Basın Bildirisi

Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

        Bir gün önce Bitlis’teki mayınlı saldırıda şehit olan beş polisimizin naaşları henüz toprağa verilmeden ve Cumhurbaşkanı’nın bölgeyi ziyaretinin ardından Çukurca ve Yüksekova’da yapılan saldırılarla PKK, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okudu.

         

        İlk açıklamalara göre 26 askerimizin şehit olduğu, 22’sinin yaralandığı saldırıların yapılış tarzı, kullanılan silahlar, seçilen hedefler problemin çapını ve ciddiyetini bir kere daha gözler önüne sermiştir.

         

        PKK bu saldırıların cereyan ettiği Hakkâri bölgesini uzun süreden beri pilot bölge olarak seçmiştir. Aylardır anlatmaya çalışıyoruz; son dönemlerde Hakkâri’de, Yüksekova’da, Çukurca’da, Şemdinli’de Devletin varlığı fiilen tartışılır hale gelmiştir. 14 Temmuz’da Demokratik Toplum Kongresi toplantısında ilan edilen “Demokratik Özerklik” projesi, KCK ve örgütün kontrolündeki belediyeler üzerinden buralarda geniş çaplı uygulanmaktadır. Hakkâri’deki bu tabloyu Şırnak ve Cizre gibi şehirler başta olmak üzere, bölgenin geneline yayabilmek için bir yandan terör saldırıları yoğunlaştırılırken, diğer yandan sokak gösterileriyle, kitlesel eylemlerle yoğun bir çaba sarf edilmektedir.

         

        Problemin mahiyetini görmezlikten gelerek yeni bir anayasanın her derde deva olacağını düşünenler, hatta son terör saldırılarının anayasa hazırlıklarını baltalamaya yönelik girişimler şeklinde değerlendirip güvenlik güçlerinin operasyon yapmasına karşı çıkanlar, Silahlı Kuvvetleri itibarsızlaştırmak için basın üzerinden psikolojik kampanya yürütenler derin bir aymazlık içinde, bilerek veya bilmeyerek PKK’nın işini kolaylaştırmış oluyorlar.

         

        Hükümet bu dezenformasyon çabalarının etkisinden kurtularak doğru, gerçekçi ve etkili bir politika izlemek zorundadır. Türkiye demokrasi ve barış gibi kulağa hoş gelen kavramlar maske yapılarak, uyuşturularak önce ayrıştırılmak, etnik bir mozaik olduğumuza inandırılmak, ardından bölünmek isteniyor. Türk milletinin tarihî, sosyolojik ve politik bir gerçek olduğunu görmezlikten gelerek etnik bir unsur konumuna indirmeye çalışanlar, yeni anayasada zikredilmemesini isteyenler, ırkçı, ayrılıkçı Kürtçülük hareketinin uşaklığını yapıyorlar. Etnik fitne PKK üzerinden hedeflerine bir taraftan terör yöntemiyle ulaşmaya çalışırken, diğer taraftan yeni anayasayı diledikleri tarzda yaparak Türkiye’yi ayrıştırmak, konfederal bir yapının zeminini hazırlamayı amaçlıyor.

         

        Etnikçi, ayrılıkçı Kürtçülük hareketinin demokratik özerklik adı altında oluşturmak istediği Türkiye’yi bölmek anlamına gelen konfederal sistemin, sadece terör örgütünün arzusu olmadığı, bazı dış mihrakların yıllardan beri bu projeye çeşitli kanallardan büyük destek verdiği bilinmektedir.

         

        Türkiye, uluslararası uzantıları olan, içerde etnik ve ideolojik ittifaklar yaparak ortak bir cephe oluşturan büyük bir komployla karşı karşıyadır.

         

        Vatan topraklarını beklerken, ülkemizin bekası, millî varlığımızın devamı için görev yaparken PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen evlatlarımızın hesabını sormak, terör örgütüne ve yandaşlarına akıttıkları bunca kanın bedelini ödetmek hükümetin namus borcudur.

         

        Bunun gereği vakit geçirilmeden yerine getirilmeli, sağlıklı bir durum muhakemesi yapılmalı, şu ana kadar mücadelede yapılan yanlışlar, eksiklikler belirlenmeli, güvenlik güçleri arasında koordinasyon güçlendirilmeli, istihbarat zaafları derhal giderilmelidir. Çok tartışılan açılım projesinin altının bomboş olmasının, ilk adımlardan başlanarak çözümün yanlış yerlerde aranmasının ne derece hata olduğunu artık herkes kabullenmek zorundadır.

         

        Türk Cumhuriyetleri arasında tarihî bir adım anlamını taşıyan Türk Konseyi Toplantısı’nın arifesinde bu saldırının yapılmış olması, Türk milletinin karşı karşıya olduğu husumetin çapını ve niteliğini göstermektedir.

         

        Doğrudan Türkiye’nin bütünlüğünün ve milli varlığımızın tehdit altında bulunduğu bu ortamda, siyasî görüş ayrılıkları bir tarafa bırakılmalı, şer güçlere karşı ortak bir “millî cephe” kurulmalıdır.

         

        Sivil ve demokratik anayasa niyetini fetiş haline getirerek, esas ağırlık verilmesi gereken konuları ihmal ederek, dikkatleri buralardan kaydırarak gündem oluşturmaya çalışmak, terörü azdırmaktan başka sonuç vermez.

         

        Millî mutabakat ve güç birliğinin sağlanması hususunda gerekenleri yapmak, somut adımlar atmak, iktidarıyla muhalefetiyle millî sorumlulukların hakkını vermek yerine, Türk milletinin acısını içerikten yoksun demeçlerle bastırmayı düşünmek, sadece günü geçiştirmeyi istemek anlamına gelir.

         

        Bütün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Acıları yüreğimizi yakıyor; Türk Milleti’nin başı sağ olsun.

         


Türk Yurdu Kasım 2011
Türk Yurdu Kasım 2011
Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele