Atatürk ve Türk Ocakları

Mart 2011 - Yıl 100 - Sayı 283

        Türk Milliyetçiliğinin Tarihsel Gelişimi

         

        1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilâli ve beraberinde yayılan milliyetçilik akımı, diğer çok uluslu devletlerde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de ayaklanmalara, iç karışıklıklarına ve toprak kayıplarına sebepolmuştur.

         

        XVI-XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde yaşanan gerilemeye mani olmak, toprak kayıpları ve iç isyanlarla birlikte malî yönden de çöküşe geçen devleti kurtarmak amacıyla pek çok reform yapılmış; eğitim, yönetim, hukuk ve iktisadî düzen değiştirilmeye çalışılmıştır. Devleti kurtarmak amacıyla yapılan Batılılaşma hamleleri, vatandaş ve devlet arasındaki ilişkileri yeniden düzenleyen hukuk kuralları ve azınlıklara tanınan haklar, Osmanlı Devleti’ndeki çözülmeyi daha da hızlandırmıştır.

         

        19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Jön Türk hareketi ile meşrutî parlamenter sisteme geçen Osmanlı Devleti’nde, birliği sağlamak, devleti kurtarmak amacıyla Osmanlıcılık, İslâmcılık, Batıcılık ve Türkçülük fikirleri ortaya atılmıştır. Devleti kurtarmaya yönelik siyasî akımlardan en son gelişeni Türkçülük akımıdır. Zira Osmanlı devlet yöneticileri, azınlıkların devletten kopmalarına, azınlıklar arasında milliyetçilik akımının kuvvetlenmesine sebep olacağı gerekçesiyle, Türk kavramına, Türkçülüğe ve Türk milliyetçiliğine karşı çıkmış, en ufak bir kıvılcımı şiddetle cezalandırmıştır. Bu durum, 20. yüzyılın başlarında değişmiş, azınlıkların devletten kopmaları ve Balkan Savaşları sonunda, Balkan topraklarının büyük oranda kaybedilmesi, devletin temel yapısını tekrar sorgulanır hâle getirmiştir.

         

        Türk milliyetçiliği, Türk aydınlarının Osmanlı Devleti’nin yıkılmak üzere olduğunu anladıkları bir dönemde, devletin çeşitli din ve milliyetten meydana gelen kozmopolit yapısı içerisinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak doğmuş ve daha ziyade Türkçülük olarak adlandırılmıştır[1]. Ziya Gökalp’in “Türk Milletini yükseltmek[2] olarak tanımladığı Türkçülük akımının gelişmesinde, Avrupa’da Türkoloji konusunda yapılan araştırmalar, Osmanlı Devleti içerisindeki aydınların ilmî çalışmaları, Rusya’dan gelen Türklerin faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nde yaşayan azınlıkların isyan ederek Osmanlı’dan ayrılması, Avrupalı büyük güçlerin ve gayr-i müslimlerin devleti yıkmak için giriştikleri faaliyetler, ekonomik ve siyasî baskıların sonucu olarak ortaya çıkan gurur kırıcı davranışlar, yaşanan büyük toprak kayıpları ve bunun sonucu olarak Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan yaklaşık 5 milyon insanın Anadolu’ya göç etmesi, göç esnasında yaşanan trajediler, etkili olmuştur[3].

         

        Türk Ocakları, Osmanlı Devleti’nin çok uluslu, çok dinli yapısı içerisinde çözülmeye başlayan ümmetçilik görüşünden sonra, tepkisel biçimde oluşan milliyetçilik akımının bilinçlendirilmesinde önemli rol oynayan bir örgüt olmuştur. 1908 yılında ilân edilen II. Meşrutiyet ile birlikte, milliyet esasına dayalı dernek kurulmamasına ilişkin yasağın kalkması, Türkçülük düşüncesine sahip pek çok örgütün kurulmasını sağlamıştır[4]. Türkçülük düşüncesi etrafında şekillenen derneklerin arasında, 1908 yılında kurulan Türk Derneği, 1911 yılında kurulan Türk Yurdu Derneği, 1913 yılında kurulan Türk Bilgi Derneği (1913) ve 1914 yılında kurulan Türk Gücü Derneği önemlidir.[5]

         

        Askerî Tıbbiyeli öğrenciler arasında yapılan gizli toplantılarda milliyet esasına dayanan bir cemiyet kurma düşüncesi ortaya çıkmış ve hazırlanan bir program, 11 Mayıs 1911 tarihinde “190 Tıbbiyeli Türk Evladı”, başlıklı bir bildiri ile bütün Türkçü aydınlara duyurulmuştur.[6] 20 Haziran 1327 (3 Temmuz 1911) tarihinde yapılan toplantıda, Mehmet Emin, Ahmet Ferid, Ağaoğlu Ahmet, Dr. Fuad Sâbit, Akçuraoğlu Yusuf, Mehmet Ali Tevfik Bey’in öncülüğünde Türk Ocağı kurulmuştur.[7] Millî varlığı tehlikede görerek imparatorluktan çok, Türkleri kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınlarının çabasıyla kurulan Türk Ocakları[8], kurulduğu günden itibaren II. Meşrutiyet Dönemi’nin kısır siyasî çekişmelerinden uzak, ülkenin birliği ve vatanın geleceği için çalışmayı amaç edinmiştir. Türk Ocakları, kısa sürede ülke geneline yayılmış; şube sayısı 1914 yılında 16, 1916 yılında 25’e, üye sayısı da 3.000’e ulaşmıştır[9]. Türk Ocakları, yalnız Osmanlı Devleti içerisinde faaliyet göstermekle kalmamış; Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ifadeleriyle: “En eski Türk memleketlerinde, Uzak Doğu’nun, Çin’in, bizim için hemen hemen unutulmuş kısımlarında, zulmün eli gelip maddeten kapısını çalıncaya kadar, yalnız hars için çalışmak üzere birçok Türk Ocağı açılmıştır”[10].

         

         

         

        Türk Ocaklarının Cumhuriyet Dönemindeki Gelişimi

         

        Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde çalışmaları aksayan Türk Ocakları, İstanbul’un 16 Mart 1920 tarihinde İngilizler tarafından işgalinden hemen önce kapatılmıştır. Bunun üzerine Hamdullah Suphi Bey ve arkadaşları Türk Ocağını bir hafta sonra İstanbul Binbirdirek’te, çalışmalarına son veren Millî Talim ve Terbiye Cemiyetinin merkezinde tekrar açmışlar; ancak işgal güçleri kısa süre sonra Türk Ocağını yine kapatmıştır. Bu nedenle Ocak, faaliyetlerine ara vermek zorunda kalmıştır.[11]

         

        Millî Mücadelede, Türk Ocaklarında yetişen veya görev alan kişilerin yaptığı hizmetlerin rolü büyük olmuş, Türk Ocakları işgallere karşı ilk tepkilerin verildiği, halkın aydınlatıldığı ve mücadele ateşinin yakıldığı yerler olmuştur. Örneğin Türk Ocakları İzmir şubesi, gerek İzmir halkını işgale karşı uyarmak için Maşatlık mitinginin düzenlenmesinde gerekse işgale karşı tepkilerin ortaya konulmasında etkin rol oynamıştır.[12] Duvar ilânları, protesto telgrafları ve beyannameler yayımlayarak İzmir’in işgalini protesto eden Ocaklılar, İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Redd-i İlhak Cemiyetinin kuruluşunda da etkili olmuşlar, Türk Ocağında Mustafa Necati Bey ilk kez silâhlı direnişten bahsetmiştir.[13]

         

        Türk Ocakları, Cumhuriyet’in ilânından hemen önce Anadolu’nun çeşitli yerlerinde örgütlenmeye başlamış ve 1922 yılı sonuna kadar 19 Türk Ocağı açılmıştır. Ocak sayısı 1924’de 125’e, 1925’de 135’e, 1927’de 257’e, üye sayısı ise 30.000’e ulaşmıştır.[14]

         

        Türk Ocaklarının zaferden sonra kısa bir sürede çok fazla sayıda şube açmasında, Ocak mefkûresinin çok önceden Anadolu’ya yayılmış olması, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ocaklara sahip çıkması, savunduğu ilkelerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin etkinliğini oluşturan temel değerlerle uyumlu olması ve Ocaklıların Millî Mücadele’de etkin bir şekilde savaşmaları etkili olmuştur.[15]

         

        Lider kadrolarıyla Millî Mücadele’ye ve Cumhuriyet’in kuruluşuna destek veren Türk Ocağı, yapılan devrimlere olan bağlılığını her fırsatta dile getirmiştir. Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey, 1924 yılında toplanan Türk Ocakları Umumî Kongresinde yaptığı açılış konuşmasında şunları ifade etmiştir:

         

        “Türk Ocakları üzerine diğer kutsî bir vazife daha almışlardır. Türk Ocakları inkılâplarımızın bekçisidir. Bilâkayt ve şart millet hâkimiyeti, Türk milletinin benimsediği bir hayat ve istikbal düsturu olmuştur. Fırka siyaseti yapmayan ve yapmayacak olan Türk Ocağı, kurulduğu günden beri sadık kaldığı millet ve milliyet siyasetine ve onun yeni bir ifadesi olan millet hâkimiyetine sadık kalacak ve vatanın her köşesinde onun bekçiliğini ifa edecektir”.[16]

         

        Milliyetçilik, toplumsal modernleşme, Cumhuriyet idaresinin getirilmesi, kadınların toplumsal hayatta daha fazla söz sahibi olması gibi fikirleri savunmuş olan Türk Ocakları, inkılâp hareketlerine büyük oranda destek vermiş; inkılapların yaygınlaştırılması, halka öğretilmesi için mücadele etmiştir. Bu amaçla Ankara merkez şubede, İlim ve Sanat Heyeti ile Türk Tarihi Tetkik Encümeni kurulmuştur.[17] Taşra şubelerinde reformları halka açıklamak ve kabul ettirmek için “İrşad Heyetleri” oluşturularak, yeni alfabenin halka öğretilmesi için kurslar düzenlenmiş, laiklik karşıtlarıyla mücadele edilmiştir.[18]

         

        Türk Ocaklarının önem verdiği konulardan biri de köylerin ve köylülerin kalkındırılması meselesidir. Köycülük hareketi, Türk Ocakları içindeki halka doğru hareketini fiilen uygulama safhasına koymak amacıyla başlatılmış; başta doktorlar olmak üzere milliyetçi aydınların Anadolu içlerine hizmet için gitmeleri teşvik edilmiştir. Türk milletinin temeli olarak görülen köylülerin sağlık koşullarını iyileştirmek amacıyla, bazı Türk Ocakları bünyesinde dispanserler açılarak halka ücretsiz sağlık hizmeti verilmiştir.[19]

         

        Türk Ocaklarının yaptığı ilklerden biri de soyadı ile ilgilidir. Türkiye’de soyadı, Soyadı Kanunu çıkmadan önce ilk defa Türk Ocaklarında kullanılmıştır. Soyadı Kanunu’ndan önce, Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi’nin Ocaktaki soyadı “Özkul”, Ocağın üyesi olan İsmet İnönü’nün soyadı ise “İnan”dır.[20]

         

        Sadece gayr-i müslim unsurları değil gayri Türk-Müslüman unsurları da hedef alan ve ülkede dil birliğinin sağlanması, Türkçenin yaygınlaştırılması amacıyla başlatılan “Vatandaş, Türkçe Konuş!” kampanyası, Türk Ocağı himayesinde yürütülmüştür.[21] Türk Ocakları Merkez Heyeti desteği ile Ocaklılar tarafından, Türkçe Konuşturma ve Yayma Cemiyeti kurulmuştur.[22]

         

        Batılılaşma hareketlerini destekleyen, çarşaf ve peçe kullanılmasına karşı çıkan, kadın haklarının tanıtılmasında ve benimsenmesinde önemli rol oynayan Türk Ocakları, Medenî Kanun’a hazırlık niteliğindeki Aile Yasası Tasarısı’nın hazırlanması sırasında, kadın haklarının tartışıldığı önemli bir zemin olmuştur. 1924 yılında, Türk Ocağında düzenlenen ilk kadın toplantısında Nezihe Muhittin Hanım, kadın hakları konusunda bir konferans vermiştir.[23]

         

        Kastamonu gezisinde ilk defa halkın karşına şapka ile çıkan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 27 Ağustos 1925 tarihinde İnebolu Türk Ocağında yaptığı konuşmada, Şapka İnkılâbı’nı gündeme getirmiş ve bundan sonra fes yerine şapka giyileceğini bütün ülkeye duyurmuştur.

         

         

        Latin harflerine geçileceğinin ilk izleri 1927 yılında görülmeye başlanmış, Ankara’da inşa edilen Türk Ocağı merkez binasının şeref salonuna, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile üzerine Latin harfleri ile yazılmış “Gençliğe Hitabe”nin kazındığı mermer bir pano asılmıştır.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk Ocaklarını sadece milliyetçilik düşüncesinin yaygınlaştırılmasında değil, Türk devriminin halkçılık ilkesinin hayata geçirilmesinde de kullanılabilecek birer vasıta olarak görmüştür. Türk Ocakları çevresindeki aydınlarda, milliyetçilik anlayışından halkçılığa doğru bir yöneliş söz konusu olmuş, aydınla halk arasındaki uçurumu kaldıracak olan halkçılık anlayışı geniş oranda kabul görmeye başlamıştır. Yusuf Akçura’nın, devletin ayakta kalabilmesi için millî bir burjuva sınıfının yaratılması gerektiği düşüncesiyle, Ziya Gökalp’in sosyalist ve liberal çözümlere alternatif olarak ortaya attığı tesanütçülük ve içtimaî halkçılık anlayışı, genç Türkiye Cumhuriyet’i ile bütünleşmiştir. Diğer taraftan çağdaşlaşma, kadın hakları, din ve devlet işlerinin ayrılması, dilin sadeleştirilmesi, edebiyat ve tarih başta olmak üzere Türk kültürüne yönelik çalışmaların artırılmasında, Türk Ocakları öncü rol oynayarak devrimlerin şekillenmesinde etkili olmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ne pek çok açıdan ideolojik bir temel teşkil etmiştir.[24]

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk Ocaklarına düşen vazifelerden bahsederek şunları söylemiştir: “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk camiasıdır. Bu camianın fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o camiaya dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. Türk Ocakları, teessüsleri tarihinden itibaren çok yüksek hizmetler yapmışlardır. Bu mesaide devam ediniz ve dönüşünüzde benim tarafımdan arkadaşlarınıza selamlar söyleyiniz”.[25]

         

         

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Ocaklarına Olan İlgisi

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk Ocaklarını maddi ve manevi yönden destekleyerek, Ocaklar vasıtasıyla çağdaş Türkiye ülküsünün halk arasında yayılmasını amaçlamıştır. Bu gayesini gerçekleştirmek için daha bağımsızlık savaşının yorgunluğunu üzerinden atmadan, Aralık 1922’de İstanbul Türk Ocağına 3.000 lira, Ocak 1923’de Ankara Türk Ocağına 1.000 lira, Mart 1923’de İzmir Türk Ocağına 2.000 lira[26], 1923 yılında Sivas Türk Ocağına 200 lira[27], Zonguldak Türk Ocağına 200 lira maddi yardımda bulunmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul’da tekrar faaliyete geçen İstanbul Türk Ocağı için İran Sefaretinin karşısında Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesine ait olan binanın tahsis edilmesini sağlayan Gazi Mustafa Kemal Paşa, yurt gezileri sırasında ziyaret ettiği Türk Ocaklarının sıkıntılarıyla yakından ilgilenmiş, Türk Ocaklarına “Bedeli mukabilinde emval-i metrukeden binalar tahsis edilmesini” sağlamıştır.[28] Ankara Türk Ocakları merkez binasının yapımını da yakından takip etmiş, inşaatı ziyaret ederek bilgi almıştır.

         

        Türk Ocaklarına devlet kurumları da destek vermiştir. Ocaklara, 2 Aralık 1924 Tarih ve 1186 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile kamuya yararlı dernek statüsü verilmiştir.[29] Bakanlar Kurulunun 3 Mayıs 1925 tarihli toplantısında da Türk Ocaklarına yardım edilmesi kararlaştırılmıştır.[30] Maarif Vekâleti tarafından yayımlanan 9 Haziran 1925 tarihli tebliğde, Türk Ocaklarına yardım edilmesi istenmiştir.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda Türk Ocakları fahri başkanı olup, Türk Ocağı kurultaylarını yakından takip etmiş; kurultay delegelerini Çankaya’da ağırlamış, onlarla samimi konuşmalar yapmıştır. 24 Nisan 1924 günü toplanan Türk Ocakları kurultayında delegelerden oluşan bir heyeti kabulünde, yeni Türk Devleti’nin kuruluşunda en çok Türk Ocaklarına güvendiklerini belirtmiştir.[31] Türk Ocaklarının 1925 yılı kurultayına, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eşi Latife Hanım, Kars Türk Ocağı murahhası olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştır.[32] 29 Nisan 1925 tarihinde yapılan oturumunda Latife Hanım, Türk Ocakları Merkez İdare Heyetine seçilmiş, idare heyeti 17 Mayıs 1925 tarihinde yaptığı toplantıda, Latife Hanımı fahri başkan seçmiştir.[33]

         

        Türk Ocağı bünyesinde düzenlenen sergilere katılan ve Türk Ocağı sinemasında filmler seyreden Gazi Mustafa Kemal Paşa[34], sık sık Ocağa gelerek, “Behçet Kemal’in oynadığı, Çoban Temsili ve Ergenekon Destanı’nı anlatan, millî hisleri ruhlara dolduran Mavi Yıldırım adlı temsilleri büyük gurur, sonsuz bir hazla seyretmiştir”.[35]

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, yurt gezilerinde Türk Ocaklarına ayrı bir ilgi göstermiştir. Hemen her gittiği şehirde, Türk Ocaklarını ziyaret ederek ayrı adlar altında çalışan derneklerin, Türk Ocağı adı altında birleşmelerini; öğretmen ve gençlerin Ocaklarda toplanmalarını tavsiye etmiş, halkı aydınlatıcı en canlı konuşmalarını Ocaklarda yapmıştır[36].

         

 

Atatürk’ün Türk Ocakları Şubelerini Ziyaretleri

 

 

        Türk Ocağı Şubesi

        Ziyaret Tarihi

        Türk Ocağı Şubesi

        Ziyaret Tarihi

         

        Adana

        15 Mart 1923

        Kars

        6 Ekim 1924

        13 Ocak 1925

        Kastamonu

        30Ağustos 1925

        16 Mayıs 1926

        Kemalpaşa

        12 Ekim 1925

        17 Şubat 1931

        Kırkağaç

        6 Şubat 1923

         

        Afyon

        23 Mart 1923

        Kırklareli

        20 Aralık 1931

        21 Ekim 1925

         

        Konya

        20 Mart 1923

         

        Akhisar

        10 Ekim 1925

        19 Ekim 1925

        5 Şubat 1923

        28 Şubat 1931

        Antalya

        8 Mart 1930

        Kütahya

        24 Mart 1923

        Aydın

        3 Şubat 1931

        Malatya

        13 Şubat 1931

         

        Balıkesir

        8 Ekim 1925

        Manisa

        10 Ekim 1925

        7 Şubat 1931

         

        Mersin

        17 Mart 1923

        Bornova

        12 Ekim 1925

        16 Mayıs 1926

         

        Bursa

        23 Eylül 1925

        12 Şubat 1931

        26 Mayıs 1926

        Nazilli

        4 Şubat 1931

        5 Ocak 1931

        Samsun

        26 Kasım 1930

        Çarşamba

        24 Kasım 1930

        Sarıkamış

        5 Ekim 1924

        Dinar

        12 Mart 1930

         

        Silifke

        28 Ocak 1925

        Edirne

        21 Aralık 1930

        11 Şubat 1931

        İnebolu

        27 Ağustos 1925

        Söke

        8 Şubat 1924

        İstanbul

        18 Aralık 1930

        Şebinkarahisar

        12 Ekim 1924

         

         

        İzmir

        7 Şubat 1924

        Tarsus

        18 Mart 1923

        11 Ekim 1925

        Trabzon

        27 Kasım 1930

        13 Ekim 1925

        Turgutlu (Kasaba)

        16 Ekim 1925

        28 Ocak 1931

         

        Uşak

        19 Şubat 1923

        Kalecik

        23 Ağustos 1925

        16 Ekim 1925

         

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Ocaklarını ziyareti hakkında Türk Yurdu’nda yer alan bir yazı da şu ifadelere yer verilmektedir:

         

         

        “Gazi ve Ocaklar

         

        Reisicumhur Hazretleri’nin son aylar zarfında yaptıkları ziyaretler, seyahatler Ocaklar için de çok kıymetli ve faideli olmuştur. Büyük halaskâra en sağlam sevgi ve ideal bağları ile bağlı olan Ocaklardır. Bu vesile ile bir kere daha bu derin hislerini izhara fırsat buldukları gibi, ideal yolunda yeni bir hız ve hamle için lazım olan iman kuvvetini de tazelemişlerdir. Gazi Hazretleri ziyaret ettikleri şehirlerde Türk Ocaklarını mutlaka görmüşler, Ocaklar hakkında ihsaî malumat almışlar, Ocaklı gençlerle uzun uzadıya hasbihaller yapmışlar, onları inkılap ve memleket meseleleri etrafında tenvir ve irşat buyurmuşlardır. Aziz halaskârın bu münasebetle Ocaklar hakkında izah buyurdukları hissiyat, Ocak tarihine iftiharla yazılacak kıymettedir.”[37]

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Ocaklarına gösterdiği ilgi ve sevgi tek taraflı olmayıp, Türk Ocakları tarafından yapılan açıklamalarda, inançta ve ruhta Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın icraatlarına olan bağlılık ve karşılıklı memnuniyet hisleri her fırsatta dile getirilmiştir. Mehmet Emin Yurdakul’un, “Mustafa Kemal”, Ruşen Eşref Ünaydın’ın, “Anafartalar Kumandanı Gazi Mustafa Kemal ile Mülakat”, Karakoyunlu Midhat Ömer’in, “Mustafa Kemal’i İdrak”, Hamdullah Suphi’nin, “Gazi’nin En Büyük Eseri” adlı yazıları, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin neticesi hakkındaki nutku ile 5 Kasım 1925 günü Hukuk Mektebinin açılışında yaptığı konuşmanın tam metninin Türk Yurdu dergisinde yayımlanması bu sevginin bir ürünüdür.[38]

         

         

         

        Türk Ocaklarının Kapatılması 

         

        1927 yılında, Türk Ocakları Yasası’nın 2. maddesinde yapılan değişikle, “Türk Ocaklarının fiilen iştigal sahası Türkiye Cumhuriyeti hudutları dâhiline münhasırdır[39]”, denilerek, Pantürkist ülküleri bir tarafa bırakılmaya çalışılan ve faaliyetleri Türkiye ile sınırlandırılan Türk Ocakları ile Cumhuriyet Halk Partisi arasındaki bağlar, 1925 yılından itibaren artmaya başlamıştır. 1927 yılında toplanan Türk Ocakları kurultayında, Türk Ocağı Yasası’nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişikliğe göre, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkûrelerini takip eden Türk Ocağı, mefkûreleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber” olacaktı. Böylece, Ocakların kuruluşundaki “Asla siyasetle uğraşmama” ilkesinden sapılmıştır. Yapılan değişiklik ile Cumhuriyet Halk Partisinin, Türk Ocakları üzerinde daha etkili olması sağlanmıştır.[40]

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa verdiği bir beyanatta, Türk Ocakları ve Cumhuriyet Halk Partisi arasında ilişkiyi şöyle izah etmiştir;

         

        “Türk Ocakları, Cumhuriyet Halk Fırkasının hars şubesidir. Fırka, millete mürebbilik yapacaktır; ilim, iktisat, siyaset, güzel sanatlar gibi bütün hars sahalarında vatandaşları yetiştirmek için pişvalık edecektir. Ocaklar, Cumhuriyet Halk Fırkasının programlarını vatandaşlara izah etmekle asıl vazifelerini yapmış, mefkûrelerine en büyük hizmeti ifa etmiş olurlar. Yasanızın üçüncü maddesinde de bu cihet sarahaten ifa edilmiştir. Bu yol üzerinde milleti hemahenk olarak beraber yürütmekten ibarettir.”[41]

         

        1930’lu yıllara gelindiği, Türk Ocaklarının faaliyetleri, çalışma yöntemleri ve toplum üzerindeki tesiri tartışılmaya başlanmıştır. 1927 yılında, yapılan düzenleme ile Cumhuriyet Halk Partisinin bir kültür şubesi haline getirilen Türk Ocaklarının daha fazla denetim altına alınması veya kapatılması düşünülmüş, Ocakların sahip olduğu dinamik gençleri ve maddi olanakları, rejimin sağlamlaştırılması ve halka anlatılması yolunda kullanması amaçlanmıştır.

         

                    Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, Türk Ocaklarına yönelik eleştirileri 1930 yılında başlamıştır. Adile Ayda, Türk Ocakları ve Atatürk’le ilgili bir hatırayı şöyle nakletmektedir;

         

        “Serbest Fırka hikâyesinden beş altı ay evvel, yani 1930 yılının başında, Atatürk sofrada Türk Ocaklarının çalışmalarına ilgi gösterir, daha doğrusu ilgi göstermekle söze başlar ve sonra biraz sert bir sesle:

         

        “Ne yapar bu ilim ve kültür heyeti?” diye sorar.

         

        Etraftakiler, bir azar tonu ile sorulmuş bu soru karsısında şaşırırlar. Atatürk de şöyle devam eder:

         

        -Haydi diyelim ki, ilim mensupları tarihimizi araştırıyorlar. Ya harsı temsil edenler? Onlar ne yapar?

         

        Gazi bu soruyu bilhassa Mehmet Emin Bey’e bakarak sorar ve ısrarla;

         

        -Evet, ediplerimiz, şairlerimiz ne yapıyorlar? “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.” anladık. Fakat o zamandan beri koskoca bir İstiklal Harbi, bir Millî Mücadele geçirilmiş. Hani bunu mevzu yapan millî şairlerimizin millî şiirleri?

         

        Mehmet Emin Bey, bu sözler karşısında bayılacak gibi olur, dili tutulur ve cevap veremez. Fakat kendisini millî şairi korumakla görevli sayan Hamdullah Suphi Bey şöyle der;

         

        -Türk milletinin istiklal mücadelesi başlı başına bir destan mevzuudur. Destanlar ise uzun çalışmalarla meydana gelir. Firdevsî, Şehname’yi 30 yılda yazmıştır. Elbette millî şairimiz Türk’ün Epopesi’ni yazmağa başlamıştır bile...

         

        Atatürk, “Öyle mi?” der gibi şaire bakınca, o da şu sözleri söylemeğe mecbur olur:

         

        -Millî kahramanları terennüm etmek biz şairlerin vazifesidir. Benim de büyük emelim budur. Yeter ki, kalemim sizin yarattığınız harikaları anlatmaya layık olsun…”[42]

         

        Cumhuriyet Halk Partisi ile halk arasındaki kopukluğu gidermek için çalışmalar yapılırken Türk Ocaklarının durumu da gündeme gelmiş, Türk Ocaklarının yeniden düzenlenmesi fikri, giderek halkı aydınlatmak için yeni bir teşkilatın kurulmasını gündeme getirmiştir.[43] Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1931 yılında çıkmış olduğu yurt gezisinin sonunda Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Partisi ile birleştirilmesine karar vermiştir. Bu kararı vermesinde yurt gezisi sırasında Türk Ocaklarından gelen eleştiriler de etkili olmuştur.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, Bursa Türk Ocağını ziyaretinden sonra bir gün, Hamdullah Suphi ile aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:

         

        -Hamdullah, hangi Türk Ocağına gitsem, hepsi memnun olmayanlarla dolmuş. Bana neler sormadılar, neler söylemediler.

         

        -Tabi Paşam, onlar başlarında bir sultan değil, bir cumhurbaşkanı olduğunu biliyorlar ve onun için çekinmeden içlerini döküyorlar. Onları böyle konuşmaya sizin getirdiğiniz yeni rejim alıştırdı.[44]

         

        Atatürk’ün 1931 yılı Şubatı’ndaki gezi programında yer alan Aydın ili ziyareti, Türk Ocaklarının kapatılış sürecini, buna karşılık Halkevlerinin kuruluş sürecini hızlandırması bakımından üzerinde durulması gereken bir gezidir. Gazi, Aydın gezisinin 3 Şubat 1931 Salı günkü programında, Aydın Türk Ocağını da ziyaret etmiş ve Türk Ocağı mensuplarıyla bir sohbet toplantısı düzenlemiştir. Söz konusu toplantıda Ocaklıların inkılaba karşı görev ve sorumluluklarını yeniden hatırlatan Gazi Mustafa Kemal Paşa, vasıtasızlıktan köylere gidip halk ile temas edemediklerinden şikâyetçi olan bir Ocaklıya verdiği cevapta, şeyh ve müritlerin köye giderken otomobil masrafını düşünmediklerini, bir mefkûreye bağlananların gayeleri uğrunda her türlü zahmet ve fedakârlıktan zevk alacaklarını belirterek, Ocakların çalışmalarının yetersizliğinden bahsetmiştir.

         

        Türk Ocaklarının kapatılışı hakkında Burhanettin Develioğlu şu bilgileri vermektedir;

         

        “Serbest Partinin (Serbest Cumhuriyet Fırkası) memlekette uyandırdığı bir ihtilal havası herkesi telaşa veriyor. Atatürk yanında kalabalık bir maiyet ile memleket seyahatine çıkıyor. Garbî ve Cenubî Anadolu’nun mühim merkezlerini gezdikten sonra Eskişehir’e geliyor. Hepimiz bu seyahatin neticesiyle çok alakadarız. Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya Bey vasıtasıyla haber alıyoruz. Atatürk’ün, Eskişehir’e kadar olan seyahatinin intibalarını şu şekilde öğreniyoruz: Bizim parti teşkilatımız fikir itibariyle tamamen bize yabancı insanlardan teşekkül etmiş; asıl inkılapçı zümreyi Türk Ocaklarında gördüm. Yapılacak şey bu partiyi feshetmek Türk Ocaklarını kendi partimiz olarak tutmak ve Hamdullah’ı da umumî kâtip yapmak.

         

        Gazi’nin bu düşüncesi bizi şaşırtıyor. Ankara’ya gelinceye kadar bu düşüncesini yanındaki arkadaşlarına söylüyor. Fakat Ankara’ya gelip de İsmet Paşa ile görüşünce bu fikir değişiyor. Yerine, Türk Ocaklarını kaldırmak ve onun bütün azasını Fırka’nın kuracağı Halkevlerine almak, bu suretle inkılapçı ve Atatürk’ün fikirlerini tahakkuk ettirecek bir partiye sahip olmak. Bu neticenin başta Hamdullah Suphi olmak üzere bizleri ne kadar üzdüğünü anlatmak çok güç...

         

        O zamanın âdeti üzere bir akşam Çankaya’daki toplantıya Hamdullah Suphi Bey davet ediliyor. Toplantıda Gazi’nin yanında bulunması mutat olan zevattan başka Celâl Bayar, Sadri Maksudi, Siirt Mebusu Mahmud Bey, Reşid Galib ve Vasıf Çınar Beyler de bulunuyor. Bunlardan son ikisi, eski Ocaklı arkadaşlarımızdan Vasıf Bey’e Atatürk söz veriyor. Vasıf, Atatürk inkılaplarından sonra artık Türk Ocaklarına yapacak bir iş kalmadığını, Ocakların vazifesini doğrudan doğruya Hükümetin ele aldığını binaenaleyh bu müessesenin tarihî vazifesini tamamladığını söylüyor. Ocaklı Reşid Galib Bey de aynı fikirleri tekrarlıyor. Celal Bayar, Sadri Maksudi ve Siirt Mebusu Mahmud Bey bu fikre itiraz ediyorlar, Hamdullah Suphi Bey’e sıra gelince, Paşam, Vasıf ve Reşid Galib Bey arkadaşlarım yanılıyorlar. Bir mektebin, bir hastahânenin hiçbir zaman vazifesi bitmez. Yeni nesiller gelir, mektep devam eder. Yeni hastalar gelir, hastahâne devam eder. Union Française (Ünyon Fransez), Casa d’Italia (Kasa İtalyana) yüzlerce senelerden beri, değil yalnız memleketlerinin hudutları içinde, yabancı memleketlerde de kendi millî kültürlerinin intişarı için çalışıyorlar.

         

        Müzakere evvelce alınmış esaslı bir karar dairesinde devam ediyor. İtiraz edenler de itirazlarından vazgeçiyorlar. Türk Ocağının artık yapacak işi kalmadığına dair bir rapor hazırlanıyor. Ve sıra ile orada bulunanların hepsi imzalıyorlar. Hamdullah Suphi’ye gelince o imzalamıyor. İmza merasimi bittikten sonra bu raporu Atatürk’e veriyorlar. Atatürk soruyor:

         

        -Hamdullah Suphi Bey’in de imzası var mı?

         

        Olmadığını öğrenince raporu yırtıp atıyor. Vaziyet çok gergin. Türk Ocaklarını tarihe mal etmek isteyenler tekrar konuşmaya başlıyorlar. Rapor tekrar yazılıyor. İçtimada bulunanlar yeni baştan imzalıyorlar. Sıra Hamdullah Suphi’ye gelince bu ağır tazyike artık mukavemet edemiyor. O da imzasını atmaya mecbur kalıyor. Mesele tamamlanmıştır.[45]

         

        Türk Ocaklarının feshedileceği, gayr-i resmî olarak ilk defa 20 Mart 1931 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Bu tarihten sonra basında Türk Ocaklarının feshedilerek Cumhuriyet Halk Partisine katılma kararının gerekçelerini açıklayan makale ve yazılar yayımlanmıştır.

         

         Falih Rıfkı (Atay), “Fırka ve Gençlik” başlıklı yazısında, Türk Ocaklarının dinamizmi, inkılapçı karakteri açık bir şekilde ortaya konulmakta, siyasi hayatta Cumhuriyet Halk Partisine rakip olacağı endişesiyle, partiye katılmasına karar verildiği düşüncesini vurgulanmaktadır. Bir başka yazıda da Türk Ocaklarının partiye katılmasının iki sebebi olduğu, bunlardan birincisi Cumhuriyet Halk Partisinin gençliğin fikrî ve siyasî eğitimlerinde rehber olmaya karar vermesi, ikinci olarak da gençliğin tek elden yönetilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir.[46]

         

        Gazi, Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Partisine katılması ile ilgili olarak Ruşen Eşref (Ünaydın)aracılığı ile basına görüşlerini açıklamıştır. Açıklama, 25 Mart 1931 tarihli gazetelerde yayımlanmış, Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Partisi ile birleştirilmesi kararının, basında ve halk arasında olumlu karşılandığı ileri sürülmüştür.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, 25 Mart 1931 tarihinde yaptığı konuşmada Türk Ocaklarının geleceği hakkında şu bilgileri vermiştir;

         

        “Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete sevk etmek lazım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini idrak etmiştir.

         

        Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Teessüs tarihinden beri ilmî sahada halkçılık ve milliyetçilik akidelerini neşir ve tamime sadakatle ve imanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti mucip hizmetleri sebketmiş olan Türk Ocaklarının, aynı esasları siyasi ve tatbikî sahada tahakkuk ettiren fırkamla bütün manasıyla yekvücut olarak çalışmalarını münasip gördüm.

         

        Bu kararım ise, millî müessese hakkında duyduğum itimat ve emniyetin ifadesidir. Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir.[47]

         

        Türk Ocaklarının kapatılışı ile ilgili olarak Yunus Nadi tarafından kalem alınan makalede ise şunlar ifade edilmiştir:

         

        “Türk milleti millî hudutlar içinde millî hukukuna sahip, tamamen millî bir heyet olduktan sonra, bir kısım vatandaşların ayrı teşekküllerle millî hars arayacak yerde bütün vatandaşların millî kuvveti, millî birlikte temin etmeye çalışmaları pek tabidir.

         

        İmparatorluk zamanında Türk Ocaklarının manaları vardı. Ve Ocaklar o zaman hakikaten milli vicdandan doğma bir ihtiyacın ifadesi olarak meydana geldiler ve vazifelerini bihakkın ifa da ettiler. Şimdi Türk Milleti birçok unsurları ve ırkları sinesinde toplayan bir imparatorluk değildir artık. Şimdi Türkiye, yalnız milli Türk iradesine tâbidir. Bu rejimi tesis eden millet, maddi ve manevi bütün kuvvetlerini sarih olarak kendi varlığının sıyanetine ve yükselmesine sarf ediyor. Vatanın bütün çocukları artık bu bayrak altında toplanırlar. İşte Ocakların Cumhuriyet Halk Fırkasına inkılaplarının açık esbabı mucibesi budur”[48].

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 25 Mart 1931 tarihindeki açıklamasından sonra, Türk Ocakları delegeleri 10 Nisan 1931 tarihinde olağanüstü kurultayda bir araya gelmişlerdir. Başta, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Recep Peker olmak üzere parti ileri gelenleri ile milletvekillerinin de katıldığı kurultayda, Manisa Milletvekili Mustafa Fevzi’nin kurultay başkanlığına seçilmesinden sonra kürsüye gelen Hamdullah Suphi Bey, Merkez İdare Heyeti adına, Türk Ocaklarının son çalışma raporunu okumuştur. Raporda, “Kurultayın olağanüstü toplanma sebebinin Gazi’nin basında da yer alan isteği olduğu, CHP’nin dört yıl önceki genel kongresinde yaptığı konuşmada (Büyük Nutuk) Gazi’nin vatanı ve inkılapları gençliğe emanet ettiği, bu tutumunun zamanla gelişip uygulama safhasına geldiği, onun son yıllarda gençlik, dernekler ve eğitim konuları ile çok yakından ilgilendiği ve kalbinde, gençliğin inkılapların esaslarına göre yetiştirilmesinin, inkılapların gençlikte emin bir dayanak bulmasının en büyük istekleri arasına girdiği, son bir yılda meydana gelen bazı olayların (Kubilay Olayı gibi) bütün yurtseverleri üzdüğü, medeni düşüncelerin muhafazakâr çevrelerde de yerleşmesi hususunun, Gazi’nin ve devlet ileri gelenlerinin zihinlerinde gittikçe yer ettiği, bunu sağlayabilmek için de Gazi’nin, CHP kadrolarını milliyetçi, halkçı ve cumhuriyetçi gençlerle doldurmayı ve memleket meselelerinde onlara da sorumluluk vermeyi arzu ettiği”, ifade edilmiştir[49].

         

        Kurultay sonunda, Ocakların kapatılması ve tüm mal varlığının Cumhuriyet Halk Partisine devredilmesi kararlaştırmıştır. 10 Mayıs 1931 tarihinde toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 3. Büyük Kongresi’nde de Türk Ocakları Kurultayı’nda alınan karar aynen kabul edilmiştir.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın,Ocakların Cumhuriyet Halk Partisine katılması hakkındaki kararı açıklanmadan önce, Türk Ocaklarına nasıl bir şekil verileceği de tartışılmıştır. Özellikle Atatürk, yurt gezisinde konuştuğu Ocaklı gençlerin, inkılapları desteklemekle beraber, siyasi meselelerle fazla ilgilendiklerini ve ülkenin idaresinde liberal bir tutuma taraftar olduklarını, buna karşılık başında bulunduğu Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının, kendi çıkarları peşinde koşan, işe yaramaz birtakım insanlarla dolduğunu görmüştür. Kurduğu Cumhuriyet’i Türk gençliğine emanet eden ve gençliğin en iyi şekilde yetiştirilmesi gerektiğine inanan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya dönüşünde bu konuda Ocakların genç ve uyanık kadrolarından yararlanmayı düşünmüştür. Sayıları 250’ye ulaşan Türk Ocaklarını, Cumhuriyet’in ve inkılapların bekçisi olarak ülke yönetimine hazırlamanın gerekliliğine inanmıştır.[50]

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, önce memleket meseleleri ve politika ile yakından ilgili gördüğü bu aydın kitlesini, genel sekreterliğini Hamdullah Suphi Bey’in yapacağı, yeni bir parti etrafında toplamayı düşünmüş, Hamdullah Suphi’nin, Serbest Cumhuriyet Fırkasına yakınlığı sebebiyle hükümet ve parti üyeleri bu görüşe karşı çıkmışlardır. Yeni bir parti kurulması veya Hamdullah Suphi Bey’e Cumhuriyet Halk Partisinde aktif bir görev verilmesi yerine, Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Partisi içine alınarak, bu genç ve hareketli kitleden yararlanılması düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Bu düşüncenin gerisinde, CHP çevrelerinde kolayca muhalefet saflarına kayabilecek, bu büyük ve dinamik kitleyi kendi bünyeleri içinde eritmek, onu faal durumdan uzaklaştırmak, böylece siyasi hayatta rakipsiz kalmak düşüncesi de vardır.[51] Falih Rıfkı (Atay) Bey’in, Hâkimiyet-i Millîye gazetesinde kaleme aldığı yazılarda, Türk Ocaklarının oy potansiyeli olan gizli bir parti niteliğinde olduğunu belirterek, ileride ikinci bir Serbest Cumhuriyet Fırkası olayının yaşanabileceğini belirtmesi, Türk Ocaklarının siyasi tutumu ile ilgili endişeleri artırmıştır.[52]

         

        Mustafa Kemal Paşa’nın, Türk Ocaklarının siyasal bir harekete dönüşebileceği konusundaki endişeleri hakkında Arif Hikmet Koyunoğlu şu bilgileri vermektedir;

         

        “O zaman Keçiören, devletin birçok büyüklerinin oturdukları bir yerdi. Hepsinin burada evleri vardı. Hatırımda kalanları yazıyorum: Hamdullah Suphi, Ağaoğlu Ahmed, Süreyya, Recep Peker, Yusuf Akçura, Kazım Özalp… Sıra ile evlerimizde toplanır, konuşur, dertleşir ve güzel saatler geçirirdik. Bu toplantılarımıza Atatürk de muntazam katılırdı.

         

        Bir akşam Hamdullah Suphi’nin köşkünde toplanmıştık. Söz Türk Ocaklarına gelmişti. Atatürk ani olarak Hamdullah’a sordu:

         

         -Kaç Ocak şubesi ve ne kadar azası var?

         

        Ben, Merkez Heyetinde aza olup bu işlerle uğraştığım için Hamdullah yüzüme sorar gibi bakmıştı. Söze başladım ve ‘276 şubemiz ve 32 bin üyemiz var Paşam’, dedim. Paşa hayret eder gibi biraz düşündü ve: ‘O kadar çaba sarf ettiğimiz halde bizim Halk Fıkrasının bütün üyesi ancak 4 bin kadar. Korkarım, siz hükümete bir beyanname vererek siyasi bir hale geçerseniz, bizim parti ortadan siliniverir.’

         

        Hamdullah cevap verdi: “Paşam, Ocağımız siyasetle alakadar değildir. O, bilim, hars ocağıdır. Bizim yegâne amacımız milletimizin medeni sahada yükselmesidir. Biz Ocak duvarları arasında siyasete ait tek bir kelime konuşmayız ve bundan başka bir emelimiz yoktur.”

         

                    Bu sözlerden sonra başka konulara girildi ve bu akşam toplantımızda böyle ve biraz düşündürücü olarak sona erdi.”[53]

         

        Türk Ocaklarının kapatılış sürecinde, 1929 yılında bütün dünyada yaşanan ekonomik krizin de etkisi vardır. Ekonomik kriz nedeniyle ticaret burjuvazisi ve büyük toprak sahiplerinin ekonomik durumu sarsılmış, vergileri artırarak ekonomik sıkıntıların faturasının halka çıkarılması bürokrat kesim ile halk arasındaki kopukluğu daha da artırmıştır.  Halk ile CHP ve devlet arasındaki ilişkinin iyileştirilmesi için öneriler ortaya atılmış, halkın politik ve ideolojik eğitimini sağlamak, devlete ve rejime olan bağlılığını artırmak için Halkevlerinin kurulması gündeme gelmiştir.[54]

         

        Türk Ocaklarının kapatılma sürecinde etkili olan önemli olaydan biri de Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından Ali Fethi (Okyar) Bey’e, Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurdurulmasıdır. Ali Fethi Bey’in başkanlığında, 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, kısa sürede devrim karşıtı insanların partiye katılması nedeniyle, 18 Kasım 1930 tarihinde kurucusu tarafından kapatılmıştır. Ülkede çok partili demokratik hayatın yerleşmesini isteyen Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın teşvikiyle kurulan Partiye, Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi Bey’in açıkça destek vermesi, “Bu Sesi Koruyacaksın!” başlığını taşıyan ve CHP’ye yönelik eleştiriler içeren bir yazı kaleme alması, CHP’lileri kızdırmıştır.[55]

         

         

        Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ile birlikte birçok Türk Ocakları üyesi de bu partiye girmiştir. Bunda, Serbest Cumhuriyet Fırkasının merkez ve yerel kurucuları ile milletvekillerinin Türk Ocakları ile doğrudan bağlantılı olmaları etkili olmuştur. Örneğin Serbest Cumhuriyet Fırkasında siyaset yapan Ağaoğlu Ahmet, Dr. Reşit Galip, Türk Ocakları İlim ve Sanat Heyetinin üyeleriydi.

         

        Bu d


Türk Yurdu Mart 2011
Türk Yurdu Mart 2011
Mart 2011 - Yıl 100 - Sayı 283

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele