Azerbaycanlı Siyaset Adamı İbrahim Bey Heyderov (Haydaroğlu) (1879, Derbent - 1949, Ankara)

Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

        Önce Bir-İki Söz

         

        Azerbaycan toprağının yetiştirdiği birçok önemli adamımızı kendimize yabancı sayarak Azerbaycan tarihinden silmişiz. Onlardan biri de İbrahim Bey Heyderov/ Haydaroğlu’dur. 20. Yüzyılın başında Azerbaycan’ın sosyal ve siyasi hayatında çok mühim rol oynamış olsa da “Dağıstanlı”, “Lezgi” ve başka adlarla yabancılaştırılarak, hakkında hiç bir araştırma yapılmamıştır.

         

        İbrahim Bey Azerbaycan’ın en eski topraklarından olan Derbent şehrinin tarihimize bahşettiği yüzlerce değerli Türk aydın ve siyasetçisinden biridir. Bu yazıda hakkında Azerbaycan tarihçiliğindeki ilk geniş bilgiyi vermeye çalışacağız.

         

        Makalede İbrahim Bey’in torunu, Ankara’da yaşayan dostumuz Mina Tansel’in bize verdiği bazı belge ve bilgilerden de yararlandık. Yazımıza Mina Tansel’in annesi, İbrahim Bey’in kızı Fatma Hanım düzeltme ve ilaveler yaptılar ve birçok belge eklediler. Böylelikle, makalenin son şekli ortaya çıktı. Makalenin bu şekli almasında bize her türlü yardım göstermiş muhterem Fatma Hanım’a ve Mina Hanım’a, bu makaleyi “Türk Yurdu” için yazmaya bizi teşvik etmiş olan değerli dostumuz Ömer Özcan’a en derin minnettarlığımızı bildiririz.

         

         

         

        Derbent’ten Petersburg’a

         

        İbrahim Bey İsa Beyoğlu Heyderov 3 Ağustos1879’da en kadim şehrimiz olan5000 yıllık Derbent’te eski zadegân bir ailede doğdu. Bu soyun büyükleri defalarca Derbent şehrinin yöneticiliğini yapmışlardı. İbrahim Bey, yüksek tahsil gördü– önce Temirhanşura lisesini(1897), sonra o zamanlar için çok nüfuzlu sayılan Sen Petersburg Yol Mühendisleri Enstitüsü’nü bitirdi (1907). (Yeri gelmişken, kardeşi Ömer Bey de yüksek tahsilli mühendisti – 1915’te Sen Petersburg’da I. Nikolay adına Mülki Mühendisler Enstitüsü’nü bitirmişti).

         

        Yüksek tahsilini tamamlayan İbrahim Bey ana yurdu Azerbaycan’a döndü ve o, Bakü’de çeşitli alanlarda yol mühendisi olarak çalıştı. Hacı Zeynalabdin Tağıyev’in 1907 yılında Bakü’de birçok işadamlarıyla birlikte çekilmiş fotoğrafında İbrahim Bey’in onunla yan yana oturduğu görülmektedir.

         

        İbrahim Bey çok akıllı ve enerjik bir insandı; bu akıl ve enerjiyi halkının kalkınması, eğitilmesi işine sarf etmek istiyordu. 1907 yılında o, Bakü’de “Neşr-i Maarif” Cemiyeti idare heyetinin üyeleri arasında yer almıştır. Aynı yılın 14 Ekim’inde 28 yaşındaki İ. B.Heyderov artık yeterince nüfuzlu bir şahıs olarak Rusya 3. Devlet Dumasına (1907-1912) Dağıstan vilayeti ve Zagatala bölgesinden milletvekili seçilerek Petersburg’a doğru yola çıktı.

         

        İbrahim Bey’in Sen Petersburg’da – Rusya Devlet Tarih Arşivi’nde bulunan özel dosyasından (RDTA, fon 1278, liste 9, dosya 163) milletvekili seçilmeden önce onun somut bir devlet görevinde çalışmadığını(varak 4); tarım işleri ile uğraştığını (var. 3a); seçimlerde aday olabilmek için gerekli malvarlığı barajını babasının 500 manattan fazla değerli evi ve üzüm bağını göstererek aştığını (var. 4); Petersburg’da Podolsk Sokağı, 31 numaralı binada, 11 numaralı dairede yaşadığını (var. 10) öğrendik,

         

         

        Rusya Devlet Duması’nda

         

        Şunu ayrıca bildirmeliyiz ki, İ. B. Heyderov fikren sosyal-demokrattı. Dağıstan’ın sosyal-siyasi düşünce tarihini araştıranlar Rusya Sosyal-Demokrat Fehle (Bolşevik) Partisi’nin [RSDF(b)P-nin] Derbent teşkilatını özellikle İbrahim Bey’in Müslüm İsrafilov ve başkaları ile birlikte kurduğunu gösteriyorlar. Bu bakımdan, o, Duma’da sosyal-demokrat (Bolşevik) fraksiyonuna girmişti. Ancak çok geçmeden Duma’da Rus Bolşeviklerinin milletçi “velikorus” (Azerbaycan’da da aynen kullanılan bu Rusça terim “Rus büyüklüğü” anlamına geliyor - müel.) şovenizmi yürüttüklerini, milli azınlıkların haklarına tam bir özensizlikle yaklaştıklarını görerek bu partiyi terk etti ve 3. oturumda Müslüman fraksiyonuna geçti. Bolşevikler onun bu hareketi üzerine kendisine karşı kesin olumsuz tavır aldılar.

         

        Sosyal-demokrat (Bolşevik) fraksiyonundan çıkması hakkındaki açıklamasında İ. B. Heyderov şöyle diyordu: “Ahali beni Duma’da Dağıstan Müslümanlarının yerli ihtiyaçlarını müdafaa etmek için seçti. Fraksiyonda kalmakla ben bu hizmeti yapamıyorum, onun için de çıkıyorum... Partinin programı yerli ahalinin çıkarlarını karşılamıyor... Ahalinin ihtiyaçları, esas itibariyle, dini sahadadır ve ben onları müdafaa etmeye borçluyum”.

         

        “XIX. yüzyılda Dağıstan halklarının felsefi ve içtimai-siyasi düşünce tarihinden” adlı değerli monografinin yazarı M. A. Abdullayev bu dönemde Dağıstan’da ıslahatçı düşüncenin yayıcıları Hasan Elkedari, Ali Kayayev, Magoma-Süleyman, Bedevi Seyidov’la birlikte İbrahim Bey Heyderov’un da adını özel olarak kaydediyor. Onlar halkın ilim ve teknikte geri kalmasını üzüntüyle karşılıyor, buna çare bulmaya çalışıyorlardı. İbrahim Bey Heyderov şöyle yazıyordu: “Akılla yaşamak lazımdır, akıl ise şundan ötürü gerektir ki, Allah’ı tanıyasın, sonra ise insanlarla iyi geçinesin ve zamanın talebine uygun yaşayasın”.

         

        A. A. Afaunova’nın “Kuzey Kafkasya’da Rusya’nın milli siyaseti ve milletler arası münasebetlerde problemler: tarihi deneme (1906-1921 yılları)” (Vladikafkas,2004) adlı tezinde İbrahim Bey’in parlamento faaliyetinin başlıca çizgileri ayrıntılarıyla aydınlatıldı. Biz bu makalede İ. B. Heyderov’un Duma’daki konuşmalarıyla ilgili en önemli kayıtları söz konusu eserden aldık.

         

         

        İbrahim Bey Heyderov, Duma faaliyetinde, genellikle eğitim ve öğretim konusunu öne çıkardı. Milliyetçi-oktyabrist çoğunluğun getirdiği ilkokullarla ilgili kanun tasarısı Duma’da keskin tartışmalar doğurmuştu. Müslüman fraksiyonu, anadilin gayri-rus okullarında “imkân bulunduğunda” öğrenilen derslerden sayılmasına karşı çıkıyordu. Kanun tasarısını hazırlayanların hesabı şöyleydi: öğrencilerin terkibi çok milletli olduğundan dolayı anadilin öğrenilmesi mecburi olamaz. Bu tasarıyı hazırlayanlar milletvekillerini ikna için öğrenciler ve onların ana-babalarının da anadillerini öğrenmek istemediklerini öne sürdüler. Milletvekillerinden İbrahim Bey Heyderov, Halil Bey Hasmehemmedov, N. S. Çheidze v.b. bunu sertçe eleştirerek bu kanun tasarısının gayri-Rus halklara, onların dil ve medeniyetine karşı yöneltildiğini bildirdiler. Müslüman fraksiyonu adına söz alan İbrahim Bey bu kanun tasarısının ilkokulları devletin şovenist siyasetine alet etmeye yöneldiğini beyan etti. Konuşmasında gayri-Rus milletlerin haklarının genişletilmesi, Rusya’daki milletler arasındaki ilişkilerde demokratikleşmenin hayata geçirilmesi, anayasal düzenin sağlamlaştırılması zaruretinin doğduğunu savundu. İ. B. Heyderov, H. B. Hasmehemmedov v.b.Rusya’da dini eğitimin durumuna sert eleştiriler yönelttiler. Müslüman, Budist ve başka dinlere mensup öğrencilerin haklarının zedelenmesine dair somut örnekler gösterdiler. Hristiyan okullarıyla başka dinli okullara dair bilgileri karşılaştırarak Rusya’da gayrihristiyan eğitimde haksızlığın, ayrımcılığın olduğunu gösteren milletvekilleri okulların dini eğitim programlarında beraberlik yaratılmasını taleb ettiler.

         

         

        İbrahim Bey Devlet Duması’nın, demokratik devlet düzeni meselelerini çözmeği beceremediğini eleştirdi. Şöyle diyordu: aşırı sağcılar, çıkarları onlarla aynı veya yakın olan fraksiyonlarla, o sıradan Rus milliyetçileri ve oktyabristlerle (17 Oktyabr / Ekim 1905 Manifestosunu çıkaranlarla) birlik olarak kendilerine gerekli olan kararların alınmasını sağlayabiliyorlar; sağcılar gayri-Rus halklardan olan milletvekillerine ve solculara, yani muhalefete karşı hırçın davranıyorlar; onlar söz aldıklarında bağrışmayla, şamata ile karşılıyor, onlara konuşma imkânı vermiyorlar.“Duma... yeni seçim kanunu için hükümete teşekkür yağdırıyor, muhalefet tarafından herhangi bir itiraza fırsat vermemeğe çalışıyor”. Milletvekili Heyderov büyük devletçi, emperyalist siyaseti mahkûm ederek onu “çıkmaz” olarak adlandırdı. Şöyle dedi: “Sağcılar kendilerinin milli hoşgörüsüzlüklerini, en küçük siyasi haklara nefretlerini açık şekilde ve yüksek sesle beyan ediyorlar, onların ideali “pravoslav (Rusların da mensup oldukları hristiyan dini mezhebidir - müel.), monarşik ve bölünmez Rusya”dır”. Oktyabristlerin de aralarında olduğu sağcıları eleştiren İ. B. Heyderov şunları belirtiyordu: “Böylelikle, bayrağı üzerine 17 Ekim Manifestosu’nu yazmış fraksiyon, özgürlük döneminde bütün elde edilenleri ortadan kaldırmak için şimdi aslında sağcılarla birleşmiştir” (1905-1907devriminden söz etmektedir). Solcu milletvekilleri(İbrahim Bey de dâhil), Rusya hükümetini bütün meselelerde destekleyen oktyabristleri, elbette, somut dayanaklarla eleştiriyorlardı; ancak gayri-Rus halkların milletvekillerine, onların halkların beraberliği, yerli özyönetimini özgürce kurmak için haklarının genişletilmesi, geleceği olmayan mutlak merkeziyetçilikten kaçınmak ve başka meseleler hakkındaki tekliflerine son derece sabırsız yaklaşan Rus şovenist monarşistler grubunu daha çok eleştiriyle karşılıyorlardı. İ. B. Heyderov, şamatacı ve siyasi bakımdan düşünülmemiş beyanatlarıyla Rusya’da milli-özgürlük mücadelesinin alevlenmesini ve devrimci hareketi korkulur hale getirmiş bu şovenist milletvekilleri grubunu“çok karışık ve dumanlı siyasi görüşlü cengâverler” olarak adlandırıyordu. Bu milletvekili grubunu siyasi uzak görüşlülükten yoksun ve Kafkas halklarının en önemli içtimai-siyasi problemlerini çözmekten aciz oldukları için eleştiren İ. B. Heyderov şöyle diyordu:“Onlar “Rusya Ruslar içindir” diyerek üstünlük duygusuyla kendilerini Rus milliyetçileri olarak adlandırıyorlar, ancak onların siyasi bagajı yine Duma aşırı sağcılarından olan Rus Halkının Birliği’nin sofrasının kırıntılarından ibarettir”.

         

         

        Çarlığın göç siyasetini 1909’da 3. Devlet Duması kürsüsünden mahkum eden İbrahim Bey Heyderov şöyle diyordu: “Böylelikle, cenablar, görüyorsunuz ki, Kafkasya’da Rus unsurunu güçlendirmek için başka hiç bir şeyi, yerli ahalinin boş topraklara ihtiyacı olup olmamasını dikkate almıyorlar; hükümet de, göç komisyonu da “Kafkasya’da yerleşik Rus nüfusun belli bir ölçüde güçlenmesine göç ettirme yoluyla nail olmak” isteyerek kendi konuşmalarında da aynı şeyi dile getiriyorlar. İşte bütün bunlar için Kafkas [askeri]birliğini beslemek için belli meblağda para bırakmak ve oraya köylüleri göç ettirmek gerektir. Göç komisyonunun raporunda deniliyor ki, aynı zamanda yerli Kafkas ahalisini sakinleştirmek için bu birlik oradaki18 köyde topraktan istifade şartlarını araştıracak...,yani, yerli ahaliye toprak sağlamakla uğraşacak. Sormak gerekir: asıl görevi Rusya’nın iç vilayetlerinden göç ettirilmiş köylüler için göç edecekleri sahaları ayırmak... olan bu takım... yerli köylülere toprak sağlamakla nasıl uğraşacak? Göründüğü gibi, bu, doğru değil”.

         

         

        İbrahim Bey Heyderov’un ileri sürdüğü gibi, daha çarlığın Kafkasya’ya göç ettirme siyaseti statükonun bozulmasına, milletlerin arasında çatışmalara yol açtı. İmparatorluğun iç (Rus) vilayetlerinden Rus köylülerinin göç ettirilmesi hesabıyla milli taşraların ekonomik entegrasyonunun hızlandırılması için devletin aldığı tedbirler düzeni bozdu ve milletler arası çatışmalar, bölgede sosyal-siyasi gerginlik ile sonuçlandı.

         

         

        16 Mart 1910’da 3. Devlet Dumasının soruşturma komisyonu kazak birliklerinin meşhur kaçak Zelimhan Kuşmazukayev’i (1872-26.9.1913) ele geçirmek için Çeçenistan ve İnguşetya’da kendi yetkilerini ne ölçüde aştıklarını aydınlatmak için Kafkas valisi İ.İ.Vorontsov-Daşkov’a yönelik 89 sayılı soruşturma önergesini görüşmeye başladı. Duma’da bu konuda rapor veren milletvekili, yaptığı konuşmada güya“Haraçoy eşkiyasını” ve onun taraftarlarını saklamış suçsuz Çeçenlere ve İnguşlara karşı şiddet kullanımından söz açtı. Tekrar görüşme, 4 Mayıs 1910’da89 sayılı önergeyi imzalayanların ilki İbrahim Bey Heyderov’un katılımıyla başladı. O, artık kanuna ve adalete imanını yitirmiş sivil Çeçenlere, İnguşlara ve başka yerli halklara karşı yapılmış saldırı olaylarını tarafsızca araştırmanın zorunluluğunu bildirdi. Heyderov, Gegeçkori, Hasmehemmedov ve komisyonun başka üyelerinin fikrince, sivil ahaliye karşı kazak birliklerinin saldırısı konusu Duma’da yalnızca göz boyamak için görüşülüyordu; bu da devlet hayatının ve içtimai-siyasi hayatın önemli meselelerinin çözümünde parlamento mekanizmasının işlemez olduğunu göstermekteydi.

         

         

        1913 sonunda İbrahim Beyin milletvekilliği dönemi bittikten sonra Rusya İçişleri Bakanlığı sınır vilayetlerinde yerli halkın kendi kendini idare etmesi hakkında kanun tasarısı hazırladı. Bu kanun çoktan lazımdı ve solcu milletvekilleri bu konuda Duma kürsüsünden defalarca konuşmuşlardı. Bu meseleyi İ. B. Heyderov, N. S. Çheidze, İ. D. Dalgat, L. A. Safonov ve başka birçok vekil dile getirmişti. Tekliflerini somut örnekler ve gerçeklere dayandırmışlardı. Ancak İçişleri Bakanlığı’nın kanun tasarısında Kafkasya yer almadı. Tasarının gerekçesini hazırlayanlar, Kafkas halklarının özyönetim için siyasi ve medeni bakımdan yeterli olmadıklarını yazıyorlardı. “Hükümetekarşı çıkışlara” ve “devrimci harekâta” iştirak da onlara göre suç sayıldı.

         

         

        İ. B. Heyderov’un Duma’daki Rusya Müslümanlarının, özellikle Güney Kafkasya’daki dindaşlarının haklarını savunan ateşli konuşmaları Azerbaycan’ında Türkçe ve Rusça basınında geniş yer alıyordu. Mesela, “Kaspi” gazetesi 23 Ekim 1910 tarihli 240.sayısında Devlet Duması’nın üyesi İbrahim Bey’lesohbet yayınladı ve burada ilkokullarda eğitim meselesi geniş olarak tartışıldı.

                               

         

        Onun Duma’daki konuşmalarından biri ayrıcakitap şeklinde yayınlandı: “Dağıstan mahali Zağatalokruğundan intihab edilmiş Üçüncü Dövlet Duması üzvü İbrahim Bey Heyderovun 3. Dövlet Dumasında söylediği nutkunun stenoğrafiden ahz olunan tercümesidir” (Bakü, İ. B. Aşurbeyov’un “Kaspi” matbaası,1912, 16 s.). “İkbal” gazetesi 12 Haziran 1912 tarihli sayısında onun Duma’daki konuşmasını, 18 Temmuz tarihli sayısında ise portresini yayınlayarak bu kişiyi okuyucularına tanıtmak istemişti.

         

         

        General Arablinski’nin ve H. Z. Tağıyev’in Akrabası

         

        Ankara’da yaşayan gazeteci dostumuz Mina Tansel’in annesi Fatma Hanım İbrahim Bey Heyderov’un kızıdır. Bu yakınlarda öğrendik ki, meğer Fatma Hanım’ın anası, yani İbrahim Bey’in eşi Nisa Hanım (1900-1944), General Balakişi Bey Arablinski’nin (1828-1902) oğlu Cihangir Bey’in kızı imiş. Başka sözle dersek, generalin torunu ile evlenmiş (1915) İbrahim Bey generalin kızı Suna Hanım’la aile kurmuş millet atası Hacı Zeynalabdin Tağıyev’le de akrabadır.

         

        İbrahim Bey Türkiye’ye gittikten sonra onun ailesiyle Tağıyev’in Türkiye’ye muhaceret etmiş evlatları arasında sıcak münasebetler devam etmiştir. Bunu Mina Tansel’in bugünlerde bize yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Mina Hanım, Hacı’nın kızı Leyla Hanım’la İbrahim Bey’in eşi Nisa Hanım’ın çok yakın olduklarını anlatıyor: Nisa Hanım küçük kızı Şermin’i dünyaya getirmek için İstanbul’a gittiğinde Leyla Hanım’ın evinde kalmış. Leyla Hanım daha sonralar ailesiyle Paris’e göçmüş.

                                                                                                  

         

        H. Z. Tağıyev’in Türkiye’deki aile bireyleri hakkında Mina Hanım şöyle yazıyor: “Ben onun oğlunu (yani H. Z. Tağıyev’in hiç görmediği torununu) – Abdurrahman Taki Bey’i tanıdım. Ben çocukken İstanbul’da oturur, Ankara’ya geldikçe bize uğrardı. Annem ona“dayı” derdi – annesinin halasının oğlu olduğu için... Abdurrahman Bey İstanbul’da babasız çocukların okuduğu Darüşşafaka’yı bitirdikten sonra Mühendis Mektebi’nden mezun olmuş”.

         

        Doğrudur, İbrahim Bey’in kendi öz soyluluğu ve becerileri ona Bakü’de nüfuz kazandırmak için yeterliydi, ancak General Arablinski ve H. Z. Tağıyev’le akrabalığı da, şüphesiz ki, birçok kapalı kapının açılmasında yardımcı olabilecek bir ilişkiydi.

         

         

        Yeniden Bakü’de

         

        İbrahim Bey Heyderov’un Duma’dan sonraki hayatı da Bakü ile ilgilidir. Elimizde onunla ilgili 1913yılına ait bir arşiv belgesi var; söz konusu belge Azerbaycan Milli İlimler Akademisi (AMİA) Elyazmalar Enstitüsü’ndedir. Bakü Şehir İdaresinin (Uprava)üyesi İ. B. Heyderov’un 27 Mart 1913’de imzaladığı, açık varak diye adlandırılan bu belgede Teymur Bey Rızabeyov’un “soruşturma fiyatlarının toparlanması üzere kent komissarı” olarak atanması onaylanıyor. Demek ki, İbrahim Bey 1913’de Bakü Şehir İdaresinin üyesi, İdarede bölüm reisiymiş. Bunu “Kafkas Takvimi”nin 1913-1917 yıllarındaki yayınları da (Tiflis,1912-1916) doğruluyor.

         

        İbrahim Bey 1913 yılında A. Babayev’le birlikte“Diyanet” ve “Şeraket” Petrol-Sanayi Cemiyetlerini kurarak özel işletmecilikle de uğraştı (“Kaspi” gazetesi,1913, No 86, 116).

         

        “Baku” gazetesinin Ocak 1914 tarihli 5. sayısında, Mehemmedhesen Hesenov’un başkanlığı altında “Sefa” isimli Müslüman maarif cemiyetinin fesh edilerek onun yerine yeni (gayri-maarifçi, güya maarifle uğraşmayan) “Sefa” cemiyetinin kurulması amacıyla toplantı yapıldığını okuyoruz. Yeni cemiyetin başkanlığına Tağı Nağıyev, onun yardımcılığına S. M. Kazımov, kâtipliğine İslam bey Kabulzade, hazinedarlığına Kerbelayı Abdullah Zerbeliyev seçildiler. Cemiyetin Yönetim Kurulu üyeleri arasında herkesten önce İbrahim Bey Heyderov’un adı geçmektedir.

         

         

        “Kaspi” gazetesi 1914 yılındaki 58. Sayısında Bakü Şehir İdaresi yöneticilerinden Bıç, Mehemmedhesen Hacınski, İbrahim Bey Heyderov ve başkalarının“Kafkası Öğrenme Cemiyet” kurmağa teşebbüs ettikleri haberi çıktı. Haberde Cemiyetin tüzüğünün Bakü Şehir Emniyet Müdürlüğü’ne verildiği bildirildi.

         

         

        İbrahim Bey Heyderov 1916 yılının martında “Nicat” cemiyetine başkan yardımcısı seçildi. Bu devirdeo artık Azerbaycan’ın en faal ve nüfuzlu toplum ve siyaset adamlarından biri sayılıyordu. Bunu o dönemin basını da doğruluyor. Mesela, “Açık söz” gazetesi 28Ocak 1916 tarihli sayısındaki “Müslüman fraksiyonunda” adlı yazıda Rusya Devlet Duması Müslüman fraksiyonunun teşebbüsü ile Petrograd’da, fraksiyonun tutacağı yolu belirlemek için bir Danışma Meclisi kurulduğunu ve bu Meclise Rusya’nın her yerinden önemli Müslüman aydınların, o çerçevede Bakü’den Alimerdan Bey Topçubaşov, İbrahim Bey Heyderovve Mehemmedemin Resulzade’nin, Gence’den HalilBey Hasmehemmedov’un çağırıldığını bildiriyor.(“Açık söz”ün 2 Ekim 1917 tarihli 579. Sayısından onların bu Meclise gidemediğini öğreniyoruz). Demek ki, İbrahim Bey artık milletvekili olmasa da millet hizmetlerinde Alimerdan Bey Topçubaşov ve Mehemmedemin Resulzade kadar faydalı olabilecek bir toplum adamı sayılıyordu.

         

         

        1917 Şubat’ında Rusya’da burjuva devrimi başarılı olup çarlık devrildikten sonra Kerenski’nin başkanlığında Geçici Hükümet kuruldu ve Güney Kafkas halkları bu hâkimiyeti tanıdı. O zamana dek Bakü’de yasal hâkimiyetin temsilcisi olmuş İbrahim Bey, bu ağır ve oldukça karışık dönemde doğduğu toprakta ona daha çok ihtiyaç olduğunu görerek Dağıstan’a döndü.

         

         

        Dağıstan’da

         

        Devrimin hemen ertesinde Kafkasya’nın her bölgesinde büyük-küçük fark etmeksizin bütün halklar kendi Milli Komitelerini kurmuştu. Müslümanların kurduğu kurumlar ya “Milli Komite”, ya da “Müslüman Komitesi” olarak adlandırılıyordu. Bu komitelerin başkanları çok geçmeden yerli İcraiyye Komitelerinin başkanı atandı. İbrahim Bey Heyderov da Dağıstan’da kurulan Müslüman Komitesinin başkanı seçildi. Bunu dikkate alan Zakafkasya (Transkafkas- Kafkas Ötesi Bölge) Hususi Komitesi («OZaKom»)9 Mart 1917’de onu Dağıstan Vilayeti Geçici İcraiyye Komitesinin başkanı atadı.

         

        Mart ayında Bakü’de Müslüman İçtimai Teşkilatları Komitesi kuruldu. 16 Mart 1917’de Bakü’de Azerbaycan aydınları delegelerinin yaptıkları oturuma İbrahim Bey başkanlık etti. Ancak 22 Mart’ta F. H. Hoyski’nin başkanlığında yapılan toplantı önceki toplantıda seçilmiş büroyu tanımadı ve Mehemmedhesen Hacınski’nin başkanlığı altında Müslüman İçtimai Teşkilatları Geçici Komitesi’nin Milli Bürosu’nu seçti. Bu yönetime ruhani Molla Ağa Alizade, gazeteci Mehemmedemin Resulzade, petrol işletmecileri Yusufali Alizade ve Mirza Esadullayev, öğretmenler İslam Bey Kabulzade ve S. B. Ahundov, mühendisler İbrahim Bey Heyderov ve Behbud Han Cavanşir, tüccar Ağarza Tağıyev seçildiler. Geçici Komite’nin İcraiyye Komitesi’ne ise Alimerdan Bey Topçubaşovve Feteli Han Hoyski ile onların yardımcıları Neriman Nerimanov ve Abdülali Bey Emircanov dâhildiler(bkz: “Kaspi” gazetesi, 29.3.1917).

         

        Hususi Komite 5 Nisan 1917 tarihli kararname ile İbrahim Bey’i Dağıstan vilayetinin komissarı (valisi)atadı.

         

        Bakü’de Kafkas Müslümanlarının I. kurultayında da (15-20 Nisan 1917) Başkanlık Divanı’na üye seçilmesi onun bütün Güney Kafkasya’da en nüfuzlu siyasetçilerden biri olduğunu gösteriyordu.

         

        ‘Komissar’ (vali) İ. B. Heyderov çalışmalarında yine maarifçiliği öne çıkardı. Türk dilinin eğitim dili olarak kabul edilmesi fikrini destekledi ve bunu gerçekleştirmeğe çalıştı. 15 Haziran 1917’de Temirhanşura’da öğretmenler için Türk dili kursları açılmasını sağladı.

         

         

        1917’nin Kasım ayında Rusya’nın her yerinde Müessisler Meclisi (Kurucu Meclis) için seçimler yapıldı. Dağıstan seçimlerine iki parti katıldı. O dönemin propaganda bildirilerinin birinden okuyoruz:“Dağıstan’da iki parti var. Onlardan biri Müslümanların menfaatlerini koruyan Dağıstan Milli Komitesidir. Milli Komite taleb eder ki, Müslümanların problemleri şeriata uygun olarak çözülsün. Bunun için de Dağıstan’ın en akıllı âlimlerine: imam Necmüddin Gotsolu’ya (Gotsinski’ye), İbrahim Bey Heyderov’a, Heyder Bammat’a, Mehemmed Kadi Dibirov’a, Doktor [Beybala Bey] Sultanov’a, Cemaleddin Karabudahkendli’ye, Zübeyir Temirhanov’aoy verin. İkinci parti Dağıstan Sosyalistler grubudur. Oraya Celaleddin Korkmazov, Mahaç Dahadayev, Mehemmed-Mirze Hizroyev, Ali Bey Taho-Godi, Abdülmecid Zülfükarov dahildir. Sosyalistleri hiç kimse tanımıyor. Onlar Allah’ı inkâr ediyor, Dağıstan’ın çıkarını düşünmüyorlar”.

         

         

        12 Kasım’da İbrahim Bey Heyderov Rusya Müessisler Meclisi’ne seçildi. Ancak 1918’in Ocak ayında Lenin Müessisler Meclisi’ni kovduktan ve Meclisi savunan göstericiler Petrograd’da kurşuna dizildikten sonra Zakafkasya yönetimi de Bolşevikleri tanımadı. Bu sırada sosyalistler Dağıstan’da da ayaklandılar ve birleşip İbrahim Beyin yerine başka komissar seçtiler. Bu konuda N. P. Taho-Godi (Semyonova) “Hatıralar”ında şöyle diyor: “1917 yılının başlangıcında Dağıstan’a geçici hükümetin eyalet komissarı olarak Azerbaycanlı İbrahim Heyderov gönderildi; bu zamana dek o, Devlet Duması’nın üyesiydi. Sosyalistler grubuyla onun arasında ciddi münakaşa yaşandı, işlerine engel olduğu gerekçesiyle onun aradan kaldırılması karara bağlandı.

         

         

        Cemaatin de katılabildiği bir sonraki toplantıda hücum konuşması yapmak görevi A.A.’ye (hatıralarını yazanın eşi Ali Bey Alibeyoviç Taho-Godi kastediliyor- müel.) verildi ve o, bu işi öyle maharetle yerine getirdi ki, Heyderov Dağıstan’da daha fazla kalmasının hiç bir biçimde mümkün olmadığını görerek hemen o gece Bakü’ye yola çıktı. Onun yerine o zamana dek Vladikafkas’ta avukat olarak çalışmış BesiyetŞahanov seçildi (“Nauçnıy mir” dergisi, 2011, №11,ss. 34-35).

         

        Dağıstanlı Prof. Dr. Mehemmed Abdullayev bir makalesinde İbrahim Bey Heyderov’u kastederek şöyle yazıyor: “Bu dönemde Dağıstan toplum ve siyaset adamlarının bir kısmı onun komissar (vali) tayin edilmesinin aleyhine, bir kısmı ise lehineydi. Özellikle başta M[ahaç] Dahadayev olmak üzere, onu parasal meselelerle ve pantürkizmle suçlayarak ona karşı sert konuşmalar yaptılar, sonra da onu Yoldaşlık Mahkemesine verdiler, ancak Mahaç’ın kendisi oraya gelmedi; görünür ki, ortada bir şey bulunmadığını o da anladı. Dahadayev öfkelenerek ağzına geleni demeye başladı; İbrahim Bey’in Devlet Duması’ndaki konuşmalarının meşhur gerici Purişkeviç ve yandaşlarının tarafını desteklemeye hizmet ettiğini iddia etti... Onun (Dahadayev’in) hücumları şahsi nefretinden doğuyordu. Burada onların tartışmalarının sebeplerini araştırmayacağız. İsteyenler “İbrahim Bey Heyderov. Dağıstan: zaman, yazgı” adlı monografimden (Mahaçkale, 1999) bunu öğrenebilir” (“Dagestanskaya Pravda” gazetesi, 19.08.2006, № 210).(Ne yazık ki, saygıdeğer bilim insanının söz konusu kitabını ne Moskova’daki Lenin Kütüphanesi’nde, nede Sen Petersburg’daki Rusya Milli Kütüphanesi’nde bulabildik).

         

         

        Transkafkasya Seymi’nin (Meclisi’nin)Üyesi

         

         

        1918 yılının başında Tiflis’te, Müessisler Meclisi’ne(kurucu meclise) seçilmiş milletvekillerinden oluşan Zakafkaziya Seymi (Transkafkasya Meclisi) açıldı. Bolşeviklerin kurucu meclisi tanımamaları üzerine bu meclisin Transkafkasyalı - Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dan gelen milletvekilleri “bağımsız federatif”bir devlet olarak Transkafkasya Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Mavera-i Kafkas Cumhuriyeti olarak da bilinen bu devletin başkenti Tiflis idi. İbrahim Bey Heyderovda Dağıstan’ı temsilen Seym’de Müslüman Sosyalist blokunun üyesi oldu. 15 Şubat 1918’de,Seymin 3. oturumunda Müslüman Sosyalist bloku adına geniş bir konuşma yaparak Seymin çözmesi gereken en önemli işlerden söz açtı: “Müslüman Sosyalist bloku Rusya Devriminin sonucunda meydana çıkmış Zakafkasya’nın yetkili yüksek hâkimiyet organı olan Zakafkasya Seymi’nin açılışını alkışlıyor. Mutlakiyet hükümetinin esaretine en çok uğramış Müslüman emekçi kütleleri özgürlük kazanarak Rusya Devrimi ideallerinin ve sosyalizmin zaferi için bütün Rusya halklarının demokrasileriyle el ele vermek arzusu ile Zakafkasya Seymi’ne katılıyorlar.

         

         

        Müslüman Sosyalist blokunun savaş konusunda görüşü böyledir: savaşa Rusya Emperyalist Hükümeti Rusya demokrasisinin iradesine, onların arasında Transkafkasya halklarının iradesine karşı olarak başladı. Bu bakımdan da Transkafkasya halkları savaşın bundan sonra da devam etmesinde katiyen çıkar görmemektedir ve biz – Müslüman sosyalistleri Rusya Devriminin ilan ettiği ‘milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nın verilmesiyle ilhaksız ve tazminatsız barış prensipleri esasına dayalı acil demokratik bir barış sağlanmasını talep ediyoruz.

         

         

        Rusya Devriminin ileri sürdüğü en büyük konulardan biri toprak konusudur. Müslüman Sosyalist bloku, bütün toprakların karşılıksız olarak emekçi kitlelerin eline verilmesi gerektiğini hesab etmektedir. Rus inkılabı bu meseleyi kendi taleplerinin başlıcasını saysa da aradan bir yıl geçmesine rağmen aslında hala gerçekleştirememiştir, bunun sonucunda da“tarım harekatı” Transkafkasya’nın çeşitli yerlerinde talanlar, kundaklamalar, adam öldürmeler ile dehşet verici bir şekil almıştır. Bu bakımdan biz Seym’de toprak meselesinin acil olarak görüşülmesinde ısrar ediyoruz.

         

         

        Sosyal ve işçilerle ilgili kanunlar alanında Müslüman Sosyalist bloku Zakafkasya’nın bugünkü ekonomik durumunda onun üretici güçlerinin daha başarılı gelişmesi için emekçi kitlelerin taleplerini mümkün olduğu kadar çok gerçekleştirmenin taraftarıdır; bunlar8-saatlik iş günü, sosyal sigorta ve işsizlikle mücadele konularında devlet tedbirlerinin uygulaması gibi meselelerdir.

         

        Zakafkasya Seyminin karşısında duran en büyük ve çözümü en zor olan konulardan biri milli meseledir. Rusya devrimi siyasi bakımdan bütün milletleri mutlakıyetçi Rus hükümetinin esaretinden kurtardı. Kesinlikle diyebiliriz ki, milli meselenin iki yönü var. Sırf milli-siyasi yön: bu yönden her bir tarihi millet kendi bağımsız devlet birliğini kuruncaya dek tam ayrılmaya can atmaktadır. Sırf ekonomik yön: bu yönden her bir millet komşu milletlerle kendi hayatını öyle ilişkilendirmeye çalışıyor ki ekonomik gücünün başarılı gelişmesi için sınır tartışmaları ortaya çıkmasın.

         

        Milli meselede bu iki yönü dikkate alarak biz Zakafkasya Seyminin, hatta mümkün olursa merkezi hükümetli ve her millet için medeni-milli muhtariyetli, geniş yerli özyönetimli birleşik Kafkas Seyminin yaratılmasını zaruri sayıyoruz. Milli meselenin yalnız bu tür çözümü Kafkasya’da halkların sıkı işbirliği içinde yaşamaları ve milli-iktisadi gelişmeleri için elverişli zemini yaratır” (Transkafkas Seymi. Stenoğrafik rapor. Birinci dönem. Üçüncü oturum. Tiflis, 15 Şubat1918, ss. 23-24).

         

         

        İbrahim Bey Seym’in 17 Şubat 1918 tarihli kararı ile kurulmuş özel temsilciler heyetinin içinde Trabzon barış konferansına katıldı (Şubat-Mart 1918). O,Trabzon’da iken – Seym’in 13 Mart’taki 17. Oturumunda Y. P. Gegeçkori’nin başkanlık ettiği ilk Zakafkasya hükümetinde kendisine umumi müfettiş (devlet kontrölü/ gözetmenliği bakanlığı) görevi verildi. (Türkiye okurları için bildirelim ki Çar Rusya’sında ve sonraki bağımsız cumhuriyetlerde Devlet Kontrolü Bakanlığı devlet hayatının en önemli alanlarını teftiş ediyordu).Hatırlatalım ki, Müslüman Sosyalist blokunun üyesi olan İbrahim Bey Heyderov’la birlikte bu konferansa Zakafkasya temsilciler heyetinde Müslümanlardan Mehemmedhesen Hacınski (Müsavat), Miryakub Mehdiyev (Rusya’da Müslümanlık), Halil Bey Hasmehemmedov (Müsavat), Ekber ağa Şeyhülislamov (Hümmet) ve Heyder Abaşidze (sosyal-demokrat)katılmışlardı. Mehemmedemin Resulzade (müşavir)ve Ahmed Pepinov (kâtip) da temsilciler heyetinde çalışıyorlardı.

         

         

        Martın sonunda görüşmelere ara verildiğinde heyetin başkanı A. İ. Çhenkeli, görüşmeler hakkında Seym’e bilgi versinler ve görüşmeleri devam ettirmek için Seym’den gerekli yönergeleri alsınlar diye, İbrahim Bey Heyderov’u ve biri Gürcü, biri Ermeni başka iki temsilciyle birlikte 22 Mart’ta Tiflis’e gönderdi(M. Resulzade ve M. Mehdiyev de onlarla birlikte döndüler).

         

         

        Zakafkasya hükümeti ve Seym ile Seym gruplarının25 Mart’taki birleşik oturumunda İbrahim Bey’in teklifiyle Trabzon Konferansı’nın ilk 5 oturumunun kararları okundu. İbrahim Bey konuşmasında şöyle dedi: “...Brest-Litovsk barışına dayanan Türkiye Batum, Kars ve Ardahan’dan vazgeçmek fikrinde değildir, çünkü Türkiye’nin geçmişte zabt edilmiş vilayetlerini geri alması halkın ve ordunun halet-i ruhiyesinin yükselmesine sebeb olmuştur”.

         

         

        Y. P. Gegeçkori’nin başbakan olduğu 2. Kabinede de İbrahim Bey devlet gözetmenliği görevinde kaldı (26 Mart 1918). İ. B. Heyderov kendisiyle birlikte Tiflis’e gelmiş dört delege ile birlikte aynı gün Trabzon’a gitmek üzere yola çıktı. 29 Mart’ta bu şehre varan İbrahim Bey30 Mart’ta yeniden Tiflis’e geri çağırıldı. O, aynı gün Türkiye heyeti ile “hususi ve mahremane” bir görüşme yaparak Kafkasya’daki son durumla ilgili düşüncelerini şöyle açıklamıştı:“Yeni kabinede Müslümanlara verilen vazifelerin gerçek bir kıymeti yoktur. İcraat gürcülerle Ermenilerin elindedir... Ermeniler Sarıkamış yolunda çalışan 500 Osmanlı esirini katletmişler. Bütün Kafkas Müslümanları Osmanlı ordusunun gecikmeden Kafkasya’ya girerek anarşiyi durdurmasını arzu ediyor. Ermeni ve Gürcüler ise Osmanlı ordusunun gelmesindense Alman ordusunun gelmesini tercih ediyorlar...”.

         

         

        Burada İbrahim Bey heyet başkanı Çhenkeli’ye “...Gürcüler ve Ermeniler Osmanlılarla harb ederlerse Kafkas Müslümanlarının onlara kesinlikle katılmayacaklarını mutlak olarak bilmeleri lazım geldiğini” söylemiş ve Tiflis’e dönmüştü.

         

         

        İbrahim Bey’in kızı Fatma Alpengin bize babasının Türklüğe bağlılığını gösteren çok ilginç bir olay anlattı. Hatırladığına göre, İbrahim Bey bir Osmanlı subayı Rauf Bey’le görüşerek ona Kafkasya’yla ilgili, ancak Türkiye’ye verilmesi yasak olan gizli bilgiler vermiş. Rauf Bey sormuş: “Bize bu gizli bilgileri verdiniz! Peki, bunu öğrenirlerse başınıza gelecekleri düşünmüyor musunuz?”. İbrahim Bey’in cevabı açıktır:“MEN TÜRKÜM! TÜRKLÜK UĞRUNDA ÖLMEĞE HAZIRIM!”. Fatma Hanım bu görüşün ne zaman, nerede ve hangi ortamda gerçekleştiğini hatırlamasa da belgeler bu hanımefendinin söylediklerini bütünlükle doğruluyor.

                                     

         

        İbrahim Bey Rauf Bey’le iki gizli görüşme yaptı. Birincisi 13 Mart 1918’de akşamüstü Trabzon’da oldu. Bu görüşmeye Trabzon Konferansı’na katılan Osmanlı temsilciler heyetinin başkanı, Bahriye Nezareti Erkan-ı Harbiye Reisi, Miralay Hüseyin Rauf Bey (Orbay), heyet üyeleri: 3. Türk Ordusunun Sıhhiye Reisi, Miralay Tevfik Salim Bey ve 3. Türk Ordusu Harekât Şubesi Müdürü, Erkan-ı Harb binbaşısı Hüsrev Bey, Zakafkasya temsilciler heyetinden ise İbrahim Bey Heyderov ve Miryakub Mirmehdiyev iştirak ettiler. Bu görüşme Zakafkasya temsilciler heyetinin Türkiye’ye düşman olan Ermeni ve Gürcü temsilcilerinden tamamen gizli olarak gerçekleşti. İbrahim beylerin verdiği bilgi Trabzon görüşmelerinde Osmanlı tarafının tam üstünlüğünü temin etti. (Bkz: Enis Şahin. Trabzon ve Batum konferansları ve antlaşmaları(1917-1918). Türk Tarih Kurumu basımevi, Ankara,2002, ss. 310-311).

         

        İbrahim Bey’le Türk heyeti arasındaki ikinci “hususive mahremane” görüşme 30 Mart 1918’de oldu.Burada da İ. B. Heyderov Rauf Bey’e gizli bilgiler verdi ve Rauf Bey onları Hariciye Nezareti’ne aktardı (Bkz:Enis Şahin, a.g.e., ss. 381-382).

         

         

        31 Mart’ta Bakü’de Lenin’in direk direktifi ile Şaumyan çetesinin giriştiği katliamdan sonra Seym 2 Nisan (20 Mart) tarihli 17. Toplantısında İbrahimBey Heyderov, Mustafa Mahmudov ve Cevad Bey Melikyeganov’la birlikte biri Ermeni, biri Gürcü olmak üzere başka 2 milletvekilini görüşmeler yapmak için Bakü’ye gönderme kararı aldı. Bakü katliİbrahimamından derhal sonra Trabzon’dan Tiflis’e dönmüş Mehemmedemin Resulzade ise Seym’in Bolşevikleri Bakü’den çıkarmağa çalışmaması halinde Müslüman fraksiyonunun Seym’den çıkacağını kesinlikle belirtti.(Bundan sonra Seym Bakü’ye 6bin kişilik askeri güç yolladı ve onlar yenildiler).

         

         

        Karardan hemen sonra yola çıkan İbrahim Bey’i Nisan ortalarında Bolşevikler Bakü’de hapsettiler. Onun serbest bırakılması için alınacak önlemler konusu iki kez Seymin gündemine alındıysa da (22. ve 23.oturumlar) fiilen bir iş görülmedi.

         

         

        Başvekil A. İ. Çhenkeli 26 Nisan1918’de yeni kabinesini ilan etti.Burada da İbrahim Bey’e önceki vazifesi – devlet kontröllüğü ayrılmıştı, ancak kendisi o sırada hala Bakü’de hapisteydi. İ. B. Heyderov’un serbest bırakılma tarihi kesin olarak bilinmese de bunun Mayıs ayına geldiğini tahmin edebiliriz. Tiflis’te çıkan “Kavkazskoye slovo” (“Kafkas sözü”) gazetesi 21 Mayıs 1918 tarihli 100.sayısında Bolşeviklerin onun hakkında ölüm cezası verdikleri söylentilerinin asılsız olduğunu ve yakın zamanda serbest bırakılacağını yazıyordu.

         

         

        Kuzey Kafkas Hükümetinde

         

        Hapiste olmasına bakmayarak, 11 Mayıs 1918’deilan edilmiş Kuzey Kafkas Halkları Cumhuriyetinin Abdülmecid Tapa Çermoyev tarafından kurulan 2. hükümetinde(11.05.1918-15.12.1918) İ. B. Heyderov’a Ulaştırma, Posta ve Telgraf Bakanı görevi verilmişti. Kuzey Kafkas Halkları Cumhuriyeti (Dağlılar Cumhuriyeti)hükümetinin yetkili temsilcisi olarak Azerbaycan Cumhuriyeti ile adı geçen devlet arasında 28Kasım 1918’de antlaşma imzalayanlardan biri o idi[bkz: Azerbaycan Devlet Arşivi (ARDA), fon 894, liste10, dosya 149, varak 87-88].

         

        1918 yılının Kasım ayı sonunda başta Başbakan Abdülmecid Çermoyev ve İbrahim Bey Heyderov olmak üzere Kafkas Dağlıları Birliği’nin temsilcilerinden oluşan bir heyet Bakü’ye geldi. Burada üç gün (27-29 Kasım) Birlik devletlerinin temsilcileriyle Dağlılar Cumhuriyeti’nin tanınması hakkında görüşmeler yaptılar. Birlik devletleri Dağlılar Cumhuriyeti hükümetini desteklediler ve bildirdiler ki, dağlıların bağımsızlığı meselesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki galip devletlerin Paris Barış Konferansı’nda ele alınacaktır.

         

        Aynı yılın 15 Aralık’ında İttifak Şurası (Kuzey Kafkas Halkları Cumhuriyetinin Parlamentosu) faaliyete geçti. İttifak Şurası Çermoyev’in istifasını kabul ederek yeni kabine teşkilini önceki İçişleri bakanı Pşimaho Kotsev’e havale etti. Kotsev’in kabinesinde İbrahim Bey’e Ulaştırma Bakanlığı görevi verildi (15.12.1918-25.03.1919).

         

         

        Paris BarışKonferansı’nda

         

        1919 yılında hükümetin Avrupa devletleri ile görüşmeler yapmak için Paris Barış Konferansı’na gönderdiği temsilciler heyetine İbrahim Bey de dâhil edilmişti. Bu heyette ondan başka, Kuzey Kafkasya’nın içtimai-siyasi hayatında önemli rol oynamış Abdülmecid Tapa Çermoyev (başkan),Heyder Bammat (Şimali Kafkas Halkları Cumhuriyeti dışişleri bakanı, üye) ve Hesen Hazarak (üye) da temsilci olarak yer aldılar.

         

        İbrahim Bey Avrupa devletlerinin, Sovyet Rusya’yı Kuzey Kafkas Halkları Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanımağa mecbur edeceği umudunu besliyordu. Yola çıkmadan önce, gazetecilere demişti: “Benkendi misyonumun Paris’te başarıyla sonuçlanacağına inanıyorum, çünkü uğrunda bizim çalıştığımız dava bütün demokrasilerin davasıdır” (“Daqestanskayapravda” gazetesi, 19.08.2006, № 210). Ancak Paris’te onun misyonu başarıya ulaşamadı.

         

        Azerbaycan Devlet Arşivinde Paris’te bulunan Azerbaycan ve Dağlılar Cumhuriyeti temsilciler heyetlerinin İbrahim Bey’in de katıldığı, biri tarihsiz olmakla27 ve 29 Haziran 1919’da birlikte yaptıkları3 toplantının tutanakları korunmaktadır (ARDA, fon970, liste 1, dosya 142, var. 187-190, 194-196, 203-204).

         

        İbrahim Bey’in kızı Fatma Alpengin bize başka bir ilginç olay daha anlattı.

         

        Paris Barış Konferansı’ndan dönüşte işgal altındaki İstanbul’a uğrayan İbrahim Bey bu şehirdeki“Cercle d’Orient” binasından (burası bir yabancılar kulübüydü; işgal öncesinde de oraya Müslüman ve Türkler giremezdi) musiki ve eğlence sesleri duyunca içeri girer. Orkestra marşlar çalmaktadır. Yanında duran yabancı, yaşlı bir kişiye Fransızca olarak sorar:“Bu, hangi ülkenin marşıdır?”. Adam da bir bir “bu filan ülkenin, bu da falan ülkenindir” diye açıklar, sonra ona sorar: “Siz nerelisiniz?”. İbrahim Bey “Dağıstanlıyım” der. Galip ülkelerin marşları çalınmağa devam eder. Onları bir süre dinledikten sonra İbrahim Beyaz önce verdiği cevaptan rahatsızlık duyarak adama şöyle der: “Siz demin bana ne sordunuz, ben size ne cevap verdim?.. Hayır, ben size yanlış söyledim: ben Türküm!”. Yıllar sonra o günü oğlu Minnetullah’a anlatırken “o akşam Türklüğümü çok güçlü ve derinden hissettim” demişti. General Denikin Dağıstan’ı işgal ettikten sonra1919 yılının sonbaharında Kuzey Kafkasya’ya dönen İbrahim Bey Denikin’e karşı silahlı mücadeleye katıldı.

         

         

        Bakü – Paris – Ankara

         

        Temsilciliğini yaptığı yönetim Rus sivillerinin ve Kızıl Ordu birliklerinin eliyle devrildikten ve Kuzey Kafkasya’da Bolşevik rejimi kurulduktan (1920) sonra bu bölgenin birçok aydını gibi İbrahim Bey de anayurdu Azerbaycan’a sığındı. O, Azerbaycan’ın içtimai-siyasi hayatına girdi. Hayır için verilen konserlerin, tiyatro gösterilerinin, o sıradan Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin “Leyla ve Mecnun” operasının, Ağa Eminov’la birlikte “Azerbaycan geceleri”nin düzenlenmesine katkıda bulundu.

         

         

        Ne yazık ki, İbrahim Bey’in hayatının bu dönemi karanlıklara bürünmüştür, çünkü elimizde onun bu devirdeki faaliyetine ışık tutacak yeterince belge yoktur. Ancak Azerbaycan’ın önemli içtimai-siyasi kişilerinden İsa Bey Aşurbeyli’nin (1878-1938) “NKVD”(Rusça “Narodnıy Komissariat Vnutrennix Del” ismi Halk İçişleri Komiserliği/Bakanlığı anlamı veriyor. Halk nefretle Türkçesini değil Rusçasını kullanıyor)zindanı bodrumunda verdiği ifadelerden anlaşılıyor ki, İ. B. Heyderov yerli komünistlerle (Bolşeviklerle)sıkı işbirliğinde bulunmuştur. İsa Bey Aşurbeyli’nin kendi eliyle yazdığı ifadede şunları okuyoruz:

         

         

        “Dağıstan’da Denikin’e karşı Bolşevik harekâtı başladı. Muhtarov’un şimdi Kadınlar Kulübü olan yeni evinde Türk komünistlerinin karargâhı vardı. Mustafa Sübhi gelene dek orada kâtip Yakub Bey’di. Beni oraya yol[daş] Mikoyan, Nerimanov ve Tevosyan (Mirzoyan’ın hanımı - müel.) Kızıl Dağıstan’ın(Sovyet Dağıstan’ının - müel.) yararına dernek üyelerinden para toplamak için davet etmişlerdi. İlk dernek toplantısında 40.000 manat toparlandı. Parayı saklamak için bana verdiler. İbrahim Bey Heyderov’un ricası ve yol[daş] Hvolis’in direktifine dayanarak ben Kızıl Dağıstan’a yakınlık duyan 10 Türk subayını celp ettim ve yol. Neriman’ın rızasıyla onlara 10.000 manat verdim, Dağıstan’ın partili ve tarafsız kuvvetlerini birleştirmek için Dağıstanlılarla birlikte oraya doğru yola çıktılar. Heyderov ve Yakup Bey’le birlikte onların temsilci heyeti Baha Said adlı birisini oraya göndermeyi karara aldı, o ise üzerine düşen görevi yerine getirmeyi beceremedi.

         

         

        Sonra karar aldılar ki, Batum’da İngilizlerin esiri olan Nuri Paşa’yı ne pahasına olursa olsun oradan çıkarmak gerektir. Ben gittim, elimden bir şey gelmedi ve döndüm. İttihatçılardan bir Göyçaylı (Azerbaycan’ın Göyçay ilinden olan Ahmedov Yusuf Yakub oğlu - müel.) gitti ve kaçışı organize etmeyi başardı. Bir süre sonra bildim ki, Nuri Paşa gelmiştir ve [Behbud Han] Cevanşir’in yanındadır. Sonra Bolşevikler onu kendi yanıma çağırmamı bana teklif ettiler ve bizde Bolşeviklerin ([Hamid] Sultanov, [Aliheyder] Karayev, [İbrahimBey] Heyderov ve [RK(b)P] Zakafkasya Diyar Komitesinin temsilcisi) gizli toplantısı yapıldı ve onu – Nuri Paşa’yı Dağıstan’a yolladılar. Sonra Halil Paşa geldi, AKP MK (Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi – müel.) ile komşu evde [kaldı].İş Sovyetleşmeye dek gitti” (AR MTN arşivi, dosya: PR-34807, varak: 43а-44).

         

         

        Azerbaycan Devlet Arşivi’nden yeni elde ettiğimiz belgelerden İbrahim Bey’in hayatıyla ilgili şimdiye dek hiç bir yerde kayda geçmemiş bazi gerçekler su yüzüne çıktı – meğer o, Azerbaycan Cumhuriyeti döneminde üç ay (06.01.1920-10.03.1920) içişleri bakanı müsteşarı olarak çalışmış (ARDA, fon 894, liste 2,dosya 140, var. 1, 3). (Hatırlatalım ki, Şefi Bey Rüstembeyli, İbrahim Bey istifasını verdikten sonra onun yerine atanmıştır). Yeni belgeler İ. B. Aşurbeyli’nin yazdığını doğrulamaktadır. İçişleri bakanı müsteşarı İbrahim Bey, Enver ve Nuri Paşa’ların amcası Halil Paşa’nın Azerbaycan’daki tüm faaliyetinden haberdar olmuştur. O, 23 Ocak 1920’de Karabağ valisinin yardımcısı Hüseyin Bey Mahmudbeyov’a gönderdiği şifreli telgrafta Halil Paşanın Salim Bey’e, vali Husrev Bey Sultanov’un hizmetinde bulunmasını önerdiğini belirtiyor (ARDA, f. 894, l.7, dosya 21, var. 23), 24 Ocakta ise vali H. B. Sultanova gönderdiği telgrafta Halil Paşanın bugün akşam treni ile Şuşaya yola çıkacağını, onun için Yevlah istasyonuna araba göndermeği emrediyor (ARDA, f. 894, l.7, dosya 21,var. 27).

         

         

        Azerbaycan’da Sovyet yönetimi kurulduktan sonra sosyalist İbrahim Bey burada da önemli görev aldı– Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı müsteşarı oldu. Ancak aradan bir ay bile geçmeden Fevkalade (Olağanüstü) Komisyon (“ÇK”)onu hapsetti. “Krasnı voin” (“Kızıl dövüşçü”) gazetesinde(25.06.1920, №135) hapsin nedeni olarak İbrahim Bey’in Müsavat hükümetinin önemli kişilerinin serbest bırakılmasına yardım ettiği gösterilir.

         

         

        1920 yılı sonunda Azerbaycan Bolşeviklerinin lideri ve aynı zamanda eski dostu N. Nerimanov’un müdahalesi ile serbest bırakılan İbrahim Bey Menşevik Gürcistan’ına gitti.

         

        1921 yılında Rus süngüleri burada da milli hâkimiyeti devirdikten sonra İ. B. Heyderov Fransa’ya muhaceret etti ve 1925 yılına dek ailesi ile birlikte orada çalıştı.

         

        1925 yılında Türkiye hükümeti onu bu ülkeye çağırdı. O, Türkiye’de “Haydaroğlu” soyadını kabul etti.

         

        İbrahim Bey Türkiye’ye geldiğinde Ankara – Kayseri demiryolu hattı inşa edilmekteydi. O, bugün adı bile anılmayan, Karanlıkdere diye bilinen bir dağ başında demiryolu işçileri için kurulan “kısım” denilen şantiyede çalışmağa başlar, ailesi ile orada yaşar. Demiryolu Kayseri’ye uzanınca aile Kayseri’ye göçer. Oğlu orada okula gider. Sonra Sivas’a doğru uzanan yolda çeşitli kısımlarda çalışır. En son 1939 kışında Erzincan’da oturdukları zaman (kızları İstanbul’da Amerikan Koleji’nde, oğlu üniversitede iken) dehşetli bir deprem Erzincan’ı yerle yeksan eder. İbrahim Bey’in oturduğu ev eski bir tekkeymiş; atları bile sağ kalır, ancak genç iş arkadaşlarını kaybettiği için sarsılır ve merkeze alınmasını talep ederek Ankara’ya gelir. 1940 yılında Bayındırlık Bakanlığı’nda işe başlar ve ömrünün sonuna dek burada çalıştı.

         

        1949 yılında Bayındırlık Bakanlığı yüksek ilmi heyetinin üyesi iken Ankara’da vefat etti ve Cebeci Mezarlığı’na defnedildi.

         

        İbrahim Bey ardında makale, rapor ve konuşmalar şeklinde büyük bir miras bıraktı. Bu miras esas itibariyle Rusya İmparatorluğu’nun, Kuzey Kafkasya’nın ve Dağıstan’ın sosyal-siyasi ve milli sorunlarına hasredilmişti.

         

         

        İbrahim Bey’in Ailesi Hakkında

         

        Biz bu bölümü Sen Petersburg kentindeki iki arşivden: Merkezi Tarih Arşivinden ve Rusya Devlet Tarih Arşivinden bulduğumuz belgelerden, Derbent’in ihtiraslı aşığı, onun 5000 yıllık tarihinin ateşli propagandisti ve araştırmacısı, üstünde “Derbent” yazılmış6 kitabın yazarı olan rahmetli Sefter Sultanov’un(1913-2007) Rusça “Derbent. Meşhur ailelerin şecereleri”(Bakü: “Derbend” cemiyeti, 2005, ss.70-73) ve Moskova’da yaşayan, daha çok harp tarihimizi araştıran değerli dostumuz Eldar İsmayılov’un arşiv belgelerine dayanarak 2005’de Moskova’da yayınlanmış “Azerbaycanlı Georgi madalyalı kavalyeler” (ss.122-129) kitaplarından yararlanarak, ayrıca İbrahim Bey’in kızı Fatma Hanım’la torunu Mina Hanım’ın lütufkârlıkla bize gönderdiği bilgilere dayanarak hazırladık.

         

        İbrahim Bey’in mensub olduğu soyun önderi Hacı Kasım Bey Heyderov Derbent’in köklü sakinlerindendi. O, tanınmış eski bir zadegân ailesinden geliyordu. Hacı Kasım Bey’in iki oğlu vardı: Nimetullah (Neymetulla) ve Minnetullah (Minatulla). 1835 yılında şehirde ilk Rus ilkokulu açılınca yalnız iki sakin kendi oğullarını oraya vermeye razı gelmişti – Hacı Kasım Bey oğlu Nimetullah’ı, Necefkulu Bey Hıdırbeyovoğlu Hüseyin’i buraya vermişti.

         

        Nimetullah Heyderov sonra çok tanındı. Ruslar savaş tarihlerinde onu “Nimatul Bey”, “Minatul Bey”,“Naum Kasyanoviç” gibi çeşitli adlarla anarlar.

         

        Eldar İsmayılov Rusiya Devlet Harp Tarihi Arşivi’ndeki belgelere dayanarak Nimetullah Beyin bütün savaş yolunu en ince ayrıntısına dek öğrenip kitabında bu konuya geniş yer verdi. Ancak bir makalede o kadar ayrıntıya gerek olmadığına göre biz yalnız en önemli bilgileri okurlara aktarıyoruz.

         

        Nimetullah Bey Hacı Kasım oğlu Heyderov 4Ekim 1827’de Derbent’te doğdu. İlk öğrenimini Derbent kaza (il) okulunda gördü. 1843 yılında Kazıkumuk (Dağıstan’da yer adıdır – müel.) süvari birliğine atandı. Sonraki yıllarda Kafkasya’daki Rus askeri birliklerinde Şamil’e, dağlılara karşı pek çok savaşa katıldı. 1854’deki savaşta üstün başarı gösterdiği için 1857’de “ştabs-kapitan” rütbesi aldı, 1861’de ise kapitan (yüzbaşı) rütbesine yükseldi. 1859’da bölük komutanı görevine geldi. 1869’da mayor (binbaşı)rütbesi aldı ve tabur komutanı görevine getirildi. Bu dönemde Rusya’nın birçok savaş madalyasıyla taltif edildi. 1878’de Nimetullah Bey Heyderov, Rusya İmparatorluğu’nun en prestijli savaş madalyası olan 4. dereceli Kutsal Georgi madalyasına layık görüldü. 1880-1881 yıllarında podpolkovnik (Yarbay) Heyderov Ahalteke seferinde Göytepe kalesinin alınmasına katıldı, 4 hücum takımının üçüncüsünün komutanı oldu. 1881’de ona 3. dereceden Kutsal Georgi madalyası verildi; böylece Nimetullah Bey söz konusu madalyayı alan ilk Müslüman oldu. Bu madalya aslında generallere verilen bir ödüldü ve N. B. Heyderov bu madalyayla taltif edilmiş ilk podpolkovniktir. 1881’deIbrahim Bey’in Eşi Nisa Hanım, Kızı Fatma Hanım. İstanbul, Taksim, Ekim 1941ona polkovnik (albay), 1884’te ise general-mayor(tuğgeneral) rütbesi verildi ve ihtiyat piyade alayına geçirildi. Bütün kalan hayatını Derbent şehrinde geçiren Nimetullah Bey 27 Ocak 1901’de orada vefat etti.“Kafkas takvimi”nin bilgilerine göre, Nimetullah Bey ömrünün son çağlarında Temirhanşura cezaevleri il himaye komitesinde Derbent bölümüne başkanlık eden direktör olarak çalıştı.

         

        Nimetullah Bey üç kez evlendi. İlk evliliğinden oğlu Hüseyin Bey (31.08.1868-?) ile kızı Hürnisa Hanım (24.07.1870-?) doğdu. Üçüncü evliliğini Leyla Bike Ahmet Bey kızı ile yaptı ve ondan kızı Nurcihan Hanım (17.03.1882-?) dünyaya geldi. Onun bu evladlarının yazgısı hakkında bilgimiz yok.

         

        Nimetullah Bey’in kardeşi Minnetul


Türk Yurdu Kasım 2011
Türk Yurdu Kasım 2011
Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele