Devlet Arşivimiz

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

Osmanlı Devleti Döneminde Yapılan Arşiv Çalışmaları

 

Osmanlı Devleti’nde arşiv fikrinin mevcut olduğu, yok edilmeyerek muhafaza edilmiş milyonlarca arşiv vesikasının mevcudiyeti ile sâbittir. Orta, Yakın-Doğu, Balkan ve Akdeniz ülkeleri içerisinde kudretli ve kuvvetli devlet olabilme vasfını uzun süre devam ettiren Osmanlı Devleti’nde arşiv fikri çok eskilere kadar uzanmaktadır. Bu bakımdan, bütün Orta ve Yakın-Doğu ülkeleri içerisinde, Osmanlı arşivleri, idarî kayıtların devlet eliyle tespit edilip düzenlendiği ve günümüze kadar muhafaza edildiği örnek kuruluşlardır.

 

Bugün arşivlerimizde Osmanlı dönemine âit çok çeşitli ve değerli arşiv malzemesi vardır. Bunlar arasında en önemlileri, fethedilen ülkelerin arazisini tescil, toprağın mülkiyet ve tasarruf sistemini ve vergi nisbetlerini göstermek için tutulan ve devlet topraklarının esas kaydı olduğundan tapu hükmünde bulunan, bu yüzden de bu şekilde adlandırılan ‘Tapu Tahrir Defterleri’ veya ‘Defter-i Hâkânîler’; Osmanlı pâdişahlarının ülkenin dört bir yanındaki idarecilere gönderdikleri ferman, berat ve benzeri yazışmaları ihtivâ eden ve Osmanlı idarî teşkilât yapısını ortaya koyması bakımından büyük değer taşıyan ‘Mühimme Defterleri’; Ru’us Dairesi tarafından görevlilere verilen nişan, rütbe, tâyin ve terfî kayıtlarını ihtivâ eden ‘Ru’us Defterleri’; ülkenin çeşitli bölgelerinde mahallî mahkemelerde kadılar tarafından verilmiş hükümleri gösteren ‘Şer’î Siciller’ ve vakıf şartlarını bildiren ‘Vakfiyeler’dir.

 

Osmanlı Devleti’nin resmî yazışmaları, merkez teşkilâtı dairelerinin arşiv malzemesi, bugün İstanbul’da Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda muhafaza edilmekte ve serbestçe yerli-yabancı araştırmacıların yararlanmasına sunulmaktadır.

 

Osmanlı Devleti’nin merkez teşkilâtı kuruluşlarından olan Divân-ı Hümâyun, Bâb-ı Defterî ve Bâb-ı Âsafî (Bâb-ı Âli)’ye ve bunların çeşitli daire ve kalemlerine âit sicil, defter ve vesikaları ihtivâ eden Başbakanlık Osmanlı Arşivi, sâhip bulunduğu arşiv malzemesinin hususiyeti sebebiyle, bu dönem için şüphesiz devlet arşivi vasfını taşımaktadır.

 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi dışında, bir saray arşivi hüviyeti taşıyan Topkapı Sarayı Arşivi, Osmanlı içtimaî bünyesinde hayır ve hasenat müessesesi olan vakıflara âit vakfiyelerin sicil ve vesikalarını ihtivâ eden Vakıflar Arşivi, şer’î mahkemelerde kadılar tarafından verilen hükümlerin, hüccet ve kararların ve yapılan işlemlerin kaydedilmiş olduğu Şer’i Siciller Arşivi ve tapu tahrir defterleri ile buna dâir muamelât evrâkının bulunduğu Tapu ve Kadastro Arşivi (Kuyûd-ı Kadime), arşiv malzemesi itibâriyle daha hususî bir mahiyette olup, arşiv olarak ayrı bir önem taşırlar.

 

Ayrıca, Türk târihinin Osmanlı dönemine âit arşiv malzemesinin, bâzı müze, kütüphane, müftülük ve diğer devlet daireleri ile, çeşitli ülkelerin arşivlerinde bulunduğunu da bilmekteyiz.

 

Türkiye’de modern anlamda ilk arşiv teşebbüsü, 1845’de Sadrâzam Mustafa Reşid Paşa’nın Osmanlı Devleti’nin merkez teşkilâtına âit Divân-ı Hümâyun[1], Bâb-ı Âsafî[2] ve Bâb-ı Defteri[3] kayıt ve vesikalarını bir araya toplattırarak, Hazine-i Evrak-ı kurdurması ile başlamıştır.

 

Osmanlı Devleti döneminde, arşive verilen önemden dolayı ‘Hazine-i Evrâk’ denmiştir. Bu arada ‘Mahzen-i Evrâk’ tâbiri de arşiv karşılığında kullanılmıştır. Yine bu dönemde, evrakı hıfz eden, koruyan karşılığında ‘Müstahfaz-ı Evrâk’ tâbiri kullanılmıştır.

 

Osmanlı Devleti’nde, devlet kayıtlarının iyi muhâfaza edilmesi konusunda zaman zaman tedbirlere başvurulduğu görülmektedir. Bunlardan önemli gördüğümüz bir-ikisini, arşive verilen önemi göstermesi bakımından bilgilerinize sunmak istiyoruz.

 

1785 târihinde, Divân-ı Hümâyun’daki yazışmaları idare eden Reisü’l-Küttâb’a hitaben çıkarılan bir emirde, devlete âit yazılı vesikaların, defterlerin, nâme ve andlaşmaların muhafaza olunmalarının önemli işlerden olduğu, bu iş için Sadrâzam Sarayı bahçesinde tâmir olunan kârgîr deponun tahsisinin uygun olacağı zikredilerek, vesika ve defterlerin kullanma maksatları, saklanma usûlleri ve muhafazasının kimler tarafından nasıl yapılacağı hususunda şöyle denilmektedir:

 

“Divân-ı Hümâyun kaleminde mevcut atik nâme-i hümâyun cüzleriyle artık mühimme ve erbâb-ı mesâlik defterleri ihtiyaç duyulduğunda, getirilip müracaat olunmak zarurî olduğundan, bu gibi eskiye âit defterlerin cümlesinin dâima sandıklarıyla mehterbaşınız vasıtasıyla adı geçen depoda saklanması, hâlihazırda elde bulanan nâme-i hümâyun, mektuplar, andlaşmalar ve diğer bütün mühimme ve iş sâhiplerine âit defterler ve sâir muamelât defterleri, yine mehterbaşınız tarafından ve onun nezâretinde her akşam zikredilen depoya konularak ve her sabah yine kendisi tarafından depodan alınarak sandıklarıyla kalemdeki memurlara teslim edilecektir. Bu usule devamlı surette riâyet olunacaktır. Vesika ve defterlerin saklandığı depoya, bu işle vazifeli memurlardan başkası sokulmayacaktır”.[4]

 

Arşivlerin muhafazası ve yok olmaktan kurtarılması ile ilgili bir başka teşebbüs, 1845 târihinde olmuş; devrin Mâliye Nâzırı Safvetî Paşa’nın imzasını taşıyan ve Sadrâzama hitâben kaleme alınan 3 Cemâziyelevvel 1261/12 Mart 1845 târihli tezkirede: “Enderûn-ı Hümâyun’da, içinde muteber evrak ve defterlerin saklandığı Hazine-i Behiye’de bulunan evrak ve defterlerin muayene ve tefrikinin”[5] yapıldığı ifâde olunmaktadır.

 

Osmanlı Devleti merkez teşkilâtı bünyesinde, arşiv konusunda alınan bu tedbirler, Mehmed Emin Rauf Paşa’nın sadâreti zamanına rastlar. Bu faaliyetlerin, kısa bir süre sonra, Mustafa Reşid Paşa’nın sadâreti döneminde hızlanacak olan arşiv çalışmalarına temel teşkil etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Fransa ve İngiltere gibi, Avrupa ülkelerinde elçilik görevlerinde bulunmuş ve arşivlere ne derece önem verildiğini görmüş olan Mustafa Reşid Paşa, 7 Şevval 1262/28 Eylül 1846 târihinde sadârete gelişiyle birlikte, devlet arşivi hüviyetinde, ‘Hazine-i Evrâk’ adı verilen bir teşkilâtın kurulmasına ve binasının inşasına karar vermiştir. Böylece, 1845’te, târihî evrâkın muhafazası için yürütülen çalışmaların maddî ve mânevî plânda destek kazandığı görülür.

 

Konu önce, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’de[6] ele alınarak, bu Meclis’in 11 Zilkade 1262/31 Ekim 1846 târihli mazbatası ile karara bağlanmıştır.

 

Bu mazbatada: “... devlete âit vesikaların nakil, hıfz ve aranıldığı zaman kolaylıkla bulunabilmeleri için Avrupa’daki benzerlerine uygun olarak Bâb-ı Âli dâhilinde geniş ve muntazam kârgîr bir binanın Hazine-i Evrâk namıyle inşasının münâsip görüldüğü... binanın inşasının, Dâr-ül-fünûn mîmârı Fossati’ye yaptırılmasının uygun görüldüğü... binanın iç tertibinin evrâk-ı dahiliye, evrâk-ı umur-ı divâniye ve hariciye olmak üzere ayrılması ve her cins evrâka ayrı odalar tahsis edilmesi... evrâkın çürüme ve yıpranmasını önlemek için mevsimine göre havalandırılması... ayrıca, Hazine-i Evrâk’ın başına münasip birinin Müstahfaz-ı Evrâk olarak tâyini ile, gerektiğinde müracaat olunmak üzere, târih, coğrafya kitapları ve lüzumlu haritaların bulunacağı hususî bir ihtisas kütüphanesinin kurulmasının icap ettiği...”[7] ifâde edilmiştir.

 

Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin bu kararı, Sadrâzam Mustafa Reşid Paşa’nın aynı mealdeki 17 Zilkâde 1262/6 Kasım 1846 târihli tezkiresi ile Pâdişah Abdülmecid’in tasvibine sunulmuş ve 19 Zilkâde 1262/8 Kasım 1846 târihli İrâde-i seniyye ile de resmiyet kazanmıştır.

 

Bu İrâde-i seniyye üzerine söz konusu binanın inşasına başlanmış, bu arada bina inşaatı devam ederken, Hazine-i Evrâk’ta çalışacak ekibin teşkili ve ön hazırlıkların plânlaması yapılmış, ehliyet ve liyâkatine güvenilen Sâdaret Mektupçusu Esseyyid Hasan Muhsin Efendi Hazine-i Evrâk’ın başına getirilmiş; teşkilât başlangıçta ‘Hazine-i Evrâk Müdiriyeti’ olarak adlandırılmışsa da, müdürlük unvanının Muhsin Efendi’nin daha önceki vazifesi olan Mektupçuluğa nazaran daha aşağı bir unvan olması ve arşiv hizmetinin devletin önemli işlerinden olduğu düşünülerek, müessesinin adı ‘Hazine-i Evrâk Nezâreti’ olarak değiştirilmiştir.[8]

 

Hazine-i Evrâk Nâzırı Muhsin Efendi ve mesai arkadaşlarının çalışmaları neticesi, önce 11 Rebiül-evvel 1263/27 Şubat 1847 târihli, Hazine-i Evrâk’a konulacak evrâkın tefriki hakkındaki esasları tespit eden bir geçici talimatnâme, Meclis-i Vâlâ’da hazırlanmıştır.[9]

 

Bu talimatnâme esaslarına göre, Sultan Ahmed Meydanı’ndaki Defterhâne ve Bâb-ı Âli civârındaki mahzenlerde birikmiş olan vesikaların ayırma işine başlanmış, ayrıca tasnif çalışmalarında tâkip edilecek usuller hakkında çalışmalar yapmak ve bu konularda îcap eden nizamnâmeleri hazırlamak üzere, Bâb-ı Âli kalem müdürlerinden müteşekkil bir ‘Meclis-i Muvakkat’ teşkil edilmiştir. Bu meclis, yaptığı çalışmalar neticesinde, arşivin devlet hayâtındaki önemi ile, tasnifte tâkip edilecek esasları, vesikaların cins ve vasıflarını, kalemlerin Hazine-i Evrâk’la olan irtibat ve münâsebetlerini gösteren beş maddelik bir nizamnâme hazırlanmıştır.

 

Daha sonraki târihlerde, sadrâzamlardan Ali Paşa, Ahmed Cevad Paşa, Küçük Said Paşa ve Hüseyin Hilmi Paşa, Hazine-i Evrâk ve arşiv çalışmaları ile yakından ilgilenmişlerdir. Sadrazam Ahmed Cevad Paşa, sadârette bulunduğu sırada merkez binayı inşa ettirmiştir.

 

Devlet hayatında arşivin önemi resmen tescil edilip, merkezde Hazine-i Evrâk tesis edildikten sonra, bâzı bölge ve vilâyet arşivlerinin kurulması ile ilgili teşebbüslere geçildiği görülmektedir. 1847’de Manastır’da, 1868’de Tuna vilâyeti merkezi Rusçuk’ta ve Ankara’da birer arşiv kurulması ve bina inşası ile ilgili faaliyetler bunlar arasında zikredilebilir.

 

İkinci Meşrutiyet döneminde, târihçi Abdurrahman Şeref Bey’in Vak’anüvisliğe[10] tâyin edilmesinden ve Târih-i Osmanî Encümeni’nin kurulmasından sonra, arşivlerimizin düzenlenmesi konusunda büyük gayretler sarfedilmiş, Encümen’in neşir organı olan Târih-i Osmanî Encümeni Mecmûası’nda (TOEM) çok değerli etüdler yayımlanmış, ancak araya giren harpler bu konuda köklü tedbirler almaya imkân vermemiştir.

 

Bu faaliyetlerin yanı sıra, çeşitli nezâretler, Hazine-i Evrâk’ı kendilerine örnek alıp, bünyelerinde nezâret arşivleri kurmuşlardır. Bunlara örnek olarak, II. Abdülhamid devrinde inşa edilen “Mâliye Nezâreti Hazine-i Evrâkı” ve Meşihat’e bağlı “Şer’iyye Sicilleri Arşivi” gösterilebilir.

 

Bu dönem arşiv faaliyetlerinden söz ederken, II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’nda tesis ettiği “Yıldız Arşivi”nden de bahsetmek gerekecektir. II. Abdülhamid tahta çıktığı 1876 târihinden hal’ edildiği 1909 senesine kadar, başta sadâret olmak üzere, çeşitli devlet dairelerinden saraya arz edilen resmî evrâkın suretleri ile saraya sunulan rapor ve arzuhallerin asıllarından meydana gelen bir arşiv kurulmasını sağlamıştır.

 

Osmanlı Devleti’nden intikal eden zengin târihî mîrâsla, kemiyet bakımından olduğu kadar, keyfiyet bakımından da, bugün dünyânın en zengin arşivlerine sâhip sayılı ülkelerinden birisi durumundayız.

 

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal etmiş zengin arşiv malzemesi, yalnız Türkiye’nin değil, bugün müstakil devlet kurmuş çeşitli milletlerin millî ve ortak târihlerinin tespitinde ve yazılmasında başvurulacak otantik değerdeki tek kaynaktırlar.

 

Osmanlı arşivlerinin en büyük hususiyeti, Türkiye’nin olduğu kadar bugün müstakil devlet kurmuş Orta ve Yakın Doğu, Balkan, Akdeniz, Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinin kültür, iktisat ve siyasî târihlerinin gün ışığına çıkarılmasında, hukukî mesned olması bakımından sâhip olduğu müstesnâ değeridir. Günümüzde, bu ülkelere mensup araştırmacılar, kendi millî arşivlerini kurmak, toplum ilimleri açısından var oluşları ile ilgili meseleleri incelemek, tespit ve değerlendirmeler için, başta Başbakanlık Devlet Arşivleri olmak üzere, Osmanlı arşivlerinde araştırmalar yapmak mecburiyetini duymaktadırlar.

 

 

 

Cumhuriyet Döneminde Yapılan Arşiv Çalışmaları

 

 

Cumhuriyet’in ilânını müteakip, Sadâret’ten devralınan arşiv konusu, bir merkezî hükûmet hizmeti olarak bugüne kadar Başbakanlık tarafından yürütülmüştür.

 

Hazine-i Evrâk, Cumhuriyet Hükûmeti döneminde, sadâret evrâkının muhafazası için Başvekâlet Kalem-i Mahsus Müdürlüğü’ne bağlı “Mahzen-i Evrâk Mümeyyizliği” adı ile yeniden teşkilâtlandırılmıştır.

 

Söz konusu daire, 1927 yılında Hazine-i Evrâk Müdür Muavinliği kadrosu ile Başvekâlet Müsteşarlığı’na bağlanmıştır.

 

Bu dairenin, 1929 yılında Başvekâlet teşkilâtı içerisinde, Baş Muamelât Müdürlüğü’ne; Cumhuriyet’in Onuncu Yıldönümünde, 20 Mayıs 1933 târih ve 2187 sayılı Kanunla, Başvekâlet teşkilâtında Evrâk ve Hazine-i Evrâk Müdürlüğü kadrosuna bağlandığını görüyoruz.

 

Daha sonra, 19 Nisan 1937 târih ve 3154 sayılı Kanunla Başvekâlet teşkilâtı içerisinde Müsteşara bağlı, müstakil bir Arşiv Dairesi hâline getirilmiştir.

 

29 Haziran 1943 târih ve 4443 sayılı Kanunla, Müsteşarlığa bağlı Başvekâlet Arşiv Umum Müdürlüğü statüsüne kavuşturulmuştur. Bilâhare, 9 Mart 1954 târih ve 6330 sayılı Başvekâlet Teşkilâtı hakkında kanun içerisinde yer almış; 27 Şubat 1982 târih ve 8/4334 karar sayılı “Bakanlıkların Yeniden Düzenlenmesi ve Çalışma Esasları’nın Yürürlüğe Konulması Hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı” ile de Başbakanlık teşkilâtı içerisinde Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı adını almıştır.

 

Bu arada, Cumhuriyet dönemi arşiv malzemesi ile zamanla arşiv malzemesi hâline gelecek olan arşivlik malzemenin Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü çatısı altında kontrol altına alınması, bunların arşivcilik metod ve tekniklerine uygun olarak korunması, düzenlenmesi ve ilmî bir şekilde tasnif edilip istifadeye sunulmasıyla ilgili arşiv hizmetlerinin müstakilen ve merkezî bir şekilde yürütülmesi düşüncesiyle, 1976 yılı Ekim ayında Başbakanlık Merkez Teşkilâtı içerisinde, o târihlerinde Başbakanlık Müsteşarı olan Ekrem Ceyhun’un direktifleri çerçevesinde, bu satırların yazarının kurucu başkanlığında, Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı kurulmuştur.

 

Bu suretle, Millî Mücâdele, onu tâkip eden dönem ve Cumhuriyet’in ilânından sonra bugüne kadar teşekkül eden, bu devrin bütün târihini, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu, ilerleyiş yolunda geçirdiği çeşitli safhaları ve elde edilen neticeleri gösteren târihî, idarî, siyasî, hukukî, iktisâdî, ilmî, teknik, kültür ve çeşitli konulardaki malzeme topluluğundan meydana gelen devlet evrâkının gelecekte ne olacağı, nasıl muhafaza edileceği ve korunacağı, nasıl değerlendirileceği, bir kelime ile kaderinin ne olacağı konusu üzerinde duyulan endişeler de giderilmiştir.

 

Son olarak, 10 Ekim 1984 târih ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilât Kanunu çerçevesinde Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

 

 

 

Başbakanlık Teşkilât Kanunu Çerçevesinde,
Devlet Arşiv Hizmetlerinin Geliştirilmesi Konusunda Yapılan Çalışmalar

 

 

3056 sayılı Kanunla, Başbakanlığın teşkilât ve görevlerine âit esaslar düzenlenmiş ve Başbakanlığın görevleri sayılırken, arşiv konusu ile ilgili olarak Kanun’da şu hükümlere yer verilmiştir:

 

“g) Türk Devlet ve Millet hayatını ilgilendiren târihî, hukukî, idarî, ekonomik, ilmî doküman ve belgeleri toplamak, değerlendirmek ve düzenlemek, film, mikrofilm gibi ileri teknikleri uygulayarak arşiv malzemesini tek nüsha olmaktan kurtarmak, bunların tahribini önleyecek arşiv lâboratuvarı kurmak, milletlerarası arşivcilik ile ilgili hareketleri tâkip etmek, önemli arşiv malzemesini yurt ve dünya bilim çevrelerine sunmak”.

 

Millî arşivlerimizin korunması ve değerlendirilmesi ile ilgili her türlü görev, 3056 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin yukarıda yer alan (g) fıkrası ile Başbakanlığa ve 11’inci maddesi ile de Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne verilmiş olup, bununla millî arşivlerimiz konusunda bir reform hareketinin alt yapısı kurulmuştur.

 

Bu Kanun’a dayanılarak:

 

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü teşkilâtı, modern arşivcilik hizmetlerine uygun olarak yeniden düzenlenmiş, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı İstanbul’da; Cumhuriyet Arşivi ve Dokümantasyon Daire Başkanlıkları ise Ankara’da teşkilâtlandırılmıştır. İdarî, hukukî ve teknik arşiv plânlaması ve uygulamaya konulması, bu satırların yazarının öncülüğünde gerçekleştirilmiştir.

 

 

 

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün Görevleri

 

 

3056 sayılı “Başbakanlık Teşkilât Kanunu” çerçevesinde kurulmuş olan Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün, kanunda sayılan görevleri şunlardır:

 

“a) Millî arşiv politikasının esaslarını belirlemek, bu esasların uygulanmasını takip etmek ve denetlemek,

 

b) Devlet ve millet hayatını ilgilendiren her türlü bilgi ve belgeleri toplamak, değerlendirmek ve saklamak,

 

c) Çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile özel şahısların elinde bulunan arşiv malzemesini tespit etmek, toplamak, gerektiğinde satın almak, bunların tâmir ve restorasyonunu yapmak, tasnif ve tercüme etmek, uygun görülenleri yayımlamak,

 

d) Yurtiçi ve yurtdışı arşivcilik ve bununla ilgili bilimsel gelişmeleri takip etmek, bu alandaki eserleri tercüme etmek, yayımlamak, önemli ve değerli arşiv malzemesini yurt ve dünya bilim çevrelerine sunmak,

 

e) Târihî, kültürel ve estetik değeri olan arşiv malzemesinden koleksiyonlar yapmak, gerektiğinde arşiv müzesi kurmak ve sergiler açmak,

 

f) Arşiv malzemesinin tahribini önleyecek tedbirleri almak, arşiv lâboratuvarı kurmak,

 

g) Arşiv malzemesinin kopyalarını çıkararak devamlılığını sağlamak ve bunları küçük hacimlere döndürmek için, film, mikrofilm, fotokopi ve gerektiğinde diğer ileri teknikleri uygulamak,

 

h) Devlet arşivlerinden yararlanma esaslarını belirlemek, arşivlerdeki araştırma taleplerini değerlendirmek ve gerektiğinde izin vermek,

 

i)              Her türlü bilgi ve arşiv malzemesini derlemek, ayıklamak ve her an kullanılır hâle gelecek şekilde tasnif ederek muhafaza etmek,

 

j) Kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinde ayıklama, saklama ve imha işlemlerini denetlemek”.

 

Söz konusu kanun, özetle ifâde edilirse, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne, millî arşiv politikasının esaslarını belirlemek, bu esasların uygulanmasını tâkip etmek ve denetlemek görevini vermiştir.

 

3056 sayılı Kanun, idarî, hukukî ve teknik arşiv uygulamalarına imkân verecek yeni mevzuat düzenlemelerinin yapılmasına ışık tutmuş, zemin hazırlamıştır. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce, devlet arşiv hizmetleri konusunda yapılan çeşitli hukukî düzenlemeler, arşiv meselelerine temelden çözüm getirecek hüviyette olmamıştır.

 

Mevzuat yetersizliği, teşkilâtlanma konusundaki aksaklıklar, arşiv hizmetleri için yeterli mâlî kaynak ve imkânların ayrılamayışı gibi sebeplerle, devlet arşiv hizmetleri yakın bir zamana kadar ileri bir seviyeye çıkarılamamıştır.

 

Bu Kanun çerçevesinde:

 

- Başbakanlıkça, 4 Nisan 1988 târihli Resmî Gazete’de yayımlanan 316 sayılı “Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrâk ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” hazırlanmıştır. Bu kararname ile kurum ve kuruluşların arşivlerinde, arşiv malzemesi ve arşivlik malzeme hüviyeti taşımayan, muhafazasına lüzum görülmeyen, yok edilecek evrak ve her türlü malzemenin ayıklama ve imha işlemlerine dâir usul ve esaslar belirlenmiş; ayrıca, arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin târifleri yeniden yapılmıştır. Söz konusu kararname, 28 Eylül 1988 târihinde kanunlaşmıştır.

 

- Bir başka hukukî ve teknik düzenleme de, Başbakanlıkça hazırlanarak, 16 Mayıs 1988 târihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik”tir. Bu düzenleme ile de, kamu kurum ve kuruluşları ile şahıslar elinde bulunan arşiv malzemesinin ve ileride arşiv malzemesi hâline gelecek arşivlik malzemenin tespiti, bunların kayba uğramamalarının sağlanması, gerekli şartlar altında korunmaları, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün bu konulardaki görev ve yetkileri, kurum ve kuruluşlarla olan münâsebetleri, kurum ve kuruluşların yüklenecekleri sorumluluklar, arşiv malzemesinin devletin, gerçek ve tüzel kişilerin ve ilmin hizmetinde değerlendirilmesi, bunların yanı sıra muhafazasına lüzum görülmeyen malzemenin ayıklanmasına ve imhasına dâir usul ve esaslar hükme bağlanmıştır. Böylece, millî arşivlerimizin geleceği emniyet altına alınırken, arşiv hizmetlerimiz modern arşivciliğin ilmî disiplinine bağlanmıştır.

 

- Başbakanlıkça getirilen bir diğer yeni düzenleme de, “Devlet Arşivleri’nde İlmî Araştırma ve İnceleme Yapmak, Örnek Almak İsteyen Yerli ve Yabancı Hakikî ve Hükmî Şahısların Tâbi Olacakları Esaslar”dır.

 

- 3056 sayılı Kanun’un sözleşmeli personel istihdamını düzenleyen 35’inci maddesiyle; “Devlet Arşivleri Genel Müdürüğü’nde özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda, kadro aranmaksızın ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, yerli ve yabancı elemanlar sözleşmeli olarak çalıştırılabilir” imkânı getirilmiştir.

 

- Başbakanlık Teşkilât Kanunu ile arşiv uzmanlığı müstakil bir kariyer olarak kabul edilmiştir.

 

- 3230 Sayılı Kanun’la teşkil edilen Tanıtma Fonu’ndan, Devlet Arşivleri için de tahsisat ayrılarak, millî arşivlerimize, bütçe imkânlarına ek bir finansman kaynağı temin edilmiştir.

 

- Osmanlı Arşivi’nde yeterli sayıda ve vasıfta arşiv uzmanı istihdamına gidilmiş, böylece tasnif çalışmalarının hızlandırılması sağlanmıştır.

 

- İstanbul’da Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nın kullanımında bulunan 7 adet arşiv deposunun gerekli onarımı yapılmıştır.

 

- Ankara’da, Cumhuriyet dönemine ait arşiv malzemesini merkezî bir şekilde toplayıp, muhafaza edecek, devletin, ilmin, gerçek ve tüzel kişilerin istifâdesine modern teknolojinin imkânları ile sunacak olan, 1974 yılında inşasına başlanan Devlet Arşiv Sitesi, 29 Ekim 1988 târihinde dönemin Başkanı Turgut Özal tarafından hizmete sokulmuştur.

 

Cumhuriyet Arşivi’nin kuruluşuna bizzat öncülük eden bu satırların yazarı, yukarıda ifâde edilen devlet arşiv hizmetlerinin her kademesinde de görev almıştır.

 

Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde, devlet arşiv hizmetlerinin yeniden düzenlenmesi konusunda Hasan Celâl Güzel’in de büyük desteği olmuştur. Türk arşivciliği adına, burada kendisine samimî teşekkürlerimizi ifâde etmek isteriz.

 

 

Sonuç

 

İfade edilen bütün bu çalışmaların sonucu olarak söylenebilir ki, yürütülen millî arşiv politikasına uygun olarak, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin, târihî hakikatlerin ilmin ışığında açıklanması için birinci el kaynak olarak kullanılması ve daha rasyonel bir şekilde hizmet vermesi; Cumhuriyet dönemi arşivlerinin ise merkezî bir şekilde kontrol altına alınması yolunda sürdürülen reform çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

 

Devlet arşiv hizmetlerinin millî seviyede ve köklü bir şekilde ele alınarak, gerekli mevzuat düzenlemeleriyle bir devlet politikası hâline getirilmesi, Türk devlet ve millet, kültür ve ilim ve tabiî ki Türk arşivciliği adına memnuniyet ve gurur verici kalıcı hizmetlerdir. Yerine getirilmesine katıldığımız ve öncülük ettiğimiz bütün bu hizmetler, bizim için bu milleti, bu vatanı sevmenin bir ifâdesidir!..

 

 


        


        

[1]  Vezir-i âzam’ın başkanlığı altında toplanarak, devlet işlerine bakan meclisin adıdır. Divân da denilir. Bugünkü Bakanlar Kurulu karşılığıdır.


        

[2]  Bugünkü Başbakanlık karşılığıdır. XVIII. yüzyılın sonlarına kadar, Vezir Kapısı, Mirî Saray, Paşa Sarayı, Bâb-ı Âsafî, Sadrâzam Kapısı şeklinde anılmıştır. Birinci Abdülhamid’den itibâren de Bâb-ı Âli denmiştir.


        

[3]  Defterdarlık Dairesi yerine kullanılmış bir tâbirdir. Defterdar Kapısı da denilir. Bugünkü Maliye teşkilâtı karşılığdır.


        

[4]  Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defterleri Serisi, No: 183, 4. s., Hüküm 11.


        

[5]  BOA, İrâde Tasnifi, Dahiliye, No: 5152.


        

[6]  1837’de kurulmuş, 1867’de Şûra-yı Devlet’in (Danıştay) kurulması ile kaldırılmıştır.


        

[7]  BOA, Mesail-i Mühimme Tasnifi, No: 658.


        

[8]  BOA, İrâde Tasnifi, Dahiliye, No: 7066.


        

[9]  BOA, İrâde Tasnifi, Meclis-i Vâlâ, No: 1869.


        

[10] Târihî hâdiselerin tespit ve kaydı için ihdas olunan devlet memurluğu.

Kaynakça :

BİNARK İsmet, Arşiv ve Arşivcilik Bilgileri, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1980, s.XXIV+245.

-----“Arşivlerimizin Değeri ve Son Va’anüvis Abdurrahman Şeref Bey’in ‘Evrâk-ı Atîka ve Vesâik-i Târihiyemiz Adlı Yazısı”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXIX (1), 1980, s.23-38.

-----“Arşivcilik Eğitimi, Çeşitli Ülkelerde Arşivci Yetiştirilmesi Konusunda Yapılmış Çalışmalar ve Ülkemizdeki Durum”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXIX (3), 1980, s.150-172.

-----“Arşiv Târihimize Ait Kaynaklar: Musa Kâzım: Vesâik-i Târihiyemiz”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXIX (4), 1980, s.254-259.

-----“Bizde Devlet Arşivi Konusu, Kısa Târihçesi ve Günümüzdeki Gelişmeler”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXX (2), 1981, s.57-66.

-----“Arşivlerle İlgili Mevzuat, Çalışmalar ve Öneriler”, Osmanlı Arşivleri ve Osmanlı Araştırmaları Sempozyumu (Mayıs 1985, İstanbul), Türk-Arap İlişkileri İncelemeleri Vakfı Yayınları, İstanbul, 1985, s.215-248.

-----“Arşivlerimizin Önemi ve Değeri ve Osmanlı Devleti Döneminde Arşivlerimizin Islahı ile İlgili Olarak Yapılmış Çalışmalar”, Beşinci Milletlerarası Türkoloji Kongresi (23-28 Eylül 1985, İstanbul), İstanbul, 1986, s.155-162.

-------(Necati Aktaş ile müştereken): Ottoman Archives. <Başbakanlık Arşivi>. Translated into Arabic by Salih Sadawi Salih. Publisher: IRCICA (Research Centre for Islamic History, Art and Culture in Istanbul and University of Jordan). Amman, 1406 H/1986, s.561.

-----Cumhuriyet Döneminde Arşiv Hizmetlerinin Geliştirilmesi Konusunda Yapılan Çalışmalar ve Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1991, s.46.

-----Türk Arşivlerinin Kısa Tarihçesi ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün Faaliyetleri, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayını Ankara, 1994, s.IX+126.

        -----“Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin Türk Dünyası Târihi Bakımından Önemi”, Yeni Türkiye, (3) 5-6, 1997, s.264-294.

-----“Cumhuriyetimizin 75. Yılında Cumhuriyet Arşivi”, Yeni Türkiye <Cumhuriyet Özel Sayısı>,
23-24, 1998, s.454-472.


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele