Bir Bağlanış ve Kopuş Hikâyesine Giriş

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

        Ülkemizde uzun süre yayınlanabilmiş her dergi, çevresinde şöyle ya da böyle bir iklim yaratmıştır. Bu yargı, Atatürk’ün vefatından kısa bir süre sonra yayın hayatına giren Fikir ve Sanatta Hareket dergisi için de geçerlidir.

         

        1960’lı yılların ilk yarısı… Ankara–Balkiraz Lisesi Edebiyat şubesi öğrencisi genç, “milliyetçi–mukaddesatçı” öğretmeni İrfan Zülfikâr’ın etkisi altındadır. Onun teşvikiyle yazdığı kompozisyon ödevleri okulun duvar gazetesinde yayınlanmakta, ilgi görmektedir.

         

        Ülkesi, soğuk savaş kutuplaşmasının Batı cephesinde yer alarak bağımlılaşmıştır. O da kendisini söz konusu cephenin neferi gibi hissetmekte, ara sıra sözcü figürlerin konferanslarını izlemektedir.

         

        1970’li yılların başında, Necip Fazıl’ın cephe dergisi niteliğindeki Büyük Doğu’sunu izlediği günlerde, Ankara–Dikimevi otobüs durağının yanındaki büfede asılı bir dergi dikkatini çeker: Fikir ve Sanatta Hareket! Heyecanla satın alır, birkaç gün içinde okur; arkadaşlarına önerir.

         

        Derginin sonraki sayılarını da aynı duyarlıkla okumaya devam eder; ilk dergisi Büyük Doğu giderek değerini yitirir.

         

        Yeni dergisi, onu âdeta içine çekmiştir. Orada yazmaya heveslenir, ancak yazıp biriktirdiği denemelerini sunulabilir hâle getirmek için daktilosu bile yoktur. Aile ve arkadaş çevresinden de yardım alamaz. Okumaya, yazmaya ve biriktirmeye yazgılı gibidir.

         

        1973’te, A.Ü.İ.F. Felsefe kürsüsünde, mezuniyet tezi olarak H. Bergson Felsefesi üzerine çalışır. Konuyu seçişinde, Hareket dergisinin hem kurucusu hem de başyazarı Nurettin Topçu’nun belirleyici etkisi vardır. Aynı yıl, öğretmen olarak atandığı lisede de onun felsefe grubu ders kitaplarını seçecek ve okutacaktır.

         

        Devrek (1975)’te, kısa dönem askerliğini yaptığı günlerde, M. Cevdet Anday’ın Sosyalist Bir Dünya’sını okur; sayfa kenarlarına eleştirel notlar düşer. Terhis olur olmaz ‘aşkın varlık’ inancı temelinde kendi ütopyasını yazacaktır artık.  

         

        Aynı yılın sonunda, ütopyasını, Hareket dergisi yazarlarının eserlerini yayınlayan Hareket Yayınevi’ne verir. Ancak Dr. Erverdi’nin önerileri vardır; Bazı sözcüklerin “eski Türkçe”leri kullanılacak, birkaç yazı çıkarılacaktır. D. M. Doğan’da bir öneride bulunur; metin, bazı bölümleri derginin ileriki sayılarında yayınlandıktan sonra kitaplaştırılırsa daha iyi olacaktır. Önerilere “evet” diyerek ayrılır.

         

        İstanbul’dan yeni yayınlanmış bir koli kitapla ve keyifle döner. Bir süre sonra yazıları yayınlanır, ardından da kitabı basılır. “Milliyetçi ve mukaddesatçı” çevrelerde hayli ilgi görür. İçi içine sığmayan yazar, önemsediği yeni sorun alanları üzerine, öncelikle bilim ve ideoloji, inanç ve kültür ilişkisi üzerine yoğunlaşır.

         

        Hakkı teslim etmek gerekir: Zaman içinde, Hareket dergisinin “kitaplı yazarı”na açılmadık dergi kalmaz; anılan çevrelerin hemen her dergisinde görünür, yeni eserler verir.

         

        1980’li yılların ilk yarısında, öncelikle ütopyasının totaliter mantığına eleştirel bir gözle bakmaya başlar, diğer eserlerinin kritiğine yönelir. Âdeta bir “iç hesaplaşma” yaşar. Bu hesaplaşmada yoğun Osmanlı ve Cumhuriyet okumalarının belirleyici etkisi olur. Ancak yaşadığı değişim sürecini okuyucularıyla uzun süre paylaşmaz; kendisini salt felsefe çalışmalarıyla sınırlar.

         

        Buna rağmen –tabii ısrar üzerine– bazı dergilere ve ansiklopedilere Hareket Dergisi ve N. Topçu üzerine tasviri nitelikli yazılar da yazar. Ancak söz konusu yazılar kendisini bir türlü tatmin etmez. Çünkü kendisine temel sorun alanı olarak ahlakı seçen bir muhalife, ahlak açısından da bakmak gerektiğini düşünür.

         

        “Ahlakçı Bir Düşünürün Ahlak Sorunu” başlıklı bir yazı kurgular; burada şu öncüllerden hareket edilebileceğini belirler:

         

  • Bağımsızlık savaşı sonrası Türk devrimi, başarmak istediği milli rönesansın yaratıcılarını yetiştirmek amacıyla, öncelikle doğa bilimleri ve insan bilimleri alanında Batı ülkelerine binlerce öğrenci gönderir. Gidenler, kendi alanlarının yöntemini öğrenecekler, var olan birikimi tanıyacaklar; dönüşte, canlılığını koruyan kültür kökleriyle bağlantı kurarak milli rönesansa katkıda bulunacaklardır.

         

  • Nurettin Topçu’da bu amaçla yurtdışına gönderilen öğrencilerden birisidir. Fransa’da felsefe öğrenimi görür. Hocası M. Blondel’in “Hareket Felsefesi”nin temsilcisi gibi döner. Bir süre İ.Ü. Felsefe bölümünde çalışır, liselerde felsefe öğretmenliği yapar, emekliliğine kadar bu görevi sürdürür.

         

  • Atatürk’ün vefatından bir süre sonra söz konusu dergiyi çıkarır. Devrimin zor koşullarda yetiştirdiği birisinden –doğal olarak– milli rönesans hareketine bir biçimde katılması beklenir. Oysa “ahlakçı düşünür”, tam tersine hareket eder; kendisini yetiştiren devrime en küçük bir minnet duymaz. Soğuk Savaş kutuplaşmasının Batı cephesinde konuşlanır. Gençliği antiemperyalist çevrelere kaptırmamak için naiv ve eklektik bir ütopya (İslam Sosyalizmi) söylemi geliştirir. Türk devriminin eğitimden bilime, sanattan ekonomiye hemen her alanda yarattığı birikimi görmezden gelir. Dahası, milli rönesans coşkusunun merkezi Ankara’yı “ruhsuz olmak”la (!) suçlayacak kadar ileri gider.

         

  • Onun bu ısrarlı çabasını, biraz da Birinci Meclis’teki Gazi Paşa karşıtı “aile büyüğü” H. Avni Ulaş’ın ardılı olma hevesinin belirtisi olarak görmek gerekir. Dikkat edilirse “aile büyüğü”nde de zerrece değerbilirlik duygusu olmadığı görülür.

         

  • “Ahlakçı düşünür”, öğretmenliğinin bir döneminde, her başı sıkıştığında Türk devrimine emek veren isimlerden birisine, Bakan H. Âli Yücel’e başvurur; korunur, kollanır.

         

  • Liseler için yazdığı Felsefe grubu ders kitapları Talim ve Terbiye Kurulunca kabul edilir. İnkılap Yayınevi’nce baskıları yapılır. Buna rağmen ders kitapları dışındaki eserlerinde – kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı – Türk devrimini yadsır.

         

                           Kuşkusuz, her devrim gibi Türk devriminin de kritiği yapılabilir. Örneğin Peyami Safa, Türk İnkılabına Bakışlar eseriyle nitelikli bir kritik sunar. “Ahlakçı düşünür” böyle yapmaz; tam tersine, demagojik nitelikli yazılarla Türk devrimini gözden düşürmeye çalışır.

         

        Türk devrimine karşıtlık, sanıldığı gibi bir “değer”se “ahlakçı düşünür” –Bergson’un ifadesiyle söyleyelim– bunu da o görkemli “hayat hamlesi”ne borçludur.

         

        Bu çıkarım, günümüzde, öncelikle “demokrasi” kavramını araçsallaştırarak Türk devrimini kemirmeye çalışan postmodern şarlatanlar, neoliberal madrabazlar ve etnisite fetişisti şebekler için de geçerlidir. Çünkü bu tipler de her şeylerini son tahlilde Türk devriminin yarattığı “imkânlar zemini”ne borçlu, “sözde yurttaşlar”dır.

         

        Söylemek bile fazla; ülkemizde, namuslu (gerçekçi) olan her yurttaş, kişisel sorunu ne olursa olsun, öncelikle, değerbilir olma sorumluluğuyla hareket eder, etmek durumundadır.

         

        Telegrafik bir biçimde sıralanan bu ön notlar, kuşkusuz, daha oylumlu ve analitik kritiklerin konusu olacak önemdedir.[*]

         

         


        

        Nurettin Topçu’nun Ders Kitabı Yazarlığı

        …

        Felsefe

        …

        İslam tasavvufunun oluşumuna değinir. Burada, Plotin’den gelen Allah’ın birliği kuramının Hint mistisizmiyle birleşerek İslam tasavvufunu yarattığını söyler (s,:28)

        …

        Ne ki başka bir yerde, empirist temele bağlı yaklaşımlar (sosyolojizm, pragmatizm vb.) çerçevesinde Bergson’u da eleştirir. O kadar ki, “hakikati kaybettiren içimizin karanlığına dalma(mistisizm) tehlikesi, sezgiyi hakikati tanıma vasıtası olmaktan uzaklaştırabilir.” der (s,80).

        Mantık

        …

        Determinizmin tanımını ve örneğini sunarak, sözü Boutroux’ya getirir; onun fizikten biyolojiye, ondan da sosyolojiye geçtikçe determinizmin azalarak yerini zorunsuzluğa bıraktığı” tezini öne çıkarır (s,59)

        …

        Bir deneysel bilim örneği olan biyolojide teorileri anlatır; fakat Darwin’in evrim kuramını eleştirisiz sunar (s.81).

        …

        Sosyoloji

        …

        Toplum ve birey ilişkisi konusunda Durkheim’ın sosyolojizmini “aşırı” bulur. Ne ki çoğu konuda onun yaklaşımlarını kullanır.

        L- Brühl’e uyarak, ilkel insanın düşünce tarzının medeni insanınkinden farklı olduğunu söyler. Sonra, hem ilkel toplum sorunun tartışmalı olduğunu belirtir hem de Durkheim’ın klan tezini anlatır (s,46).

        …

        Laiklik kavramını açıklar; burada ‘kişinin toplumsal ilişkilerinde laik, manevi hayatında dindar olabileceği’ni belirtir. Gerçek laiklik, ona göre, ‘devletle dini rakip kuvvetler olarak görmez, çünkü birisi maddi hayatı düzenler, diğeri ahlâki duyguları yükseltir’ (s, 91)

        …

        ------------------------------------

        Bkz.; Sadettin  Elibol, “Nurettin Topçu’nun Ders Kitabı Yazarlığı,” Hece özel sayısı, Ocak, 2006, s. 357-359.


         

        

        


        

        [*]              Yirminci Yüzyıl başlarının zor koşullarında yaşanan “hayat hamlesi”nden beslenen milli rönasans dinamiğinin formu olarak tanımlanabilecek Türk devrimi, bugün, ne yazık ki 1940’lı yıllarla başlayan Batı bağımlılığı süreciyle yaratılan ağır sorunların baskısı altındadır.

                        Söz konusu sürecin dış dinamiğine eklemlenmiş dünkü aktörlerin bugünkü ardılları da namuslu her yurttaşın vicdanını kanatan bir ahlaksızlık çukurundan “son savletleri”ni yapıyorlar

                        Emperyalizmin Truva atı durumundaki bu takım, görünür gelecekte, bulunduğu çukurda behemehal tasfiye olacaktır. Çünkü yeni ve güçlü bir “hayat hamlesi”yle karşılaşması mukadderdir.

                        “Cumhuriyetçi Demokrasi/Türkiye’nin Özgün Yolu” (Minima Yayınevi, Ankara 2007) adlı çalışma, bu yargı paragraflarını felsefeyle temellendirir; dolaylı da olsa yazıda vurgulanan “kopuş”un düşünsel arka planını verir; bu nedenle onu, yazarın kendi geçmişiyle hesaplaşmasının ürünü olarak da okumak gerekir. 

         

         


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele