II. Meşrutiyet Dönemi Maarif Nazırlarından Emrullah Efendi ve Tubâ Ağacı Nazariyesi’ni Yeniden Düşünmek

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

                    II. Meşrutiyet Dönemi’nde Eğitimin Genel Görünümü

         

                    1908’de Meşrutiyet’in ilanı ile başlayan ve Mondros Mütarekesi’ne kadar devam eden bu dönem; Balkan ve I. Dünya savaşlarının yarattığı felaketletleri ve bunlara bir tepki olarak doğan milli bir uyanışı da içerir. İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük gibi düşüncelerin çokça tartışıldığı bu dönemde Türkçülük düşüncesinin yükselişte olduğu kesindir. Dönemin bazı aydınları kurdukları dernek ve dergi çevrelerinde memleket meselelerini ele almışlardır. Genç Kalemler, Türk Yurdu, Bilgi ve Millî Tetebbûlar Mecmuası dönemin önde gelen süreli yayınlarıdır. Türk Derneği, Türk Yurdu ve Türk Ocağı gibi kurumlarda da sık sık halka açık konferanslar düzenlenmiştir[1]

         

                    II. Meşrutiyet döneminde her alanda olduğu gibi eğitim alanında da büyük bir hareketlilik gözlenir. Yüzyılların ihmali son bulmuş, sorunların çözümünde eğitimin önemi anlaşılmıştır. Maarif teşkilatındaki kargaşaya da son verilmiş, yeni düzenlemelere gidilmiştir. Her düzeyde okullaşmaya önem verilmiş, öğretmen ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır.[2] 1913’te ilköğretimi yeniden düzenlemek üzere Tedrisât-ı İptidâiye Kanun-ı Muvakkati adlı bir kanun çıkarılmıştır. Bu kanun Cumhuriyet dönemi eğitimine de ilham kaynağı olacaktır. 1915’te Mekâtib-i İbtidaiye-i Umumiye Talimatnamesi çıkarılmış, okulların öğretim programları yeniden düzenlenmiştir.[3]

         

                    Bu dönemde Maarif Nezareti tarafından eğitimle ilgili yabancı yayınları Türkçeye kazandırmak ve millî bir eğitim politikası oluşturmak amacıyla Fenn-i Terbiye Encümeni kurulmuş, medreseler, Darülhilâfe medresesi adıyla yeniden yapılandırılmış, Darülfünun ve öğretmen yetiştiren Darülmuallimin’de de köklü yenilikler yapılmıştır. Bu süreçte beden eğitimi, ormancılık ve güzel sanatlar gibi alanlarda eğitim vermek üzere yeni okullar açılmıştır. Ordu merkezlerinde bulunan Harp Okullarının kapatılarak öğrencilerinin İstanbul’da toplanması da bu dönemin gelişmelerindendir.[4]

         

                    Bu dönemde kızların eğitimine özel bir önem verilmiş, kızlar için ilk kez bir yüksek öğretim kurumu açılmıştır. Öğretmen yetiştirme sorunları daha ciddi olarak ele alınmış, bu alanda önemli adımlar atılmıştır. Okul öncesi eğitim de ilk kez Meşrutiyet döneminde toplumun gündemine girmiştir. Öğretimde modern yöntemlerin de uygulamaya başlandığı bu dönemde, azınlık ve yabancı okulları da denetim altına alınmıştır.[5]

         

                    Balkan Savaşları’nda yaşanılan sıkıntılardan Meşrutiyet Yönetimi önemli dersler çıkarmıştır. Bunlardan en önemlisi; modernleşme ve kalkınma için eğitilmiş insan gücünün öneminin kavranmış olmasıdır. Siyasi yaşamda ve basında gözlenen özgürlük havası aydın kesimi de derinden etkilemiş, topyekün kurtuluş için uygun bir tartışma zemini ortaya çıkmıştır. Bu ortamda Ziya Gökalp, Sâtı Bey, İhsan Sungu, İ. Alaeddin Gövsa, Necmeddin Sadak, Mehmet Emin Erişirgil gibi aydınlar Tedrisât-ı İptidaiye, Muallim, Terbiye, Bilgi ve Yeni Mecmua gibi süreli yayınlarda eğitimle ilgili yazılar yazmışlardır. [6] Bu tartışmalara katılan, dönemin eğitimini bizzat yönlendiren Osmanlı aydınlarından birisi de; Maarif Nazırı Emrullah Efendi’dir.

         

         

                    Meşrutiyet Döneminin Unutulmaz Maarif Nazırı: Emrullah Efendi

         

                    Emrullah Efendi 1858 (1275)’de tüccar bir ailenin çocuğu olarak Lüleburgaz’da doğdu, ilk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra Mülkiye Mektebi’ni başarıyla bitirdi.[7] Daha sonra bürokrasiye giren Emrullah Efendi Yanya, Selanik, Halep ve Aydın Maarif Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Aydın Maarif Müdürlüğü sırasında yeni usülde eğitim veren bir çok iptidai (ilkokul) mektebi ve kız rüştiyeleri (orta okul) açması, idadi mektebi kadrosunda yeni atamalar yapması ve eğitim alanındaki dikkati çeken çalışmalarıyla bakanlığın takdirini kazandı, Mecidiye Nişanı ile taltif edildi.[8] Ne var ki Aydın Maarif Müdürlüğü görevinde uzun süre kalmayan Emrullah Efendi, arkadaşı gazeteci Tevfik Nevzat’la birlikte Isviçre’ye kaçtı (1893). Giderken Maarif’in veznesinden para aldığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı. [9] Mahkemesinin yapılacağı sırada arkadaşı Tevfik Nevzat’ın kendilerini affetmesi için Sultan II. Abdülhamid’e yazıp gönderdiği şiirin etkisiyle mahkeme süreci padişah emriyle durduruldu. Affedilen Emrullah Efendi ile Tevfik Nevzat yeniden yurda döndüler. 1908’de Meşrutiyetin ilanından hemen önce Emrullah Efendi’yi yeniden Aydın Vilayeti Maarif Müdürü olarak görüyoruz.[10]

         

                    Emrullah Efendi, Meşrutiyet döneminde de devlet hizmetinde çalıştı. Meclis-i Maarif üyeliği yaptı, Mekteb-i Sultani müdürlüğü görevini üstlendi, Maarif Nezareti’nin İlmiye Dairesi’nde çalıştı. Nihayet siyasete atılarak 1910’da Meclis-i Mebusân’a Kırklareli Mebusu olarak girmeyi başardı.

         

                    Emrullah Efendi 1908’de Türk dili ve tarihi üzerine incelemelerde bulunmak üzere kurulan Türk Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Derneğin yayın organı; Türk Derneği Mecmuası’ydı. Bu dernek, Türk Ocaklarının etkili çalışmaları karşısında geri planda kalmıştır. 1913’te kurulan Türk Bilgi Derneği, bir bakıma Türk Derneği’nin devamı sayılır. Derneğin ‘ilmî reisi’ olan Emrullah Efendi yapılan çalışmaların Fransa’dakilere benzer bir akademi oluşturmanın ilk adımı olduğunu düşünmekteydi.[11]

         

        Emrullah Efendi Ocak 1910’da Maarif Nazırlığı’na atandı. Ne var ki, onun bu göreve getirilmesini istemeyen bir kesimin olduğu anlaşılmaktadır. Meclis-i Mebusân kayıtları; yaptığı uygulamaları destekleyenler olduğu kadar, muhalefet edenlerin de bulunduğunu göstermektedir. O da eleştirileri kaldıramamış Şubat 1911’de bakanlık görevinden istifa etmiştir. [12] Emrullah Efendi bakanlık yaptığı bu dönemde Darülfünun Edebiyat Şubesi’nde Hikmet-i Nazariye hocalığı görevini de yürütüyordu.

         

                    Emrullah Efendi Aralık 1911’de yeniden Maarif Nazırlığı’na getirildi. Bununla birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti ile arasının açılması ve bazı çevrelerin eleştirilerine maruz kalması nedeniyle Maarif Nazırlığından ayrılmak istedi. Ancak istifası kabul edilmedi. 21 Temmuz 1912’de hükümetin düşmesine kadar görevini sürdürdü.

         

                    1912 Kasım’ında Darülfünun olayları patlak verdi. Divan-ı Harbi Örfî tarafından sorguya çekilenler arasında Emrullah Efendi de vardı. Bu gelişmeler onu oldukça yıprattı, bir süre sessiz kalmayı tercih etti. 1913’te Darülfünun’da Usûl-i Tedris ve Terbiye derslerini o verdi. 14 Ağustos 1914’te Yeşilköy’deki evinde öldü. Başarılı çalışmalarından dolayı Osmanlı hükümetinden dört, Bulgar hükümetinden ‘Sen Aleksandır’, Sırp yönetiminden de ‘Sen Sava’ nişanlarını almıştı.[13] Başta eğitim olmak üzere birçok alanda makaleler yayımladı. Eğitimle ilgili birçok kanun layıhâsı hazırladı, yönetmelikler çıkardı, Muhitü’l Maarif adlı bir eğitim ansiklopedisi hazırladı.[14] Her zaman eğitimle ilgili tartışmaların ortasında yer aldı.

         

         

                    Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin Eğitimle İlgili Uygulamaları ve Tubâ Ağacı Nazariyesi

         

                    II. Meşrutiyet döneminin canlı siyasal yaşantısı içinde eğitim sorunları da önemli bir yere sahip olmuş, eğitim felsefeleri, eğitime ilişkin stratejik arayışlar siyasal gündemin önde gelen tartışma konuları arasında yer almıştır.

         

                    Dönemin eğitimle ilgili birinci meselesi; 1869’da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle şekillenen eğitim sisteminin meşrutiyet yönetiminin öngördüğü şekilde nasıl yeniden düzenleneceği konusudur. Kimi aydınlar; eğitimle ilgili müesseselerin ayrı ayrı ıslah edilmesini önermişti. Emrullah Efendi ise, topyekün bir düzenlemeden yanaydı. Bütün müesseseleri kapsayan bir Maarif-i Umumiye Kanunu ile büyük çaplı düzenlemelere gidilebilir, eğitimin sorunları da böylelikle çözülebilirdi.[15]

         

                    Emrullah Efendi, Maarif’in başına gelir gelmez resmi yazışmaların hızlandırılması için bir genelge yayınlayarak bakanlığa bir çeki-düzen vermeye çalıştıysa da, ağır ve hantal bürokratik yapı kolayca değişemiyordu. Bu yüzden eğitim alanındaki işler yine eskisi gibi devam etti.[16] Onun önemli icraatları daha çok II. Maarif Nazırlığı döneminde görülmektedir.

         

                    Emrullah Efendi ikinci kez Maarif Nazırı olduğunda Maarif-i Umumiye Teşkilatı Nizamnamesi’ni çıkararak ve Fransız eğitim sistemini örnek alarak Maarifin merkez teşkilatında önemli düzenlemeler gerçekleştirdi. Böylece Maarif Nezareti’nin merkez hizmetleri idare ve teftiş diye ikiye ayrıldı. Merkez hizmetleri Tedrisat-ı İbtidaiye (ilköğretim), Tedrisat-ı Tâliye (orta öğretim), Tedrisat-i Âliye (yüksek öğretim) ve Muhasebe Dairesi şeklinde taksim edildi. Nizamname ile teftiş işleri de yeniden düzenlendi. Vilayetlerde Tedrisat-ı İbtidaiye Meclisleri ile kazalarda Maarif Encümenleri kuruldu. [17] Ne var ki bu uygulamaları tepki ile karşılandı, çokça eleştirildi.

         

                    Emrullah Efendi’nin üzerine eğildiği ikinci konu; eğitimde teftiş ve denetleme konusuydu. Bakanlığa birçok yeni müfettiş atadı, müfettişlerin maaşlarını yeniden düzenledi, görevleri hakkında bir yönetmelik hazırlattı. O, müfettişleri aracılığıyla gayri Müslimlerin ve yabancıların okullarını denetim altında tutmayı düşünüyordu. Ancak bu alanda yaptığı uygulamalar da meclis, basın ve kamuoyunda tepkiyle karşılandı.

         

                    Onun üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan birisi de eğitimin finansmanı meselesiydi. Emrullah Efendi eğitimle ilgili harcamaları denetledi, önemli ölçüde kısıtlamalar yaptı, okul ücretlerini artırdı, gereksiz bazı okul arsalarını sattırdı. Eğitim için para kaynağı yaratmaya çalıştı. Ona göre; ilköğretimdeki harcamaları halk ve devlet paylaşmalı, okul binalarını halk yaptırmalı, gerekirse bu hususta zor yoluna başvurulmalıydı. Elbette bu düşünce ve uygulamaları da belli çevrelerin eleştirisine neden oldu.

         

                    Emrullah Efendi, öğretmenlik mesleği ve bununla ilgili sorunlara da eğildi. Ona göre eğitimin temeli ilköğretimdi. İlkokullar zorunlu ve parasız olmalıydı. Devletin çocuğu zorla ilkokula götürmeye hakkı olmalıydı. Çağımız ilköğretim çağı idi. İlkokul öğretmenleri de devlet memuru olmalı, devletten maaş almalıydı. Yıllıkçı denilen öğretmenlik uygulamasından vazgeçmek gerekirdi. O, döneminde ortaya çıkan öğretmen ihtiyacını karşılamak için yüksek öğrenimini tamamlamış kişilerden öğretmen tayin etmeye başladı. Bu öğretmenlere diğerlerinden fazla maaş ödenmesi de eleştirilere neden olmuştur.[18]

         

                    Emrullah Efendi ilkokullar için iki kez Tedrisat-ı Ibtidaiye Lâyıhası hazırlamış, ancak bunları Meclis-i Mebusân’dan geçirip kanun haline getirmesi mümkün olmamıştır. Bu layıhâlar onun görevden ayrılmasından sonra, ancak 1913’te Maarif Nazırı Şükrü Bey’in bakanlığı zamanında ve bazı maddeleri değiştirilerek Tedrisât-ı Ibtidaiye Kanun-ı Muvakkati adıyla kanunlaşabilmiştir.[19]

         

                    Emrullah Efendi eğitimin çocukta bir yetenek doğurmadığını, zaten var olan yetenekleri geliştirip olgunlaştırdığını ileri sürmüştür. Eğitimin amacı da; bir insanın bedenî ve nefsanî güçlerini olgunluk derecesine ulaştırmaktır. Bununla birlikte iyi bir eğitim için hürriyet temel koşuldur. Hürriyet de ancak bilimle var olabilir. Bilgisizlik ve hürriyet bir arada bulunamaz. Eğitim hürriyeti için de, eğitimde eşitlik ilkesini sağlamak gereklidir. Bu yüzden eğitim bakanlığını siyasi bir bakanlık olarak nitelemiştir. Ona göre; Maarif Nazırlığı bilimi koruyup geliştirmek, vatandaşlara genel eğitim vermek ve eğitim yoluyla Osmanlı birliğini sağlamakla yükümlüdür. Emrullah Efendi, “Kemâl-i millet, ancak kemâl-i marifet ile kâimdir” diye düşünmektedir.[20]

         

                    Emrullah Efendi idarî işlerde merkeziyetçi tutuma da, adem-i merkeziyete de karşı çıkıyor, bunları ‘ifrat’ ve ‘tefrit’ diye nitelendiriyordu. Kendisi bu görüşler karşısında bir denge unsuru olabilecek ‘tevzi-i mezuniyet’ görüşünü savunuyordu. Ona göre devletin temeli ‘birlik’ti. Siyasî, kanunî ve idarî olarak birlik muhafaza edilmeliydi. Adem-i merkeziyetçi uygulamalar devletin birliğini bozar,[21] yıkılışını hızlandırırdı.

         

                    II. Meşrutiyet döneminin eğitimle ilgili en önemli tartışmaları bu alanda yapılması düşünülen ıslahata nereden başlanılacağı konusunda olmuştur. Maarif Nazırı Emrullah Efendi, “Maarif, Tubâ Ağacı’na benzer” diyerek yapılacak eğitim reformlarına yüksek öğretimden başlanması gerektiğini savunmuştur.[22] Tubâ Ağacı cennette yaşadığına inanılan, kökleri yukarda, dalları ve meyveleri aşağıda bulunan bir ağaçtı ve Emrullah Efendi’ye ilham kaynağı olmuştu. [23] Söz konusu nazariyeye göre eğitim ıslahatı öncelikle Darülfünun’dan başlatılacak ve kademe kademe aşağıya doğru uygulanacaktı.

         

                    Emrullah Efendi aslında eğitimin temelinin ilköğretim olduğunun bilincindeydi. Bakanlığa gelir gelmez araştırma yaptırmış, 70 bin ilkokul öğretmenine ihtiyaç olduğunu tespit ettirmişti. Köylerde ve kasabalarda birçok okul binasına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştı. Oysa devletin ekonomik durumu hiç de iyi değildi. Söz konusu okul binalarının yaptırılması, öğretmen maaşlarının ödenmesi bile mümkün değildi. Emrullah Efendi bu nedenlerle ilkokullarla ilgili masrafların mahalline devredilmesini, diğer eğitim harcamaları için de bir eğitim vergisi konulması gerektiğini savundu. Köy okullarını 3 sınıflı olarak yeniden düzenlemeyi düşündü. Ancak ilkokullarla ilgili bu girişimler gerçekleşse bile ilköğretimden başlatılacak eğitim reformu en az 3-4 nesil sonra sonuç verebilecekti. Bu yüzden eğitim reformunda ‘elzem’i, ‘lazım’a tercih etmek gerekir [24] düşüncesiyle eğitim reformunun yüksek öğretimden ilköğretime doğru başlatılmasını önerdi. Ona göre; ülkede öncelikle bilimsel bir zihniyetin kurulması gerekliydi ki, bunu da ancak Darülfünun yapabilirdi.  İnsanlığın gelişmesi de bilimlerin üniversitelerde yükselişi ile hız kazanmıştı. Öncelikle üniversiteler toplumun ihtiyacı olan ‘yetişmiş insan’ gücünü ortaya çıkarmalıydı. [25]

         

                    Emrullah Efendi’nin ortaya attığı Tubâ Ağacı düşüncesine en güçlü karşı çıkış, Darülmuallimin müdürü Sâtı Bey’den gelmiştir. Sâtı bey bir yazısında “Mekatib-i iptidaiyesi (ilkokulu) olmayan bir yerde bir idadî mektebi, idadisi olmayan bir yerde bir Darülfünun tesis etmek kâbil midir ?” [26]diye soruyordu. Ona göre; bir kişinin iyi bir temel eğitim görmeden yüksek öğretim görmesi mümkün değildi. Buna gerekçe olarak da yüksek öğretimin orta öğretime, orta öğretimin de ilköğretime dayanmasını göstermiştir.

         

                    Sâtı Bey, dünyanın her yerinde öncelikle üniversitelerin, daha sonra da ilkokulların kurulduğu bilgisini ‘kısmen doğru’ olarak değerlendirmiştir. Ona göre İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya gibi medeniyet ve eğitim alanlarında güçlü olan ülkelerde üniversiteler ilkokullardan daha eskiydi. Ancak, Japonya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi medeniyet sahasına yeni çıkmış memleketlerde ilkokullar ve öğretmen yetiştiren kurumlar üniversitelerden daha önce kurulmuş, gelişmişlerdi. Osmanlı Devleti’ni bu grupta görmek gerekirdi. [27] Bu nedenle Osmanlı Devleti’nde önce sağlam bir ilköğretim ve bunun üzerinde yükselen bir orta öğretim, daha sonra da yüksek öğretim kurulmalıydı.

         

                    Böylece dönemin aydın çevrelerinde eğitim reformunun yönü ve niteliği konusunda heyecanlı bir tartışma başlamış oldu. Bu tartışmaların Emrullah Efendi’nin ölümünden (1914) sonra da sürdüğü görülmektedir. Her iki görüşün de birçok savunucuları vardı. Mesela; Tubâ Ağacı düşüncesini destekleyenlerden biri olan Feridun Vecdi, reformlara yüksek okulların ıslahından başlanması gerektiğini, işe ilkokullardan başlanacak kadar zamanımız olmadığını, ülkede özellikle yetişmiş adam sıkıntısı çekildiğini söylüyordu.

         

         

                    Tubâ Ağacı düşüncesinin savunucularından birisi de dönemin ünlü fikir adamı Ziya Gökalp’tı.[28] Gökalp, İttihat ve Terakki’nin 1916 kongresinde sunduğu bildirisinde millî maarifin üniversiteden başlayarak öğretmen okullarına ve sultanilere, oradan da ilkokullarla ineceğini, yüksek öğretim gelişmeden orta öğretimin ve ilköğretimin ilerleyemeyeceğini ileri sürmüştü. Ona göre millî maarifi üniversite kuracak, liselerle ilkokullara yayacaktı.

         

        Eğitim reformunun yönü ile ilgili tartışmalar bir süre aydın çevrenin gündemini meşgul etti. I. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı yeni sorunlar Tubâ Ağacı tartışmalarının birden bire gündemden düşmesine neden olmuştur. Bu nedenle konu tartışma ortamında kalmış, uygulama alanı bulamamıştır.

         

         

                    Genel Değerlendirme

         

                    Emrullah Efendi, dağılmakta olan bir imparatorluğun kurtarılmasında ve ülke kalkınmasında eğitimin önemini kavramış vatansever bir bürokrat, faziletli bir Osmanlı aydını olarak tarihe geçmiştir. Maarif müdürlüğü ve maarif nazırlığı yaptığı dönemlerde akıllarda kalan uygulamalarıyla yakın dönem eğitim tarihimizde önemli bir yere sahip olmuştur. Okul öncesi eğitiminden ilköğretime, orta öğretimden yüksek öğretime, mesleki öğretimden öğretmen yetiştirme sorunlarına kadar eğitimin hemen her kademesiyle ilgili konuları ele almıştır. Bundan başka teftiş ve denetlemeden, yabancı okulların durumuna, maarif teşkilatından eğitimin finansmanı sorununa kadar eğitimle ilgili birçok mesele ile ilgilenmiş, düzenlemeler yapmış, yönetmelikler, tüzükler hazırlamıştır. Dönemin siyasi otoritesi ve yakın çevresi onun eğitimle ilgili uygulamalarını dikkatle izlemişler, ortaya attığı Tubâ Ağacı Nazariyesi’ni tartışmışlardır. Bununla birlikte bakanlığı sırasında yaptığı bazı uygulama ve düzenlemeler şiddetli eleştirilere uğramıştır. Bunda teori ile pratiğin farklı şeyler olduğunu anlayamamış olmasının, kurduğu eğitim örgütünü işletecek kilit elemanları seçememesinin ve eğitim alanında yaptığı girişimlerinin sonuçsuz kalmasının etkisi vardır. Bazı çevreler tarafından ülkenin mevcut şartlarlını göz önüne almamakla, kimi çevreler tarafından bakanlık bütçesini israf etmek ve eğitimin ilerlemesini engellemekle ve yine bir kesim tarafından da bakanlıkta başına buyruk ve baskıcı davranmakla itham edilmiştir. Ancak hiç kimse Emrullah Efendi’nin memleketin kurtulması için sarıldığı eğitim mücadelesindeki samimiyetinden şüphe etmemiştir.

         

        

         

         

         


         

        


        

        [1] Cahit Kavcar, II. Meşrutiyet Devrinde Edebiyat ve Eğitim 1908-1923, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları 1974, ss.41-42


        

        [2] Sâtı, “Meşrutiyetten sonra maarif tarihi”, Muallim, sayı:19 (15 Şubat 1918-1334 ), ss.654-665. Meşrutiyet dönemi eğitiminin genel değerlendirmesi için bkz. Halil Aytekin, İttihat ve Terakki Dönemi Eğitim Yönetimi, Ankara, Gazi Üniv. Yay. 1991.


        

        [3] Cavit Binbaşıoğlu, Başlangıcından Günümüze Türk Eğitim Tarihi, Ankara, Anı Yay. 2009, ss.268-278


        

        [4] İlhan Tekeli-Selim İlkin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, Ankara, TTK. Yay. 1999, ss.88-89


        

        [5] Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi-MÖ.1000-MS.2006, Ankara, Pegem A Yay. 2006, ss. 267-268


        

        [6] Cavit Binbaşıoğlu, aynı eser, s.271


        

        [7] Mustafa Ergün, “Emrullah Efendi, hayatı, görüşleri, çalışmaları”, Ankara, Ankara Üniversitesi, DTCF Dergisi,, sayı:1-2, cilt:30 (1979-1982), ss.7-8


        

        [8] Ferit Ragıp Tuncor,”Emrullah Efendi ve Muhitü’l-Maarif”, Öğretmen, Ankara, sayı:19, cilt:2 (1949), s.4; Halid Ziya Uşaklıgil,Kırk Yıl, Istanbul 1969, s.272


        

        [9] Ebubekir Hâzim Tepeyran, Hatıralar, İstanbul, Pera Yayınları, 1998, s.145


        

        [10] Sadiye Tutsak, Izmir’de Eğitim ve Eğitimciler, Ankara, Kültür ve Turizm Bak. Yay. 2002, s.95


        

        [11] Zafer Toprak, “Türk Bilgi Derneği (1914) ve Bilgi Mecmuası”, Osmanlı İlmî ve Meslekî Cemiyetleri, Hazırlayan: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1987, ss.247-248


        

        [12] Hüseyin Salman, “Emrullah Efendi’nin ilk Maarif Nazırlığı”, Türk Millî Eğitim Sistemi ve Lüleburgazlı Maarif Nazırı Emrullah Efendi Sempozyumu 9 Ekim 2004, Lüleburgaz Belediyesi Yayınları, 2006, ss.109-123


        

        [13] Mustafa Ergün, aynı makale, s.8, Hüseyin Cahit Yalçın,”Emrullah Efendi”, Yedigün,  İstanbul, sayı:167 (1936), ss.13-34


        

        [14] Ferit Ragıp Turcor, “Emrullah Efendi ve Muhitü’l Maarif”, Öğretmen, Ankara, sayı: 19, cilt:2 (1949), ss.4-6


        

        [15] Tekeli-İlkin, aynı eser, s.84


        

        [16] Salman, aynı makale, ss.109-110


        

        [17] Hasan Âli Yücel, Türkiye’de Orta Öğretim, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1994, ss.36-37


        

        [18] Yücel, aynı eser, ss.177-178; Yahya Akyüz, “Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin öğretmen sorunlarına ilişkin başlıca görüşleri ve yaptıkları”, Türk Millî Eğitim Sistemi ve Lüleburgazlı Maarif Nazırı Emrullah Efendi Sempozyumu-9 Ekim 2004, Lüleburgaz, 2006, ss.150-153


        

        [19] Nafi Atuf Kansu, Türkiye Maarif Tarihi Hakkında Bir Deneme, Istanbul 1932, 2. kitap, s.38 ve ss.54-55


        

        [20] Cavit Binbaşoğlu, Türkiye’de Eğitim Bilimleri Tarihi, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi, 1995, ss.114-116


        

        [21] Mustafa Ergün, aynı makale, ss.8-9


        

        [22] Ferid Ragıp Tuncor, “Emrullah Efendi ve Tubâ Ağacı Nazariyesi”, Öğretmen, Ankara, sayı:21, c.2 (1949), ss.6-7


        

        [23] Cavit Binbaşıoğlu, Başlangıcından Günümüze Türk Eğitim Tarihi, Ankara, Anı Yay. 2009, s.270


        

        [24] Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, Istanbul 1977, c.3-4, s.1278


        

        [25] Sâtı, “Tubâ Ağacı Nazariyesi”, Muallim, sayı:12 , yıl:1 (1333-1917), s.359


        

        [26] Ergin, aynı eser,s.1277; Tuncor; aynı makale, ss.6-7


        

        [27] Sâtı, aynı makale, ss.360-361


        

        [28] Binbaşıoğlu, Başlangıcından Günümüze Türk Eğitim tarihi,, s.270


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele