Yeni Bir Medeniyet Tasavvuru Ortaya Koymak

Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

        Şimdi, 100. yılımızı kutluyoruz. Burada bütün arkadaşlar, memleketin içinde bulunduğu halden duydukları şahsi endişelerle fikirlerini ifade ettiler. Bazen de görüşlerini umumi hale getirdiler. Ancak bunların hepsi doğru, hepsi elbette nazar-ı dikkate alınması gereken hususlar. Fakat ben Genel Merkezimizin koyduğu başlık çerçevesinde birkaç cümle söyleyeceğim. Ama onları ifade etmeden önce Türk Ocaklarının yeniden faaliyete başladığı son 25 yılda, şube başkanlarının böyle bir maksatla bir toplantı ile toplanmış olması başlı başına önemlidir.

         

        Ümit ederiz ki artık bu 25 yılda bir değil, her yıl yapılsın, ama Genel Merkeze külfet getirerek değil, şubeler giderlerini kendileri karşılayarak tekrar etsin. Çünkü burada ifade edilen konuşmalardan anladığım kadarıyla her Ocaklı kendi kanaatlerini diğer bölgelerden gelen gönüldaşlarıyla paylaşmak istiyor. Onlarla dertleşmek istiyor. Genel merkezimizin başlattığı bu dertleşme faaliyetini bundan sonra da her yıl külfeti şubelere ait olmak üzere ve ayrı bir şehrimizde yapılması suretiyle devam etsin. Onun faydası da vardır, memleketimizin her tarafını tanımış oluruz. Belki başka bir şehri görme şansı bulamayan Ocaklılar, oraları görmüş olur.

         

        Bunu ifade ettikten sonra bu başlığı, “100.Yılda Nasıl Bir Türk Ocağı” başlığını, ne şekilde yorumlayacağımız hususunda sabahleyin dört arkadaşımız tebliğ sundular. Bu tebliğleri ben 100. yıldaki Türk Ocaklıların, neler üzerinde duracağı hususunun kesin ifadeleri olarak görmüyorum. Zaten bizim yapacağımız faaliyetlerin hiçbirisi bana göre sonuca giden, herhangi bir meselede sonucu tayin eden olamaz. Bu seneki yapacağımız bütün faaliyetlerin bir hedefi vardır: O da Türk Milliyetçiliğinin meseleleri, milletimizin meseleleri, insanlığın meseleleri üzerinde milliyetçilerin yeniden düşünmesini sağlamak, onları tahrik etmek. Bu faaliyetlerin hedefi budur.

         

        Ben, bunu İstanbul Üniversitesi ile müşterek yapacağımız faaliyetin hazırlık toplantılarında da ifade ettim. ‘Bir Düşünce Kuruluşunun 100. Yılı’ başlıklı bir büyük uluslararası konferans düzenlenecek. İstanbul Üniversitesi’nden bunun tertip heyeti seçildi. İstanbul Üniversitesi’nden bunun sekretaryası tayin edildi, çalışma başladı. Bu çalışmaların hazırlık toplantılarında kendilerine de söyledim. Benim maksadım; milletimizin meselelerinin bugünün kelimeleriyle, bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden ifade ihtiyacı var. Bir arkadaşımız burada ‘1912 Ruhu’ndan bahsetti. Bu 1912 ruhundan ayrılmak değil, bu 1912 ruhunu bugünün ihtiyaçları ve kelimeleri çerçevesinde yeniden ifade etmektir. Bu da bir gerçektir. Ben bunu ifade etmiş olsam burada size böyle gelmem. Size gelirim, tebliğ ederim. Ben, memleketin, milletin meselelerini böyle gördüm, siz de artık görmeye çalışın. Ama ben, bunu tek başıma yapamam. Siz şimdi bu zamana kadar bu konuda neler düşündünüz? Biz işte bu konferanslarla İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyeleri meseleyi bir de bu açıdan düşünsünler istiyoruz; benim görevim, sizi gayrete getirmektir, maksadım sizi tahrik etmektir, dedim.

         

        O yüzden bu seneki faaliyetlerimizin ana hedefi; hemen sonuca gitmek değildir. Bunu beklememeliyiz. Hele bu gibi meseleler de hemen sonuca gitmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Hemen sonuca gitmek yeni bir tefrikaya sebep olmaktır. Hemen sonuca gitmek yeni bir ihtilaf mevzu olmaktır. Türk Ocaklarının hedeflediği şey, yeni bir ihtilaf vesilesi olmak değil, yeni bir ihtilaf alanı çıkarmak değil, aksine milletimizi bütünleştirmek. Maksadımız milletimizi bütünleştirmek olduğuna göre, yapacağımız şey uzun süre insanların düşünmesini, tahlil etmesini, müzakere etmesini, tartışmasını sağlamaktır. Ama burada doğru fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamak için de baştan düşünceye tahdit koymamak en önde gelen zaruri şarttır. Düşünceye tahdit koymayacağız, ama sonunda her söyleneni de hakikat budur diye de dışarıda taklit ve tekrar etmeyeceğiz. Hakikat bütün bunların tartışılmasından sonra meydana çıkacaktır.

         

        Türkiye’nin bu mânâ da, meselelerin çözümlerinden önce meselelerin ele alış metodu, üslûbu üzerinde, meselelerin ifade şekli üzerinde anlaşmamız gerekecek.

         

        Türkiye’nin en önemli meselesi; etnik bölücülüktür. Bunda bütün arkadaşlar mutabıktır. Ben, camiamızca da tenkit edildiğim bu meseleye çözüm arayan toplantılara katılmıştım, orada da söyledim. Belli bir çözüme varmak için en başta dikkat edilecek husus, üslup meselesidir.

         

        Onlara söylediğim şudur:

         

        Siz bu devlet kurulurken bütün milletin adı olarak verilen Türk kelimesini milleti meydana getiren, ekseriyet olsa bile, bir etnik unsurun adı olarak ifade ettiğiniz sürece, bu üslupla hiçbir meseleyi tartışamazsınız. Belki başlangıçta yanlış yaptık, diyebilirsiniz. Ama artık bunları kabul etmelisiniz. Herkesi bu Türk adını vermememiz gerekirdi, diyebilirsiniz. Kendi adımızı taşımak şerefini size vermemiz gerekiyordu, şeklinde düşünebilirsiniz. Ama verdik. Şimdi, “Niye bize adı verdiniz?” diye suçlarsanız ben bu suçu kabul etmem. Bunun için bu hususun dışında kalan başka meseleleri konuşalım ve o meseleleri konuşunca görülecektir ki vazgeçemeyeceğimiz o kadar müştereklerimiz var ki, bu ad meselesi önemsiz kalacaktır. Bu yüzden üslup meselesi önemli. Bu üslup meselesi herkes için önemli, bizim için de önemli.

         

        Burada en önemli husus; bizim kendimize seçeceğimiz faaliyet, daha doğrusu görev alanıdır. Türk Ocakları kurulduğu zaman başka bir dernek yoktu. Bir tek Türk Ocakları var. Dolayısıyla ağaçlandırmadan salgın hastalıklara kadar, mimariden edebiyata kadar, Türk tarihinden medeniyet meselelerine kadar her konuda Türk Ocaklılar bir şey söylemek zorundaydı. Bugüne geldiğimiz zaman görüyoruz ki, yüzlerce dernek var. Milliyetçiliği kendisine bir hareket noktası seçmiş yüzlerce kuruluş var. Sendikalar, vakıflar; birçok kurum var. Genel Başkanımız dün akşam Kırımlılarla, Rumelilerle ilgili toplantı yapın, dedi. Ama aynı zamanda Balkan Göçmenleriyle, Kırımlılarla, Kazaklarla, Doğu Türkistanlılarla ilgili de yüzlerce dernek var. Şimdi, herkesin alanda olduğu ve sayıları da yüzleri bulduğu bir yerde Türk Ocakları hala kendisini bütün bu meselelerin mesulü sayarsa, gücü dağılır, etkisi azalır. 

         

        Onun için benim fikrim; 100. yılda Türk Ocakları faaliyet alanını daraltsın. Herkesin yaptığına talip olmayalım. Eğer herkesin yaptığına talip olmazsak o zaman siyaset üstülüğümüzde, derneklerle beraberliğimiz de, dostluğumuz da hiç zarar görmez. Çünkü onun alanına girmiyoruz. Onun meselesini elinden almıyoruz, biz onların esas itibariyle birinci meselesi olmayan bir meseleye talibiz. O mesele de nedir? Dediğiniz zaman aklıma gelen hususu söyleyeceğim ama bu üzerinde uzun uzadıya düşünülmüş bir husus değil; Herhangi bir mesele de kesin sonuca gidilmez derken, elbette burada da kesin sonuca gitmiş bir adam durumuna düşmek istemem.

         

        Ama meseleyi arkadaşlar da ifade ettiler. Bugün gerçekten ihtiyacımız olan husus, zaten 100 sene önce de yaptığımız da oydu, Milleti gerçekten heyecana sevk edecek, uğrunda fedakârlık yapmayı, uyumamayı, gayret göstermeyi, terlemeyi gerektirecek bir büyük hedefi onun önüne koymaktır. Türk Ocakları zaten 1912 yılında da onu yaptı. Türk Ocakları 1912 yılında devletin içinde bulunduğu, memleketin içinde bulunduğu şartlara ağlamadı, Türk Yurdunda böyle yazılar yok. Kültürümüzün meseleleri konuşulmuş, milletimizin meselelerine çare aranmış, ama “batıyoruz” denmemiş. Aksine imparatorluğa alışmış bir topluluğa, büyük devlet olarak yaşamaya alışmış bir topluluğa, onu kaybeden ve dolayısıyla aşağılık kompleksine doğru gerileyen o topluluğa yeni bir hedef gösterildi: Turan. Ve o Turan heyecanı 1912’de Balkan faciasını yaşayan orduyu 1914’te dünyanın en güçlü, savaşma duygusu en yüksek ordusu haline getirdi. O ordunun mensupları Harp Okulu’ndan mezun olduklarında cepheye gitmek istedi. Karargâha tayin edildiğinde mülazım ağladı, “Ben savaşmak için okudum.” dedi. “Beni ne diye karargâha tayin ediyorsunuz?” diye itiraz etti. Bir büyük ideal var burada. O Turan hedefi,  milli mücadeleyi kazanan ruhu ateşledi. Nihayetinde Millî Mücadele o büyük ideali gerçekleştirme arzusunun sonucudur. Elbette ideali büyük koyarsınız sonra 780 000 km2’yi muhafaza edersiniz. Ama ideali büyük koymazsanız 780 000 km2’yi de bulamazsınız.

         

        İşte Hakkâri’de söylediğimi burada belirteyim. Dedim ki; “Türk milleti enerjisi büyük millettir. 16 devleti yıkanın hiçbirisi yabancı devlet değil, hepsi Türklerdir. Bugün milletimiz nüfus olarak, ekonomi olarak, teknolojik olarak, imkân olarak çok ileri noktada büyük enerji biriktirmiştir. Bu biriktirilen enerjiyi kanalize edecek bir büyük hedefi milletin önüne koyamazsak ben size söyleyeyim; Kürt -Türk olarak bölünmeyiz, Alevi -Sünni olarak bölünmeyiz, ama son derece basit bir sebepten millet gene ortadan ikiye, üçe parçalanır. “

         

        Milletimizin yapısı bu. Büyük milletimizin bir de böyle bir yapısı var. O halde Türk Ocaklarının meselesi milletin önüne bu büyük ideali koymaktır. Bunu da arkadaşlar tebliğlerinde ifade ettiler.

         

        Burada sunulan tebliğlerde aslında, o büyük hedefin yol haritası demeyeyim ama çizgileri, biraz böyle dışarıdan, görünmez çizgileri ifade etti. Onlardan birisi en çok tenkit edilen –tabii siyasi sebeple söylüyorum- küreselleşme hakkında idi. Meseleye şöyle de bakabilirsiniz. Zaten büyük hedef koyduğunuz zaman sizde küresel iddiası olan biri haline gelirsiniz. Mesele başkasının küresel iddiasını tenkit etmek değildir. O zaten var. Siz karşı olsanız da var, olmasanız da var, onun niyetini anlasanız da var, anlamasanız da var. Ama siz kendiniz bir küresel iddia ortaya koyuyor musunuz? Diğer tebliğ sahiplerinin konuşmalarında fırsatlar var dediği şey, dünyadaki gelişmelerdir. O fırsatlar var, milletimizin de o imkânı var.

         

        Ben İstanbul Türk Ocak’ında insansız uçakla ilgili bir genç konuşturdum; 30 yaşlarında. O genç konuşmasında “Biz sanayi çağını kaçırdık, falan çağı kaçırdık ama biz ileri teknoloji çağının önündeyiz.” dedi.

         

        Mademki günümüz bilişim vesaire, yüksek teknoloji çağıdır ve gerçekten bazı alanlarda biz bunun önünde olmaya başlamışız, artık öteki çağları kaçırdık diye dövünmeye sebep yoktur. Zaten öteki çağ geçmiş. Şimdi, siz bu yeni çağın gerçekten önünde olun. İnsan potansiyeliniz önünde olmaya müsaittir.

         

        O bakımdan söylüyorum ki küresel hedeflerimiz olmalıdır. Atsız’ın sözünü hatırlatmak istiyorum. “Ülküler taarruzidir”. Yani müdafaacı ülkü olamaz. Ülküler şimdiki tabiri ile söyleyeyim küresel olacak, taarruzi olacak. Kendi dışına taşacak. Kendi dışında hedefi olacak. Çünkü siz kendi sınırlarınızı o sınırların içinde ve o sınırların üzerinde savunamazsınız. Kendi sınırlarınızı, ancak o sınırların dışında savunursunuz. Bugünün küresel gücü ABD de hiçbir savaşı kendi kıtası üzerinde kabul etmiyor. O kıtadan 1 000 km, 5 000 km, 10 000 km, 20 000 km uzakta kabul ediyor. O yüzden küresel kelimesinden bu mana da ürkmemek lazım. Bu bizi işte beynelmilel bir iddianın sahibi olmaya zorlar. Bu iddia ne olmalıdır? O da tebliğlerde ifade edildi: Yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koymak.

         

        Şimdi, gündemdeki en önemli meselemiz, bütün konuşanlar da ifade etti ki, bölünme meselesi. Beraberliğimizi vurgulamak için devamlı bin yıllık geçmişten bahsediyoruz. Bu doğrudur. 1000 yıllık geçmişimiz var. Fakat bugün yaşayan insanlar o geçmişi yaşamadı ki. O geçmiş gerçekten güllük gülistanlık mıydı yoksa berbat bir şey miydi; bilmiyor. Bu insan yarını yaşamak istiyor. İşte o yeni projemiz, yeni koyduğumuz hedef bu insana, o gelecekte çok daha büyük, çok daha güzel bir Türkiye’de beraber yaşamanın mümkün olduğunu göstermesi lazım. Ve o hedefi müşterek gerçekleştirmenin, – benim Hakkâri’de söylediğim cümle odur.-  bu hedefi müşterek gerçekleştirmenin heyecanı, ancak bizi birleştirir. Yarını beraber, güzel yarını beraber inşa etmek. O bakımdan bu büyük geleceğin tarihimizdeki, kültürümüzdeki adı nedir? Kızıl Elma. Peki, Türk Ocaklarının aslında Kızıl Elma’yı tespit için bu kadar şubeye ihtiyacı var mıdır? Belki yoktur, ama Genel Merkezin de, şubelerin de, hepimizin, bütün Ocaklıların bunu düşünmesi ve bunun teklifini hazırlaması lâzımdır. Hazırladığımız çalışmalarda insanları buraya doğru tahrik etmemiz gerekir.

         

        Ben, bu medeniyet tasavvuru meselesinde şunu söyleyeyim. Değişik yerlerde yaptığımız toplantılar da, tasavvur toplantısında bir baktık ki herkes, birbirinden farklı düşüncedeki insanlar neticede bir noktada birleştiler: Yeni bir medeniyet tasavvuru. Mehmet Öz’ün tebliğinde ifade edildiği gibi; 21. yüzyıl gerçekten Türk asrı olacaksa Türk milletinin söyleyecek sözü vardır ve bu söz yeni bir tasavvuru ve tebliğidir.

         

        Dünyada büyük sonuçları silahlar tayin etmemiştir. Silahlar bir şeyin sonucunu almayı sağlamıştır, ama esas itibariyle hedefi fikirler tayin etmiştir, insanları bu hedefe yöneltme tahrikini düşünceler sağlamıştır..

         

        Fransız İhtilâli çok etkili oldu, diyoruz. Fransız İhtilâli, hürriyet, eşitlik gibi kavramları ortaya atmış ve neticede milliyetçilik ateşini yakmıştır. Özellikle, milliyetçilik düşüncesi İmparatorluğumuzun dağılmasında önemli rol oynamıştır. Dikkat edilirse, bunlar manevi unsurlardır. Peygamberlerin tebliğleri manevi unsurlardır. Amerika da Irak’ı işgal ederken hedef olarak insan hakları, kadın hakları, demokrasi getirmeyi ileri sürdü. Hâlbuki birçok insanın ölümüne, kadınların tecavüze uğramasına sebep oldu.

         

        Dikkat ederseniz aslında fikirler, silahtan da paradan da fazla güçlüdür. O halde Türk Ocaklarının gerçekten çok güçlü, itiraz edilse bile tartışılabilir, ciddiye alınabilir bir fikir ortaya koyması lazım. Bu fikir dünkü fikir değil. Bu biliniyor. Ona itirazlar var veya şartlar değişti, meseleler ve ihtiyaçlar farklılaştı. Bu doğru. Dünün kelimeleriyle bugüne hitap edemezsiniz. Mevlana’nın dediği gibi, “dün dünde kaldı cancağızım, yeni şeyler söylemek lâzım”. İsterseniz dünkü fikri yeni kelimelerle de ifade edebilirsiniz, yeni bir bir üslupla da ortaya koyabilirsiniz. Ona bir şey demem. Şiirle söylersiniz, nesirle söylersiniz, mimari ile söylersiniz; ona karışmam, ama mutlaka bir tarafının yeni olması lazım veya yeniymiş intibahı vermesi lazım. O yüzden, 100. yılda nasıl bir Türk Ocak’ı sorusu önemlidir. Bana göre, Türk Ocak’ının 100. yılda bir tek hedefi vardır. Bütün yaptığımız faaliyetler aslında o bir tek hedefi yakalama faaliyetleri olmalıdır. O da milletimizin önüne koyacağımız Kızıl Elma ideali, büyük ülküsüdür Yoksa diğer bütün faaliyetleri herkes yapıyor. Biz herkesin yaptığı faaliyetlere talipsek, o zaman, o başka bir şey. Türk Ocak’ı o zaman artık fonksiyonunu bitirmiş demektir. Öyle bir Türk Ocak’ını artık kapatmak lazım. Çünkü partiler var, namütenahi dernekler var, sendikalar var. Burada birçok şube yöneticisi maddi imkânsızlıklardan şikâyet etti. Bir taraftan maddi sıkıntıya katlanacaksınız, diğer taraftan da ötekinin yaptığını tekrar edeceksiniz. Bunun mantıkla alakası yok, akılla alakası yok. O halde farklı bir şey için sıkıntıya katlanırız. Yeni bir şey için sıkıntıya katlanmalıyız. Ötekinin yaptığını yapmak için değil.

         

        Ben, yapılan hiçbir faaliyeti küçümsemedim. Elbette birçok sosyal faaliyet, birçok kültürel faaliyet büyük ülküyü konuşma zeminini oluşturur, onu hazırlama faaliyetidir. O bakımdan bu faaliyetler hep faydalıdır, ama maksat, hedef göz ardı edilmemelidir. Faaliyetin kendisiyle tatmin olmamak gerekir.

         

        O bakımdan, 100. yıldaki Türk Ocak’ının bir tek hedefi vardır. O da bana göre yeni bir medeniyet tasavvurunu ortaya koymak olmalıdır.

         

        Hepinize saygılar sunuyorum.

         


Türk Yurdu Temmuz 2011
Türk Yurdu Temmuz 2011
Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele