1923’ten Günümüze Cumhuriyet Bayramı

Ekim 2011 - Yıl 100 - Sayı 290

        Çok eski çağlardan itibaren insanoğlu, anma, kutlama, bayram tapınma gibi ihtiyaçlarını çeşitli etkinlikler aracılığı ile karşılamışlardır. Bu etkinlikler tarih boyunca meydana gelen gelişmelere ve siyasal iktidarların kurumsallaşması gibi etkilere bağlı olarak değişmiş; önceleri daha çok dini bir anlam ifade ederken zamanla din dışı olmaya da başlamıştır. Fransız İnkılâbı ile birlikte gelişen milliyetçilik ve buna bağlı olarak oluşan milli devletlerle birlikte bilinen etkinliklere bir de milli bayramlar eklenmiştir. Milli bayramlar, toplumların ortak bir yazgıyı, tarihi ve dili paylaşma gibi anlayışlardan doğan milliyetçiliği sembolize eden bayrak, milli kahramanlar, milli marşlar gibi etkili unsurlardan olmuştur. Bu bayramlar genel olarak o milli devletin kuruluşu, kuruluşu öncesindeki mücadeleler, zaferler ve kazanımlarını simgeleyen öğeler üzerinde kurgulanmıştır. Milli bayramlar genel olarak kendi geçmişi ile gururlanacak, sevinecek ve milli devletini sonsuza kadar var edecek, yeni nesillerin yetişmesini sağlayabilmek için her yıl geniş katılımlı olarak yapılan etkinlikleri içermektedir.[1]

         

        Türkler tarihleri boyunca çeşitli vesilelerle çok sayıda kutlama ve törenler yapmışlardır. Bunlar arasında Nevruz, İslam dini ile ilgili olan bayram ve kandiller ilk akla gelenleridir. Ayrıca siyasal iktidarların varlıklarını simgeleyen tören ve sembolleri de tarihleri boyunca farklılıklar göstererek gelişmiştir.

         

         

         

        Türkiye’de Milli Bayram

         

        Türklerde Milli bayram anlayışı Batı’da olduğu gibi Milliyetçilik anlayışına bağlı olarak gelişme göstermiştir. Bu bağlamda ilk olarak II. Meşrutiyet döneminde milli bayram kutlamaları başlamıştır.

         

        Devletin siyasi olarak en felaketli yılları sayılan II. Meşrutiyet Dönemi’nde devleti kurtarmak için bir takım fikir akımları oluşmuştur. Bu akımlardan en etkili olanının, devlet içinde yaşayan Türklere milli bilinç kazandırmak gerektiğine inanan Türkçülük olduğunu söylemek mümkündür. Vatan, dil, tarih ve milli iktisat düşünceleri ile milli bilinci oluşturma çabasına giren Türkçüler, Türk Ocağı’nı kurmuşlar, Türk Yurdu ve Genç Kalemler gibi dergilerin etrafına toplanmışlardır.[2] Bu müessese ve yayınlar aracılığı ile milliyetçilik düşüncesini yaymaya çalışırlarken yine bu duyguları arttırmada çok etkili olan milli bayram kutlaması yapmaları gerekliliğini de görmüşlerdir.

         

        İlk olarak Meclis’e milli bir bayram olarak kabul edilmesi için götürülen teklif, Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün kutlanması ile ilgili olmuştur. Ancak yapılan görüşmeler ve tartışmalardan sonra [3] Mebusan Meclisi, 23 Temmuz 1908 gününün “milli bayram”  olarak kutlanmasını 1 Haziran 1909 tarihinde kabul etmiştir.[4] On Temmuz Bayramı dışında, Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet döneminde kutlanan bayramlardan birisi de “Çocuklar Bayramı”dır. 2 Mayıs 1916 tarihinde kutlandığı anlaşılan bu bayramda İstanbul’da bulunan vakıf mekteplerinden birçok öğrencinin katılımı ile genel bir kutlama yapılmıştır.[5] Diğer taraftan, Gençlik ve Spor Bayramı’nın kökenini oluşturduğu söylenebilecek olan “İdman Bayramı” da II. Meşrutiyet döneminde kutlanmıştır.[6]

         

        Türk tarihinde Milli Mücadele dönemi olarak anılan 1920–1921 yılları Türk milleti için en kritik yıllardır. Çünkü Yunan ilerleyişinin iç bölgelere kadar gelmesi, iç isyanlar, İstanbul’un resmen işgal edilmesi ve TBMM’nin açılması olayları bu yıllar içinde yaşanmıştır. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM açılmıştır. 23 Nisan 1921 günü Saruhan Mebusu Refik Şevket Bey ve arkadaşları, 23 Nisanın “iyd-i milli addi” yani milli bayram olarak kutlanması için, mecliste görüşülmesini teklif etmişlerdir. Teklifte, milli tarihimiz için çok önemli bir gün olarak gördükleri, TBMM’nin açılış gününün ikinci yılına girildiği için, bugünün milletin hatırında kalması için, “milli bayram” ilan edilmesi istenmiştir.

         

        23 Nisan gününün bayram olarak kabul edilmesi ile ilgili yasa tasarısı, 2 Mayıs 1921’de kabul edilmiştir.[7]

         

        Türkiye’de milli bayram anlayışının Osmanlı Devleti’ne ve Milli Mücadele dönemine uzanan bir geçmişi olmasına rağmen gerçek anlamını ulus – devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde bulmuştur. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü olan 29 Ekim gününün Cumhuriyet dönemi içerisinde “Milli Bayram” olarak kabul edilmesi de olağandır. 1909’da Meşrutiyet’in dönemini simgeleyen 10 Temmuz Bayramı[8] ile 1921’de de TBMM’nin açılışını simgeleyen Milli Egemenlik[9] bayramlarının yerine Cumhuriyet Bayramı “Milli Bayram” olarak kabul edilmiştir.

         

        Cumhuriyet’in ilanı gününün resmi anlamda Milli Bayram olarak kabul edilmesi 1925 yılında gerçekleşmiştir. Resmi olarak milli bayram ilan edilmeden önce, TBMM 29 Ekimin özel bir törenle kutlanacağına dair bir kararname çıkartmış ve 1924’de Cumhuriyet’in ilanı günü kutlamaları Devlet’in de organize ettiği bir şekilde yapılmıştır. Bu kararnamenin ardından, 19 Nisan 1925’te TBMM’de 4 maddelik kanunla ilgili olarak görüşmeler yapılmış ve 29 Ekim günü milli bayram olarak kabul edilmiştir.[10] Ancak daha Cumhuriyet ilan edildiği andan itibaren kutlamalar başlamıştır. 29 Ekim 1923 günü saat yirmi bir sıralarında Meclis bahçesinde 3 el ateş edilerek duyurulan Cumhuriyet aynı gece tüm ülkede top atışları ile kutlanmıştır. Burada dikkat çekilecek unsur ise halkın bu haberi duyar duymaz kendi kendine bayram kutlaması yapmasıdır. Dönemin gazetelerinden birinde; “…Şehirden uzak uzak davul sesleri geliyordu”[11] cümlesi ile Ulus meydanı son köşesine kadar dolu, iğne atsan yer yok. Ankara’nın ve bütün Türkiye’nin nabzı burada atıyor. Sırtı en ağır kürkle örtülü şık bayan ve silindir şapkalı şehirli ile ayağı çarıklı, sarı keten gömlekli köylü ve ipini koltuğuna almış hamal yan yana omuz omuza” [12] cümlesi herhangi bir resmiyete bağlı olmaksızın halkın kendi kendine kutlama yapması açısından önemlidir.

         

        Cumhuriyet Bayramı resmi olarak Milli bayram ilan edilmesinden 1933 yılına kadar sadece 29 Ekim günü yapılan etkinliklerle kutlanmıştır. Bu etkinlikler 1- Resmi Kabul, 2- Resmi Geçit ve 3- Gece düzenlenen fener alayları ve balo programı olarak sıralanmıştır. Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının en önemli kısmını resmigeçidin oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda resmigeçit ülkede kaydedilen gelişmelerin halkın gözünün önüne sergilenmesi olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan inkılâp hareketlerine bağlı olarak başta askeri, eğitim, sosyal ve ekonomi alanında yapılan yeniliklerin resmigeçit aracılığı ile Cumhuriyet Bayramı geçit törenlerinde sergilenmesine büyük önem verilmiştir. Bunun yanında Türkiye’de toplumsal yaşamda oluşturulmaya çalışılan çağdaş uygulamaların bir göstergesi olarak Cumhuriyet Baloları da önemli olmuştur. Nitekim ilki 1925’te yapılan bu baloların zaman içerisinde daha da yaygınlaştığı görülmektedir.[13] Yine halkın Cumhuriyetle ilgili görüşleri ve benzeri konularla ilgili olarak kurulan halk kürsüleri de Cumhuriyet Bayramlarının ilginç simgeleri olmuştur. Bu kürsüler[14] gerçekten bayrama halkın katılımı ve demokrasi kültürünün oluşması açısından oldukça önemlidir.

         

        Cumhuriyetin ilk yılları için bir değerlendirme yapacak olursak ve bu değerlendirmeyi yirmili yıllar olarak ifade edersek, 1925–1929 döneminde Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Cumhuriyetin anlamı ve faziletlerine yönelik açıklamalar ile bu anlamdaki öğütler üzerinde durulduğu gözlenmiştir. Henüz Cumhuriyetin ilk yıllarında rejimi benimsetmek, anlaşılmasını sağlamak ve meşruiyetini kabul ettirmek için, özellikle bayram günlerinde daha yoğun olarak verilen mesajlarda, Osmanlı Devleti’nin son yılları ve I. Dünya Savaşı’nın felaketleri işlenmiştir.[15]

         

        Cumhuriyetin ilanının onuncu yılı olması nedeniyle özellikle önem verilen 1933 Cumhuriyet Bayramı hazırlıkları uzun yıllar boyunca kendisinden sonraki dönemleri etkilemiş ve örnek teşkil etmiştir. Onuncu yılda Cumhuriyet Bayramı kutlamaları 28 Ekimde başlayıp, 30 Ekim’de sona ermiş, böylelikle üç günlük bir kutlama düzenlemesi yapılmıştır. Bu yıl yapılan kutlamalara verilen önemin göstergesi olarak bu yıla özel bir kutlama kanunu dahi çıkarılmıştır.[16] Bu yıl hazırlanan vecizeler-Hâkimiyet milletindir, İnkılâbı seven yarar, Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için, Sevr ölüm, Lozan hayat; Sevr Saltanatın, Lozan Cumhuriyetin,  On yıllık Cumhuriyet, Türkün engin gücünü tanıtır, Milli olan her şey, bizimdir, Durmayalım düşeriz, Devletin yapıcılık kuvvetine inan, Büyük işleri, büyük Millet yapar, öz dilimizi, öz tarihimizi Cumhuriyet öğretti, Gazi, en güçlü bir tarihin, en genç bir iradesidir, vb.[17] konferanslar, temsiller daha sonraki yıllarda da kullanılmıştır. Bu yılın günümüze kadar gelen en önemli ve unutulmayan hususları Atatürk’ün 10. yıl Nutku ile Faruk Nafiz Çamlıbel ile Behçet Kemal Çağlar’ın yazdıkları ve Cemal Reşit Rey’in bestelediği 10. Yıl Marşı olmuştur.[18]

         

        Cumhuriyetin ilk yıllarında Cumhuriyet Bayramının daha coşkulu, halkın yüksek katılımı ile geçtiğini söylemek mümkündür. Başta Onuncu yıl olmak üzere bayram programları özenle hazırlanmış ve hemen her yıl yeni bir takım uygulamalar görülmüştür. İlk yıllardaki bu coşkunun sebepleri şöyle sıralanabilir; bu yıllarda henüz yeni olan Cumhuriyet rejiminin yerleştirilmesi ve halka benimsetilmesi oldukça önemlidir. Dolayısıyla Cumhuriyetin getirdiği yeniliklerin en fazla sergilendiği bayram kutlamalarına halkın geniş katılımının sağlanmasına büyük önem verilmiş ve bu katılım bayramın coşkusunu arttırmıştır. Ayrıca bu dönemlerde halkın I. Dünya felaketi ile Milli Mücadele sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna tanık olmaları, ekonomik şartların düzelmesi ve milli egemenliğin esas alındığı siyasi yaşam gibi faktörler Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının coşkunluğunu arttırmıştır. Şüphesiz Atatürk’ün varlığı, bizzat Ankara’da Cumhuriyetin kurucusu sıfatıyla bayramda bulunması halkın katılımını etkilemiştir.

         

        Atatürk’ün ölümünden sonra, Türkiye yeni bir sürece girmiştir. İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığı’na getirilmiş ve 1950 yılına kadar bu görevini devam ettirmiştir. İnönü döneminde 1939–1945 yılları arasında yaşanan siyasi olayların ağırlıklı olarak temel konusunu, II. Dünya Savaşı ve bu savaşın etkileri oluşturmuştur. Genel olarak savaşın yarattığı ekonomik ve siyasal sıkıntılarla mücadele etmekle geçen bu yıllarda iç politikada ekonomik, askeri ve siyasal alanlarda bir takım girişimler ve uygulamalar gerçekleşmiştir. Özellikle savaşın ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı bilinmediği için ordu yatırımı arttırılmış, bu amaçla çok sayıda genç askere alınmış, devlet stokları da çok geniş tutulmuştur.

         

        1939–1945 yılları arasında Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının birbirleri ile neredeyse aynı olduğu tespit edilmiştir. Kutlamaların Atatürk döneminde yapılanları tekrar etme şeklinde yapıldığı görülmektedir.

         

        İnönü döneminin başlaması ile birlikte basında, Atatürksüz bayram kutlamanın acısı ve Atatürk’ün anlatılması yanında, İnönü vurgusunun da yapılması Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında hissedilmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında İnönü’nün ülkeyi savaşa sokmama yönündeki çabaları ile Atatürk’ün başlattığı inkılâbı devam ettirmesi yönü çok işlenmiştir.

         

        1939–1950 yılları arasında Cumhuriyet Bayramı kutlamaları Atatürk döneminden farklı olarak 28 Ekim günü Başbakanın radyo aracılığı ile yapmış olduğu konuşma ile açılmıştır.  Her yıl yapılan bu konuşmalarda Başbakanlar, ülkenin iç ve dış politikasını değerlendirmişlerdir.

         

        Bu yılların II. Dünya Savaşı dönemi olması bayram kutlamaları çerçevesinde diğer konulara olduğu gibi resmigeçit törenlerine de etki etmiştir. Nitekim bu yıl aralıklarında özellikle askeri geçitler ön plandadır. Bu yıllarda basında ve devlet adamlarının değerlendirmelerinde Türkiye’nin her an savaşa girebileceği endişesi yer alırken, bir taraftan da güven verme politikası izlenmiş, askeri geçitlerde de ordunun hem eğitim ve güç, hem de teçhizat bakımından zenginliği sergilenmeye çalışılmıştır.

         

        1946 sonrası ise savaşın bittiği yıllardır. Ancak bu yıllara damgasını vuran en önemli konu çok partili hayata geçiştir. Dolayısıyla iç politikada yaşanan gelişmelerin önceki yıllardan daha yoğun bir şekilde, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına etki etmesi bu dönemden itibaren artmıştır. Daha önceki yıllarda yapılan Atatürk, Cumhuriyet ve inkılâp vurguları giderek azalmaya başlamıştır. Aynı zamanda Atatürk döneminin dikkat çeken uygulamalarından olan Halk kürsülerinin 1946’dan itibaren kaldırılmasının da çok partili hayatla ilgili olduğu görülmektedir. Özellikle basında iktidar ve muhalefet gazeteleri çok partili hayatı, Cumhuriyet Bayramı kutlama ve değerlendirmelerine yansıtmışlar ve iktidar muhalefet çatışmaları Cumhuriyet Bayramı’na damgasını vurmaya başlamıştır. Öyle ki çoğu zaman bu çekişmeler bayram etkinliklerinin önüne geçmiştir.

         

        II. Dünya Savaşı bittikten sonra devletlerarası ilişkilerde esaslı bir değişiklik meydana geldiği görülmüştür. Savaşın sonunda ortaya çıkan çift kutuplu güç, Doğu-Batı bloğu oluşmasına ve iki blok ilişkilerinin soğuk bir şekilde gelişmesine sebep olmuştur. Sovyet ve ABD güçlerinin bu şekilde ortaya çıkması, devletlerin ilişkilerini belirleyen unsur olmuştur. Türkiye’nin bu dönem dış politikası, savaş sonrası ortaya çıkan yeni siyasi konjonktüre göre biçimlenmiştir. Sovyet baskısının arttığı bu dönemden itibaren, Türkiye ABD’ye dayalı bir politika izlemeye başlamış ve bu şekilde dış politikada meydana gelen bu gelişme Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına da etki etmiştir. Bu dönem basında dış ülkelerle ilgili verilen haberlerde artık ilişkilerin çok soğuk hale geldiği Sovyetlerden bahsedilmediği, buna karşılık ABD ve İngiltere’de yapılmış olan etkinlikler ve onların basınından haberlere geniş yer verildiği görülmüştür.

         

         1950 yılında yapılan genel seçimler sonrası Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Türkiye’de 27 yıl boyunca iktidarda bulunan CHP’nin seçimleri kaybetmesi ile yeni bir dönem başlamıştır. DP döneminde, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının biçim olarak geçmiş dönemlerle aynı yapıldığı görülmekle birlikte örneğin baloların kaldırıldığı tespit edilmiştir. Yine bu dönemde yeni uygulamalara veya Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının renklendirilmesine yönelik de herhangi bir girişime rastlanmamış ve bu durum basında eleştiriye uğramıştır. 1953 yılına kadar Atatürk’ün kabri Etnografya Müzesinde ziyaret edilirken bu yıldan itibaren Anıtkabir’in yapılması ile ziyaretler buraya yapılmış ve özel defteri açılarak, 29 Ekim günü ile ilgili yazılar yazılmaya başlamıştır, aynı zamanda Çankaya Köşkü’nün de Cumhuriyet Bayramlarında halka açılması DP döneminin farklılıkları olmuştur.

         

        DP döneminde Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının iyice sönükleşmeye başladığı, siyasi partilerin ve basının çekişmelerinin Cumhuriyet Bayramı değerlendirmelerinin malzemesi haline getirildiği görülmektedir. Genel olarak yapılan bayram değerlendirmeleri bu çekişmelerin üzerine kurgulanmıştır. Bayram kutlamaları dolayısıyla basında çıkan yazılar içinde iç politikayla ilgili olanlara bakıldığında da bu tür çekişmelerin daha fazla yer tuttuğunu görmek mümkündür.

         

        1954 sonrasında ise ülkede ekonomik ve siyasi alanlarda meydana gelen olumsuzluklar ve bu olumsuzluklara karşın DP’nin baskıcı tavırları giderek gerginliği arttırmıştı. Tüm bu gerginlikler dengeleri tamamen bozmuş ve nihayet 27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilen askeri müdahale sonrasında DP iktidarına son verilmiştir. Yaşanan olaylar, gerginlikler Cumhuriyet Bayramı’nı da büyük ölçüde etkilemiştir. Bayram kutlamaları neredeyse sadece bu gerginlikler üzerinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Özellikle bayram ile ilgili bilgilerin en yoğun olarak verildiği basında halkın bayrama katılımı, sevinç ve coşkusuna ilişkin haberlerin giderek azaldığı görülmektedir. Bu durumun bayramın halkın kutladığı bir havadan uzaklaşıp resmi yönünün ağır basmasından, törenlerin rutin bir hale gelmesinden ve halkın seyirci pozisyona gelmesinden kaynaklandığı söylenebilir.

         

        Atatürk sonrası dönemde basında halkın bayrama katılımı, sevinci, coşkusu ve benzeri duygularının ağırlıklı olarak ifade edilmesinin her geçen yıl azaldığı da tespit edilmiştir. Bu durumun bayramın, halkın kutladığı bir bayram havasından uzaklaştırılarak resmi yönünün ağır basmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Geçit törenlerine Atatürk döneminde olduğu gibi halkın katılmaması ve bu törenlerin ağırlıklı olarak askeri geçitler biçimine dönüşmesi, halkı bayrama seyirci kılan sebeplerden olmuştur. Önceki yıllarda vurgulanan halkın bizzat kendisinin kutladığı bayram, Devletin resmi bir çerçevede yaptığı ve halkın bunları seyretmek durumunda olduğu bir hale gelmiştir denilebilir.  

         

         

        Sonuç

         

        1960’lardan günümüze kadar geldiğimizde de gerek milli bayramda gerekse de 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos gibi resmi bayramlarda halkın bayrama katılımının neredeyse olmadığını, bayramların hazırlanmış rutin programlarının yerine getirilen resmi bir törenin yapıldığı günler olduğunu görmekteyiz. Ayrıca daha önceki yıllarda olduğu gibi yine bu günlerin günlük olaylara malzeme olarak kullanıldığı hatta kimi zamanlarda bayramla ilgili konulara hiç değinilmediği de görülmektedir. Çoğunlukla öğrencilerin, öğretmenlerin ve bazı kamu görevlilerin zorunluluktan dolayı katılımlarının olduğu bu günlerin mutlaka halkın katılımının olduğu ve çeşitli eğlence vb. etkinliklerin yapıldığı günlere çevrilmesi bu yolla milli değerleri gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir.  Bu doğrultuda genel olarak resmi törenin yapılması zorunluluğu ve bu törenlerin dışına çıkılmaması gerekliliği ile ilgili kanının ortadan kalkması gerekmektedir. Bir toplumun kendi değerlerini muhafaza etmesi ve milliyetçiliğin ön koşulu olan gururda ve tasada birlikteliğinin en önemli göstergelerinden biri olan milli bayram kutlamasına halkın katılımı çok önemlidir. Türkiye’nin milli bayramı olan Cumhuriyet Bayramı’nın resmi törenin dışında halkın geniş katılımı ile zorunluluk olarak görülmeden yapıldığı yer olan Ankara’nın Güdül ilçesi tüm ülke için örnek teşkil edilmelidir. Yapılan araştırma sonrasında bayramın bu ilçede 29 Ekim 1923’ten başlayarak törensel kutlamalardan farklı olarak her yıl iki gün boyunca çeşitli etkinliklerle kutlandığı anlaşılmıştır.[19]

         

         

         

        

         

         

         


        


        

        [1] Bengül Salman Bolat, Milli Bayram Olgusu ve Türkiye’de Kutlanan Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları (1923–1960), Hacettepe Üniversitesi İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2007, s.1–10.


        

        [2] Türkçülerin programları için bkz. Peyami Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar, 2. Baskı, Ankara, 1996, s.30–32.


        

        [3] Meclisi Mebusan Zabit Ceridesi C. I.  Devre 1,  27 Ocak 1909 ( 13 Kanunu Sani 1324), bty, s.320.


        

        [4] Meclisi Mebusan Zabit Ceridesi, C.4, Devre 1, 1 Haziran 1909 ( 19 Mayıs 1324), s.87.


        

        [5] Tanin, 5 Mayıs 1332( 1916). Cüneyd Okay, “İlk Çocuk Bayramı”, Toplumsal Tarih, Sayı: 40, Nisan 1997, s.17.


        

        [6] Bolat, s.31.


        

        [7] Necdet Sakaoğlu, Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Tarihinden, Toplumsal Tarih, Sayı, 52, Nisan 1998, s.6.


        

        [8] On Temmuz Bayramı, Cumhuriyetin ilanından sonra da 1935 yılına kadar kutlanmaya devam etmiştir. 27 Mayıs 1935’te çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Kanunu” ile bu kutlamalar sona ermiştir. Resmi Gazete, “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun”, Kabul Tarihi, 27.5.1935, Kanun No, 2739, s.5262.


        

        [9] 1929 yılına kadar 23 Nisan Milli bayramı resmi olarak her yıl tekrar edilmiştir. İlk defa olarak 1929 yılında 23 Nisan günü “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmıştır. Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme) Cemiyeti, kendi örgütüne gönderdiği bir genelge ile 23–29 Nisan günlerini “Çocuk Haftası” olarak belirlemiş ve 23 Nisanı Hâkimiyet-i Milliye Bayramı’na ek olarak çocuk bayramı olarak ilan etmiştir.


        

        [10] TBMM Zabıt Ceridesi,Cilt I, İçtima Senesi II, Devre II, s.164.


        

        [11] Ruşen Eşref, “ Cumhuriyet Günü”, Milliyet, 4 Kasım 1929.


        

        [12] Sefer Aytekin, “Bayram Günlerinde”, Ülkü, II. Teşrin, 1940, s.16.


        

        [13] Bolat, a.g.t,s.92-93.


        

        [14] BCA, Fon Kodu, 490 01, Yer No, 11 50 36.1, 18.9.1933; Cumhuriyet, 22 Ekim 1933.


        

        [15] Bkz. Cumhuriyet, Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye, 28–29–31 Ekim 1926–1929.


        

        [16] BCA, Fon Kodu: 450. 01, Yer No, 11 50 36–1, 11 Haziran 1933; Resmi Gazete, 26 Haziran 1933, Sayı:2437.


        

        [17] Onuncu Yıl Rehberi 1923–1933, s.205–208.


        

        [18] BCAFon Kodu, 490 01,Yer No,11 50 37.1, 25 Ekim, 1933; Milliyet, 22 Ekim 1933.


        

        [19] http://tr.wikipedia.org. 12.12.2010.

         

         

         

         

        Cumhuriyet’in XII. Yılında, Atatürk’ün Önünden Parti Bayrakları ile Geçen On Binlerce Köy Halkının Öncüleri ve Bir Grup

         


Türk Yurdu Ekim 2011
Türk Yurdu Ekim 2011
Ekim 2011 - Yıl 100 - Sayı 290

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele