At Türküleri

Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

        Yakın zamanlara kadar at, halkımızın hayatında ve kültüründe çok geniş yer tutardı. İnsanlara ve özellikle Türk milletine yardımcı olan hayvanlar arasında atın ayrı bir yeri vardı.

         

        At, Türklerin ehlileştirdiği ikinci hayvandır. Birincisi köpektir. Göçebe bozkır toplumlara baktığımızda onların hayatında at çok önemlidir. Onlar atla savaş yaparken aynı zamanda onun etinden sütünden ve derisinden de yararlanırlardı.

         

        Eskiden Sibirya’daki şaman Türkler, atın gökler âlemindeki güneş ülkesinden geldiğine inanırlardı. Bu inanışa göre at sahibinin güç anlarında Saha Türkçesiyle konuşup öğütler verirdi. Aynı inanışa göre gök, rüzgâr, toprak ve mağaradan çıkan atlar vardır. Ünlü kahraman Battal Gazi’nin atı Aşgar mağaradan çıkan atlardandır.

         

        Anadolu’da anlatılan at efsanelerine bakarsak şunları görürüz: “Dünya yüzyıllar önce suyla kaplıymış. Zamanla sular çekilmiş, yeryüzü ortaya çıkmış. Atın ataları olan ön ayakları çok büyük kanatlı bir hayvan görülmüş. Gel zaman git zaman bu kanatlar dökülmüş, biçimi değişmiş bu günkü at ortaya çıkmış.”

         

        Anadolu’da gölden çıkan atlara ait efsanelerin çok uzun geçmişi vardır. Bu efsanelere konu olan göller aygır gölü adıyla tanınırlar. Bu göller, Kars, Ordu ve Urfa’dadır. Yılın belirli bir gününde sudan çıkan aygır, köylülerin atıyla birleşir. Zamanı gelince küheylan mı küheylan bir tay doğar. Bir gün aygır suları yararak gelir, tayını alır göle döner.

         

        Kaşgarlı Mahmut: “Kuş amacına kanatları ile vardığı gibi, insan da muradına atla erişir” der. Kırgız Türklerinin ünlü Manas destanında atlı ilgili olarak şunlar söylenir:        

                                 

        “Kuyruğu kuvvetli olan

         Kocaman at kimin ki?

         Hörgücü büyük boynu uzun

         Koman kula at kimin ki?

         Şu develer gibi yüksek

         Dağlar gibi at kimin ki?

         Gövdesi ince keçi gibi

         Şu ince at kimin ki?

         

         Daha yeni olan Dede Korkut destanında ise Bamsı Beyrek, zindandan çıkıncaya kadar kendisini on altı yıl bekleyen atına şöyle seslenir:

         

        “Açık açık meydana benzer senin alıncığın

         İki gece ışık saçan taşa benzer senin gözceğizin

         İbrişime benzer senin yeleciğin

         İki çift kardeşe benzer senin kulacığın

         Eri murada eriştirir senin arkacığın

         At demezem sana kardaş derim, kardaşımdan ileri.

         

        Efsanelerimizde, konuşan, uçan atlar gibi ölümsüzlük suyu içtikleri için, bu güne kadar yaşayıp gelen atlara da rastlarız. Köroğlu, Battal Gazi gibi destan kahramanlarının atları kanatlıdır. Söylentiye göre Köroğlu’nun kır atı her on beş günde bir Şam pazarında satılır, sahip değiştirirmiş.

         

        Başka bir efsanede ise onun İstanbul’da fakir bir sakanın kapısına vardığı, bir ay bu sakaya hizmet ettikten sonra sır olduğu anlatılır.

         

        Battal Gazi’nin atı Aşgar, Âdem peygamberden bu yana yaşayıp gelmiştir. Battal Gazi’den sonra Sarı Saltuk onun binicisi olur.

         

        Birçok destanlarda kahraman, bindiği atın adıyla anılır. Bazen de atla binicisi aynı adı taşırlar. Birçok atta gösterdiği yararlıklardan sonra ad alırlar. Efsanelere ve inanışlara göre hayvanlar öldükten sonra toprak olduğu halde, at öbür dünyada binicisiyle birlikte yaşar.

         

        Yüzyıllar önce Dede Korkut at için şöyle demiş: “Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez. Binince binmese daha iyi “

         

        Daha sonra Karacaoğlan ise gönlünce bir ata sahip olamayışını şöyle dillendirir: “Arzularım kaldı bir Arap at ta”

         

        Bazen de atını derdine sevincine ortak eder:

         

        “Eş kıratım meydan bizim

         Yârden haber geldi bu gün

         

        Ali Rıza Yalgın, 1930’lu yıllarda yazdığı artık klasikleşmiş olan “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı iki ciltlik kitabında atlar hakkın da çok geniş bilgi verir. İyi bir at için şunları söyler: “Atın kulakları makas gibi olmalı ve tüysüz bulunmalıdır. Atın gözleri fincan gibi büyük olmalı ve beyazı karasından çok olmalıdır.

         

        Çukurova’nın ünlü şairi Dadaloğlu bir şiirinde şöyle söyler:

        “Şu yalan dünyaya geldim geleli

         Severim kır atı bir de güzeli

         Değip on beşine kendim bileli

         Severim kır atı bir de güzeli.

        Atın beli kısa boynu uzunu

        Kuru suratlısı elma gözünü

        Kızın iplik iplik süt beyazını

        Severim kır atı bir de güzeli

         Atın höyük sağrı, kalkan döşlüsü

         Kalem kulaklısı, çekiç başlısı

         Güzelin dal boyunlu samur saçlısı

         Severim kır atı bir de güzeli                               

        Atı kuş tutmasın çıktığı zaman

        Telli kavak gibi yıktığı zaman

        At dört kız on dörde yettiği zaman

        Severim kır atı bir de güzeli”

         

        Anadolu halkının her şeyinde at vardır. Ata binmeyen delikanlıya delikanlı denmez. Gelin oğlan evine atla gider. Ama bazı kadınlar vardır ki atlarıyla anılır. Onların ata binmeleri efsane olmuş, türkülere geçmiştir. Bunlardan biri Şerif Hanım adında bir kadındır. Türküyü Muzaffer Sarısözen, Aksaray’dan Ahmet Gürses’ten derlemiş:

                                     

        Şerif Hanım ata biner estirir

        (Aman ben yandım aman sürmelim aman )

        Parmakların üzengiye kestirir.

         

        Bazen ölüme, yasa at ta katılır. Cenaze törenlerinde atlar da yer alır. Bu cenaze padişah cenazesi olsa bile durum değişmez. Osmanlı padişahı IV. Murat’ın cenaze töreninde Padişahın üç atı ters eyerlenerek tabut önünde götürülmüştür. Atları çok seven bu padişahın atlarından biri olan Mecnun için zamanın ozanlarından Âşık Mustafa şöyle der:

                                 

        “Küheylanlar arasında küheylan

         Şairler methi sizedir mecnun

         Yüzün gören mertler olur hayran

         Deryalarda bulunmaz dürrü mecnun

                      Yirmi dört kırat üzeri kırattır

                      Sahibi hod gazi sultan Murat’tır

                      Üzerinden alacağın sultan Murat’tır

                      Seni bana veren Hüdâ’dır mecnun

         Ulu padişahlara ulu yol gerek

         Atın beli kısa boynu dal gerek

         Mustafa der sana ablak mal gerek

         Zira gideceğin gazâdır mecnun.

         

        Orta Asya Türklerinin Gökbörü adlı bir oyunları vardır. Bizde futbol ne kadar yaygınsa, Gökbörü de Kazaklar ve Kırgızlar arasında o kadar yaygındır. At üzerinde bir keçi veya koyunu, atlı süvariler birbirlerinden kapmaya çalışırlar. Bu sporda atlar özel yetiştirilmişlerdir. Binici, keçiyi alıp rakiplerine kaptırmadan karşı kaleye atarsa, takımı puan kazanmış olur. Bunun üzerine kenarda ellerinde kopuzlarıyla millî kıyafetler giymiş akın adı verilen halk şairleri, irticalen biniciyi ve atını öven şiirler okurlar. Bir ölçüde bizim yağlı güreşlerdeki cazgır dualarını andırır.

         

        Joseph Kessel adlı yazar, Afgan daha doğrusu Pamir Kırgızları arasında gördüğü bu oyunu Afganlara mal etmiş ve Buzkaşi adıyla dünyaya tanıtmıştır. ”Atlılar” adlı bu roman o kadar ünlü olmuştur ki iki yıl arayla iki de film çekilmiştir. Romanın kahramanı, Pamir Kırgızlarını Van Erciş’in Ulu Pamir köyüne getiren Rahman Kul’dur. Gökbörü oyunu bu gün Anadolu’da, Erciş’te Ulu Pamir köyünde varlığını sürdürmektedir.

         

        Bu gün Kırgız müziğini dinleyenler komuzla (kopuz) çalınan havalarda, atın yürüyüşünü ve koşmasını hissederler. Kırgız müziği atın hareketleri üzerine kurulmuştur. Şelbe tekniği denen, tezenesiz çalınan komuz, sanki atın koşması veya yürüyüşünü ifade etmek için özel olarak yapılmıştır. Bizde de rahmetli Özay Gönlüm şelbe tekniğiyle saz çalardı.

         

        Halk müziğimizi sadece saz ve bağlamaya indirgemek bir bakıma onu fakirleştirmiştir. Türk Dünyasının sazlarını diğer adıyla enstrümanlarını müziğimize katmalıyız. Bu enstrümanların başında da kıl komuz (ki bizim kemençemizin atası sayılır), komuz ve dombra gelir.

         

        Sadece IV. Murat değildi ata meraklı olan… Rumeli’ye ilk çıkan Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, Bolayır’da atıyla yan yana bir mezarda yatmaktadır. Fatih Sultan Mehmet çok sevdiği atı için özel mezar yaptırmıştır. Genç Osman atı Sisli Kır ölünce kendi elleriyle gömmüş ve gözyaşı dökmüştür. Bu sevgide belki de yüzyıllar öncesinin izleri vardır.

         

         Oğuz Kağan, destanı ne diyor: “Oğuz kağan bir alaca aygıra binerdi. O bu atı çok severdi. Yolda bu alaca aygır yitip kaçtı. Oğuz atını çok aradı. Atı buzdağı içinden bir adam bulup getirdi. Oğuz atını bulup getiren adama bakıp senin adın bundan sonra “Karluk” olsun dedi. Karluk atı bulan anlamına gelmektedir. Bu daha sonra bu soydan gelen Türklere ad oldu. Atla haşır neşir olan Köroğlu da atıyla şöyle konuşur:

         

         “Canım kırat gözüm kırat

          Kaçıp çekip gidelim

          Her yanında çifte kanat

          Uçup çekip gidelim

                      Budur kıratın durağı

                      Bilmez yakını ırağı

                      Ab-ı kevserdir sulağı

                      İçip çekip gidelim

        Köroğlu söyler ezeli

        Bağlar döküyor gazeli

        Silistre’den güzeli

        Alıp çekip gidelim”

        Türkülerimize gelince:

        At bağladım ak kayanın dibine, Aydın türküsü, Mustafa Hoşsu derlemiş.

        At bağladım Denizli’nin hanına,  Denizli türküsü, Derleyen Talip Özkan.

        At benim atım idi, Giresun türküsü derleyen Zafer Tahmaz.

        At gelir şakır şakır, Bursa türküsü derleyen İsmet Akyol.

         Ata binesim geldi. Osman Pehlivan’dan alınmış, Rumeli Lofça türküsü Derleyen Muzaffer Sarısözen,

        Ata binesim Geldi. İzmir,Uzundere Köyü. Derleyen Ahmet Günday. Lofça ile İzmir arasında çok uzun mesafe olmasına ve Lofça şu anda bizim sınırlarımız içinde olmamasına rağmen aynı kültürün insanları aynı şeyleri hissetmişler.

        Ata binmiş gidiyor, Samsun türküsü Muzaffer Sarısözen, Sırrı Sarısözen’den derlemiş.

        Ata vurdum yuları, Çankırı türküsü Yücel paşmakçı derlemiş.

        Atım Araptır benim. Ankara türküsü, Mucip Arcıman’dan alınan Türküyü, Nurettin Çamlıdağ derlemiş.

        Atım atım kır atım. Muş türküsü Muazzez Türing derlemiş.

        Atım durdu ben yoruldum, Balıkesir Bigadiç türküsü, Münevver Hanım’dan alınmış.

        Atım gara ben gara, Ankara türküsü Fadıl Bey’den İstanbul Belediye Konservatuarı derlemiş.

        Atım olsa binsem gitsem Burgaz’a, Eskişehir türküsü, Raif Sarı’dan alınmış.

        Atım yok ki bineyim, Sivas türküsü, Raif Şentürk Ahmet Tufan Şentürk’ten derlenmiş.

        Atımı bağladım ben bir kotana, Gümüşhane türküsü Salim Polat’tan alınmış, Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Atımı bağladım ben bir ormana, Eskişehir türküsü Muammer Uludemir derlemiş.

        Atım bayledim Deliktaşa. Selanik, Kavala, Drama türküsü, Recep Çakır’dan, Yücel Paşmakçı derlemiş. 

        Atımın yelesi Beyaz Edirne türküsü Şerif Ercan, Rakım Ertur’dan Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Atın üstünde eyer, Erzincan Tercan türküsü Kemal Yazçiçek’ten Ahmet Kartal derlemiş.

        Atlar eğerlendi geldi kapıya, Arapkir türküsü, Sadettin Özdağ’dan Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Atlı geliyor atlı, Bartın türküsü, Sadettin Çil’den derlenmiş. Derleyen Şakir Öner Günhan.

        Atlarını tepe tepe geldiler, Erzincan Kemaliye türküsü, Yücel Paşmakçı derlemiş.

        Atıma verdiler sarı samanı, Şanlıurfa türküsü, Tenekeci Mahmut Güzelgöz’den Bekçi Bakır Karadağlı derlemiş.

        Atına binmiş elinde dizgin (Şahin Bey ağıdı),Gaziantep türküsü, Seyit Canözer’den Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Atımı bağladım ben bir odaya, Erzurum türküsü, 1937, Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Alimin bindiği atlar, Narı Gülşen Malatya, 1937, derleyen Muzaffer Sarısözen. 

        Kırat bu dağları aşmalı bu gün, Sivas Divriği türküsü, Âşık Ali Kızıtuğ’dan alınmış.

         Atına binmiş elde dizgini, Erzincan türküsü, Rabia hanımdan alınmış, 1937 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımı bağladım ben bir adaya, Fahri Çalımlı 1937, Muzaffer Sarısözen derlemiş.

        Atımı bağladım, Erzincan türküsü 1937 Müştak Baydur’dan alınmış derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımı bağladım nar ağacına, Erzurum Tercan, Mahmutoğlu Zekeriya, 1937 derleyen Muzaffer Sarısözen.

         Ahmet Beyin bir küheylan atı var. Kütahya türküsü. Ali Çavuş Tabanağası’dan alınmış, 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Bine idim Kıratımın üstüne, Trabzon türküsü Recep Çelik’ten alınmış 1937 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Yiğit at yorulur gönül yorulmaz, Kütahya türküsü, Ali Türkboşnağı’ndan alınmış, 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atıma binmeyin atım yok benim, Afyon, Dinar türküsü, Bekir Alpas’tan alınmış, 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Boz ata vurdular altın üzengi, Afyon Dinar, Afyon Dinar türküsü, Halit Demirörs’ten alınmış.

        Ata vurdum belleme, Urfa türküsü, Ömer Sağlamel’den alınmış. 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        At bağladım Denizli’nin hanına, Denizli türküsü İsmail Uzun’dan alınmış 1938,derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımı bağladım delikli taşa, Urfa türküsü, Seniye Hanım 1938, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Çekin Kır atımı Aydın Nazilli, Mehmet Ercim’den derlenmiş, 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Alimin Bindiği taylar, Manisa türküsü, Osman Ercan’dan alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Ben atımı nalladırım, Avşar havası, Ökkeş Eşkin’den alınmış 1938 derleyen Muzaffer Sarısözen.

        At sarı sazım da sarı. Balıkesir Edremit türküsü 1938 Hüseyin Efe’den alınmış. Derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Kırat, Konya Çumra 1940, Mevlut Kırcal’danh alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Al taylar doru taylar, Konya Akşehir, 1940 Ali Özler’den alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Alinin bindiği atlar, Isparta türküsü;1940, derleyen Muzaffer Sarısözen. 

        At koşudan çıkmalı çıktığı zaman, Kayseri türküsü 1941 Hüseyin Yıldırım’dan alınmış. Derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Kırata vurdum kaşağı, Sivas türküsü,  Muzaffer Sarısözen’den alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        At türküsü. Maraş Göksun, 1941 Mehmet Kâhya’dan alınmış. Derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Kırat türküsü Maraş Bozkurt 1941 Niğde Bor, Ali Demir’den alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Biner atın eyisine, Tokat Zile türküsü. 1943, Mahmut Sağlam’dan alınmış derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımı bağladım, Tokat Zile 1943, Ahmet Bakır’dan alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımı tımarladım, Trabzon Sürmene türküsü 1943, Hüseyin Dilaver’den alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        At oyunu, Tunceli Çemişgezek 1944, Sadettin Akbay’dann alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atlılar,1944 Muş, Resul Çelik’ten alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Karşıda at nallıyor, Çankırı türküsü, 1945 Urgancı Hüseyin, Dobi Ahmet Dalavere Ahmet’ten alınmış. Derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımın yelesi, Edirne türküsü 1947 Rakım Ertürk’ten alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen. 

        Bindim kiraz dorusuna, Kırklareli 1947 Âşık Ali Tamburcu’dan alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Arap atlar, 1948 Bolu Göynük türküsü, Mehmet Balta’dan alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atım olsa, Eskişehir 1949 Raif Sarı’dan alınmış, derleyen Muzaffer Sarısözen.

        Atımın yelesi sarı, Eskişehir türküsü,1949, Raif Sarı’dan alınmış. Derleyen Muzaffer Sarısözen. 

        Kıratın boynu da serviden uzun. Burdur Bucak, Hamit Çine’den alınmış.

        Kıratımdan indim kara dikmeden, Kırıkkale, Keskin türküsü, Hacı Taşan’dan alınmış.

        Kıratım kalk gidelim harap haneden, Orta Anadolu türküsü Ahmet Gazi Ayhan’dan alınmış. Muhtemelen Karacaoğlan’dan alınan türkünün sözleri şöyle:

         

        Kır atım kalk gidelim (de) harap haneden

        Yemini kestireyim eğri kuleden

        Herkesin kısmetini verir yaradan

        Çırpını çırpını gidelim atım

        Bu gün de Antep’e yetelim atım

        Kaldır kır atım perçemin kaldır

        Öğle namazını Maraş’ta kıldır

        Bu gün de gideceğin bir hayli yoldur

                      Gamı gasaveti atalım atım

                      Bu gün de Adana’da yatalım atım

          Uzun olur Adana’nın ovası

          Cana can katıyor Tekir yaylası

          Gülek Boğazı’nda Oğlak Kayası

          Çırpını çırpını da gidelim atım

          Yâre su yolunda yetelim atım

        Kır atım çok güzelsin hamaylı takın

                      Karşında Toroslar kendini sakın

                      Enelim Kayseri vatana da menekşe sokun

                      Gamı gasaveti atalım atım

                      Bu gün de vatan da yatalım atım

         

        Görüldüğü gibi çok sayıda at türküsü var. Bu buraya yazabildiklerimizin bir kısmı. At, geyik, keklik, turna, bülbül, ağaç, su gibi milletimizin hafızasında yer etmiş folklor motiflerimizin en önemlilerinden biri. Atın zaman içersinde eski önemini yitirmesine rağmen, onun yerini alan motorlu araçlar ve uçaklar için böyle türküler yakılmamış. Ancak çok az birkaç parçaya rastlıyoruz.

         

         

                     

                 

         

         

         


Türk Yurdu Ocak 2010
Türk Yurdu Ocak 2010
Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele