Buruk Bir Azerbaycan Yolculuğu

Nisan 2014 - Yıl 103 - Sayı 320

Torpağına can demişem,

Suyuna mercan, mercan demişem,

Canımı gurban, gurban demişem.

Ay gözüm canım, Azerbaycanım.

        Türk Ocakları Kocaeli Şubesinin haftalık mutat toplantısıydı. Faaliyetlerimizi gözden geçiriyorduk ki, 26 Şubat’taki “Hocalı Katliamı” gündeme yerleşti. Bu menfur mezalimi yerel ve ulusal medyaya taşımak da değildi asıl gayemiz. Yanlarında olmaktı onların. Hislerine –ne kadar olabilecekse- tercüman olmaktı. Bir-iki dakikada karar almıştık. Hocalı’ya gitmeliydik. Gönüllü iki mensup: Başkan Yücel Alpay Demir ve ben başkan vekili Tekin Yeken olarak Kocaeli Şubesini temsilen hazırlıklara başladık. Bir haftaya yakın zamanımız vardı ki, Hocalı rayonunun (bölge) stratejik durumda olduğunu ve o hatta gidemeyeceğimizi, bize mihmandar olacak Mübariz Göğüşlü’den öğrendik. Ayrıca devlet protokolü ve Azerbaycan halkının facianın sene-i devriyesi için anma merasimini Bakü’de, Hocalı meydanında yapacağını da. Bu malumat ile bir gün öncesinden sabah uçağıyla Bakü hava limanında bulduk kendimizi. Aynı soydan, aynı dilden, dinden, kültürden. İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” dediği gibi. Yüreğimizin getirdiği yerdeydik. Yıllar önce bir Azerbaycanlı dostumuz, “…Sizin ayağına tikan (diken) batsa, bizim üreğimize batar..” demişti. İşte biz de iki nefer bu acıyı yüreğimizde paylaşmak için, kardeşlerimizle hemhal olmak için gelmiştik zaten. 

         

        Bakü’ye Selam…

        Kafkasların en ünlü ticaret ve kültür şehirlerinden olan Bakü, İzmir’e kardeş olarak görülmektedir. Hazar’ın eşsiz güzelliği yanında yaz-kış hep esintili olmasıyla bilinir. İzmir’in meltem rüzgârları gibi. Mimari bakımından saymakla bitmeyen ve her medeniyetin izine rastlanan şaheserleri görürsünüz. Kız kalası, içeri şeheri, kervansaraylarıyla donatılan Bakü, aynı zamanda meydanlarıyla, metrosuyla, devlet binalarıyla olduğu gibi, modern yapılaşmalara da öncülük etmektedir.

        

        Bizi Daşdemirov Salman Bey karşıladı. Kendisi Bakü’de bir şirketin yöneticisidir. Gürcistan-Borçalı rayonundandır. Evleri hava alanına yirmi km kadar mesafede. Ehmetli’de. Eve geldiğimizde o meşhur lezzetinin yanında gözlere de hitap eden Azerbaycan sofrası bezenmişti.

         

        Sohbetler, hasretlik ve sonrasında mürebbelerle donatılmış çay faslı anlatılır gibi değildi. Misafire sofrasıyla birlikte yüreğini de açması ata kültürümüzün özü ve kendisiydi. Daha doğrusu misafirperverlik Azerbaycan kültürünün temel taşlarındandır.

         

        Çok önceleri işittiğimiz, “Bir evde misafir varsa, demek ki o evin bayramıdır” sözü tam yerinde ve doğrudur. Ev sahibesi Solmaz Hanım, ablası Sveta Hanım, kız kardeşi Leyla Hanım ve onların çocukları Rima, Rena, Türkan, Orhan bu hararetli sohbet içinde geliş maksadımızı buruk bir hüzünle karşılamışlardı. Yüreğimize iz bırakan bir acıyı paylaşmak için, o masumlar için dua etmek içindi amacımız. Rahmetle yâd etmek içindi.

         

        Sevgili Mihmandarımız: Mübariz Göğüşlü

        Mübariz bir idealist. Dava adamı. Türk dünyası ve “Türk Yurdu” sevdalısı. Müasir İnkişaf İçtimai Birliği’nin Başkanı. Dergi editörü. Ancak bir o kadar da mütevazı ve görgülü. Bakü’deki gazeteciler ve yazarlar birliği onun dostları. Ayrıca ulusal medya (ATV) yapımcıları, Azerbaycan-Türk iş adamları derneği, yardım dernekleri ve vakıflar gibi geniş bir çevresi var. Üç gün boyunca bütün ziyaretlerimize Mübariz Bey rehberlik etti.

         

        Hocalı (Xocalı) Soykırımı

        Ermeni zulmü ile Karabağ’ın kara talihi, Hocalı kasabasındaki soykırım olarak zihinlere kazınmıştı. Bu, yıllar boyu kapanmayan bir yaraydı. Varlıklarını “Türk düşmanlığı”na endeksleyen bu Ermeni diasporası, yakın tarihten bu yana artarak devam eden kinini ve nefretini Hocalı’da kusacaktı. Yirmi iki yıldan beri zalimin küstah ve sadist haykırışları, mazlum ve masum soydaşlarımızın ahı, iniltisi Dağlık Karabağ’ın Hocalı tepesinden mütemadiyen yankılanmaktaydı. Zulmün, eziyetin, barbarlığın her türlüsü yapılıyordu. Vahşet kol geziyordu Hocalı’da. Ağdam’da, Kelbecer’de, Şuşa’da olduğu gibi. Bu hazin yankılanma bütün mazlum milletlerin yürek sızlatan seslerine karışarak semaya yükseliyordu. Bizler de ellerimizi açarak diyoruz ki; Ey yüce rabbimiz! Bu zalimlere aman verme. Milletimize güç ve kuvvet ver. Kudret ver. Birlik ve dirlik ver. Âmin…

         

        Karabağ-Hocalı faciası; Türk dünyası için bazen Batı Trakya’dır, bir İskeçe’dir, Sincan-Uygur’dur, bir Kerkük’tür, Kırım’dır. Şairin dediği gibi;

        Ne zaman ki Kerkük gelir aklıma

        Boğazlanan bir Türk gelir aklıma.

        Fuzûlî bağını talan edenin,

        Yüzü için tükrük gelir aklıma...

         

        Emperyalist ve işgalci zihniyet dünyanın her yanındaki “Türk” kimliğini ve kültürünü asimile etmek, yok etmek için bu sonu gelmez mezalimi reva görmektedirler. 

         

        Bu menfur zihniyetler bugün de yarın da durmayacak, hep musallat olacaktır. Bildiğimiz ve gördüğümüz bir hakikat var. O da, Türk milleti dünyada yaşadıkça hep var olacaktır. Yeter ki biz bir millet şuuru içinde olduğumuzu hissettirelim. 

         

        Bir Kahraman Asker, Bir Şehit: Mübariz İbrahimov

        Azerbaycan ordusunun yiğit neferlerinden biridir Mübariz. 1988 doğumlu. Şehit olduğunda yirmi iki yaşındaydı. 19 haziran 2010 tarihinde saat 23.00 sularında ermeni silahlı kuvvetleriyle yapılan çatışmada, beş saatlik bir zaman içinde tek başına kırk beş Ermeni asker ve subayını öldürmüştür. Ancak bu esnada kendisi de şehadet mertebesine erişmiştir. Mübariz, Azerbaycan dünyasında değil sadece, bütün coğrafyada bir sembol oldu. Zulme boyun eğmedi. Adına şehitlik ezgileri okudular Mübariz’in:

         

        Sen emelinle bizi heyran eyledin Mübariz,

        Dözmedin haksızlığa isyan eyledin Mübariz.

        Ruhdan olub candan olub yurdu torpagi sevmek

        Namusu vijdandan olub yurdu torpagi sevmek

        Hedislik imandan olub yurdu torpagi sevmek

        Neiki eder esli muselman eyledin Mubariz.

         

        Mübariz’in ailesine yazdığı son mektupta şöyle demiştir:

         

        “Canım, atam ve anam. Menden sarı darıxmayın. İnşallah, cennetde görüşeceyik. Menim üçün bol-bol dua edin. Vetenin dar gününde artıq üreyim dözmür. Allaha xatir bunu etmeliyem. En azından üreyim serinlik tapar. Şehid olana dek bu şerefsizlerin üzerine gedeceyem. Şehid olsam ağlamayın. Eksine, sevinin ki, o mertebeye yükseldim. Allaha ibadetlerinizi deqiq yerine yetirin. Çoxlu sedeqe verin. Seyid nevesi olaraq bunu etmeliyem. Allah böyükdür. Veten sağ olsun. Oğlunuz mübariz. Haqqınızı halal edin”.

         

         

        Biz de vatanı için canını feda eden Mübarizlere, mehmetciklere gıpta ile bakıyoruz ve onlara diyoruz ki: Hiç müteessir olmayın. Siz en yüce makamlara eriştiniz. Ruhunuz şad olsun. Vatan bize emanet. Müsterih olunuz. Selam size!.. Minnet ve şükran size!.

         

        Ziyaretler

        Gençliğe Yardım Fondu

        Randevulaştığımız saatte Gençliğe Yardım Fondu’nun reisi Ahmet Tecim çok samimi bir misafirperverlik gösterdi. Faaliyet sahalarını anlattığında gözlerinin içi gülüyordu. Bir insan vermekten, yardım etmekten, talebe barındırmaktan bu kadar mı, hoşnut olurdu. Mülakatımızda şunu anlamıştık ki; eğitimden gıda ve giyecek yardımlarına, kültür hizmetlerinden İslami eğitim hizmetlerine, Kur’an kurslarına kadar böylesi geniş sahalara yayılan bu hayır kurumunun başında ancak Ahmet Bey gibi bir gönül adamı olmalıydı. Bol ikramlı çayımızı içtikten sonra –tekrar görüşmek umuduyla- vedalaşıyoruz. 

         

        Azer-Türk Bank

        Diğer ziyaretimiz Azer-Türk Bank’ın genel müdürü Mehmet Sami Acarözmen’e olmuştu. Mehmet Sami Bey, aynı zamanda genç girişimcilerin-işadamlarının kurduğu bir kurumun da yönetim kurulunda (ATİB). Çok değerli, olgun ve birikimli bir insan M. Sami Bey. Bizi ısrarla yemeğe davet ederek sohbetimize bir Türk restoranında devam ediyoruz. Kocaeli Şubemizin faaliyetlerini anlatarak Azerbaycanlı, Kafkasyalı kardeşlerimizle bu münasebetlerimizin sürekli olması gereğini vurguluyoruz.

         

        Bu konuda hemfikir oluyoruz. Kendisi, Azerbaycan’ın iktisadi politikaları, yatırımlar ve yeniden yapılanmaları konusunda çok değerli bilgiler veriyor. Şubemizin Kocaeli’de başlattığı “Hocalı Katliamı” konulu şiir yarışması kitabını takdim ettikten sonra hatıra fotoğraf çektirerek ayrılıyoruz.

         

        TRT Bakü Temsilciliği

        Bakü’ye gelip TRT temsilciliğine uğramamak olmazdı elbette. Hele hele böyle bir gündemde, Emrah Timuçin Yazıcı, yeni atanmış TRT temsilcisi olarak. Genç ve dinamik bir kardeşimiz. Ekibini Bakü’den kurmuş ki çok önemlidir, kültür münasebeti ve yetişmiş eleman bakımından. Şubemizin faaliyetlerini anlatarak sebeb-i ziyaretimizi ifade ettik. Hocalı katliamı konulu şiir yarışması kitabını takdim ettik.

         

        Daha sonra TRT-Avaz’ın faaliyetlerini ve hedeflerini Emrah Bey’den dinliyoruz. Bu arada TC Başbakanlık-TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) Koordinatörü İsmail Gürlek Bey de iştirak ediyor TRT ofisine. Türkiye’nin kardeş devlete her konuda işbirliğinin devam eden ve olması gereken ilgiyi- alakayı yerinde görerek anlıyoruz.

         

        Azerbaycan Yazıçılar Birliği

        Azerbaycan’ın kadim Rus mimarisinden ayakta kalan ve Bakü’nün en merkezi caddesinde yazıcılar birliğine girdik. Hemen hemen bütün yazarlarını, şair ve gazetecilerini ihtiva eden bir kurum olduğunu ziyaretimizde anlamıştık. Dahası var, bu birlikte TV çekimleri ve kayıtları da yapılmaktadır.

         

        Xayal Rza ile burada bir kez daha görüşmüş olduk. Kendisi şair ve gazeteci (jurnalist). Bir gün önce haber yapımcısı olduğu ulusal ATV kanalı ile bizimle “Hocalı için Adalet” konusunda mülakat yaparak aynı gün iki-üç defa yayımlamışlardı. Bu görüşmelerimizi de Mübariz mihmandarımız önceden planlamıştı. Sanki, “Türkiye’nin yüreği adeta yanımızda, burada.” dercesine.

         

        Elimler Akademiyası

        Bakü’ye gidip de üniversiteyi ziyaret etmemek elbette olmaz. Çünkü bu ülkede aydın (ziyalı) olmak halen çok rağbet edilen bir değerdir. İlminize her zaman büyük ilgi ve alaka var. Sovyetlerin himayesinde iken bile çocuklarını okutmak istemeyen ebeveynler için dönemin büyük şairi Mirza Elekber Sabir bir hiciv yazmıştır. Bu gün bile alınması gereken dersler olmalıdır:

         

        Oğul menimdir eğer,

        Okutmuram el çekin!

        Eylemeyin dengeser,

        Okutmuram el çekin!...

        Önce tarih kürsüsüne girdik. Dr. Tofiq Hümbetoğlu ile tanıştık. Eşi Dr. Gültekin Hümbetoğlu Hanım da bir tarihçi; Osmanlı arşivleri araştırmacısı, uzman. Sohbetin sonunda Tofiq Bey bize son çıkan “Azerbaycan Garagoyunlu ve Ağgoyunlu Devletleri” isimli kitabını hediye etti. Biz de yanımızdaki Türk Yurdu dergisini ve şiir kitaplarını hediye ederek vedalaştık.

         

        Edebiyat bölümünde ise, evinde misafir olduğumuz Daşdemirova Solmaz Hanım’ın şubesine geldik. Birçok edebiyatçı ve dil bilimcileri bir arada bulduk. Minik bir sempozyum gibiydi ofis. Yine koyu bir sohbet ve çay faslı derken güncel olaylar, kıyaslamalar ve kısmen de tartışmalar içinde bulduk kendimizi. Ayak üstü yakın tarihimizi bile masaya yatırmıştık. Ki, tam neşterlemek üzere iken ziyaretimizin maksadını anlatmak yerinde olacaktı. Biz de öyle yaptık ve tansiyon önceki seyrine geriledi. İzin isteyerek vedalaştık.

         

        Ve Hocalı’dan Bir Şehit Ailesi

        Ziyaretimizin belki de en önemli amacı idi, bir şehit ailesi ile görüşmek. Bu vahşetin her çeşit acısını dinlemek istememiştik biz de. Sadece görmek, ellerini öpmek içindi ziyaretimiz. ‘Yüreğimiz sizinledir!’ demek için. ‘Buradayız!’ demek içindi. Kolay kolay basın ile görüşüp mağdur malzemesi olmak istemediklerini öğrendik. Ama bize kucak açtılar. Kabul ettiler görüşmeyi. Mihmandarımızla birlikte ailenin yakını olan Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Mübariz Allahverdiyev hoca da katıldı. Bakü’nün kenar rayonlarından birine girdik. 6-7 katlı köhne bir apartmandı. Belli ki “gaçgınlar”ın çoğunlukla barındığı bir bölgeydi. Bakü sakinleri kucak açmıştı yıllar önce Karabağ’lı kardeşlerine. Sınırlı ve dar imkânlarını paylaşmışlardı onlarla. İçeri giriyoruz. Başı dağlar gibi dik ve bakışları adeta çelikten geçen şua ışıkları gibiydi. Bir cesur kadın. Mehriban Liyeva. Gözlerinden ve bakışlarından yirmi yılı aşkın bu ızdırabın derin izleri görülüyordu. Buyur etti, oturduk. Ziyaretimize memnuniyetini ifade etti. Yedi yaşındaki evladını ve eşini gözlerinin önünde katlettiklerini ziyarete gelmeden önce öğrenmiştik. Her aileden bir kişiyi sağ bırakmaları da “ömür boyu bu ızdırabı yaşamaları için”miş. Sadist, faşist Taşnak katillerin o zamanki profili böyleydi. Mehriban Hanım’a Hocalı için ocağımızın düzenlediği yarışma kitabını hediye ettik. Çok mutlu oldu. Zira bu şiirlerin her biri hislerimize tercüman olacaktı. Müsaade isteyerek, ellerini öperek vedalaştık.

         

        Azerbaycan Atatürk Merkezi

        Son ziyaretimizi Atatürk Merkezi’ne yapıyoruz. Merkezin Şube Müdürü ile tanışıyoruz, şair ve yazar Ekber Qoşalı. Türk dünyası edebiyatı alanında önemli çalışmaları var. Ayrıca Türkiye’deki birçok yazar ve şairleri yakından takip eden bir aydın. Bu vesile ile karşılıklı olarak, Şubemizin ve Atatürk Merkezi’nin faaliyetlerini-hedeflerini sohbet arasında aktardık. Bize Atatürk Bülteni dergilerinden ve diğer kitaplardan hediye ettiler. Vedalaşarak ziyaret programlarımızı tamamlamış olduk.

         


Türk Yurdu Nisan 2014
Türk Yurdu Nisan 2014
Nisan 2014 - Yıl 103 - Sayı 320

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele