Devrek Türkülerinin Halk Türkülerinde Yeri

Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

        Müzik; duygu, düşünce, tasarım ve izlenimleri, başka gereçlerin de katkısıyla belli durum, olgu ve olayları belirli bir amaç ve yöntemle ve belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerle anlatan estetik bir bütündür. Müzik beşeri bir olgudur. Nerede insan varsa orada müzik, nerede müzik varsa orada insan vardır. Müzik insanla oluşur, insanla yaşar, insanla değişir, insanla gelişir, insanla yetkinleşir.[1] Türk müziği tarih boyunca, Batı müziği sisteminden farklı bir ses sistemi içinde, kendi geleneğindeki makam ve usûl yapısında gelişmiştir. Klasik Türk müziği ve Türk Halk müziği söze, dolayısıyla edebiyata dayalı müziklerdir. Klasik Türk müziği Divan edebiyatı; halk müziği, halk edebiyatı ile birlikte yoğurulmuştur. Klasik Türk müziği çoğunlukla saray çevrelerinde geliştiğinden, daha süslemeli ve dolaylı bir anlatıma, halk müziği ise saz şairlerinin, âşıklarının elinde geliştiğinden daha yalın ve doğrudan bir anlatıma sahip olmuştur.[2]

         

         Halk müziği kesinlikle insan hayatının ta kendisidir. Tema zenginliği doğanın bütün karakterlerini işleyecek zenginlikte olup, coğrafyanın yeryüzü şekillerine göre ve tabiat şartlarına göre insan yaşamında tema seçiminde etkili olarak, insan yaşamının mutluluk veya mutsuzluk öğelerinde, ezgisel ve ritimsel yapılanmalarında ölçülemeyecek kadar çokluk arz ederler.[3]Türk Halk Müziği derlemeleri için Adnan Saygun 1943’te şu yöntemi önermektedir; “ilmin gösterdiği yollardan yapılacak olan derlemelerin tamamen ilmi bir şekilde notaya alınması, malzemenin tahlili, mukayesesi…”[4] Türk Müziği, tarihi süreç içindeki coğrafi/sosyal/kültürel/ekonomik etkileşimlerin, edinimlerin (seslerin) bütünüdür.[5] Bu nedenle olsa gerek halk şiirinde;  bireyin ya da toplumun sevinçlerini, üzüntülerini dile getirmek için amacıyla, kendine özgü bir ezgiyle söylenen, hece ölçülü nakaratlı nazım biçimine Türkü denilmektedir.[6] 

         

        Türk Halk Mûsikîsinin en belirgin özelliği eserlerin bestekârlarının bilinmemesidir. Yetenekli kişi ya da kişilerin benliğinden doğan bu eserler kendi çevresinde çalınıp söylenir, estetik ölçülere uyuyorsa yani diğer kişilerin zevkini okşuyor, dinleyenlerde iyi bir izlenim bırakıyorsa kalıcı özellik taşır. Zamanla yapılan eklemelerle melodik yapısı değişerek yeni kalıplara dökülür ve değişkenlik elde eder. Sonunda asıl şeklini alarak belli bir yörenin malı olur. Bir halk musikisi eseri çoğunlukla toplumsal bir sebeple ortaya çıkar. Toplumsal hayatın kesitlerinden herhangi birinden kaynaklanabilir. Önce ağzı şiir söylemeye yatkın bir kimse olayla ilgili şiiri söyler. Musiki biliyorsa kendisi, bilmiyorsa bir başkası bu şiire melodik bir elbise giydirir. Bu nedenle Anadolu’da hem bir olayla ilgili olarak şiir söylemenin, hem de bu şiiri bestelemenin adı, “türkü yakmak” tır.[7]

         

        Türkülerin çoğunluğu Anonim Halk Edebiyatı ürünleridir. Ancak söyleyeni belli olan türkülerde vardır. Türkülerle şarkılar arasında en belirgin özellik, şarkıların genellikle aruzla, türkülerin ise hece vezni ile yazılmaları ve besteleri bakımındandır. Aşk, tabiat, güzellik, gençlik, gurbet ve benzeri lirik konuları işleyen türküler, bölgelerinin özelliklerine ve bestelerine, makamlarına göre isim alırlar.[8]

         

        Halk türkülerimizin güftelerinde, mahalli lehçelerle ilgili söyleyiş farklarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Çünkü lisan ile musikinin birleşmelerinde müşterek şivelerin önemi vardır. Mesela, Anadolu’nun “seviyom” veya “seviyon” sözüne karşılık gelen nağmeler ona göre tertiplidir, yerine İstanbul şivesiyle “seviyorum” yazılırsa, hece ile nağme uygunlukları altüst olur veya nağmelerdeki değişiklik yapmak gerekebilir.[9] Benzer durum Karakiraz Türküsü içinde geçerlidir. Türküde yer alan; “Taksiratım böyle imiş ağlaman bana” dizesindeki ağlaman sözcüğü yerine ağlamayın yazılsa, türkünün nağmesi değişecektir.      

         

        Zonguldak İli Devrek ilçesi türküsü olarak kayıtlara geçen iki türkünün varlığı bilinmektedir;  1948’de derlenen Halimem türküsü ve daha sonraki yıllarda repertuara alınan Karakiraz türküsü. Halimem Türküsü her ne kadar repertuarda Bolu yöresine ait olarak gösterilse de, türkünün geçtiği mekân, türkünün kahramanları Devreklidir. Karakiraz Türküsü ise, yöre olarak Devrek patenti taşımaktadır. Hayri Tuncel tarafından bestelenmiştir. Yaşanan bir olaydan esinlenerek musiki normlarına göre notaya alınmıştır. Yüksek duyguların terennüm edildiği, aşkın trajediye dönüştüğü bir sevda hikâyesidir Karakiraz Türküsü… Seferberlik yıllarında gidip gelmeyen sevgililerin, geldiğinde yârini bulamayan genç Devreklilerin türküsüdür…

         

        Devrek türkülerinde ön plana çıkan ve her iki türkünün de ortak paydasını oluşturan türkü hikâyesinde, kavuşmayan âşıkların sevda ağıtları vardır. Bir diğer müşterek tema ise hekimlere, tabiplere, doktorlara yönelik sesleniştir, sitemdir. Halimem Türküsünde genç âşık derdine derman olacak Hekimin Devrek’ten gelmesini ister. Karakiraz türküsünde sevdiğini kaybeden genç; yakalandığı amansız hastalığa müdahalesi istenen doktora; “Aman doktor canım doktor el vurma bana” der. “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib /Kılma derman kim helâkim zehri dermânındadır”[10] dizeleriyle, aşkından dert sahibi olduğunu cümle âleme ilan eden Fuzuli gibi seslenir. Bir kültürdeki inanç, davranış ve değerler müzik tınısına biçim verir. Eğer Zonguldak/Devrek havalisinde yaşayan insanların halk müziğinin, yazılı müzik geleneğinin anlaşılması gerekiyorsa insanların müziğini oluşturan ve besleyen kültürlerinin de anlaşılması gerekecektir.[11]

         

Zonguldak Türkülerinin melodisinde daha çok Doğu Karadeniz ritimlerinin etkili olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Örneğin Alaplı’da düğünlerde söylenen Kaptaş türküsünün melodisi varyant yani aktarma olup, çıkış yerinin Tokat çevresi olduğu, buradan fındık işçileriyle Ordu Gürgentepe’ye taşındığı, buradan da bugün Gümeli’de oturan ve Ordu’dan göç edenlerce Alaplı’ya getirildiği saptanmıştır. Türkü yörenin manileriyle birleştirilmiş, zenginleştirilmiştir. Bölgenin kültürel değerleriyle de uyumlaştırılmış, bu nedenle yöre halkı tarafından çok tutulmuştur. 4/4’lük ölçüde bir türküdür. 2/4’lük de söylenebilmektedir.[12] Nitekim Zonguldak, merkez olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan yeni bir şehir olduğundan, köklü bir folklora sahip değildir. Kömür ocaklarında çalışan şişçilerin çoğunluğunun Trabzon ve Rizeli olması nedeniyle;  genellikle Karadeniz oyunları- Horon gösterileri yapılır. Daha önce Zonguldak ilçeleri arasında yer alan Bartın ve Safranbolu’da Orta Anadolu folklorunun etkisi altında, fakat kıyafet ve hareket olarak yenilikler eklenerek orijinal bir folklor doğmuştur. Halk Musikisi Batı Karadeniz bölgesine ait özellikler taşır ki bu bölgenin Orta Anadolu’nun batı bölümü ile pek az karakter farkı vardır. Bilhassa daha önce Zonguldak’a bağlı bulunan, günümüzde Karabük ilinin bir ilçesi olan Safranbolu civarında, folklor unsuru zengindir.[13]  Cumhuriyetin ilk yıllarında, Devrek ve diğer civar ilçelerde, gençlerin yaren toplantılarında, Geredeli Dertli ve Geredeli Figani gibi âşıklardan seçilmiş parçalar seslendirmek adetten sayılmıştır.[14]

 

Bölgenin tanınmış Folklor uzmanı Safranbolulu Sadi Yaver Ataman’ın Devrek Türkülerini derlememiş olmaması ve araştırmalarının Safranbolu üzerinde yoğunlaşması söz konusudur. Halimem Türküsü gibi Karakiraz Türküsü de Devrek kültürünü yansıtan önemli bir veri niteliğindedir. Halimem Türküsü de Bolu Türküsü olarak TRT Repertuarına alınmıştır. Türkünün kaynak kişisi Emin Barın’dır.[15]Muzaffer Sarısözen derlemiş ve notaya geçirmiştir. 1937–1951 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Türkiye’nin birçok yöresinde derleme çalışmaları yapıldı. Bu derlemelerin çoğuna katılan Sarısözen, derlenen bu türkü ve ezgilerin arşivde bir düzen içinde saptanması, korunması ve değerlendirilmesini sağladı. Muzaffer Sarısözen Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen'den oluşan grup, 1948'de Bolu, Sinop ve Zonguldak'ta derlemeler yapmıştır.[16] Muhtemelen Halimem Türküsü de 1948’de gerçekleştirilen türkü derleme çalışmaları sırasında kaydedilmiştir. TRT repertuarına; 00727 numara ile kayıtlıdır. Emin Barın’dan dolayı, Halimem Türküsü, Bolu-Mengen yöresinin türküsü olarak kayıtlara geçmiştir. Günümüzde bile aynı yanlış sürdürülmektedir. Bolu’ya bağlı Kıbrısçık ilçesinde halk oyunları arasında Halimem Türküsüne, Bolu Türküsü olarak yer verilmektedir.[17]

 

Aslında bu fiili durum, Devrek yöresine ait olan Halimem Türküsünün komşu il ve ilçelerde benimsendiğini, bölge kültürünü teneffüs eden bölge halkı tarafından adeta içselleştirildiğini göstermektedir. Bundan hareketle, Halimem Türküsünün Devrek yöresinin kültür envanteri olmaktan çıktığı, Kuzey Batı Anadolu’ya mâl olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bununla birlikte 1973 il yıllığında ‘Devrek İlçesinin Folklor Özellikleri’ başlığıyla yer alan bölümde; “Adet-gelenek ve görenek yönünden ayrı ve orijinal bir kültüre sahip değildir. Bölge içi kültürün etkisi altındadır” ifadeleri dikkat çekici ve bir o kadarda üzücüdür.[18] Ancak bu belirlemeye katılmak mümkün değildir. Örneğin; Metin Çilli’nin yazdığı notalandırmasını ve derlemesini Alaattin Belen’in yaptığı Karabük-Yenice yöresine ait Çilli türküsünün sözleri arasında yer alan; “Devrek görünmez oldu / Helvası yinmez oldu / Bir çillinin yüzünden / Dertlerim dinmez oldu” dizelerinde, Devrek’e gönderme yapılması, Devrek kültürünün bölgede baskın olduğunu göstermektedir.[19] Hamdi İlhan’da; “Yörenin kendine özgü, türkü, mani ve folkloru vardır” tespitinde bulunmuştur.[20]

 

 Şimdiye kadar Devrek Folkloruna ilişkin detaylı araştırmaların yapılmamış olması düşündürücüdür. Bununla birlikte Devreklilerin Emin Barın’a şükran duymaları gerekir diye düşünüyorum. En azından Emin Barın, Halimem Türküsünün derlenmesini sağlamış, unutulmasının önüne geçmiştir. Devrek ilçe merkezinin değişime açık olması, modernleşme tutkusu gibi nedenler, folklor kapsamına girebilecek envanterlerin belirlenmesini zorlaştırmış olmalıdır. Bilindiği gibi, köy yaşamının kısırlığı, tek düzeliği ve gelişmelere kapalı olmasının ürünü olarak, durmadan eskiyi yaşamalarının sayesinde, folklor uzmanlarının uğrak yeri olmaktadır.[21] Bu nedenle olsa gerek, Devrek kent yaşamının moderniteden uzak kalmaması söz konusudur. Son elli yıldır Devrek’ten Avrupa ülkelerine yaşanan göç, Devrek ilçe merkezinin fiziki görünümünü değiştirdiği gibi, kültürüne de nüfuz etmiştir.[22] Doğal olarak ta, derleme çalışmalarına kapalı bir görüntü vermiştir. Bir başka etkende, Zonguldak il ve ilçe olmadan önce Devrek kazasına bağlı bir idari merkezdir.  Devrek’in; Çaycuma, Gökçebey (Tefen), Alaplı ve Zonguldak’tan önce ilçe merkezi olması nedeniyle, adı geçen yerlerin Devrek’le ilgili ön yargılarının var olmasıdır.

 

Mehmet Özbek; Folklor ve Türkülerimiz başlıklı araştırmasında, Halimem Türküsü ile ilgili şu bilgileri vermektedir; “Kiraz Aldım Dikmeden: Bu türkü aslında bir ağıttır. Bolu’nun bir köyünde, köyün zenginlerinden birinin Halime isminde güzel bir kızı vardır. Güzelliği dillere destan bir kız. Köyün bütün delikanlıları ona tutkundur; gece gündüz onun hayaliyle yaşarlar. Ama o Mehmet isimli yakışıklı bir genci sevmektedir. İki genç fırsat buldukça Taşbaşı’nda buluşurlar, gelecek günlerini hayal ederler. Taşbaşı denilen yer, üç tarafı uçurum bir dağ başı. Onlar öyle her an hayal kura dursunlar. Bir gün acı haber gelir kulaklarına. Babası Halime’yi şehirde oturan zengin birine verecekmiş, Gençlerin ve bunların sevdasını bilen köy halkının yalvarma ve yakarmaları boşa gider, babası kararlıdır. Gelin gideceği gün Halime gelinliğini giyeceğine, Mehmet’le Buluşup yine Taşbaşı’na giderler. Ertesi gün Taşbaşı’nda bu iki sevgilinin cesedi bulunur. Baba pişman, köy halkı üzgündür, ama vakit çok geçtir artık.”[23] Mehmet Özbek’in bu araştırmasını ilk kez yayınladığı 1975 yılından önce, 1969’da Devrek Dergisi’nde Halimem Türküsünün Devrek Türküsü olmasına ilişkin Muzaffer Akyol’un araştırmasının yayınlandığı göz önünde bulundurulursa, Halimem Türküsünün Devrek Türküsü olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 

Oysa Halimem Türküsünün kahramanları Devreklidir. Halimem Türküsü’nün Bolu Türküsü olarak Türkiye Radyolarının repertuarına alınmasına tepki gösteren Muzaffer Akyol, Devrek dergisinde, “Bir Halk Türküsünün Gerçek Öyküsü Kiraz Aldım Dikmeden Halimem Dallarını Bükmeden” başlıklı araştırması ile adı geçen türkünün Bolu’ya değil Devrek yöresine ait olduğunu ispat etmiştir. Türkünün kaynağı ve yaşayan kahramanı ile söyleşi yapmak için, Muzaffer Akyol, Veysel Yemlihalıoğlu (Atasoy), Sedat Karan,  Şenol İlhan ve Necati Yalçın’dan oluşan heyet 1969’da Hüseyin Çavuşoğlu Köyüne gitmişlerdir. Bu söyleşide aynı dergide ve aynı sayıda; “Halimem Türküsünün kahramanı Devrek’te yaşıyor” başlığıyla yer almıştır.[24]

 

 Türkü derlemesinin 1948’de gerçekleştiği göz önünde bulundurulursa, Halime ve sevgilisi Deli Mehmet’in hikâyesini, 1969’da geçte olsa Devrek merkezli anlatan emekli Öğretmen Muzaffer Akyol’u da minnetle anmak gerekiyor. Hüseyin Çavuşoğlu köyünde Akyol soyadını taşıyan aileler vardır. Muzaffer Akyol’da Hüseyin Çavuşoğlu köyündendir. 14.10.2008 Salı günü yaptığım görüşmede Muzaffer Akyol, askerlik dönüşü Hüseyin Çavuşoğlu köyünde öğretmenlik görevi yaptığını, Devrek Halk Eğitim Müdürü Faruk Türkkan’ın da bulunduğu bir heyetin köye geldiklerini belirterek, Halimem Türküsünü dedesi, annesinin babası Abdullah Dinç’ten öğrendiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda köy imamı olan Abdullah Dinç, 1969 yılı Cumhuriyet Bayramı töreni sırasında köyde bulunan bürokratlara türkünün hikâyesini anlatmıştır. Muzaffer Akyol, köye gelenler arasında ismi geçen Necati Yalçın’ın Devrek ilköğretim Müdürü olduğunu belirtmiştir.

 

Yine 14.10.2008 Salı günü görüştüğüm, Abdullah Dinç’in oğlu emekli öğretmen Mehmet Emin Dinç, Beycuma Müderrisi Hüseyin Efendi’nin oğlu olan babasının, Devrek Rüştiyesi mezunu ve köyün ilk kadrolu imam hatibi olduğunu belirtmiştir. Nitekim Devrek Müftüsü ve I. Dönem TBMM Bolu Milletvekillerinden, Devrek Halveti Tekkesi son şeyhi Hacı Abdullah Sabri Efendinin oğlu Öğretmen Mehmet Emin Onur’un ilk görev yeri Hüseyin Çavuşoğlu köyüdür.[25]Mehmet Emin Dinç, Babası Abdullah Dinç ile Mehmet Onur’un çok samimi arkadaş olduklarını ifade etmiştir. Muhtemelen Abdullah Dinç, Babası Hüseyin Efendinin hem hocası hem şeyhi Olan Abdullah Sabri Efendinin oğlu Mehmet Emin’in ismini kendi oğluna vermiştir.Babasının 22.06.1323 doğumlu olduğunu ve 05.12.1976’da öldüğünü ifade etmiştir. Abdullah Dinç’in eşi Mensure Hanım ise, Hüseyin Çavuşoğlu köyü Sarsıklar sülalesinden olup 1320 doğumludur ve 11.12.1994’te vefat etmiştir.

 

Mehmet Emin Dinç’in anlatımına göre; amcası Deli Mehmet’in sevdiği kız Halime Beycuma’ya bağlı Karadere köyündendir. Deli Mehmet’in Bolu’ya gitmesinden sonra Hüseyin Çavuşoğlu köyü’nde öte köy olarak adlandırılan mahalleye gelin gelmiştir. Köy halkı arasında Zırzınlar sülale lakabıyla tanınan Mehmet Balta’yla evlenmiştir. Beycuma taraflarında eşkıyalık yapan, yöre halkına korku salmak için samanlıkları yakan, hayvanları zehirleyen ve soygunculuk yapan Zımbırlı Mehmet’ten bahsedilmektedir.[26]Zımbırlı Mehmet ile Halime’nin evlendiği Zırzın Mehmet’in aynı kişi olabileceği düşünülmektedir. 28.01.1919 Salı tarihli arşiv belgesinde; Hüseyin Çavuşoğlu köyünü eşkıyanın basıp işkence ve gasp yaptığı haber alındığından, takibat icrasıyla eşkıyanın derdestine dair Umum Jandarma Kumandanlığı'ndan Bolu Mutasarrıflığı'na çekilen telgraftan bahsedilmiştir.[27] Bahse konu eşkıyanın Zımbırlı Mehmet olması söz konusudur. Bir diğer 28.01.1919 Salı tarihli arşiv belgesinde; Eşkıyanın Devrek-Zonguldak yolunu keserek gidip gelen maden amelesini tehdit ettiği bildirildiğinden, konu ile ilgili tahkikat icrasına dair Umum Jandarma Kumandanlığı'ndan Bolu Mutasarrıflığı'na çekilen telgraf hakkında bilgi verilmiştir. [28] Takibat başarıyla sonuçlanmış yakalanan Zımbırlı Mehmet yargılanarak, Bartın hapishanesine gönderilmiştir. Ancak 23.03.1919 Pazar tarihli belgeden anlaşıldığına göre;  Bartın hapishanesinden firar etmiş lakin tekrar yakalanmıştır. Konu ile ilgili yazışma şöyledir; “Bartın Hapishanesi firarilerinden ve eşkıyadan Mehmet’in de yakalandığının Bolu Mutasarrıflığı'ndan bildirildiği.”[29]

 

Derleme Sözlükte Zırzın kelimesi; Zırtıl yani öfkeli davranış, geveze, gürültücü ve fırıldak anlamlarıyla kullanılmıştır.[30]Zımbır sözcüğü ise daha çok gürültü manasıyla açıklanmıştır. Zımbıra adı verilen bir çalgı vardır. Zımbırdak; cilveli, oynak demektir. Zımbırdamak ise tepinerek gürültü ederek tedirginlik vermektir. Zımbırdatmak; gelişigüzel vuruşlarla teli bir sazdan kulağa hoş gelmeyen sesler çıkartmaktır. Zımbırtı; iri yarı adam kaba kimse demektir.[31]Halime; iki Mehmet’ten biri ile evlenmiştir.Anlaşılan o ki Halime, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Kazaen cinayet işleyen Müderris Hüseyin Efendi’nin oğlu Deli Mehmet’le evlenmemiş ama Beycuma civarında şakilik yaptığı anlaşılan Zırzır Mehmet’le evlenmiştir.Mehmet Emin Dinç’in ifadesine göre, Halime Türküsünü Devrek civarında seslendiren kişi, Devrek köylerinde uzun yıllar vekil öğretmenlik yapan Perşembe nahiyesi Hacı Kadıoğulları’ndan Hüseyin Özyurt’tur.

 

 


        


        

        [1] Prof Dr Ali Uçan, “Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan Günümüze Müzik Eğitiminin Dünü, Bugünü, Yarını”, Cumhuriyetten Günümüze Türk Kültürünün Dünü, Bugünü ve Geleceği, V.Türk Kültürü Kongresi (17–21 Aralık 2002), Müzik Kültürü Cilt X, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ank 2005, sf 14


        

        [2] Evin İlyasoğlu, Zaman İçinde Müzik Başlangıcından Günümüze Örneklerle Batı Müziğinin Evrimi, YKY, 7.bs İst 2003, sf 277


        

        [3] Fikri Bulanık, Dil Ses ve Nefes ile Türk Halk Müziği, Kanyılmaz Matbaası, İzmir 2006, sf 51


        

        [4] Gülper Refiğ, A. Adnan Saygun ve Geçmişten Geleceğe Türk Musikisi, Kültür Bakanlığı yay, Ank 1991, sf 28


        

        [5] Oğuz Atilla Budak, Türk Müziğinin Kökeni-Gelişimi (Deneme) Kültür Bakanlığı yay, Ank 2000, sf 199


        

        [6] Yusuf Çotuksöken, Dil ve Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Cem yayınevi, İst 1992, sf 193


        

        [7] Dr M. Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi II, Milli Eğitim Bakanlığı yay, İst 2000, sf 409


        

        [8] Osman Nuri Ekiz, Ansiklopedik Edebiyat Bilgileri Sözlüğü, Zümrüt yay, İst 1984, sf 346


        

        [9] Mahmut Ragıp Gazimihal, Anadolu Türküleri ve Musikî İstikbâlimiz, Ötüken yay, İst 2006, sf 119


        

        [10] Sadık Deniz, Bugünün Diliyle Dîvân Şiiri, Serhat yay, 2.bs İst 1983, sf 50


        

        [11] Dr Yıldıray Erdener, Etnomüzikoloji Nedir? Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1993, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü yay, Ank 1994, sf 71


        

        [12] Alaplı, Alaplı Belediyesi yay, Gülermat, Ank,  Ocak 1998, sf 45


        

        [13] Hüsamettin Toros, Türkiye Vilayetleri Sanayi-Turizm Ansiklopedisi,   Nurettin Uycan Matbaası İst 1965, sf 625


        

        [14] Sadi Yaver Ataman, Eski Türk Düğünleri, Kültür Bakanlığı yay, Ank 1992, sf 66


        

        [15] Emin Barın; Türk hattat ve cilt sanatçısı. (1913-1987)


        

        [16] Armağan Coşkun Elçi, Muzaffer Sarısözen Hayatı Eserleri ve Çalışmaları, www.turkuler.com


        

        [17] Bolu 1998 Yıllığı, Bolu Valiliği yay, Ank 1998, sf 162


        

        [18] 1973 Zonguldak İl  Yıllığı, Zonguldak Valiliği yay, İst 1973, sf 186


        

        [19] Hasan Kırık-Kemal Cebecik, Yenice 96, Aytur Basım Yayın, 1996, sf 48


        

        [20] Hamdi İlhan, İki Katlı Şehir Zonguldak, Güneş Kitapevi, 1981, sf 97


        

        [21] Mehmet Ballıkaya, Folklora Bakış Doğa İnsan Bilim, Arya yay,İst. 2002, sf 138


        

        [22] Hüseyin Beşikçi, Devrek Şehri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans tezi, İst 1987, sf 7


        

        [23] Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, Ötüken yay, 1. bs.1975-2. bs. 1981-3.bs İst 1984, sf 197


        

        [24] Muzaffer Akyol, “Bir Halk Türküsünün Gerçek Öyküsü Kiraz Aldım Dikmeden Halimem Dallarını Bükmeden”, “Halimem Türküsünün kahramanı Devrek’te yaşıyor”, Devrek Dergisi, Sayı:2 Şubat 1969 sf 8–11


        

        [25] Kadir Tuncer, Şeyh Dede Şair Torun Devrekli Şair Rüştü Onur, Tusak yay, Zonguldak Eylül 2002, sf 9


        

        [26] Nurettin Peker,  Öl, Esir Olma, İstiklal Savaşında Ereğli Alemdar Gemisinin Kahramanlığı ve Siyasi Neticeleri, (Resim ve Vesikalarla) Çınar Matbaası İst 1966, sf 134


        

        [27] T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Katalogları, Tarih: 25/R /1337 (Hicrî) Dosya No:95 Gömlek No:266 Fon Kodu: DH. ŞFR.


        

        [28] Tarih: 25/R /1337 (Hicrî) Dosya No:95 Gömlek No:267 Fon Kodu: DH. ŞFR.


        

        [29] Tarih: 20/C /1337 (Hicrî) Dosya No:1 Gömlek No:65 Fon Kodu: DH. EUM. AYŞ.


        

        [30] Derleme Sözlüğü XI, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu yay, 2.bs Ank 1993, sf 4381


        

        [31] Derleme Sözlüğü XI, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu yay, 2.bs Ank 1993, sf 4370


Türk Yurdu Ocak 2010
Türk Yurdu Ocak 2010
Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele