Turgut Özal’ın Hayatı, Şahsiyeti, Temel Meselelerimiz Konusundaki Görüşleri ve Hizmetleri

Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

                    Hayatı

         

                    Turgut Özal, 13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da doğdu. Babası, bir devlet bankasında çeşitli görevlerde bulunmuş Sıddık Bey, annesi ise ilkokul öğretmeni Hafize Hanım’dır. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesini bitirdi.

         

                    1950 yılında Ankara’da Elektrik İşleri Etüd İdaresinde çalışmaya başladı, iki yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek orada elektrik enerjisi ve mühendislik ekonomisi konularında çalışmalar yaptı. 1958-1959 yıllarında dönemin hükümeti tarafından kurulan Planlama Komisyonu’nun sekretaryasını yürüttü. 1960 yılı başında yedek subay olarak askere gitti. Milli Savunma Bakanlığı ARGE Teşkilatı’nda çalıştı. Yedek subaylığının geri kalan kısmını Devlet Planlama Teşkilatı’nda tamamladı. 1967 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına getirilen Turgut Özal, bu arada Para Kredi Kurulu Başkanlığı, Ekonomik Koordinasyon Kurulu, AET ve RCD Kurulu Başkanlığı yaptı.

         

                    1971’de Planlama Teşkilatı’ndaki görevinden ayrılarak Dünya Bankası’nda çalıştı. Bir süre sonra Türkiye’ye döndü. Özel teşebbüste yöneticilik yaptı, ayrıca bir işveren sendikasında yönetim kurulu başkanlığı görevinde bulundu (MESS). 1979 yılı Aralık ayında Başbakanlık Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Vekilliğine tayin edilen Turgut Özal, 12 Eylül sonrası kurulan hükümette, Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı ve bu görevini 22 ay sürdürdü.  

         

                    1983 yılı Mayıs ayında Anavatan Partisini kuran Turgut Özal, bu partinin Genel Başkanı oldu. Anavatan Partisi’nin 6 Kasım 1983 seçimlerinde büyük bir çoğunluk sağlaması üzerine, Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından 13 Aralık 1983 tarihinde Anavatan Partisi Genel Başkanı olarak 45’inci Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmakla görevlendirildi. 25 Aralık 1983’de hükümetini kurdu.

         

                    1982 Anayasası ile eski politikacılara getirilen siyaset yasağının kaldırılmasına ilişkin Anayasa referandumunun sonuçlarının açıklandığı gün, Meclis’te erken seçim kararı aldıran Özal, 29 Kasım 1987 erken genel seçimlerinde yüzde 36 oy ve 292 milletvekili ile iktidarını sürdürdü. Turgut Özal, ikinci hükümetini 21 Aralık 1987’de açıkladı. İktidarı süresince iki genel seçim, iki mahalli seçim ve iki referandum yaşayan Turgut Özal, Kenan Evren’in görev süresinin sona ermesi üzerine, aday olduğu Cumhurbaşkanlığı’na ANAP’lı 262 milletvekilinin oyu ile 31 Ekim 1989 tarihinde seçildi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. Bu görevini 3,5 yıl sürdüren Turgut Özal, 17 Nisan 1993 günü geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonucu Ankara’da vefat etti. Ankara’da tertiplenen devlet töreninden sonra İstanbul’daki anıtmezarına defnedildi. 

         

         

                    Şahsiyeti

         

                    Olağanüstü bir zekâya ve tükenmek bilmeyen bir çalışma azmine sahipti. Tahsil hayatı parlak başarılar ile dolu idi. Meslek hayatında ise gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında kazanılmış bir bilgi ve deneyim birikimine sahipti. Davranışlarına yapmacıksız bir tevazu ve hoşgörü hâkimdi. Kararlı bir kişiliği vardı. Üzerine aldığı görevlerde ciddi bir sorumluluk ile hareket eder, netice alıncaya kadar fikrî tâkibini sürdürürdü. İmkânlar arasında gerçekleştirilebilecek en iyi ve en doğru alternatifleri seçmeye özel itina gösterirdi.

         

                    Neşeli ve şakacı bir tabiata sahipti. İnançlı bir insandı. Bir derviş gönlüne ve ruhuna sahipti. Turgut Özal, 6 Kasım 1983 tarihinde başlayan devam eden siyasi hayatı boyunca, Türkiye’yi içine kapalı ve kabuğuna hapsolmuş bir durumdan alarak dünyaya açılan, dünyadaki siyasî, ekonomik ve teknolojik değişimleri ve gelişmeleri doğru okuyarak, yüksek bir dinamizme açan, çağ atlatan temel reformları gerçekleştiren bir siyaset ve devlet adamıdır. Başarısının arkasında yatan en önemli unsur, siyaset anlayışıdır. Turgut Özal, Türk siyaset tarihine “Çağı doğru okuyan bir lider” olarak ismini yazdırmıştır. O aynı zamanda halkı ile bütünleşmiş, milletinin müştereklerini yine milleti ile paylaşmış bir devlet adamıdır.

         

         

                    Temel Meselelerimiz Konusundaki Görüşleri

         

                        Güçlü Devlet

         

                    “… Güçlü devlet, memurları çok olan devlet değildir. Güçlü devlet harcamaları çok; fakat iki yakası bir araya gelmeyen devlet değildir. Güçlü devlet, memurları az; fakat kabiliyetli ve seçkin kimselerden müteşekkil bir devlettir. Güçlü devlet, harcamaları hak ölçüler içinde, fakat hazinesi dolu olan devlettir. Asıl olan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır.”

         

        (Aydınlar Ocağı’nın 28-29 Nisan 1979 târihlerinde Ankara’da tertiplemiş olduğu “Türkiye’nin Sosyo-Kültürel ve Ekonomik Meseleleri” adlı ilmi seminerde, “Kalkınmada Yeni Görüşün Esasları“ başlıklı tebliğinden)

         

         

                    Türkiye’nin Geleceği

         

                    “… Biz, sosyal meselelerimizi iyi çözmek istiyorsak, ekonomik meselelere onun kadar ağırlık vereceğiz. Ekonomikman güçlü olduğumuz oranda sosyal meselelerimizi çözme imkânımız vardır.

                    ….............

        -          Türkiye’de demagoji yapan politikacı değil, ama hesabını kitabını bilen politikacı daha fazla kazanacaktır. Buna hakikaten inanıyorum... Çünkü Türkiye’nin de geleceği buradadır…

        (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı sıfatı ile 7 Ocak 1982 tarihinde Danışma Meclisi’nde yapmış olduğu konuşmadan.)

         

         

                    Milliyetçilik, Muhafazakârlık ve Sosyal Adaletçilik

         

                    “Yüce Meclisin Sayın Üyeleri,

         

                    Hükümetimizin millet ve devlet varlığında önemli temel görüşlerini ve ilkelerini sizlere şu şekilde özetlemek istiyorum.

         

                    Hükümetimiz milliyetçi ve muhafazakâr, sosyal adaletçi, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisini esas alan bir hükümettir.

         

                    Milliyetçilik anlayışımız, Anayasamızda ifadesini bulan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve Demokrasiyi koruyan bir muhtevaya sahiptir. Türk milletini, Türk vatanını ve Türk insanını sevmeden, benimsemeden, Türk Devleti’nin iyi idare edilebileceğine inanmıyoruz. Atatürk’ün milliyetçilik konusundaki görüşlerine bağlı Türk milliyetçiliği anlayışımız, icraatımızın temel düşüncesini teşkil edecektir.

         

                    Muhafazakârlık anlayışımız, millî, manevî ve ahlakî değerlerimize, kültürümüze, tarihimize, örf, âdet ve geleneklerimize bağlığımızın bir ifadesidir… Asla tutucu, mutaassıp ve yeniliklere kapalı değiliz. Aksine, ilerlemeye açık, medenî, müreffeh, büyük ve kudretli bir Türkiye, en büyük bir Türkiye, en büyük idealimizdir.

         

                    ……………

                    Sosyal adaletçilik, sadece belirli ideolojilerin, peşin hükümlü, kalıplaşmış formüllerin inhisarında değildir. Sosyal adaletçilik, fukaranın yanında bulunmak, lâfla olmaz. Bizim programımız, orta direk dediğimiz, işçi, memur, esnaf çiftçi ve emekliye müşahhas, pratik ve gerçekçi çareler getiren sosyal adaletçi bir programdır.

         

                    Aziz milletimizin mukaddes addettiği değerler sosyal adaletçiliğe büyük önem vermektedir. Bizim kıymet hükümlerimiz içinde, komşusu aç yatarken tok uyumanın kötülüğü vardır. Kişinin kendi nefsi için istediğini başkası için de istemesi şart koşulmuştur.

         

                    ……………

         

                    İktisâdi gelişimin hızlandırılması, sosyal dengeni iyileştirilmesi, fertlerin kabiliyet ve çalışmalarına göre arzularının teşvik edilmesi, gruplar arasındaki gelir dağılımı farklılıklarının pratik ölçüler içinde azaltılması, bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının asgariye indirilmesi, fakirliğin kaldırılarak refahın yaygınlaştırılması, iktisâdi gelişme politikamızın esaslarını teşkil eder. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükümet Programı’ndan.)

         

         

                    Devlet ve Millet Bütünleşmesi

         

                    “Devlet millet için vardır. Devletin millet ile bütünleşmesi esastır. Devlet, hiçbir zaman vatandaşın karşısında veya vatandaşın rakibi değildir. Devlet, vatandaşın yardımcısıdır. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükümet Programı’ndan. )

         

         

                    Huzur ve Güven

         

                    “Ülkede huzur ve güvenin temini, vatandaşın can ve mal emniyetinin sağlanması, devletin ilk aslî görevidir. Bu görev yerine getirilmeden devletin varlığından bahsedilemez. Huzur ve güvenin sağlam ve kalıcı temellere oturtulması, siyasî, iktisadî ve sosyal politikaların bir bütünlük içinde uygulanmasına, birbiriyle ahenkli ve dengeli yürütülmesine bağlıdır. Huzur ve güvenin bedeli demokratik nizamdan, insan hak ve hürriyetlerinden vazgeçmek değildir. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 târihinde okunan Hükümet Programı’ndan.)

         

         

                    Hürriyetçi Demokratik Nizam

         

                    “Hürriyetçi demokratik nizama gönülden bağlıyız. Millet hâkimiyetinin tek esas olduğuna inanıyoruz.

         

                    Demokratik nizam, insan hak ve hürriyetlerine saygının en yüksek olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde korunduğu rejimdir.

         

                    Temel vasıfları adalet ve hukukun üstünlüğü olan demokratik nizam, insan şeref ve haysiyetinin, söz, düşünce, kanaat, din ve vicdan hürriyetinin en güvenilir teminatıdır.

         

                    Demokratik nizamı, insan hak ve hürriyetlerini zedelemeye, tahrip etmeye, ortadan kaldırmaya matuf her türlü hareketin karşısındayız.

         

                    Demokratik düşünce ve haklara karşı olan her türlü rejimi ve tasarrufu reddederiz.

         

                    Millete en iyi hizmet verilebilmesi, devlet idaresinde milletin en iyi şekilde temsil edilebilmesi, ancak demokratik bir nizam ile mümkün olabilir.

         

                    Cumhuriyet, devlet ve demokrasi anlayışımızı mükemmel olarak ahenkleştiren bir idare şeklidir.

         

                    ……………            

         

                    Toplumun maddî ve manevî olarak yükselmesinde ve yüceltilmesinde temel unsur insandır.        Herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancındayız.

         

                    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ifadesini bulan bu hak ve hürriyetlerin sağlanması ve teminat altına alınması için hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğünü esas alan devlet nizamını temel şart görürüz.

         

                    Herkes Anayasamızın teminatı altında vicdan, dini inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. Maddî ve manevî gelişmeyi birlikte sağlamanın zaruretine inanıyoruz.

         

                    …………………

         

                    Laikliği, manevî değerlerin korunmasında, vicdan, dini inanç ve ibâdet hürriyetinin uygulanmasında ve dinî kültürün geliştirilmesinde kısıtlayıcı unsur olarak anlamıyoruz.”

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükûmet Programı’ndan.)

         

         

                    Manevî Kalkınma

         

                    “ Ekonomik kalkınmanın muharrik gücü manevî kalkınma ile artar.

         

                    …………………

         

                    İslâm ahlâkı ve bunu veren İslâm terbiyesinin insanoğlunu yücelten bir ahlâk ve terbiye sistemi olduğu, bu ahlâkı kendine düstur edinmiş milletlerin tarihinde açık bir surette görüldüğü gibi, son 150 senede bu terbiye sisteminden uzaklaşarak ne hâle geldiğimiz kendi tecrübelerimizle açık bir sûrette ortadadır. 

         

                    Birbirlerini seven, sayan, dostluk ve kardeşliği kendine düstur edinen, herkesin hakkına riayet eden, etrafına daima iyiliği telkin eden, gördüğü kötülüklerle gücü yettiği kadar mücadele eden ve bütün bu hareketlerinde tek ölçüsü Hakk’ın rızasını temin etmek olan, netice itibari ile insanoğlunu yaradılışının gayesine ulaştıran bir ahlâka sahip fertlerden müteşekkil bir milletin aşamayacağı engel yoktur. “

         

        (Aydınlar Ocağı’nın tertiplediği ilmî seminerde yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Ekonomik İstikrar

         

                    “Kalkınmanın ilk şartı belirli program ve hedefler çerçevesinde gayretle çalışmaktır. Ekonomik programların başarısı, gösterilecek sabır ve fedakârlık yanında, çizilen yolda sapmalara gitmeden, programa, dolayısıyla ekonomik gelişmeye istikrar kazandırılmasına bağlıdır. Gelişmiş ülkelerin ancak bu şekilde başarıya ulaştıklarına ve ancak bu sayede durumlarını koruyabildiklerine inanmalıyız.

         

                    İnsan gücü ve tabii kaynaklar yönünden her türlü varlığa sahip Türkiye’nin yegâne ihtiyacı çok çalışmak, iyi bir idare ve iktisadî sistemin kurulması ve bunun tecrübeli, bilgili, kabiliyetli kadrolar elinde işler hale getirilmesidir. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükûmet Programı’ndan.)

         

         

                    Millî Eğitim

         

                    “Millî bütünlüğümüz tartışma konusu dahi yapılmamalıdır. Anarşi ve terörle, hiçbir noktaya varılamayacağını acı ve çok pahalı tecrübelerle öğrendik… Önemli olan, kendisini kontrol eden ölçülü ve seviyeli bir nesil yetiştirebilmektir. Bunun için Millî Eğitim sistemimizde kemiyet meselelerinin yanı sıra, keyfiyet meselemizi de ele almalıyız. Gençliğimizi, düşman oyunlarına gelmeyecek kadar bilgili, sokakta hiçbir meselesinin çözülemeyeceğini anlayacak kadar seviyeli, vatanın birlik ve bütünlüğünün önemini kavrayacak kadar kültürlü, örf ve âdetlerimize saygılı, hepsinden önemlisi faydalıyı zararlıdan ayırt edecek kadar ölçülü, herkese karşı sevgi ve şefkat besleyen medenî bir insan olarak yetiştirmeliyiz.”

         

        (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı sıfatı ile 2. Türkiye İktisat Kongresi’nde yapmış olduğu konuşmadan.)

         

         

                    Millî Kültür

         

                    “Kültür ve sanat Milletlerin gelişmesinde başta gelen bir değerler manzumesidir. Millî bütünlüğümüzün her yönü ile araştırılmasına, işlenmesine, geliştirilmesine, benimsetip yayılmasına ve tanıtılmasına çalışılacaktır. Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve çocuklarının millî kültürümüzden kopmamaları için gerekli tedbirler alınacaktır.

         

                    İlim adamlarımızın, din âlimlerimizin ve sanatçılarımızın maddî ve manevî değerlerimizin korunmasında ve geliştirilmesinde önemli hizmetler ifa ettiklerine inanıyoruz.

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihlerinde okunan Hükûmet Programı’ndan.)

         

         

                    Ana Dil

         

                    “Türkçemizin yapısını ve güzelliğini zedeleyecek hareketlere izin verilmemesi, ana dilimizin tabii seyri içinde gelişmesi gerektiği düşüncesindeyiz.”

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükûmet Programı’ndan.)

         

         

                    Gençlik                    

         

                    “Çocuklarımız ve gençlerimiz cemiyetimizin geleceğinin teminatı ve en değerli varlıklarıdır. Süratle kalkınan ve refah seviyesi yükselen Türkiye’mizi millî, manevî ve kültürel değerleri mükemmel olarak yetiştirilen ve eğitilen gençlerimize devretmek en önemli hedeflerimizden birisidir. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükûmet Programı’ndan)

         

         

                    Dış Politika

         

                    “Ülkemizin güvenliğinin en müessir bir şekilde korunması, bütün ülkelerle ve özellikle komşularımızla her sahadaki işbirliğinin geliştirilmesi, dünya barışının muhafazası,  hükümetimizin dış politikasının temel hedefleridir.

         

                    …………………

         

                    Batı dünyasıyla mevcut bağlarımız ile Ortadoğu ve İslâm âlemiyle sürdürdüğümüz yakın ilişkileri dış politikamızın tabii bir köprü teşkil eden coğrafî mevkii, öte yandan müşterek bir tarih ve kültür mirası, Türkiye’nin İslâm âlemine büyük önem göstermesini gerektirmektedir. Bu itibarla, bütün Arap ve İslâm ülkeleriyle mütekabiliyet esasına dayanan iyi ilişkiler geliştirmek ve verimli bir işbirliğini daha da arttırmak hususunda özel bir gayret sarf edilecektir. “

         

        (TBMM’de 19 Aralık 1983 tarihinde okunan Hükûmet Programı’ndan.)

         

         

                    Milliyetçi Değerlere Bağlılık

         

                    “… Milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasî ve ekonomik gücünü arttırmak, dünyada itibarlı bir güç hâline getirmek gerçek milliyetçiliğin ilk ve en önemli şartıdır.”

         

        (7 Ocak 1984 tarihli I. Basın Toplantısı’nda yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Millet Hâkimiyeti

         

                    “Millet hâkimiyetine dayanan hürriyetçi, demokratik nizamın devamının temini temel görevimiz olmalıdır.”

         

        (24 Aralık 1984 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Küresel Güç

         

                    “Milletlerarası medeniyet yarışında mutlaka yerimizi almalıyız. Türkiye, kendi kabuğuna çekilmiş, sadece kendine yeterli bir ülke olmamalıdır. Hür, demokratik ve gelişmiş bir Türkiye, dünya ülkeleri karşısında ve beşeriyetin ilerlemesinde çok önemli bir role sahip olacaktır. “

         

        (24 Aralık 1984 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmadan. )

         

         

                    Laiklik, Din ve Vicdan Özgürlüğü

         

                    “Türkiye’nin laik bir ülke olduğunun altını çizmek isterim. Laiklik ilkesi Cumhuriyetin temelinde yatmaktadır. Bu sadece bir anayasa maddesinden ibaret değildir. Tarihi süreç içinde halk tarafından bütünüyle kabul edilmiş bir ilkedir. Tabii ki, laiklik, din ve vicdan özgürlüğüne bir engel değildir ve yüzde 99’u İslâm olan Türk halkı dinlerine özgürce sahiptirler.  “

         

        (14 Kasım 1985 tarihinde Paris’te düzenlenmiş “İslâm ve Batı” konulu milletlerarası toplantıda yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    İnsan Yetiştirmek ve Gençlik

         

                    “Kalkınmada yetişmiş, kültürlü ve vasıflı insan unsurunun önemi son derece büyüktür. Milletimizin ve devletimizin teminatı olan Türk Gençliği’nin ilme ve teknolojiye sahip, milli kültürümüzün esasları ile eğitimi, hükümetimizin üzerinde hassasiyetle durduğu en önemli husustur. Çünkü milletimizin ve devletimizin bekası, gençliğe vereceğimiz değer nispetinde teminat altına alınmış olacaktır.”

         

        (Hükümetin Ana Faaliyetleri, Ankara, 1986 4-6. ss.)

         

         

                    Birlik ve Beraberlik

         

                    “… Buradan bütün memlekete ilan ediyorum ki, insanlarımız arasında farklılık, ayrılık yoktur. Bu mavi gök altında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlarımız aynı haklara sahiptirler.”

         

        (16 Eylül 1988 tarihinde Diyarbakır’da halka hitaben yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Milli ve Manevi Değerlerimiz

         

                    “Milletçe millî ve manevi değerlere olan bağlılığımızı, gelenek ve göreneklerimize gene milletçe verdiğimiz büyük önemi, tarihin belirli dönemlerinde meydana gelen zengin kültür birikimlerimizin nesilden nesile, hiçbir dejenerasyona uğramadan geçişini sağlamanın teminatı olarak görmekteyiz. “

         

        (29 Ekim 1988 tarihinde Ankara’da Cumhuriyet Arşivi’nin hizmete açılışında yaptığı konuşmadan.”

         

         

                    Üç Temel Hürriyet

         

                    “21. Yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz.

         

                    Bu üç hürriyetin birincisi:

         

        -          Düşünce hürriyetidir.

         

                    Bir toplumun bütünleşmesinin temel taşı, her kurumun bir diğerinin düşüncesine saygı göstermesidir. Eğer, düşünce hürriyeti, düşünmeyi ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilinci oluşmazsa, işte o zaman, kutuplaşmalar, kamplaşmalar, bölünme ve parçalanmalar da doğar. Millî birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği, düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.

         

        -          İkinci hürriyet ise evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın, insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesidir.

         

                    Bu hürriyet de, evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir. Laik ve demokratik olma iddiası ve iradesindeki gelişmiş ülkeler, bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir.

         

        -          Ve üçüncü büyük hürriyet, teşebbüs hürriyetidir. Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konmamalıdır. Asla yasakçılığa sapmamalı, devlet müdahaleciliğini şartların el verdiği oranda, asgari seviyede tutmak kalkınmanın ilk ve temel gereğidir… Derin inancım o dur ki, Batı’nın gelişmiş ülkelerine ekonomik alanda bir an önce yetişmemizin ana motoru, hızlandırıcı motoru, teşebbüs hürriyetidir… “

         

        (9 Kasım 1989 tarihinde TBMM’de Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    İnsan Hakları

         

                    “Demokrasiyi tam anlamıyla yerleştirme sürecindeki Türkiye’miz insan haklarını da evrensel boyutta yerleştirme gayreti içinde olmalıdır. “

         

        (9 Kasım 1989 tarihinde TBMM’de Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Birlik ve Dayanışma

         

                    “Kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit haklara sahip, şerefli bir vatandaşı saymayanların, başka hesap ve heveslerle bir takım sunî farklılık ve ayrılıklar yaratmaya çalışanların, ne Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk vatandaşları içinde, ne de Türkiye topraklarında hiçbir hakkı ve yeri olamaz.”

         

        (1 Ocak 1992 tarihli Yeni Yıl Mesajı’ndan. )

         

         

                    Kadın ve Aile

         

                    “Türkiye’nin parlak geleceği için sosyal hayatımızda, siyasî hayatımızda, iş hayatımızda kadınlarımıza çok daha geniş imkânlar tanıma zarureti vardır. Türk toplumunun ana direği ailedir. Türk ailesinin orta direği ise kadındır, anadır. Bu bakımdan Türk milletinin temel direği olan aileye çok büyük önem vermek zorundayız. “

         

        (9 Kasım 1989 tarihinde TBMM’de Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Teknoloji ve Bilgi Çağı

         

                    “21. asır ileri teknoloji ve bilgi çağıdır. 80’li yıllarda başlayan teknoloji ihtilali, başta elektronik ve biyoteknoloji olmak üzere bilimde sağlanan baş döndürücü gelişmeler, insanoğlunun beyin gücünü çok daha iyi kullanmasını sağlayarak önüne inanılmaz sonsuzluk açmaktadır. Önümüzdeki asır ferdin asrıdır, bilgi asrıdır… Mutlaka idrak etmemiz gereken husus, 21. yüzyılı şekillendirecek olan hizmet sektörünün daha kabiliyetli, daha bilgili insana ihtiyaç gösterdiğidir. Değişim, ferdin bizzat kendisinden başlayacaktır. İleri ülkeler arasına girebilen milletler, bu değişimi gerçekleştirebilen, insanını 21. yüzyılın gerekleri doğrultusunda eğitebilen milletler olacaktır. Türkiye’nin bundan böyle hedefi, binlerce kişinin çalıştığı, devasa tesisler değil, bilgi çağının arkasında kalmayacak insan yetiştirmek olmalıdır. “

         

        (4-7 Haziran 1992 tarihleri arasında yapılan Üçüncü İzmir İktisat Kongresi’ni açış konuşmasından.)

         

         

                    Değişim

         

                    “Toplumun değişmesine mâni olamazsınız. Bu bir süreç! Ne kadar karşı hareket de yapsanız, değişim devam edecektir.”

         

        (16 Ekim 1992 tarihinde İstanbul’da yapılan Marmara Kulübü Toplantısı’ndaki konuşmasından.)

         

         

                    Hürriyetler

         

                    “Fikir, düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti… Bundan Türk toplumu vazgeçemez! .. “

         

        (16 Ekim 1992 tarihinde İstanbul’da yapılan Marmara Kulübü Toplantısı’ndaki konuşmasından.)

         

         

                    Müştereğimiz

         

                    “Dünyada ve özellikle yakın çevremizde meydana gelen çok önemli değişimler, yeni beliren fırsat ve imkânlar, memleketimizde var olan bazı sorunlar, kavgayı ve ayrılığı değil, birlik ve beraberlik içinde hizmet vermeyi zorunlu kılmaktadır. Müşterek gayemiz, devletimizin çok güçlükle ulaştığı ileri ülke seviyesini korumak ve bu görüntüsünü bozmamak olmalıdır…”

         

        (6 Mart 1993 tarihinde Ankara’da Basınla Sohbet Toplantısı’nda yaptığı konuşmadan.)

         

         

                    Türklüğün Yükselişi

         

                    “Türk tarihinin yıldızı çok yükseklerde parlamaktadır. Bu yıldız yalnız milletimizin değil, aynı zamanda fazilet ve âlicenaplığa susamış bütün insanlık âleminin de ufkunda parlamaktadır.

         

                    Bizimle birlikte bütün dünya da gayet farkındadır ki; son birkaç yılın gelişmeleriyle birlikte, Türk tarihinde bir dönüm noktasın geride bırakmış oluyoruz.

         

                    Rahmetli Dündar Taşer’in daha bu hâdiselerin hiçbiri ortada yokken, derin bir sevgi ve isabetle ifade ettiği gibi, Türk tarihi sarkaca inebileceği en alçak noktayı geride bırakmıştır. Bundan böyle bütün dünya bu tarih sarkacın yükselişini seyredecek…

         

                    17. asırdan beri inişe geçmiş olan Türk tarihinin belki bir daha asla geri döndürülemeyecek olan şanslı yükselişinin başlangıcında olduğumuz, bu haklı heyecanın yanı sıra, şuurunda olmamız gereken mesuliyet ve mükellefiyetlerimizi de bir an olsun hatırdan çıkarmamak zorundayız.”

         

        (22 Mart 1993 tarihinde Antalya’da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’ndaki konuşmasından.)

         

         

                    Türk Dünyası

         

                    “Bizim Türk dünyası olarak, bu yeniden inşa ameliyesine çok ciddi katkılarda bulunabileceğimize inanıyorum. Türkiye, bugün sürdürdüğü siyasî ve ekonomik istikrarla sahip olduğu teknik bilgi ve tecrübe birikimiyle etrafındaki bütün komşuları için örnek alınan bir ülke hâline gelmiştir… Biz, ülke, toplum ve devlet olarak siyasî, ekonomik ve kültürel tecrübemizi, en başta kardeş Türk cumhuriyetleri ve topluluklarıyla paylaşmak arzusundayız. İşte, bizlerin bu barışçı anlayış ve halis düşüncelerle oluşturmakta bulunduğumuz model uluslararası siyasî düzenin oluşumu sürecine de gerçek bir katkı niteliğindedir. Bütün gönlümle her alanda başlattığımız bu işbirliği ve yardımlaşmanın bu güzel birlik ve beraberlik şuurunun güçlenerek devamını arzu ve temenni ediyorum. Türklük âlemi için yarınların bugünlerden daha güzel olacağından hiçbir şüphem ve tereddüdüm yoktur.”

         

        (22 Mart 1993 tarihinde Antalya’da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’ndaki konuşmasından.)

         

         

                    Hizmetleri

         

                    1980 ile 1990’lı yıllara teknisyen ve siyasetçi olarak damgasını vuran isim hiç şüphe yok ki Turgut Özal’dır. Özal, iflas noktasına gelmiş Türk ekonomisini kurtarma operasyonu kabul edilecek “24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Tedbirleri”nin mimarıydı. Başbakanlık Müsteşarı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Vekili olarak, o güne kadar hiç kimseye verilmeyen yetkilerle donatılmıştı. Hiç şüphe yok ki 24 Ocak kararları Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

         

                    1983 yılı sonunda iktidara gelen Özal Hükûmeti, Türkiye’nin çağdaş medeniyet seviyesine hızla erişmesi için cesur ve köklü hamleler yapmıştır. Turgut Özal’ın ısrarla piyasa ekonomisini savunması ve iktidara gelince bu sistemi kararlılıkla yürürlüğe koyması ülkeye yeni bir ufuk ve süratli kalkınmanın yolunu açmıştır. Özal ile birlikte, içine kapalı ve devletçiliğin hâkim olduğu bir ekonomik sistem yerine, dışa açık ve dünya ekonomisi ile entegre olabilecek bir ekonomik sisteme geçilmiştir.

         

         

                    Turgut Özal’ın on yıllık iktidarı döneminde maddeler hâlinde sıralarsak şu önemli hizmetlerin gerçekleştirilmiş olduğu görülür:

         

        1-            Ferdi, devletin karşısında imtiyazlı kılan serbest piyasa ekonomisi işlerliğe kavuşturulmuştur.

        2-            Türk parası bakımından çok önemli bir hedef olan konvertibiliteye geçilmiştir.

        3-            İthalât serbestîye kavuşmuştur.

        4-            İleri ülkeler bankaları ile rekabet edebilecek bir bankacılık sistemi kurulmuştur.

        5-            1981’de kalkınma ve gelişmemizi durdurma boyutlarına ulaşmış olan altyapı ve enerji eksikliğimiz giderilmiştir.

        6-            Telekomünikasyon.

        7-            Elektrik.

        8-            Karayolları.

        9-            Hava ve deniz limanlarındaki büyük gelişmeler, altyapı meselelerimizi daha sonraki yıllar için de rahatlığa kavuşturmuştur.

        10-          150 yıldır ekonomik kalkınmanın önünde en büyük engel olan döviz dar boğazı meselesi halledilmiştir.

        11-          Türk turizmi, Batı standartlarında tesislere kavuşurken, gelirleri 300 milyon dolardan 3,5 milyar dolara çıkmıştır.

        12-          İhracatımız eski yıllara göre beş misli artmış, çok kısa sürede önemli ölçüde bünye değişikliği sağlanmıştır.

        13-          Türk Silâhlı Kuvvetleri, Cumhuriyet döneminin hiçbir devrinde görülmediği şekilde modernize edilmiş, bu arada Savunma Sanayi Teşkilâtı kurulmuştur.

        14-          Şehirleşme ve konut meselelerinde çok önemli mesafeler kat edilmiş, Topu Konut Fonu teşkilâtı hizmete sokulmuştur.

        15-          Gelir idaresi yeniden düzenlenmiş, vergi reformları yapılmıştır.

        16-          Sermaye Piyasası oluşturulmuş, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kurulmuştur.

        17-          Bütün bu gelişmeler, 1980’li yılarda çevresindeki bütün ülkelerden geri durumda olan Türkiye’yi bu ülkelerden 10-15 sene öne geçirmiştir.

        18-          Türkiye bölgesinde önemli bir siyasî iktisadi güç olarak öne çıkmıştır.

        19-          Türkiye her sahada dışa açılmış, dünya ile bütünleşmiştir. Turgut Özal’ın ifadesi ile “300 senelik ezikliğimiz ortadan kalkmıştır.”

        20-          Türk Cumhuriyetleri ve bütün Türk toplulukları ile çok önemli bir yakınlaşma sağlanmış, siyasî ve iktisadi gelişmelere ortak imzalar atılmıştır. Türk dünyası ile her alanda işbirliğine gidilmiştir.

         

         

                    Devletçi modernleşme döneminin Atatürk’ten sonraki ikinci modernlik döneminin lideri hiç kuşkusuz Turgut Özal’dır. Özal. Türk ekonomisini ve toplumu, resmi ideolojiden ve statükocu zihniyetten kurtaran bir liderdir. Özal, Türk toplumunu yeni kavramlarla tanıştırmış ve Türk toplumunun düşünce yapısını değiştirmiştir. Türkiye 1980 sonrasında yeni bir vizyona ve misyona Turgut Özal’ın liderliğinde ulaşmıştır.

         

         

         

                    Turgut Özal, Türkiye’nin yenileşme tarihinin dönüm noktalarından birinin sembol adı olarak hep hatırlanacaktır. Hiç şüphe yok ki, Turgut Özal, Türkiye’nin geçirdiği büyük değişimlerde imzası olan bir liderdir. 

         

         

        


Türk Yurdu Eylül 2011
Türk Yurdu Eylül 2011
Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele