Terapi Patikası

Eylül 2015 - Yıl 104 - Sayı 337

         

         

        Kültür birliği ne muhteşem bir yapıştırıcı, ne sağlam bir bayraktır.

         

        Hele o kültür, insani erdemleri mihenk olarak kabul etmişse, o değerler asırların imbiğinden süzülmüş ve mübarek bir dinin emirleri ile taçlanmışsa, artık o kültürü yok etmek ya da izini silmek insan gücünün kapsamında değildir.

         

        Bizim kültürümüzün anlatımıdır bu. Biz bu kültüre mensubuz. Bununla ne kadar övünsek, gurur duysak azdır. Bu kültürün ürünlerini, bu kültürün mensuplarını yeryüzünün değişik yerlerinde görmek içimizi kabartıp, gönlümüzü ferahlatıyor.

         

        Düşünsenize Osmanlı’nın aleyhine yapılan propagandanın ilk ürünü Bulgaristan’dasınız, önce Rus kültür ve propagandasının yıkıcı etkisini iliklerine kadar yaşayan, sonra da Batı propagandası ile Türk ve İslam düşmanlığı bayraklaştırılan bu ülkede, azınlık olarak yaşayan Türklerle karşılaşıyorsunuz. Öyle ki her ferdi, duruşu, konuşması, yürümesi, oturması, yemesi içmesi ile daha uzaktan ben Türk’üm diyor. İşte o an dünyanın en mutlu insanı siz olacaksınız. Bundan eminim.

         

        Bütün bunları bana elimde ki bir kitap hatırlattı. Kitap* Bulgaristan’a seyahat eden bir arkadaşıma bizzat yazarı tarafından hediye edilmiş.

         

        1940 Razgrat’ın Hebip köyünde dünyaya gelen yazarın ilk hikâye kitabı. Girişte anlatmaya çalıştığım bütün Türk kültürüne karşı gerçekleştirilen olumsuzluklara rağmen, kitapta kullanılan Türkçe, Türkiye Türkçesinden hiç de farklı değil. Kars’ta yaşayan biri ile Edirne’de yaşayan birinin arasında ne kadar dil farkı varsa, Türkiyeli bir yazarla İsmail A. Çavuşev’in arasında da o kadar dil farkı var.

         

        Hikâyelerde de aynı şeyi hissediyorsunuz. Bir Anadolu insanı hayata hangi gözle bakar, günlük hayatını nasıl yaşarsa Razgrat’da ki Türk’ün de aynı şekilde yaşadığını anlıyorsunuz, kitabı okuyunca.

         

        Beni mutlu eden şey ise Bulgaristan’da basılmış bir kitabı ülkemizde basılmış bir kitap gibi rahatça okuyor olabilmem oldu.  Herhangi bir Türk devletinde basılmış bir kitabı okuyabilmeyi hep hayal etmişimdir.

         

         

        Hikâyeler

         

        Kitabın içeriği ise bambaşka bir güzelliği sunuyor bizlere. Türk insanının kucaklayıcı, babacan, sevecen yapısını anlatıyor. Şüphesiz yazar içinde bulunduğu ortamı ve o ortamda kurgulanabilecek olayları anlatıyor. Sonuçta parçalar birleşince ortaya, göğsümüzü kabartan muhteşem Türk kültürü çıkıyor.

         

        Kitabı okuyunca gördük ki Türk insanlığı, Bulgar parayı sever. Ve gördük ki para her zaman insana muhtaç. Bulgar komşunun ölüsünü bile kaldırmaktan çekinmeyen bir Türk’e, maalesef Bulgar komşusu, emanet edilen eşeği bile iade etmeyecek karakterde.

         

        Yazar yaşadığı ortamdan kendisini soyutlayamıyor. Kaleminin gücü yaşadıklarıyla çepeçevre sarılıyor. Kişinin doğduğu topraklara olan özlemini anlatırken bile Bulgar zulmü yazarın yakasını bırakmamış. Ve en önemlisi de o şartlarda arabasının teybinden anayurdun müziği yayılıyor. O topraklarda bu müzik yankılanırken bize de vicdani yük yükleyen ince bir serzeniş gönderiliyor. Ancak müziği dinleyen kişi: Zımni olarak “Biz bu topraklarda azınlığız, ama bir yerlerde soyumuzun güçlü bir ülkesi var.” diyerek güç aldığını ve gurur duyduğunu hissettiriyor okuyucuya ve o topraklarda yaşayan soydaşlarına.

         

        Belli ki Bulgaristan’daki Türk toplumu yaşadığı ülke ve topraklarla bütünleşmiş. Öyle ki atasözleri ve deyimler yaşadıkları şartları yansıtmaktan geri durmuyor. “Bu düzen güzel düzen, gelmese bir bozan.” diyerek uyumu, huzura olan istek ve özlemlerini anlatmışlar. “Neler geldi neler geçti felekten, görülmedi deve geçti delikten.” diyerek, başlarına gelen belaları özetlemişler. “Komşunun dilini de kadrini de bileceksin.” demişler.

         

        Kitabın sonunda “Selim Dede’nin Serüvenleri” adı verilen bölümde ise, o yöreye, o topraklara ait bambaşka güzellikte aşk hikâyeleri, Selim Dede’nin ağzından anlatılmış.

         

        Kitapta ki hikâyelerden, komünist idare döneminde Bulgaristan’da yaşayan Türklerin daha çok baskı gördüğünü, demokratik dönemde ise kısmi bir rahatlama yaşadıklarını anlıyoruz.

         

        İnşallah kitap Türkiye’de de basılır ve yazarı da ülkemizde tanınır bilinir olur.

         


        


        

        * İsmail A. Çavuşev, Terapi Patikası, Coral Media Group, Sofya-2006, 151 sayfa.

         


Türk Yurdu Eylül 2015
Türk Yurdu Eylül 2015
Eylül 2015 - Yıl 104 - Sayı 337

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele