Türk Hayat Alanında Küresel İktisat İdeali: İktisatta Türk İdealinin Ekonomi Politiği

Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

        Yüzyıllardır Türklerin dünya hâkimiyeti üzerine siyasi, sosyal meydan okumaları olmasına rağmen, iktisadi anlamda dört yüzyıldır fikir ileri sürmediği/süremediği bir hakikattir. 2000’li yıllara kadar, dünya ekonomisinde Türkler için iki gösterge mevcuttur. İlki, dünya ekonomisinde 16. büyüklükte bir Türkiye ekonomisi, İkincisi de yeni bağımsızlığını kazanan henüz ekonomik gelişme sürecine girmemiş Türk devletlerinin ekonomileridir. Fakat 2000’li yıllarda dünya ekonomisindeki gelişmeler, Türklerin hayat alanının – Çin Seddi’nden Adriyatik denizine ve Irak’ın ortasından Kırım’a kadar olan alan- iktisadi değerini görülmedik şekilde yükseltmiştir. Bu tarihi gelişme, Türkler için ilk kez ekonomide küresel hâkimiyet imkânı sunmaktadır. Bütün zorluklara rağmen, 21. yüzyılın tarihi ve iktisadı yeni paradigmaları, Türklere dünyada iktisadi hâkimiyet sağlayabilecek iktisadi bir Turan idealinin önünü açmıştır.

         

         

        Yeni Yüzyılda Türklerin İktisat İdeali Küresel Olmalıdır!

         

        Türklerin iktisat ideali tarihi ve güncel sebeplerle küreseldir. Muhtemel bir Türk iktisat hamlesi fikri, tarihi, coğrafi ve iktisadi gerekçelerle küresel bir iktisat politikasını zorunlu kılmaktadır. Artık dünya ekonomisinde tedarik ve gelişme gücünü bulabilen ülke ekonomileri, birbirine bağlı piyasalardan meydana gelen şebeke ekonomileridir. Dolayısıyla Türklerin zaten var olan fikri, kültürel, tarihi ve coğrafi zemin üzerine, küresel bir iktisat politikası inşa etmesi mümkün ve gereklidir. (Yıldıran, 2010)

         

        Tarihi olarak Türk milliyetçiliği fikri kökeni itibariyle, Avrasya kaynaklıdır. Yani Türk milliyetçiliği fikri, tarihi olarak küresel bir Türk iktisat idealinin oluşturulmasında temel faktör olabilecektir.  Türk milliyetçiliğinin fikri kurucuları olan, Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Zeki Velidi Togan gibi şahsiyetlerinin tamamı bugünkü Türkiye sınırlarının dışında doğmuş ve milliyetçi fikirlerini Osmanlı sınırları dışından ortaya koymuştur.  Yine Türk milliyetçiliği fikri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda etkili olduğu gibi çevresindeki ülkelerde bağımsızlık hareketlerinin başlamasında etkili olmuş, bağımsız bir ekonomik model olarak da etkileyici bir unsur olmuştur.

         

         

        Küresel İktisat İdealinin Küresel Mekânı: Arz-üt Türk

         

        Türkiye etki alanı olarak çok geniş bir havzaya yayılmaktadır. Türklerin kurdukları devletler, yaklaşık bin yıldan beri dünyanın önemli siyasi ve ekonomik olaylarının belirleyicisidir. Bu durumda Türkiye’nin tarihi etki alanının belirlenmesi, ticari yayılma alanının tespiti açısından faydalı olacaktır. Türkiye (Turkia) ismi öncelikle geniş bir coğrafyayı temsil eden kavramdır. Bu sebeple, Türk coğrafyası(Arz-üt Türk) Türklerin XIII. asırda hâkim olduğu Çin ve Hindistan sınırlarından Rum ve Rus ülkelerine kadar yayılmış ve dünyanın yaklaşık dörtte biri olarak tanımlanmıştır. Yine aynı asırda Avrupalı Seyyahlar Kıpçak illeri dâhil olmak üzere Tuna boylarından Altay dağlarına kadar uzanan bütün bölgeleri, “Büyük Turkia” ve Selçuklu Anadolusunda sadece “Türkia” olarak gösterdikleri aktarılmaktadır(Turan, 2005). Melikşah döneminde Antalya’dan Gürcistan’a, İstanbul’dan Halep ve Şam’a; Antalya’dan Kırım’a ve Avrupa’dan Tebriz’e transit ticaret yapma imkânı bulunmaktaydı. Daha sonra Osmanlı hâkimiyetinin tüm Akdeniz havzasını alacak biçimde yayılması, Afrika ve Arap yarımadasının da Türk hâkimiyet alanına girdiği söylenebilir. Bu durumda günümüz de Türkiye’nin jeopolitik etki alanı olarak etki alanın çok aşağıdaki sınırları içeren geniş bir alandır(Davutoğlu, 2001):

         

  • Yakın Kara Havzası: Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar.
  • Yakın Deniz havzası: Karadeniz, Adriyatik, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Körfez, Hazar Denizi.
  • Yakın Kıta Havzası: Avrupa, Orta ve Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Güney Asya.

         

        Bu saha, Türklerin Selçuklu ve Osmanlı döneminde siyasi etki alanı olduğu kadar, ekonomik ve ticari faaliyet alanı olarak da kullandığı tarihi bir vakıadır. Hatta küresel ticaretin tarihte yapılma sahası olarak birbirine bağlayan tarihi ipek yolunun büyük bölümünün Türk nüfuz alanında olması nedeniyle bu iddia tutarlıdır. Yine özellikle Kanuni döneminde Akdeniz ve Karadeniz’deki deniz ticareti hâkimiyeti tamamen Türk ticari coğrafyası içerisindedir. 16. yüzyılın sonuna kadar bütün Çin ve Hint mallarının küresel ticareti Türkler tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla Avrupalılar tarafından “Büyük Türkiye Alanı” denilen bölge, diğer özelliklerinin yanı sıra ticaret ve ekonomik faaliyet sahasıdır. Bu alanın tamamını Türkiye için bir iktisat politikası alanı olarak görülmesi mümkündür. Bugün Almanya’nın AB genişlemesinde destek olduğu, Çek Cumhuriyeti, Litvanya, Ukrayna, Hırvatistan ve Ukrayna nasıl eski Alman siyasi hayat alanının getirdiği bir avantajlara sahipse, Türk devletlerinin tarihteki siyasi hâkimiyet alanı bir ticaret ve ekonomik hayat alanı olarak görülebilir. Türklerin tarihi hayat alanının, ekonomik ve ticari bir alan haline gelmesini gerektiren güdüleyici faktörler vardır. Enerji ihtiyacının ve maliyetlerinin artışı sebebiyle, Türkiye’nin coğrafi konumu ekonomik avantaj sağlamak için stratejiktir. Avrasya Balkanları[1] tarihte “Büyük Turkia” denilen bölgeyi kapsar. Dolayısıyla Türkiye’nin tamamını siyasi hâkimiyet alanında tuttuğu bölgedir. Bu bölge enerji talebinin ve fiyatlarının sürekli arttığı dönemde zengin petrol ve doğalgaz yataklarıyla tarihteki öneminden daha fazla önemlidir. Brzezinski’nin tabiriyle “potansiyel ekonomik ödül” olarak eşiz bir bölgedir. Dünyada soğuk savaş döneminin bitmesi, ardından Rusya ve etki alanındaki devletlerin farklı yola girmesi siyasal etkilerinin yanında dünyanın ekonomik kaderini de değiştirmiştir. Özellikle Hazar havzasındaki enerji kaynakları yeni iktisadi refah alanının oluşumunu işaret etmektedir. Bu dönüşüm ekonomik güç dengelerini de değiştirmiştir. Öncelikle AB Balkanlara doğru bir genişleme sürecine girmiştir. Ardında ABD Rusya’dan bağımsızlığını kazanan devletlere olan ilgisini net olarak ortaya koymuştur. Fakat bu bölgede tarihi etki alanına sahip, Türkiye, Rusya ve İran bulunmaktadır. Bu durumda Türkiye için yüz yıl aradan sonra bölgenin önemli gücü olma fırsatı ortaya çıkmıştır. Türkiye’yi önemli kılan diğer bir faktör de Bosna’dan Çin’e kadar yayılan bir bölgede Türkçenin başat dil olarak kullanılması, nüfuzunu güçlendirmektedir.Yine Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile olan ortak tarihi geçmişi ve kültürel bağlantıları, güç alanının güneye doğru genişlemesine fırsatlar sunmaktadır. Kısacası dünya enerji kaynaklarının bulunduğu tüm havzanın stratejik noktası Türkiye’dir.

         

         

        Türklerin Küresel İktisat Fikrinde Rakipleri: Çin ve Rusya

         

        Türkiye tarihi ticaret alanında yalnız bir ülke değildir. Bu bölgede ticari stratejik hedefleri olan ve ticari çıkarların çatışabileceği üç alternatif büyük devlet veya iktisadi birlik bulunmaktadır. Aslında ticaret politikasının parametreleri belirlenirken siyasi ve iktisadi işbirliği içinde bulunan ülkelerin çıkar çatışması içinde olması mümkündür. Çünkü Türkiye’nin konumu nedeniyle bazı yönlerde ortak amacı olan bir ülke veya ülke grubu, diğer bir yönden ticari ve yatırım amaçlarında rekabet oluşabilir.

         

        Üç ülkenin ticari çıkarlarının kesiştiği nokta, Orta Asya’dır. Bu bölge dünyanın enerji havzası olarak yeni yükselen ekonomik alandır. Dolayısıyla bölgede Türkiye, ABD, AB, Rusya ve Çin’in ortak amaçları bulunmaktadır(Chernyavsky, 2006). Ülkelerin ekonomik amacı enerji piyasasındaki hâkimiyetini perçinlemektir. Bölgenin çatışmalara sebep olan ekonomik yükselişi dört faktöre bağlıdır. (1) Bölgede doğal kaynak potansiyeli yüksektir ve fiyatların yükselmesi ekonomik gelişmeyi teşvik etmektedir.(2) Avrupa ve Asya arasında bağ olarak yatırım, büyüme ve ticaret için stratejik noktadır. (3) Geniş bölge doğal kaynakların çeşitliliğini ve dağılımını etkilemektedir. Ayrıca bölgede taşıma maliyetlerinin yüksekliği de önemlidir.(4) Bu bölgedeki ülkelerin eski Sovyet veya sosyalist ekonomiler olması nedeniyle piyasa ekonomisine geçmek için ekonomik değişim içindedir (Dowling ve Wignaraja, 2006).

         

        Türkiye’nin iktisadi ilişkilerinin son yıllarda hızla yükseldiği ülke olan Rusya, ticari hayat alanında çıkarlarının en çok çatıştığı ülkedir. Türkiye ve Rusya tarihi rekabetin yanında, yeni eğilimlerin getirdiği stratejik ticaret çatışmalarının da eşiğindedir (Öğütçü, 1999). Muhtemel kriz unsurlarından birincisi, Türkiye ve Rusya Orta Asya’dan Avrupa’ya enerji akımında alternatif projelerle karşı karşıyadır. İkincisi, Türkiye ve Rusya Avrupa’dan Çin’e uzanacak yeni ticaret yolunun kendi ülkelerinden geçmesi için yarışmaktadır. Üçüncüsü, Sovyetler Birliği’nden ayrılan Türk devletlerinin hem Türkiye hem de Rusya ile ortak bağları ekonomik ve siyasi yarışta sorunlara sebep olmaktadır(Öğütçü, 1999; Chernyavsky, 2006).Ayrıca bazı analistler Türkiye’nin Rusya ile olan ekonomik çıkar çatışmasını ABD’nin bir kuklasının faaliyetleri olarak değerlendirmektedir (Rangsimaporn, 2006). Bu durum Türkiye’nin Rusya ile ekonomik çıkarlarını belirli bir dengede yürütmesi için ekonomik engellerle birlikte zihniyet engellerinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca Batılıların Türkiye ve Rusya arasında tarihleri boyunca sürekli savaştıklarına dair propagandaları çatışmanın oluşmasında etkili olduğu söylenebilir (Öğütçü, 1999) .Rusya bölgede faydacı bir Avrasyacılık fikri ile Çin’den Avrupa’ya doğru dünyanın en geniş coğrafyasında tek belirleyici güç olmak istemektedir. Özelikle hem Çin’e doğru hem de Avrupa’ya doğru tüm ticaret ve enerji akımlarının merkezi olmak için, pragmatik Avrasyacılık görüşünü kullanmaktadır.Türkiye’nin dışlandığı bir Avrasyacılık fikri Türkiye’nin 20.yy.’ da olduğu gibi bölgeden dışlanmasına neden olabilir.

         

        Doğudan yükselen pazarlarda Türkiye’nin muhtemel ekonomik çıkar çatışması içinde olacağı ülkelerden birisi de Çin’dir. Çin, dünyanın yeni iktisadi süper gücü olmak üzeredir. Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik çıkar çatışmasının iki temel dayanağı vardır. Birincisi, Çin için doğal kaynaklar yönünden en zengin bölge olan Sinkiang (Uygur Özerk Bölgesi) Türkiye’ye karşı geçmişten gelen bir bağlılık duygusu taşımaktadır(Öğütçü,1999). İkincisi de, enerji akımlarının Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğru aktarılması durumunda enerji bağımlılığı yüksek olan Çin enerji sıkıntısı içinde olacaktır. Türkiye, Türkmenistan başta olmak üzere orta Asya’daki doğal enerji kaynaklarının Türkiye’ye doğru yönlendirilmesine dayalı projelerle Çin’e rakip durumundadır (Linn, J.F., Tiomkin, D., 2005).

         

         

        Türklerin Küresel İktisat Ağı ve Gücünün Niteliği

         

        Türklerin küresel iktisattaki modeli, birbirine bağlı pazarlardan oluşan geniş bir coğrafyada iktisadi ve mali bir birlik niteliğinde olmak durumundadır. Bunun hem iktisadi hem de tarihi bir zemini vardır. İktisadi zeminin Porter’un meşhur ‘bir devletin rekabette üstünlüğünü belirleyen faktörler nedir?’ sorusuna verdiği cevapta gizlidir. Porter’a göre, bir ekonominin tedarik gücü, talep şartları, yönetim becerileri, ticari engeller ve ekonomide sektörler arasındaki bağlar rekabette üstünlüğü sağlayan temel faktörlerdir. Bu nedenle Türk devletleri arasında oluşturulabilecek bir iktisadi birlik, tedarik, üretim ve rekabet üstünlüğü bakımından dünyanın temel iktisadi aktörlerinden birisi olabilecektir (Porter, 1990). Türklerin Küresel İktisat Mefkûresine bağlı bir iktisadi birliğin temel unsurlarının dayanacağı ilkeler;

         

  • Türkler bir siyasi birlik ve birleşme amacı olmadan bağımsız ayrı devletlerle iktisadi birlik kurulmalıdır.
  • Türklerin kendi aralarındaki iktisadi birliğinin amacı, ortak ekonomik gelişme gücünü artırmak olmadır.
  • Ortak iş, ticaret ve yatırım ikliminin oluşması, her Türk devletinin bağımsızlığını zedelemeden siyasi güvenlerini artıracaktır.
  • Türkler için dünyada ortak ticaret kültürü, ticaret standartlarının oluşması ve bir parasal birlik kurulması fırsatı ortaya çıkacaktır.
  • Türklerin oluşturacağı iktisadi birlik, iktisadi rekabet alanında meydan okuma unsuru içermelidir.

         

        Muhtemel bir güç birliğinin meydana getireceği avantajlar, nüfus büyüklüğü, milli refahın artışı ve büyük bir yatırım alanı meydana getirecektir. Bu gelişme dünya ticaretinin yönünü ve eğilimlerini değiştireceği gibi, Türklerin dünya ekonomisinin başat unsurlarından birisi haline gelmesini de sağlayacaktır. Ayrıca bu bölgedeki siyasi istikrarsızlıkların çözümünde de etkili olacaktır. Bu modelin tarihteki en iyi referansı, Selçuklu çağı ve Osmanlı çağındaki Türk hayat alanının üstünlüğündeki unsurlarda saklıdır. Hindistan, Türkistan, Rusya’nın iç kesimleri, İran ve bugünkü Türkiye’ye kadar olan bütün alanların yönetiminin Türk hanedanlarının kontrolünde olması, o dönem iktisadi yapısında da önemli güç kaynağı olmuştur. O dönemden sonra aynı coğrafyada birbirini takip eden Türk devletleri yeniden siyasi hâkimiyeti kurabilmişlerdir.

         

        Türk Devletleri, Çin ve Rusya Nüfus Karşılaştırmaları[2]

         

        (1.000 kişi)

        2006

        2010

        2015

        Türk Devletleri[3]

        129.296

        135.190

        142.774

        Çin(Yaklaşık)

        1.314.000

        1.345.000

        1.375.00

        Rusya

        142.800

        140.367

        137.983

         

        Kaynak. IMF

         

        Türk devletleri, Çin ve Rusya nüfus yönünden karşılaştırıldığında Çin’in bariz bir üstünlüğü vardır. Fakat Türk devletleri IMF tahminlerine göre, 2015 yılında Rusya nüfusunu geçecektir. Bu durum Türk devletleri açısından önemli bir gelişmedir. Çünkü Türk devletlerinin toplam nüfusunun Rusya’nın üzerine çıkması stratejik bir üstünlüğün psikolojik faktörlerinden birisidir.

         

        Türk Devletleri, Çin ve Rusya Milli Gelir Karşılaştırmaları(IMF)

         

Milli Gelir(000.000)

2010

2016

        Türk Devletleri

1.314.000

2.370.000-

        Çin

5,878.133

11.220.123

        Rusya

1,465.912

3.237.246

        Kaynak. IMF

         

         

        Türk devletleri, Çin ve Rusya milli gelir yönünden karşılaştırıldığında, Çin yine bariz bir şekilde üstündür. IMF tahminlerine göre hesaplanan Türk devletleri milli gelirinin toplamı yaklaşık 2,7 trilyon dolar seviyesine ulaşması beklenmektedir. Bu rakam hem Rusya hem de Çin’e göre düşük görünmekle birlikte Türk devletlerinin, Türkiye ile birlikte ekonomide yeni açılımlar meydana getirmesi halinde oluşabilecek, muhtemel olumlu gelişmelerdir.

         

         

        Türklerin Küresel İktisat Mefkûresi Üzerine Son Notlar

         

         Büyük Türkia Hayat alanında (Arz-üt Türk’te)  küresel ekonomi politikasını belirleyebilecek üç ekonomik gücün ekonomik, coğrafi ve demografik göstergeleri incelendiğinde Türk devletlerinin oluşturabileceği bir ekonomik birliğin, Çin ve Rusya’ya göre daha geride olduğu düşünülebilir. Fakat bu durum yakın gelecekte stratejik avantajların değerlendirilmesiyle değişebilecek bir potansiyeli de içermektedir.

         

         

        Nüfus bakımından bölgenin en etkin ülkesi Çin’dir. Çin, 1.3 milyar insanla çok önemli üretim ve tüketim gücüne sahiptir. Yine milli gelir büyüklüğü yönünden Rusya’nın yaklaşık üç katı, Türkiye’nin ise yaklaşık yedi katı büyüklüğe sahiptir. Dünya ihracatında %11’lik ve ithalatında ise %8’lik bir büyüklükle hem Rusya’dan hem de Türkiye’den fazladır. Fakat Türkiye ve Rusya’nın kişi başına düşen ticaret payı yüksektir.  Genel bir değerlendirmede Çin ve Rusya ile Türkiye’nin rakip olma potansiyelinin olmadığı düşünülebilir. Fakat Türkiye, ticarette stratejik üstünlüklere sahiptir. Bu üstünlüklerin birincisi, Türkiye’nin AB ile gümrük birliği içerisinde olması Avrupa’ya doğru olan ticaret akımlarında Türkiye’ye üstünlük sağlamaktadır. İkincisi, Türkiye piyasa ekonomisi ve kalite standartları açısından Çin ve Rusya’dan daha ileridir. Üçüncüsü, Türkiye’nin Ortadoğu ile bağlantısı yönünden enerji piyasalarının tümü üzerinde etkisi bulunmaktadır. Dördüncüsü, Türkiye’nin ABD ve Batı ülkeleri ile işbirliği yönünden daha güvenilir bir ülke olması, bölgedeki enerji kaynaklarının ve lojistiğin merkezi olma avantajını beraberinde getirmektedir. Sonuncusu, Türkiye’nin hem Çin’de yaşayan topluluklarla hem de Orta Asya’daki bağımsız devletlerle soy ve kültür birlikteliği, potansiyel stratejik avantaj unsurudur. Bu avantaj Türk milliyetçiliğinin ileride ekonomik potansiyelinin olduğunu da göstermektedir.

         

        Küresel ekonomide bir ülke ekonomisinin tek başına bir başarı sağlaması düşük bir ihtimal olmasına rağmen, birbirini tamamlayan tedarik ve üretim süreçlerinin parçası haline gelmesi durumunda rekabet avantajının daha da yükseleceği hakikattir. Bu nedenle Türk devletlerinin belirli ilkelere göre oluşturabilecekleri büyük Türk iktisadi hayat alanının oluşturacağı yeni iktisat modeli, istihdam, azgelişmişlik, bölgesel dengesizlik ve ekonomik büyüme sorunlarının temel çaresidir. Ayrıca Türklerin yeniden dünya ekonomisinin temel aktörlerinden birisi olması da asıl idealdir.

         

         


        


        

        [1] Avrasya Balkanları, Güneydoğu Avrupa’nın, Orta ve Güney Asya’nın belirli kısımlarını, Basra Körfezi ve Ortadoğu’yu kapsayan Avrasya kıtasının bölgesel rekabetlerini çağrıştıran alanlardır. (Brzezinski,1998)


        

        [2] Verilerde yuvarlama ve eklemeler yapılmıştır.


        

        [3] Türk Devletleri: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgısiztan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye

  • Brzezinski, Z., (1998), Büyük Satranç Tahtası, Sabah Kitapları, İstanbul
  • Chernyavsky, S.,“Central Asia in an Era of Change Russia in Global Affairs, 2006. http://eng.globalaffairs.ru/numbers/14/(e.t.13/07/2007)
  • Davutoğlu, A.,(2001) Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslar arası Konumu, Beşinci Baskı, Küre Yayınları, İstanbul
  • Dowling, M., ve Wignaraja, G., (2006) “Central Asia’s Economy:Mapping Future Prospects to 2015”Silk Road Paper, Central Asia-Caucasus Institute Silk Road Studies Program (www.silkroadstudies.org)
  • Linn, J.F., Tiomkin, D., (2005), “Economic Integration of Eurasia:Oppotunities and Challenges of Global Significance”,298 CASE, Warsaw, Poland(http://www.case.com.pl/)
  • Öğütçü, M., Geleceğimiz Asya’da mı? Yaralı Asya, Çin ve Türkiye,  Milliyet Yayınları, 1999
  • Porter, M.E. (1990) "The Competitive Advantage of Nations", Free Press, New York
  • Rangsimaporn, P.,“Interpretations of Eurasianism: Justifying Russia’s Role in East Asia”,Europe-Asia Studies, vol. 58, no.3, May 2006, 371-38
  • Turan, O.,(2005) Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, 5.Baskı, Ötüken y., İstanbul
  • Yıldıran, M., “Türkiye'nin Hayat Alanındaki Dış Ticaret Stratejisi: Doğudan Yükselen Pazarlar ve Yeni Yönelimlerin Ekonomi Politiği”, SDÜ, İİBF Dergisi, C.15, Sayı 1, 2010, 313-338

Türk Yurdu Temmuz 2011
Türk Yurdu Temmuz 2011
Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele