimizin depo olmaktan çıkarılarak hakiki laboratuar haline getirilmesi için dönemin geçerli müze teşkilat kanununun ruhuna uygun olarak müzeci yetiştirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Atatürk, 22.3.1931 tarihinde Konya’dan dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye gönderdiği telgrafta ,’Ülkenin her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasniflerinin yapılabilmesi, ihmal yüzünden harap hale gelen abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına duyulacak ihtiyacın giderilmesi gayesiyle maarifçe dışarıya tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye tahsis edilmesi düşüncesinde olduğunu’ belirtmiştir.

         

        Koşay, önce müzecilik ve arkeoloji ile ilgili yüksek öğretim kurumlarının durumunu değerlendirmiştir.1933 üniversite reformundan sonra 1934’te İstanbul Üniversitesi bünyesinde Hitit hiyerogliflerinin okunmasında emeği geçen Alman Dr. Helmut Theodore Bos sert’in başında bulunduğu bir Arkeoloji Enstitüsü kurulmuştur. Bossert aynı zamanda Sümer Eti Filolojisi’nin başında bulunmuştur.[3]Enstitü daha sonraki yıllarda Edebiyat Fakültesi bünyesine alınarak kürsü haline getirilmiştir. Enstitünün Doçent kadrosuna tayin teklifini İstanbul Müzeler Müdür Yardımcısı Arif Müfit (gelecekte Prof. Dr. Arif Müfit Mansel)  kabul etmemiştir. Bossert’in yanında bir ressam ve derslerinin tercümesinde bir görevli bulunmaktadır. Koşay, Bossert’in derslerini bir ders grubu olarak tanıtmadığı için enstitüye öğrencinin rağbet etmediğini, daha ziyade imtihan vermeğe mecbur olduğu derslere girdiklerini belirtmiştir.1939 yılında bu bölüme kaydolan Darga altı öğrenci olduklarını belirtiyor.[4]

         

        Koşay, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde müzecilik bakımından bazı kürsülerin kurulmasını zaruri olduğu düşüncesindedir:

         

        1-Eski Doğu Tarihi Kürsüsü (Osmanlı döneminde müzelerimize Sümer, Mısır, Himyeri, Asur eserlerinin geldiğini, batı Anadolu’da bundan sonra da eski doğu belgelerinin bulunacağı düşüncesindedir.)

         

        2-Hititoloji Kürsüsü: (Eti meselesinin yalnız Anadolu’da halledilebileceği düşüncesiyle özel öneminden dolayı ayrı bir kürsünün kurulmasını talep etmiştir)

         

        3-Prehelenik devir kürsüsü: (Frigya, Lidya, Karya, Mizya, Kimmer, Part vs. meselelerle uğraşacaktır)

         

        4-Klasik arkeoloji kürsüsü: (Ege ve Yunan medeniyeti ile alakamızın Yunanistan’dan eski olmadığını beklide fazla olduğunu, bundan dolayı Bizans’ın varisi bulunduğumuz görüşündedir)

         

        5-Türk ve İslam Sanat Tarihi Kürsüsü: (Bunun öneminin izah etmeye gerek olmadığını belirtmiştir)

         

        Koşay, bu kürsülerin tedricen kurulması halinde Hititoloji ve Türk ve İslam Sanat Tarihi kürsülerine diğerlerine göre öncelik verilmesi düşüncesindedir. Bunların yanında Türk Dili Tarihi, Türk Etnoloji ve Etnografyası kürsülerinin de kurulmasının ayrıca tetkik edilmesinin gereğine işaret etmiştir.

         

        Koşay, Avrupa’ya tahsile gönderilen öğrenciler hususunu aynı bir fasılda değerlendirmiştir. Avrupa’ya tarih ve coğrafya öğrenimi için gönderilecek öğrenciler dönüşlerinde liselerde çalışacakları için müzelere faydalarının olamayacağını, doğrudan arkeoloji tahsil eden tek bir öğrencinin 1932’de Almanya’ya gönderilen Mehmet Ekrem Salih (Akurgal)’ten ibaret olduğunu belirtmiştir. Bir an önce yetiştirilmesi gereken uzmanların;

         

        1-Etnolog

         

        2-Klasik filolog ve epigragfist

         

        3-Türk Sanat Tarihi uzmanı (Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde Türk İslam Sanat Tarihi okuyan Mehmet Ağaoğlu’nun iki Türk öğrencinin okuma ücretinden muafiyetini temin ettiğini eklemiştir)

         

        4-Eski Doğu Tarihi ve Filolojisi uzmanı(çivi yazısını okumasını öğrenip gelmesi gerektiği vurgulanmıştır)

         

        5-Arşivist: (Üniversite ve Hukuk Fakültesi mezunu Avrupa’ya staj için iki sene müddetle gönderilmesinin yeterli olacağı belirtilmiştir)

         

        Avrupa’da arkeoloji okuyan öğrencilerin aynı zamanda müzeciliğe dair teknik bilgileri öğrenerek gelmeleri (teşhir, eserlerin tanzim, muhafazası) için genel bir talimatın verilmesi hususu ilave edilmiştir.

         

        Gelecekte müzelerde görev alacak öğrencilerin öğrenim süreleri içinde kazı bölgelerinde yapacakları uygulamalar ayrı bir bölüm halinde değerlendirilmiştir. Bu öğrencilerin kazılarda stajyer olarak çalıştırılmalarının mümkün olabileceği, yol masrafları ile zaruri giderlerine karşılık okullarının en az 50 lira aylık yardım etmeleri gerektiğini belirtmiştir. Kazılarda kamuyu temsil eden komiserlerin giderlerinin kazı yapana yükletilmesinin mümkün olabileceği, öğrencilerin masrafları için bu yolun kullanılamayacağını ifade etmiştir. Öğrencilerin uygulamalarda amele başılığından, çanak temizleyicilikten başlayarak bütün safhaları görmeleri ve fiilen çalışmaya iştirak etmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Yurt dışından gelen öğrencilerin bu uygulamayı herkesin gözlerinin önünde yaptıklarını, uygulama dönemlerinin öğrenim süresinden sayılması gerektiği, öğrencinin böylelikle zaman kaybetmeden imtihana girebileceğini belirtmiştir.

         

        Koşay, raporunda mevcut müzecilerin özel kurslardan geçirilmeleri gerektiğini belirtmiştir. Senenin belli bir ayında İstanbul ve diğer Anadolu vilayetlerindeki müze memurlarının  zorunlu olarak katılacakları bir kursun açılmasını, kursta meslek mensubu yabancı ve yerli uzmanların konferanslar vermelerini, tatbiki bilgilerin  öğretilmesinin gerekliliğini ifade etmiştir. Dışarıdan İstanbul’a geleceklerin kanuni yolluklarının onaylandığı takdirde hiç olmazsa yol ücretlerinin sağlanmasını, yatılı bir okulda barınmalarının sağlanmasını teklif etmiştir.

         

         

        Avrupa’da müzecilik alanında ortaya çıkan yeni gelişmeleri yerinde görmek ve ilerlemeleri takip edebilmek için fiilen bu işi yapan müze memurlarının hiç olmazsa ikisine maddi yardım yapılarak daha iyi yetiştirilmelerinin temin edilmesinin düşünülmesini teklif etmiştir.

         

        Raporunun son bölümünde meslekten yetişen ve gerektiğinde taşra müzelerinde müze memurları ile birlikte çalışarak kılavuzluk yapabilecek bir müfettişe ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır.

         

        Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı söz konusu raporu 9.3.1935 tarih ve 200 sayılı üst yazı ile gereğinin yapılması için Yüksek Tedrisat Umum Müdürlüğü’ne göndermiştir. Rapordaki tekliflerin bir kısmının yerine getirildiği düşünülebilir. Bilhassa DTCF’nin kurulmasından sonra buraya getirilen Alman uzmanlar en azından klasik dillerin eğitimini yapmışlar, bazı kazıların yönetimini üstlenerek beraberlerinde bulunan öğrenci ve asistanları, Türk üniversitelerinin gelecekteki öğretim elemanı ihtiyacını karşılayacak biçimde hazırlamışlardır.

         

        Elimizdeki ikinci belge Koşay’ın raporundan 13 yıl sonraki tarihi taşımaktadır. Koşay, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü görevini sürdürmektedir. Kendisinin başkanlık yaptığı Müzeler Merkez Danışma Komisyonu’nun hazırladığı raporu 13.09.1948 tarih ve 977 sayılı üst yazı ile Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na göndermiştir. Üst yazıda Türkiye’de binlerce eski eser ve ortada korunması gereken 12.000 tarihi ve tabii anıt bulunduğunu, çeşitli ellere dağılan bu eserlerin denetiminin güçlüğü, ilgili memurlarla halkın ilgisizliği yüzünden ihmal edilmiş durumda bulunduğunu, bilgisizlik yüzünden tahrip edildiklerini belirtmiştir. Eski eserleri vatandaşlarımıza sevdirmek mecburiyetinde bulunduğumuzu, her yaşa hitap edecek yayın yapılmasını, eğitim ve öğretimde bu konuya yer ayrılmasını ve dairelerine yardım edilmesini talep etmiştir.

         

        Koşay’ın başkanlık ettiği danışma komisyonunda, Aziz Ogan, Tahsin Öz, Remzi Oğuz Arık, Hayrullah Örs, Nurettin Can, Necati Tolunay, Ali Saim Ülgen, Mahmut Akok ve Nuri Gökçe gibi Türk müzeciliğinin gelişip serpilmesinde büyük emekleri bulunan değerli simalar bulunmaktadır.

         

        Komisyonun kararları hemen hemen tamamen eski eserlerin sevdirilmesiyle ilgilidir:

         

         

        1-İlkokulların 1.2.3 sınıflarında okuma kitaplarının üniteleri arasında mahalli eski eserlerle ünsiyet temini için bu eserlerin incelenmesi konularının ilavesi, mümkün olan yerlerde, okul yanındaki çeşme, mezarlık namazgâh gibi bakımsız bir eski eserin himaye altına alınması,

         

        2-4 sınıftaki çocuğun kavrayacağı bir dünya tarihi öğretimi yerine, yurdu esas alan bir medeniyet tarihine layık olduğu yerin verilmesi, önemli eski eserler ve ören yerleri üzerinde duran bir program hazırlanması, bunun o sınıfta okutulan yurt coğrafyası ile ahenkli olarak yerleri de gösterilerek yapılması gereklidir. Mesela Ege bölgesi okutulurken, Bergama, Efes, Didim harabeleri, Bursa’daki Türk eserleri, Marmara bölgesinden söz edilirken İstanbul’daki anıtlardan kısaca bahsedilmesi ve mümkün olan yerlerde çocukların gezdirilmesi mümkündür. 5 sınıfta bilhassa Selçuk ve Osmanlı eserleri sevdirilebilir ve tanıtılabilir. Diğer derslerde de bu konularla ilgili çalışmalar yapılabilir. Mesela aritmetik, geometri, Türkçe, resim-iş derslerinde bu konular işlenip ifade edilebilir. Bu sanat dersi vasıtalarından kartpostal projeksiyon, film, ders levhaları da yurdumuzda kolayca hazırlanabilir.

         

        3-Bakanlığın okullara tavsiye ettiği çocuk ve sanat dergilerinin bu konuya ait yazıları ihtiva etmesi sağlanmalıdır. İlkokul öğretmenlerine yardımcı olarak bir eski eserler kılavuzu hazırlanması ve bunda, derslerde eski eser konusunun nasıl işlenebileceğinin izah edilmesi bu konuda broşürler bastırılması faydalı olacaktır.

         

        4-Her yönden ele alınan ortaokullarda eski eser konusunun esaslı bir konu yapılması ve öğretmen yetiştiren okullarda sanat kültürünün verilmesi gereklidir. Liselerde tarih derslerinde eski eserler ve sanat tarihine ait konular yer almalıdır. Müzeler mecburi olarak gezilmeli ve rehber mahiyetinde yardımcı kitaplar hazırlanmalıdır. Ön planda liselerde, sonra ortaokullarda çanak çömlek parçalarından koleksiyonlar teşhir edilmeli ve sanat eserlerine ait kartpostallar, resimler bastırılmalıdır.

         

        5-Etnografya Müzesi Müdürü Remzi Oğuz Arık, Türkiye’de sanat tarihi, Türk sanatı ve arkeolojisinin durumu ve öğretimi hakkında 1939 da DTCF’deki konuşması,1941’de Türk Tarih Kurumu’na vermiş bulunduğu –suretleri ilişik– raporlar hakkında komisyona izahlarda bulunmuştur. Türk sanat anıtlarını tanıması ve koruması en çok gereken yargıçlar, emniyet teşkilatı, idareciler olduğu ve bu anıtların kaderi daima bu grupların elinde bırakıldığı halde; onları yetiştiren müesseselerde ne sanat, ne sanat tarihi, ne de Türk sanat ve medeniyet tarihi hakkında ders bulunmadığını belirten Remzi Oğuz Arık; hiç olmazsa Siyasal Bilgiler Okulunda, Polis Kolejinde bu yolda esaslı kürsüler bulunmasının lüzumunu kaydetmiştir. Okullarda ve Yüksek Öğretim kurullarında sanat sevgisi fikrinin verilmesine ait bu izahlar komisyonca tasvip edilmiş ve:

         

        a-Lise sınıflarına müstakil bir sanat tarihi dersi konulmalı ve bu derste bilhassa yurdumuzdaki sanat eserleri tanıtılması, Sanat Enstitülerinde, Teknik Okullarda, teknik ve üslup tarihine yer verilmesi ve bunda yurdumuzun esas tutulması,

         

        b-Yüksek Öğretimde: Siyasal Bilgiler Okulunda, eğitim enstitülerinde, Polis Enstitüsünde, Harp Okulunda sanat tarihi kültürünün verilmesi, Güzel Sanatlar Akademisiyle Teknik Üniversitede sanat ve mimarlık tarihleri kültürlerinin kuvvetlendirilmesi, İstanbul’daki gibi Ankara Üniversitesinde de sanat ve mimarlık tarihi, Türk arkeolojisi kürsülerinin kurulması, her iki üniversitede sanat tarihinin özel bir disiplin haline getirilmesinin tavsiyesi, bu disiplinlerden mezun olanlara, öğretmenlik hakkının sağlanması suretiyle hem arkeolojiyi, sanat tarihini öğrenmelere yeni bir mahreç, hem de liselerde ortaokullarda sanat kültürünün verilmesi temin olunması,

         

        c-Üniversiteler, müzeler, yüksek ve ortaokullarda sanat tarihine dair konferanslar verilmesi, sanat, mimarlık tarihleri yazdırılması ve yayımlanması, öğretim müesseselerine, devlet dairelerine, Halkevleriyle Halk odalarına, hatta köylere anıt sevgisini aşılayacak ve tahripleri önleyecek afişler, levhalar asılmasının sağlanması genel tasvibe uğramıştır.

         

        6-Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz, bilhassa üniversitelerde Türk sanat tarihinin özel bir disiplin haline getirilmesini ve tarih şubesi müdavimlerinin Türk sanat tarihinden de sınava tabi tutulmalarını teklif etmiştir.

         

        Neticede aşağıdaki hususların Bakanlık Makamına tasvibine, arzına karar verilmiştir:

         

        I-İlkokullardan itibaren öğrencilere sanat terbiyesi verilmeli ve eski eserleri koruma ruhu aşılanmalıdır.

         

        II-13.000 nüsha olarak çıkan İlköğretim dergisinde eski eserler ve sanat tarihi konusu için devamlı olarak bir köşe ayrılmalıdır. Yazılarla resimler, müzeler teşkilatında çalışanlardan istenecektir.

         

        III-Ortaokul ve lise kitaplarında sanat bahislerine daha çok yer ayrılmalıdır.

         

        IV-Tarih kitapları öğrencinin coğrafi bilgisi ile ahenkli olmalıdır.

         

        V-Siyasal Bilgiler Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü, diğer eğitim enstitüleri de Polis Koleji gibi yüksek okullara kurs mahiyetinde de olsa, sanat tarihi dersi konulmalı ve bu okullar öğrencilerine yurt içindeki eski eserleri görmeleri için geziler tertip edilmelidir.

         

        VI-Üniversitelerde behemehâl sanat tarihi kürsüleri ihdas ve takviye edilmelidir. Bu dersler ayrı disiplin haline getirilmeli ve öğrenci sınava tabi tutulmalıdır.

         

        VII-Öğretimin her derecesinde sanat sevgisini verecek vesait hazır bulundurulmalıdır.

         

        Bu karara Tahsin Öz aşağıda metni bulunan şerhi koymuştur.

         

        İşbu mazbatanın 6 maddesinin ikinci fıkrasında  (İstanbul’daki gibi Ankara Üniversitesinde de sanat ve mimarlık tarihi ve Arkeoloji kürsülerinin kurulması) temenni edilmektedir.

         

        Hâlbuki İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünün aşağıdaki programı görülünce, durumun bir örnek verilecek mahiyette olmayıp bilakis elim olduğu anlaşılacaktır.

         

        Prof. Diez

         

        Türk sanatlarına dair ders yapabilmesi ihtimali bulunmadığından İran ve Hind sanatlarına ait bazı mevzularla meşguldür. Bu kısımdaki görüşlerinin bile Türk sanatları için zararlı olacağı inancındayım.

         

        Prof. Dr. Mazhar Şevket İbşiroğlu

        Rönesans ve Barok devrinde, Hollanda ve İtalyan resimlerinde tahliller

        Prof. Dr. Arif Müfit Mansel

        Yunan ve Roma Sanatı

        Prof. Sehneider (henüz gelmemiştir)

        Bizans sanatı

         

        Dünyanın hiçbir kültür müessesesinde milli sanatın bu kadar ihmal edilerek yabancı sanatlara yer verildiği görülmeyeceği pek tabiidir. Bu muazzam kürsülere mukabil haftada iki saat ve sertifika harici olmak üzere bazı Türk sanatlarına ait bir ders bana verilmiştir.

         

        Tahsin Öz’ün şerhinden anlaşıldığına göre Koşay’ın 1935 tarihinde verdiği raporda kurulmasını teklif ettiği Türk Sanatı kürsüsünün kurulmasının bilinmeyen sebeplerle maksatlı olarak yapılmadığı görülmektedir.

         

        Aziz Ogan da 7.09.1948 tarihli bir şerh yazmıştır:

         

        Mazbatanın ‘6’ maddesi, komisyonumuzca 7 fıkra halinde izah edilmiş ve şekillendirilmiştir. Zaten bu dilek, yeni bir şey olmayıp bundan 3 yıl önce Tarih Kurumu toplantısında da izhar edilmiş ve keyfiyetin Milli Eğitim Bakanlığına arzı karar altına alınmıştı. Mahaza bu fıkraların tamamen tatbiki mümkün olduğu takdirde istenilen gayeye vasıl olunacağı ve Türkiyat Enstitüsü içinde bir merhale teşkil edeceği şüphesizdir. Zaten komisyonu teşkil eden bütün üyelerin istediği de budur.

         

        Yalnız Tahsin Öz’ün Prof. Diez hakkında bu sefer serdettiği mütalaa kanaatime tevafuk etmemektedir.

         

        Bilindiği üzere umumi sanat tarihi bir küldür. İran, Arap, Hind sanatları bilinmedikçe Türk Osmanlı sanat tarihi tedvin edilemez ve öğretilemez. Kuvvetli birkaç garp lisanına ihtiyaç gösteren bu bilgiyi vücuda getirdiği eserlerle bütün ilim dünyasına tanıtan Diez’e üniversitemizce bir kürsü verilmesi de bundandır. Bunun aksini iddia etmek üniversite ve Milli Eğitim Bakanlığının profesör intihabında iyi görüş sahibi olmadığını ve eserleriyle tanınmış bir âlimin de cahil olduğunu ileri sürmek demek olur ki buna hiçbir aklıselimin inanmasına ihtimal verilemez. Bu düşünce ile Tahsin Öz’ün Prof. Diez hakkındaki mütalaasına kat’iyen iştirak edemem.

         

        Bu şerhler günümüz bilim adamları için son derece ibret vericidir. Tartışma kültürü, ast üst ilişkilerinde doğruların ilk planda dikkate alınması gibi hususlar günümüzde artık fazla görmediğimiz tercihlerdir. Demokratik yönetim tarzı açısından başkan Koşay’ın tutumu da dikkat çekicidir. Yönlendirme yapmamış ve bitaraf kalarak bütün görüşleri kayda almıştır.

         

        Bu rapora, ilgili daire olan Talim ve Terbiye Kurulu’nda, ’okul programlarının hazırlanmasında göz önünde bulundurulmak üzere dosyasında saklanması’ notu düşülmüştür. Tekliflerin bundan sonra program yenilenmelerinde ne derece dikkate alındığı hususu ise ayrı bir incele konusudur.    

                            

         

                                         

         

                  

                    

                                        

         

         

                         

         


        


        

        [1] Dr. Niyazi Altunya, Milli Eğitimde Mustafa Necati Dönemi, İstanbul 2009,s.93


        

        [2] DTCF ‘nin ilk öğrencilerinden olan ve Hititoloji bölümüne yazılan Çığ’la yapılan söyleşi kitabı konumuz ile yakından alakalıdır.   Bk. Çivi Çiviyi Söker ,’Muazzez İlmiye Çığ Kitabı’,Söyleşi: Serhat Öztürk, İstanbul 2002,189 s.


        

        [3] Koşay’ın raporundan Bossert’in yetkinliği hususunda tereddütlü bir izlenim çıkmaktadır.


        

        [4] Arkeolojinin Delikanlısı ‘Muhibbe Darga Kitabı’,Söyleşi: Emine Çaykara, İstanbul 2002,s.103


Türk Yurdu Şubat 2010
Türk Yurdu Şubat 2010
Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele