Ayrılıkçı Hareketler Öncesinde Osmanlı’da Rum Aydınlarından Portreler

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

        Osmanlı İmparatorluğu XVII. yüzyıl sonuna kadar, yaşadığı ekonomik sıkıntı, askeri ve siyasi yenilgilerin önüne geçmek için kanun-i kadime dönmeyi çözüm yolu olarak görürken, XVIII. yüzyılda artık bunun yeterli olmadığını anlayıp, Avrupa’yı ve oradaki yenilikleri incelemenin gerekliliğine inanmıştı. Osmanlı siyasetindeki bu değişim sadece yönetim nezdinde değil, Avrupa ile gelişen ilişkilerin de etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gayrimüslim tebaada da görüldü. Özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Batı ile önemli ticarî ilişki kuran Bulgarlar, Sırplar ve Rumlar, bu ilişki sayesinde Avrupa’da ortaya çıkan yeni felsefi akımlardan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmaya başlamışlardır. Çalışmanın konusunu oluşturan Rumlar da bu dönemde Avrupa bilimi ve felsefesi ile yoğun bir şekilde ilgilenmişler, Avrupa’da eğitim aldıktan sonra geri dönüp, Osmanlı topraklarında açtıkları okullarda edindikleri bilgileri ve fikirleri yeni nesle aktarmışlardır[1].

         

        XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren, Rum toplumunun Osmanlı İmparatorluğu içinde sahip olduğu ekonomik refah, sosyal değişimlerle birlikte eğitim sisteminde de bir dizi değişikliğe yol açmıştır. XVII. yüzyılda ve XVIII. yüzyılın başlarında bütün okullar din temelliyken, daha sonraki dönemde tüccarların sosyal ve politik programlarına da hitap eden ve Osmanlı Devleti’nin yönetiminde görev alan Rumlara yönelik okullara da ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bilimlerin sistematik girişi, insanlığın dünyaya ilişkin bilgileri kendi araçlarıyla da elde edebileceği inancının yenilenmesiyle güçlenmiş ve bütün bunlar Tuna bölgesindeki iddialı tüccarların beklentilerinden ve Feneryotların politik hırslarından destek bulmuştur[2].

         

        Bu bağlamda, öğretmenlerin rolü yavaş yavaş yeniden tanımlanmıştır. İşi dini bir misyon olan rahip-öğretmen imajı, yerini yeni bir tip bilim adamına bırakmıştır; bu öğretmenlerin de çoğu rahiptir ancak eğitim programları daha laik ve öğretmenlik daha profesyonel bir hal almaktadır. Ortodoks Kilisesi’ne, pederlerinin yaptıkları işlere, Antik Yunan edebiyatına ve Aristo’nun skolastik düşüncesine abartılı bir şekilde yer veren müfredatın yerini, okulları kuran ve besleyen toplumla görüşülerek belirlenen bir eğitim programı almıştır. Öğretmek, Rum toplumunun sosyal, politik ve ideolojik önceliklerine hizmet etmeye başlamıştı. Bu değişiklikler bilim adamlarının, Patrikhane karşısındaki otonomisini güçlendirmiş ve bağımsız bilim adamı rollerini pekiştirmiştir[3].

         

        Yunan tarihçiler tarafından “Yeni Helenik Aydınlanma” olarak adlandırılan bu dönemin en önde gelen ismi bir Feneryot olan Aleksandır Mavrocordatos(1636-1709)’dur. Bab-ı Ali’de Dragoman olan Mavrocordatos, aynı zamanda felsefe ile ilgilenen bir yazardır. Zamanının bir kısmını Fener Patrikhanesi akademisinde ders vermeye ayıran Aleksandır Mavrocordatos[4] gibi oğlu Nikolaos Mavrocordatos (1670-1730)’yu da burada zikretmek gerekir. Latince, Fransızca ve İtalyanca’yı çok iyi bilen, ilaveten diplomasi ve idarecilik konularında da uzman olan Nikolaos Mavrocordatos da babası Aleksandır Mavrocordatos gibi etkileyici bir kütüphane oluşturmuştu. İçinde Le Clerc dergisinin sayılarının, Locke, Newton, Richard Simon’un çalışmalarının ve Barbeyrac’ın Pufendorf üzerine ikinci çalışmasının da yer aldığı bu kütüphanenin ünü Leipzig ve Hamburg’daki bilim adamlarının kulağına kadar gitmişti[5].

         

        Ateizmi delilikle bir tutan ve ölümsüzlüğü kınayan Mavrocordatos, hurafeleri de kınamış ve felsefeye büyük bir önem atfetmiştir. Çeşitli yazılar da yazmıştır. Bunların arasında Fransızca’ya Les Loisirs de Philothée olarak tercüme edilen, felsefi bir roman olan Philotheou Parerga, 1717 ile 1720 arasında kaleme alınmış, bir kopyası 1721’de Le Clerc’e gönderilmişti. 1722’de Leipzig’de yayımlanan Latince versiyonunun Almanca çevirisi için yayıncıya gönderdiği mektupta da belirttiği üzere, bu çalışma, davranış reformu başlatmayı ve modern Yunanlılarda erdem tohumları atmayı hedeflemekteydi. Yunan aydınlanmasının kendine özgü özelliklerinden bazıları, daha burada açıkça belliydi. Mavrocordatos, gençliğinde benimsediği Aristoculuğu tamamen bırakmadan modern düşünceye bağlılığını açıkladı. Ancak onun “modern” düşünceden anladığı, Locke’un ampirizmi ile hayranı olduğu Bacon’un fikirleriydi. Ortodoks dininin ve geleneğinin savunucusu olan, sosyal ve politik konularda son derece muhafazakâr olan Mavrocordatos demokrasiyi, bireysel özgürlüğü ve cumhuriyet oligarşisini tamamen ve tutkulu bir biçimde reddetmiştir. Ancak aynı zamanda düşüncedeki büyük değişimlerin Rusya’da olduğu gibi Batı’da da gelişmekte olduğunun farkındaydı ve bunların hiçbir şekilde görmezden gelinemeyeceğine inanıyordu. Yunan kültürünün yüceliği ve devamlılığını gururla taşıyan Mavrocordatos ifadelerinde, Rönesans İtalya’sının, İstanbul’un Osmanlı yönetimine geçmesinden sonra İtalya’ya sığınan Yunanlı bilim adamlarına çok şey borçlu olduğunu vurgulamıştı[6].

         

        Rumların kültürel gelişmesinde dikkat çeken isimlerden biri de Kefalonya Adasından Vikentios Damados (1700 – 1752) adında bir bilim adamı idi. Kitapların gündelik dille hazırlanmasını öneren ilk kişilerden biri olan Damados, sosyal gelişmenin sadece kültürel yeniden yapılanma ile mümkün olduğunu iddia etmiştir. Venedik’te, Descartes felsefesinin eğitimini aldıktan sonra, öğretmenlik kariyerine başlamıştır. Her ne kadar gündelik dili ilk kullanan olmasa da, bunu felsefi konularda yazmak için kullanan ilk kişidir. Yunan bilim adamlarının, günlük konuşma diliyle metinler yazarak uluslarının iyileşmesine katkıda bulunabileceğine inanmaktaydı. Phisiologiayı (1739) halk dilinde yazmaya karar vermesinin nedeni daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamaktı. Damados, kendi çalışmaları ve yaptığı seyahatler sayesinde Avrupalıların Latinceyi kendi ulusal dilleri için bıraktığını tespit etti. Yunanlıları da, kamu yararı için aynı şeyi yapmaya çağırdı.

         

        Damados dili akademik ve kamuyu ilgilendiren bir nesne haline getirdi ve pedagojik misyonun bir parçası yaptı. O ve diğer filozoflar, kendileri ile köylüler arasında kültürel bir fark görmedikleri için, ortak bir paylaşım zemini aradılar. En azından bu akademisyenler, her ne kadar milliyetçi terimlerle ifade etmeseler de, dil ile bir araya gelen bir “ulus”un ayırdına varmaya başladılar. Yunanlıların çıkarlarının imparatorlukla değil, Batı ile ortak olduğunu tespit eden Damados, bir model olarak Avrupa’yı önerdi. Bu yüzden, eğer Avrupalılar klasik dillerini, gündelik dilleri için bıraktıysa, bu konuda Yunanlıların da onları izlemesi lazımdı[7].

         

        İtalya’da öğrenim gören ve Yunanistan’a dönmeden önce bir süre Venedik’te yaşayan Methodios Anthrakites (1660–1749) ise Descartes ve Malebranche’den etkilenmiş ve propagandasını yaparak kilisenin tepkisini çekmiştir[8]. İoannina, Siatista ve Kastoria’daki okullarda matematik ve felsefe dersi vermiştir.

         

        Ancak ruhban sınıfı içinden bazıları Anthrakites’i beğendiği felsefe ve filozoflara ilişkin abartılı iddialarda bulunmaya çok eğilimli görmüş ve onu geleneksel dinsellik ve Yunan Kilisesi tarafından beslenen Aristoculuk doktrini için bir tehdit olarak algılamıştır. 1723’de Fener Rum Patrikhanesi tarafından resmen Ortodoks doktrinine karşı olmakla kınanıp, rahiplikten çıkartılmış ve ders vermesi yasaklanmıştır[9]. Bu ağır cezaya itiraz etmek için temyize gittiğinde, önce Kudüs Patriği olan Chrysanthos’un desteğini kazanmışsa da Patrik, Anthrakites’in notlarını okuduktan sonra fikrini değiştirmiştir. Her ne kadar sürekli olarak Ortodoks olduğunu ve bütün entelektüel konularda dinin üstünlüğünü belirtse de, Anthrakites’in “Aristoculuktan farklı” bir felsefe üretmesine yönelik kınama teyit edilmiş ve fikirlerinden vazgeçmek zorunda bırakılmıştır. Kitapları bir kilisenin avlusunda yakılmış ve kendisine Kartezyenliğin[10] şeytandan ilham aldığını kabul eden bir bildiri imzalatılmıştır. Belirli bir süre açığa alınan Anthrakites, çocuklara sadece Aristocu felsefe öğreteceğine dair söz verdikten sonra öğretmenliğe dönmesine izin verilmiştir(1725)[11].

         

        Rum aydınlanmasını etkileyen bir diğer isim Yanya’daki Akademide yirmi beş yıl boyunca eğitim veren Athanasios Psalidas (1767–1829)’dır.  Dil konusunda Damados ile benzer fikri savunan Psalidas da, gündelik dili teşvik etmiş ve “ulusal yoldaşlarından” Avrupa’nın uygar ve aydınlanmış uluslarını taklit etmelerini istemiştir. Yunan ulusunun cehalet ve karanlıkta bırakıldığını, en ufak bir bilgelik işareti gördüğünde hayrete düştüğünü belirterek, bu değişimin ise entelektüellerin görevi olduğunu savunmuştur. “Muhteşem Yunanlıların talihsiz torunları ne zamana kadar Osmanlıların egemenliği altında kalacak ve diğer ulusların karşısında gülünç düşmeye katlanacak?” diye sormuştur. Moskova ve Viyana’da eğitim gören Psalidas uzaklardayken Yunan milletinin sadece yabancıların egemenliği altında olduğunu değil, aynı zamanda cehalet içinde kaldığını görmüştü. Ona göre, bu durumdan kurtulmak için Yunanlıların yüzlerini Avrupa’nın ilerlemesine çevirmekten ve Avrupa öğretilerini okullar aracılığıyla Yunanlılara aktarmaktan başka bir seçenek yoktu. Onun bu iddiaları, zaman içinde, entelektüellerin standart söylemi haline gelecekti[12].

         

        Erken dönem Yunan aydınlanmasının bundan sonraki önemli bir ismi olan Eugenios Voulgaris (1716-1806) bazı yazarlar tarafından eski çağ ile yeni çağ arasında köprü vazifesi gören bir şahsiyet olarak nitelendirilmiştir[13]. “Büyük Pedro’nun Saltanatının Tarihi” adlı eseri 1736’da Venedik’de, İtalyanca olarak yayımlanan Rahip Antonios Katephoros’dan eğitim almış ve hocasının da etkisiyle Rusya’ya yönelik güçlü bir eğilimi oluşmuştur. Amsterdam’ı bilen, Yunan bilimi kadar Batı bilimine da aşina bir bilim adamı olan Katephoros, Venedik’teki Yunan yüksek okulunda da ders vermiş; daha sonra Zante’de, modern felsefe ve matematik eğitimi verilen, Bacon, Locke, Newton ve Clarke’ın etkisi altında entelektüel bir atmosfere sahip kendi adıyla anılan ünlü okulunu kurmuştu[14].

         

        Voulgaris, Katephoros’la yaptığı İtalyan yüksek öğrenimi sırasında Kartezyenizm ve İngiliz “deneysel felsefesi”ni öğrenirken, Leibniz ile diğer Alman entelektüellerinin Rusya’daki gelişmeleri ne kadar etkilediklerini fark etmiştir. Avrupa’daki entelektüel ortamın göz önüne serildiği bir İtalyan çalışması olan Genovesi’nin Elementa Metaphysicae (1743), Voulgaris’in öğretmenliğini çok etkilemiş, Yanya, Kozani ve Atos Dağı’nda verdiği derslerde, bilgileri formüle etmek için büyük ölçüde bu kitaptan faydalanmıştır[15]. Genovesi’nin eseriyle Locke‘ın felsefeye dair fikirleri ile tanışması, Voulgaris’in entelektüel kariyeri olumlu yönde etkiledi[16].

         

        Voulgaris 1742’den sonra birkaç yıl, Epir, Yanya’daki Maroutsian okulunun başına geçti. Yanya, Venedik’le yakın ticari ve kültürel bağları olan, gerek kültürel olarak, gerekse eğitim açısından XVIII. yüzyılda önemli bir şehirdi. Kendisini her zaman bilinçli bir modernleşme yanlısı olarak tanıtan Voulgaris, Newton’cu bilim ve felsefeyi şevkle savunmakla birlikte, devam eden Yunan entelektüel uyanışının teolojik ve sosyal olarak muhafazakâr kalmasında ısrar etmiştir. 1753-1759 arasında Athos Dağı okulunun direktörlüğünü yapmış, eğitimin seviyesini arttırmaya çalışmıştır. Burada hem matematik, hem de felsefe dersleri vermiştir. En çok rağbet gören öğretmenlerden biri olmasına rağmen, yeni fikirlere olan güçlü bağlılığı Athos’un dini hiyerarşisinin tepkisini çekmiş ve 1759’un başında okulu bırakmaya zorlanmıştır. Daha sonra Patrikhane Akademisine geçmiş, ama 1761’de eğitimcilik kariyerini tamamen bırakmıştır. Voulgaris’in Yunanca konuşulan bölgelerdeki çeşitli okullarda bulunması, gerek yeni fikirlere olan bağlılığı, gerekse kendi fikirlerinde ısrar eden karakteri yüzünden düşmanlığa yol açmıştır[17]. Modern Yunan felsefe tarihinin önemli bir şahsiyeti olan Voulgaris[18], politik anlamda Bizans-Rus otokrasisine büyük hayranlık duymuştur. Çarlık Rusya’sının hâkimiyeti ve liderliği altında, Yunan entelektüel ilhamı ile Ortodoks kilisesinin bütün öğretileri ve faaliyetleri ile uyum içinde, manevi olarak güncel, anlaşılır bir Rus-Bulgar-Yunan Ortodoks imparatorluğunun hayalini kurmuştur[19].

         

        Volgaris gibi aynı dönemde yaşayan bir başka Ortodoks düşünür, 1725’te doğduğu sanılan Iosipos Moisiodax’dır. Dobruca’da dünyaya gelen Moisiodax’ın soyisminin menşei itibarıyla Ulah kökenli olması muhtemeldir. Neo-Aristocuların izinden giden Moisiodax, Balkanlardaki pek çok kültürel merkezde eğitim görmüştür. Selanik’te aldığı eğitim sırasında Iannakos’un öğrencisi olmuştur[20]. Moisiodax,   1754-55 arasında, Voulgaris’in idaresindeki Athos Dağı’nda eğitim görmüş, sonrasında Venedik, Padua, Macaristan ve Viyana’yı ziyaret etmiştir. 1761’de, Venedik’te Muratori’nin Ahlaki Felsefesi’ni tercüme etmiş ve yayımlamıştır. 1765’de, Tuna bölgesinde öğretmenlik kariyerine başlamıştır. Kendini adamış bir eğitim reformcusu olarak, fikirleri o günlerdeki din anlayışına aykırı kabul edilmiştir; kendisine yapılan eleştirilere cevaben 1780’de, Venedik’te Apologia’yı (Müdafaa) yayımlamıştır. En büyük katkısı politik ve sosyal felsefe alanında olsa da, çalışmalarında bilimin son başarılarına ilişkin inanılmaz miktarda referans yer almaktadır[21].

         

         XVII. yüzyılın Rum bilim adamı ve aynı zamanda din adamı olan Teophilos Korydeleus’un fikirlerini benimseyen Moisiodax, 1765’de Prens Grigore Ghika III’ün eğitim reformları isteği üzerine Yaş’ta açılan yeni akademide görev almıştır. Eğitimci olarak hayatını sürdüren Moisiodax, Yunan olmamasına rağmen Rum toplumunun sosyal tabakalarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünerek bu yolda çalışmalar yapmıştır[22].

         

        Dimitrios Katartzis (1725?-1827) de değinilmesi gereken aydınlardan biridir. Çağının modern dünya görüşünü mümkün olduğu kadar sıradan insanlara ulaştırabilmek amacı ile yazı dili üzerinde çalışmalar yapmış ve kullandığı dili popüler kılmak için çaba sarfetmiştir[23].

         

        Dil ile milliyet arasında en sistematik bağlantıyı kuran Yunan Aydınlanmasının en önemli temsilcisi Adamantios Korais’tir (1748–1833). Adamantios (Diamantis) Korais İzmir’de doğup büyümüş, İzmir’deki Hollanda konsolosluğunun Kalvinist papazı Bernhard Keun’dan aldığı Latince dersleri ile kariyeri boyunca kendisini etkileyecek olan Protestan fikirlerle tanışmıştır. Bir süre Amsterdam’da tüccar olarak çalışıp (1771–76) başarılı olamayınca 1782’de Avrupa’nın en eski tıp fakültesi olan Monpellier’de tıp okumaya karar vermiştir. Tıpa yönelik ilgisini her zaman muhafaza eden Korais, 1800 yılında Hipokrat’ı Fransızcaya çevirmiştir. Bu, dilin ve düşüncenin “hastalıkları” olarak algıladığı şeyleri ve onları tedavi yöntemlerine dair düşüncelerini derinden etkilemiştir. En sonunda, kırk yaşında eğitimini tamamladıktan sonra, Fransız İhtilali’nden yaklaşık bir yıl önce, 24 Mayıs 1788’de Paris’e yerleşmiş ve uzun hayatının geri kalan kısmında burada yaşamıştır. Korais, aynı yerde nerdeyse elli yıl yaşadığı için zamanının Yunan entelektüelleri arasında bir istisna teşkil etmektedir.

         

        Korais modern zamanlarda, klasik bir dilbilimci olarak uluslararası ün kazanan ilk Yunanlıdır. İlk Yunan kültürel milliyetçilerinden birisi olup, Aydınlanma görünümü baskın olsa da, bazı romantik fikirlerin etkisi altına da girmiştir[24]. 1803’te Paris’te Fransız bir dinleyici kitlesine yönelttiği aşağıdaki şu sözler, bilinç düzeyindeki bu değişikliğin tipik bir göstergesidir:

         

        “Ulus, ilk kez kendi cehaletinin yarattığı o sefil manzarayı gözden geçiriyor ve gözleriyle bu manzarayı atalarının ihtişamından ayıran mesafeyi ölçtüğünde titriyor. Ancak bu acılı keşif, Yunanlıları umutsuzluğa sevk etmiyor: Sanki içlerinden kendi kendilerine biz Yunanlıların halefiyiz diyorlar, ya yeniden ona layık hale gelmeliyiz ya da bu adı artık taşımamalıyız.”[25]

         

        Korais Yunanlıların Rusların koruması altında yaşaması fikrine karşı çıkarak Napoleon’un orduları Osmanlı toprağı olan Mısır’ı işgal etmek için Akdeniz kıyılarına indiğinde(1797-1805), Yunanlılara, özgürleşme yolunda Fransızlara yardım etmelerini öğütleyen pek çok isimsiz çalışma yayımlamıştır. 1803’de Fransızca olarak yaptığı konuşmada, Yunanlıları “bir ülke olmaya hazırlanan insanlar” olarak tanımlayan Korais’e göre dil reformu, bir milletin kültürel yeniden doğuşunu amaçlayan çabaların organik bir parçasıdır[26].

         

        Ardı ardına yazdığı ve yayımladığı ciltlerde, Modern Yunancayı, baştan düzenleyip yurttaşlarının eğitimi için uygun bir araç haline getirmek amacıyla klasik Yunan metinlerini bir araya getirmiştir[27]. Korais Yunancayı, Yunanlıların tanımlayıcı özelliği olarak görmüş ve Balkanların güneyindeki pek çok kişinin evlerinde Yunancadan başka dillerde konuştuğunu görmezden gelmiştir[28].

         

        XVIII yüzyılın sonuna gelindiğinde pek çok Rum bilim adamı için Avrupa ülkeleri hem bir model ortaya koymuş, hem de Yunanca konuşulan bölgelere yeni bir politik öğretinin ideolojik arka planını sağlamıştı. Bilim adamları, giriş yapılacak bilginin yeni bir tür olduğunun yavaş yavaş farkına vardığı için bilgiye giriş yöntemleri değişmekteydi. Öğretmenlik yapmak, merakı ve bağımsız düşünceyi beslediğinden zevkli ve çekici bir hale gelmişti. Metinler, görsel araçlarla desteklenmeye başlanmış; haritalar, dünya küresi, deney araçları, deneysel gösterimler öğretmenlerin gurur duyacağı nesneler haline gelmişti. Constantinos Komas’ın (1777–1831), 1812’de İzmir Filoloji Lisesinde fizik ve kimya deneyleri yapan ilk öğretmen olduğu iddia edilmektedir. Felsefe, eğitim sürecinde sosyal etik ve mantık yürütme kaynağı olarak işlev görmeye başlamıştı. Bu yüzden, gözlem, deney ve iyi mantık yürütmenin öğretilmesi ve batıl inançlara karşı mücadele, cehaletle savaş için bir şart olarak kabul görmüş, yeni bilimlerin öğretileri doğrultusunda gelişme göstermek için eğitimin temel hedefleri halini almıştı.

         

        Bilimlerin kök salması, Yunanca konuşan nüfusun, Avrupa ülkeleri grubu ile entegrasyonunu amaçlamaktaydı. Bir başka amaç da laikliğin kuvvetini arttırarak Kilisenin gücünü dengelemekti. Doğal bilimler, aynı zamanda esnaf ve zanaatkârların, teknisyenlerin sosyal ihtiyaçlarını karşılamanın ve tüccarların Avrupa’daki tüccarlarla yaptıkları görüşmelerin etkinliğini arttırmanın bir yoluydu. Ticari el kitaplarının yayımlanması ve ilerici okulların açılması da, tüccar gruplarının en azından bir kısmı tarafından desteklenen, geleneksel eğitim sitemini zayıflatma ve sona erdirme eğilimini göstermekteydi[29].

         

        Sonuç olarak; XVIII. yüzyılda sanayi gelişimine paralel Avrupa’nın artan ticaret hacmi ve bunun sonucunda Avrupa ve Osmanlı Devleti arasında ticari ilişkilerini yoğunlaşması gayrimüslim tebaanın da Batı ile olan temasını arttırdı.  Balkanlar’daki ticarî gelişme ve şehirleşme sonucu ortaya çıkan burjuva sınıfı, Aydınlanma çağını yaşayan Avrupa’nın laik eğitim sisteminden, batılı, liberal, özgürlükçü fikirlerinden etkilenen bir Rum entelektüel sınıfını da yarattı. 1776’da kilise yönetiminde Rum tüccarların söz sahibi olmaya başlaması dolayısıyla eğitimde ruhban sınıfının etkinliğinin azalması akademilerin gelişmesini etkilerken, yukarıda bahsedilen Rum aydınlarının faaliyetleri ve onların fikirlerinin etkisi ile özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı Rum cemaatine ait okullarda verilen Avrupa tarzı eğitimle, hem öğretme yöntemleri hem de öğretilen fikirler değişmeye başladı. Yunanlı tarihçiler tarafından Neo-Helenik Aydınlanma olarak anılan bu dönem Yunan ulusal hareketinin felsefesini hazırlamış, XIX. yüzyıla girildiğinde artık daha çok Rum ulusçuluktan bahseder olmuştur.

         

         


        


        

        [1] Remzi Demir; Philosophia Ottomanica-Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Türk Felsefesi, C. II, Lotus Yay., Ankara 2005, s. 196.


        

[2] Ayrıntı için Bkz.: L. S. Stavrianos; “Antecedents to the Balkan Revolutions of the Nineteenth Century”,  The Journal of Modern History, Vol. 29, No. 4, 1957, s.343 vd.


        

        [3] Dimitris Dialetis-Kostas Gavroglu-Manolis Patiniotis; “The Sciences in the Greek Speaking Regions During the 17th-18th Centuries”, Archimedes,Ed.:  Jed Z. Buchvalds, Vol.:2, Kluwer Academic Pub., Netherlands 1999, s. 59.


        

[4] Raphael Demos; “The Neo-Hellenic Enlightenment (1750-1821)”, Journal of the History of Ideas, Vol. 19, No. 4, 1958, s. 529.


        

        [5] Mavrocordatos’nun, Yunan Aydınlanışının ilk dönemlerinde çok etkili olan Locke’un felsefesini tanıdığı Jean Le Clerc’ın dergisinde,  kütüphanesini öven bir yazı yayımlandı.


        

        [6]Jonathan I Israel; Enlightenment Contested (Philosophy, Modernity, and the Emancipation of Man 1670-1752 ) New York: Oxford University Pres Inc. 2006, s.320.


        

        [7]Gregory Jusdanis; The Necessary Nation, New Jersey: Princeton University Press, 2001, s.120.


        

        [8] G.P. Henderson;“Greek Philosophy From 1600 to 1850”, The Philosophical Quarterly, Vol. 5, No. 19, 1955, s.160.


        

        [9] Demos; a.g.m, s. 531.


        

        [10] Kartezyen burada Fransız Filozof Decartes’in takipçisi anlamına gelmektedir.


        

        [11] İsrael; a.g.e, s.321.


        

        [12] Jusdanis; a.g.e, s. 121.


        

        [13] Demos; a.g.m, s. 532.


        

        [14] İsrael; a.g.e, s.322.


        

        [15] İsrael; a.g.e, s.


        

        [16] Pascahalis M. Kitromilides;  “John Locke and the Grek Intellectual Tradition: An Episode in Locke’s Reception in South-East Europe”, Locke's Philosophy: Content and Context, Ed: Graham Alan John Rogers, New York Oxford University Pres, 1994, s.223.


        

        [17] Dialetis-Gavroglu- Patiniotis; a.g.e, s.54-55.


        

[18] Henderson; a.g.m, s. 160.


        

        [19] İsrael; a.g.e, s.


        

        [20] Balazs Trencsényi-Michal Kopeček; Discourses of  Collective Identity in Central and Southeast Europe (1770-1945), Vol.: I, Ceu Press, Budapest 2006, s. 66.


        

        [21] Dialetis- Gavroglu-Patiniotis; a.g.m, s.53.


        

        [22] Balazs Trencsényi-Michal Kopeček; a.g.e, s.67.


        

        [23] Peter F. Sugar; Southeastern Europe Under Otoman Rule 1354-1804, Washington University Pres, 1996, s.258.


        

        [24] Mackridge, Peter. Language and National Identity in Greece, 1766-1976. New York: Oxford University Pres Inc. (2009).  , s. 102.


        

        [25] Benedict Anderson; Hayali Cemaatler Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, Çev.: İskender Savaşır, Metis Yay., İstanbul 2004, s.88.


        

        [26] Mackridge; a.g.e¸s.103.


        

        [27]Pascalis M. Kitromilides;The Enlightenment in Southeast Europe: Introductory Considerations”,Discourses of collective identity in Central and Southeast Europe.volume one Late Enlightenment-Emergenceof the Modern “National Idea” (1770-1945), Ed: Balázs Trencsényi-Michal Kopeček,Hungary Central Europen University Press 2006., s. 48.


        

        [28] Mackridge; a.g.e¸s.108.


        

        [29] Dialetis- Gavroglu-Patiniotis; a.g.m, s.60-61.


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele