Şiirde Bir Vaha: Melâl Burcu*

Nisan 2014 - Yıl 103 - Sayı 320

        Şair ve Şiir

        Sanat eserinin tarifi zor, hatta çok zaman mümkün değildir. Çünkü sanatı bir çerçeve içine sığdırmak kolay değildir. İnsanoğlunun konuşmaya başladığı çağdan bu yana şiirin var olduğu kabul edilir. Bu demektir ki şiir, en eski sanatlardandır. Buna rağmen tarifinin en çok tartışıldığı bir sanattır. Şiirin şekli bir kalıbın içinde olmakla beraber özü hiçbir kalıba sığdırılamaz. Bir bakıma herkes kendini şair sanır; kendince şiir söyler veya yazar. Fakat kısa süre sonra unutulur gider.

         

        Hâl böyle olunca “Şiir nedir?”,sorusuna tekrar döneriz. Bir fasit dairedeyiz. Herkesin bir cevabı olur, fakat bunda ittifak etmek mümkün olmaz. Çünkü şiir muhakeme ve muhayyilenin ilhamla harekete geçmesi sonucunda duygu ve düşüncelerin kelimelere dökülmesidir. Bazen bu mümkün olmayabilir. Şair bu noktada susar, kalemi bırakır, müthiş bir dinginlikle içine gömülür. Bu bir doğum sancısıdır. Zamanı gelince kelimeler yeşermeye başlar.

         

        Şiiri anlamak, yorumlamak başka bir meseledir ve bu mesele şairin işi değildir. Hatta şairin dediği gibi, münekkit şiiri şairinden daha iyi yorumlar (s. 131). Ancak, iyi bir şiir münekkidi iyi bir şair, hatta vasat şair bile olamaz. Şairlik bir ceht, sezgi ve kavrama faaliyeti olduğu kadar, ayrı bir kabiliyet meselesidir. Bir çeşit yaratıcılıktır. Şair şiirine sadece ses vermez, ona canlılık kazandırır. Hayat verir. Bu bakımdan şair hassas olduğu kadar da kıskançtır. Kolay kolay eserini herkesle paylaşmaz. Ancak şair, şiirini esas sahibine, yanı okuyucusuna açtığı zaman, artık şiir kendisinin değil, herkesindir. Bu bir cesaret işi olduğu kadar, bir feragattir de.

        

        A. Yağmur Tunalı, uzun süre dergi sayfalarında saklanan şiirlerini Melâl Burcunda toplayıp okuyucuları ile buluşturmuştur.

         

        Tunalı ve Şiiri

        Tunalı’nın şiir kitabı üç bölümden meydana gelmektedir. Şairin kısa hayat hikâyesi (s.5-7), şiirleri ve şiir hakkındaki görüşleri (Şiir ve Şairi, Poetika Yerine (s, 129-187) yer almaktadır. Şiir bölümü Güzele Yolculuk (s. 14-35), Sen (s. 37-77)Sayıklamalar(s. 79-119), İki Dünya Arası (s. 121-128)gibi dört ara başlıkta toplanmış şiirlerinden oluşmaktadır. Son bölümde şairin çeşitli dergilerde çıkan şiir hakkındaki makaleleri ve kendisi ile yapılan mülâkatları yer almaktadır. Bu bölümü bir bakıma şairin poetikası olarak görmekte bir beis bulunmamaktadır.

         

        Tunalı, şiir yazmak yerine söylemek ifadesini tercih etmektedir. Tabiatıyla bu ifadede bir irticalen söyleyiş veya terennüm kastı yoktur. Nitekim şiirle uğraşmasını “kendini arayış” olarak ifade etmekte ve şiiri “mukaddes bir arayış”ınadı olarak kaydetmektedir (s. 134). Şiirinde kendisinden yansımaların yer aldığını ve bunların sembollerle ifade edilerek okuyucuya intikalinin sağlandığını belirtmektedir. Tunalı şiiriyle o kadar özdeştir ki, ilhamının ortaya çıkışını bir volkanın lav püskürtmesine benzetmektedir (s. 132).

         

        Şair; öz şiiri aradığını, fakat öz şiire ulaşamadığını, o “damak zevkini” yakalayamadığını belirtmektedir ki, bu ifadesiyle sürekli has şiire ulaşmak için gayret gösterdiğini anlamaktayız (s. 134). Bu tutumuna bağlılığını şiirinin seviyesini ortaya koymaktadır, diyebiliriz. Tunalı, mükemmeli aramakta, bu konuda yılgınlık göstermemektedir.

         

        Yağmur Tunalı, şiirin muhtevasının mükemmel olması yanında şekil hususiyetlerinin de göz önünde bulundurulmasını istemektedir. Ancak vezin, kafiye ve dış ahengin öz şiirde yeterli çerçeveyi çizemeyeceğini belirtmektedir. Şekil ve muhtevada klasik edebiyatımız geleneğinin devam ettirilmesini istemesi, bazılarınca serbest vezinle iyi şiir yazılamayacağını düşündüğü gibi, haksız bir isnatla karşılaşmıştır (s. 147-152).

         

        Tunalı, sloganlara esir olarak öz şiirin yazılamayacağını belirtmektedir. Şiir söylemek yerine slogan haykırmanın öne geçtiğinden yakınmaktadır. Sloganlaşmanın sadece siyasî ve ideolojik alanları kastetmediği, hayatın bütün alanlarını içine alacak şekilde sloganlaşmanın yaygınlaştığını ifade etmektedir. Bunun için Şiirde gaye veya şiirin neye vâsıta olması gerektiği üzerindeki toptancı tavırlar yazık ki böyle bir gidişi işaret ediyor(s. 136) şeklinde şikâyette bulunmaktadır. Şiir, lisan ile dile gelir. Bu bakımdan, Türk şairinin şiiri Türkçe yazması gerektiğini belirtmektedir. Kastettiği düzgün, duru bir Türkçedir. Asırların biriktirdiği tedai çevresinden yoksun bırakılmış kelimelerle şiir yazılamayacağını (s. 144-146)  kaydetmektedir.

         

        Şairin Şairleri

        Şairler, kendilerine örnek bir şair seçerler, bunun istisnası yok gibidir. Yağmur Tunalı’nın, yabancı ekollerden Fransız ekolüne yakın durduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir tavrın teşekkülünde, Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatının geniş olarak Fransız edebî ekollerinden etkilenmesinin rolü olmakla beraber, şairin tahsil alanı ile de yakından ilgili olduğu düşünülebilir. Ancak Tunalı’nın, kendisine Yahya Kemal Beyatlı’yı (s. 144-145) “rol model” olarak seçtiği görülmektedir. Bu tercihinden dolayı Tunalı’nın Yahya Kemal’i taklit ettiği anlamı çıkarılamaz. Tunalı, Yahya Kemal’in yöntemini benimsemiş ve buna sonuna kadar sadık kalmıştır. Şekil ve muhteva bakımından mükemmele koşmasında bu etkinin izlerini aramak, gerçekçi bir yaklaşım olur. Nitekim şiirlerini geç kitaplaştırmasında da bu etkiyi görmekteyiz.

         

        Yahya Kemal’i örnek almasına rağmen gerek muhteva ve gerekse şekil bakımından tamamen Yahya Kemal’in izinde gittiğini söyleyemeyiz. Tunalı, şiirlerinin çoğunu hece, çok azını da aruz vezniyle yazmıştır. Konu ve tema bakımlarından da Yahya Kemal’den ayrılmaktadır. Ancak her ikisinin kökü bu topraklar, bu toprakların tarihi ve bu tarihin olgunlaştırdığı dili kullanmayı tercih etmiştir.

         

        Şairin Şiirleri

        Yağmur Tunalı, nazım şekli itibariyle bir çizgiye bağlı kalmamış, çeşitli nazım şekillerini başarıyla kullanmıştır. Vezin olarak aruz ve heceyi kullanmakla beraber ağırlığı hece veznine vermiştir. Nazım birimi olarak bentleri tercih etmiştir. Üçlü, beşli, altılı, yedili, sekizli, on birli, on üçlü, on dörtlü bentlerin yanında klasik hece nazmının dörtlü bentlerini de sıkça kullanmıştır. Hece veznini kullanırken klasikleşmiş duraklara her zaman yer vermemiş, ancak 4+4 (sekizli), 4+4+3 ve 6+5 (on birli) durakları da başarıyla kullandığını görmekteyiz. Bazen bu duraklarına aynı şiir metni içinde karışık olarak yer vermiştir. Hece vezniyle yazılmasına rağmen beyitler şeklinde şiir tanzim ettiği de görülmektedir. Bazen bentlerin arasına beyitler serpiştirmiştir. Tek mısralık bentlerine de rastlamaktayız. Bu mısralar bir hitabı, seslendirmeyi dile getirmekte ve şiire canlılık kazandırmaktadır:

         

        Hangi dağa/ sır vermeli/ bu sevda

         

        Böyle dünden/güne beterim/neden (s. 65)10

         

        (On birli,4+4+3)

         

        Felekten çaldığım/bu anlar için

         

        Ömrümü yollara/sersem yeridir. (s. 68)

         

        (Hayret,6+5=11)

         

        Doğuyor gönlümde /yeni bir âhenk

         

        Ay yeniden/ doğsun râzı/ değilim(s. 68)

         

        (Hayret,6+5 ve 4+4+3=11)

         

        Sensin bana/geceleri

         

        Gül söyleten/gülleriyle (s. 43)

         

        (Geceleri,4+4=8)

         

        Uzaklara uçuyor/cenge kuşanmış gönül,

         

        Uzaklardan yakına/bir sen gülümsüyorsun (s. 26)

         

        (Güzele Yolculuk Arayan Ses; 7+7=14)

         

        Aruz veznini seyrek de olsa kullanmıştır. Nazım şekli olarak gazel ve kıt’ayı tercih etmiştir:

         

        Gökler yere insin, yine bir göz nemidir bu,

         

        Sağnakları var gözyaşının dirhemidir bu. (s. 44)

         

        (Yağmur Gazeli; mef’ulü /mefailü /mefâilü /feûlün)

         

        Ne şafaklarda o mânâ, ne gülüş var, ne de haz:

         

        Gitti madem ki ömürler sürecek sandığımız. (s. 97)

         

        (Bir Köşeden; Feilâtün /Feilâtün /Filâtün /Feilün)

         

         

        Aruz veznini hece vezni kadar başarı ile kullandığını da belirtmek durumundayız. Kelimeleri eğip bükerek aruz hataları yapmaktan kaçınmış, pürüzsüz bir Türkçeyle aruz veznini kullanmıştır.

         

        Türk edebiyatının gelişme çizgisinde görülen nazım şekillerinin büyük çoğunluğu ile şiir yazdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

         

        Tunalı, şiirlerinde kafiye kullanımında da çeşitliliği seçmiştir. Klasik edebiyatımızda kafiye, kelime kök ve gövdelerinde aranmakta idi. Halk edebiyatında da böyle bir gelenek mevcut olmakla beraber, zayıf kafiyelere daha çok yer verilmiştir. Klasik kafiye anlayışına uyduğu şiirlerin yanında, günümüzde gelişen ses benzerliğinden yararlanarak kurulan işletme eklerinden de kafiyelere sıklıkla yer vermiştir. Bazen kelimelerin tekrarından doğan ahenkten de ustalıkla yararlanmasını bilmiştir.

         

        Şu yemyeşi l vâdi şec -ere-sinde ağlar

        Nasıl bir hasretle her k -ere-sinde ağlar (s. 24)

        (Şimdi Bir Ney Âhengi; redifle desteklenmiş zengin kafiye.)

        Perdeler çekildi geceye bi-r-den

        Ve yer gök uyandı avuçlarında

        Akıp giden zaman koptu bir ye -r-den

        Bir sırça sarayda kızıl gül-le-r –den (s. 22)

        (Meçhulden Mısrâlar; -r- zayıf kafiye. Güller-deki –ler çokluk ekinin  -r- ünsüzü kafiye olarak kabul edilmiş ve redifle desteklenmiştir.)

         

        Kafiye örgüsü de çok çeşitlidir. aab-cc…, abaad…, abab-cccb… (koşma şekli), aaabbxba… gibi şekilleri sıklıkla kullanmıştır. Şair, ahengi kafiyelerle temin etmekten çok kelimelerin dizilişinden doğan uyuma önem vermiş, bunda oldukça üstün bir başarı yakalamıştır.

         

        Şiirlerinin konusu ve teması oldukça çeşitlidir. Şahsî tecrübelerinden doğan tedaileri, intibaları, imajları şiirlerine dökmüştür. Bunun yanında müşahhas vaka ve şahısları da şiirlerine konu olarak almıştır. Ayrıca tasavvuf hayatını fiilî olarak yaşamasından doğan tecrübeyle de mistik temaları zaman zaman işlemiştir. Tarih ve coğrafya şiirlerinde açık olarak yer almamakla beraber, tarihî ve tabiî unsurlar, bir obje ve imaj unsuru olarak şiirlerinde yer almıştır. Yer yer rindane söyleyişlerini de görmekteyiz. Ancak, Tunalı daha çok iç dünyasının imajlarını şiirine dökmüştür. Divan ve halk edebiyatının nazım şekillerini şiir söyleme aracı olarak kullanmakla beraber, muhteva bakımından tamamen kendine has konu, tema, üslûp ve söyleyiş tavrını oluşturmuştur.

         

        Şair, şiirlerinin zor anlaşıldığından, muğlaklığından, şikâyet edildiğini kaydetmektedir (s. 132). Şiirlerin anlaşılır olması uzun zamandan beri tartışılan bir husustur. Ancak, şiir dili bir sokak dili, günlük hayatta kullanılan basit bir dil olmaktan uzaktır. Çünkü “Şiirin mevzuu, mısralar tarafından asimilasyona uğramış beşerî ruh hâlleridir.2Bu bakımdan şiir dilinin kolay anlaşılır bir dil olmadığı açıktır. Bu demek değildir ki şiir dili okuyucuya tamamen kapalı bir dildir. Tam aksine şiir, şairinden çıktıktan sonra tamamen okuyucunundur ve okuyucunun muhayyilesine ve muhakemesine teslim edilmiştir. Muhakemeyi ve muhayyileyi çalıştırmak, bir münevver birikimini gerektirmektedir:

         

        “En hassas, en kültürlü, en kompleks bir insanı tatmin edebilen şiir en mükemmel şiirdir. Entelektüel hassasiyetin ancak mahdut bir zümrede bulunabileceğine göre, en güzel şiir herkese hitap edemez. Bu itibarla en büyük şair, engin bir hassasiyetten başka, geniş bir muhayyile ve ihatalı bir ilm ü irfan sahibi olacaktır.”3

         

        Tabiatıyla şiir okuyucusunun, şiiri gereği gibi algılayabilmesi için bir birikime sahip olması gerekmektedir. Tunalı’nın şiirlerinde sanıldığı kadar bir kapalılık olmamakla beraber belli bir kültür birikimi gerektirdiğinde şüphe bulunmamaktadır. Tedaileri iç dünyasından doğmaktadır. Öz şiir peşinde yol alan Tunalı’nın muhakeme ve muhayyilesinden doğan imajlarını açmada, zorluklar olması tabiidir. Şiir, şairinden çıktıktan sonra okuyucunun malı olduğundan, esasından kopmamak kaydıyla yorumlamak, akıl yürütmek, hayal kurmak hakkına sahiptir. Bu zihnî faaliyetin engelleri mutlaka olacaktır. Metinlerde kullanılan dil ve ifade sağlam olunca bu yolda ilerlemek de kolaylaşmaktadır. Şiir dilini çözmek bir ceht işidir. Bu gayreti zora sokacak üslup özelikleridir. Ancak Tunalı’nın üslûbunda bir aksaklık, hatta kekremsilik mevcut değildir. Şiirleri, ciddi bir kültür birikiminin irfanla yoğrulması sonucunda okuyucunun önüne çıkmıştır. Türk kültürüne, diline ve tarihine vukufunun yanında, bu unsurları nefsinde yaşatmasının itici gücü şiirlerinde görülmektedir. Tunalı’nın şiirleri milletini yoğuran değerler üzerinde kurulmuştur. Çünkü kendisi, bu kültürün sevdalısıdır.

         

        Bir Vaha

        Günümüzde şiir sanatına iltifatın azaldığını teslim etmek durumundayız. Sağda solda tek tük tesadüf edilen manzumelerin şiir değerini tartışmak mümkündür. Böylesine kısırlaşmış sanat ortamında, çölde, sanat pırıltılarını görmek, bazen serap görmek gibidir. A. Yağmur Tunalı’nın Melâl Burcu, bir serap değil, pek az görülen vahalardan biridir. Has şiiri yakalamak için koşan Tunalı, şiirlerinde kendine has üslubu yakalamış bir şair olduğundan şüphe bulunmamaktadır.

         

        Kalenin savunma gücünü tahkim eden birimine burç denir. Burç, aynı zamanda insanın doğum gününün güneşe bakışından doğan talihini belirlediğine inanmayı da ifade eder. Melâl Burcu’nda kurşun vınlaması, kılıç şakırtısı, top gürlemesi, talihin okunmasını bulamazsınız; fakat hüznü elemi, kırgınlığı, ümidi, heyecanı, isyanı bulabilirsiniz:

         

        Rûhumda vakitsiz uyandın çiçek,

         

        Akşam öksüz, gece çılgın… ne desem?

         

        Günler bana mâtem, aylar Muharrem;

         

        Yarıyor göğsümü çılgın bir elem,

         

        Patlıyor içimde sayısız fişek! (s. 88)

         

        Şiir bir “cehennem meyvası”dır. Damak tadına varanlar haddehaneye değil gülistana çıkarlar: Melâl Burcu’nda herkesin tadını alabileceği meyve sepetleri vardır.

         


         

         

        * A. Yağmur Tunalı, Melâl Burcu, 2011-Ankara.

        2 M. Kaya Bilgegil, Cehennem Meyvası, İstanbul, s.34.

        3 Bilgegil, a.g.e, s.38.


Türk Yurdu Nisan 2014
Türk Yurdu Nisan 2014
Nisan 2014 - Yıl 103 - Sayı 320

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele