Türk Devleti’nin Fikir Kaynağı Türk Ocakları ve Atatürk

Mart 2011 - Yıl 100 - Sayı 283

        Osmanlı Devleti, XIX. yüz yılın ikinci yarısında bir yol bulma tercihinin önüne geldi. Bunlardan birincisi, çeşitli din, dil, ırk kaynaşmasını hedef alan İttihad-ı anasır, ikincisi, İslam birliği İttihad-ı İslam, üçüncüsü ise kendi öz kaynaklarına dönüş Türkçülük idi[1].

         

        Türk Ocakları, II. Meşrutiyet devrindeki (1908–1923) Türk milliyetçi kuruluşlarının en büyüğü, en tanınmışı ve en uzun ömürlüsüdür. Tanzimat devrindeki bazı Türk aydınları; dünyanın çok değişik ve geniş bölgelerine yerleşmiş, değişik isimler altında zaman zaman birçok devletler kurmuş, bütün Türklerin tarih ve dil bakımından birliği ve bütünlüğü görüşünü ortaya atarak, “Türk milletinin sadece Osmanlılardan oluşmadığı, Osmanlı Türklerinin onun ancak bir parçası olduğu” gerçeğini yaymaya çalışmışlardı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan değişik etnik unsurlar arasındaki anlaşmazlıkların artıracağı endişesi ile milliyetçilik fikirlerini, II. Abdülhamit idaresinin kontrol altında tutmasına rağmen bu görüşlerini açıklamakta devam eden aydınların bazıları, 1908’den sonra siyasi baskıların kalkması üzerine, hızla teşkilatlanmaya başladılar[2]. Gerçekten de Osmanlı ülkesinde Osmanlı tebaası olarak Türk unsuru olduğu halde atalarımızın satvet ve azameti karşısında boyun eğerek Türk tebaası olmayı kabul eden diğer milletler kendi aralarında çalışarak milletlerini biz hâkim Türklerden daha mütekâmil bir seviyeye ulaştıkları gibi XIX. yüzyılın son çeyreğinde Türk milletine hakaret etmekten ve düşmanca hareketlerden çekinmez olmuşlardır[3].

         

                    II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Osmanlı Devleti çeşitli iç ve dış olayların sebep olduğu bunalımların içine düşmüştür. Bu dönemde Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit Meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp Savaşı gibi olaylar devlette derin yaralar açmıştır. Fakat bütün bu olaylarından daha önemlisi Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ile sonuçlanan Balkan Savaşları sonucu, Rumeli’nin kaybedilmesi, binlerce Türk’ün göçe ve katliama tabi tutulması gibi olaylar Türkler arasında büyük bir şok tesiri yaratmış ve Osmanlıcılık ideolojisinin fiilen iflasını hazırlamıştır[4]. Balkan savaşları sırasında Çatalca önlerinde gürleyen Bulgar toplarının gülleleri, sadece siperleri ve istihkâmları değil aynı zamanda Osmanlılık hayallerini de yıktı. Fakat aynı topların hayalleri, Arnavutluk dağlarındaki isyan ateşiyle beraber, şimdi Türk aydınlarının yürüyebilecekleri yeni bir yolu aydınlatmıştır. Müslüman Arnavutların ayaklanması da İslamcılık eğilimini gölgelemişti. Buna karşılık Türkçülüğün yıldızı günden güne parlıyordu[5].

         

                    Bu durumda Osmanlı Devleti’nin dayanabileceği tek kuvvet kalmıştı ki, o da devletin kurucu gücü olan Türklerdi. O zaman, yapılacak tek şey, Türk milletinde potansiyel olarak var olan milliyet duygusunu işleyip, canlandırarak, şuurlandırarak bundan doğacak içtimai kuvvet ile devleti ayakta tutmaktı. Bu noktada Türk milliyetçiliğinin bir özelliği ortaya çıkmaktadır. Bu şartlar içinde açığa çıkan Türk milliyetçiliği, herhangi bir millete karşı mücadele yahut düşmanlık duygusuna dayanmamıştır. Doğrudan doğruya, kendi varlığını yeni bir biçimde idrak etmek şeklinde tezahür etmiştir. Türk milliyetçileri, milliyetçilik denilen bu toplumsal gücü, devleti ayakta tutabilmek için kullanmışlardır[6]

         

                    Türklerin, “kültürel, sosyal ve iktisadi seviyelerinin yükselmesine politikaya girmeden hizmet edebilecek büyük ve ciddi bir milliyetçi derneğin kurulması” fikri, önce İstanbul’da Fransızca yayımlanmakta olan Jeune Turc (Genç Türk) isimli gazete tarafından ve daha çok Celal Nuri (İleri)’nin yazılarında ortaya atılmıştır. Bu görüşü benimseyen İstanbul Tıp Fakültesi öğrencileri, harekete geçerek bu konuda kendilerine yardım edebileceklerine inandıkları bazı aydınlara müracaat etmeye karar vermişlerdir[7]. Bundan başka Genç Kalemler’de savunulan dil ve kültürel birliğin sağlanması yoluyla Türk milletini uyandırma fikri, gençler arasında önemli tesirler bırakmıştı[8].

         

        Aralarından seçtikleri müteşebbis heyet, 190 tıbbiyeli adına bu aydınlara gönderdiği 11 Mayıs 1911 tarihli bir ortak mektupla, “Osmanlı Devleti’ndeki Türklerin bir gerileme dönemine girdiklerini, bunu önlemekteki ilke ve en mühim şartın bilgisizlikle mücadele olduğunu, ticaret ve ziraat okullarından kazanılacak bir sosyal üstünlüğü kuru bir siyasi üstünlüğe tercih ettiklerini ve gelecek nesillerin miskinliği günah, çalışmayı ibadet sayan güçlü ve zengin nesiller olması gerektiğini” bildirerek her türlü siyasi parti anlaşmazlıklarının üstünde ve politika kavgalarının dışında bir cereyan meydana getirebilecek sosyal karakterde bir milli cemiyetin kurulmasında, 20 Haziran 1911 günü yapılacak toplantıya katılmak ve görüşlerini bildirmek suretiyle kendilerine yardımcı olunmasını istedi[9]. Ancak 20 Haziran 1327 (3 Temmuz 1911) günü yapılan toplantıya gelen davetlilerin sayısı sadece yedi kişi idi. Milli Şair Mehmet Emin (Yurdakul), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülent, Fuat Sabit, Ahmet Ağaoğlu. Tıbbiyeli iki öğrenci temsilcisinin de katılması ile yapılan bu ilk toplantıda derneğin adı Türk Ocağı olarak kabul edildi[10]. İlk idare heyetine; Reis Mehmet Emin Yurdakul, İkinci Reis: Yusuf Akçura, Kâtip: Mehmet Ali Tevfik, Veznedar: Dr. Fuat Sabit seçilmişlerdir[11]

          

        Fiili kuruluşu 20 Haziran 1327 (3 Temmuz 1911) günü gerçekleştirilen Türk Ocaklarının resmen kuruluşuna kadar birkaç toplantı daha yapılmıştır. Bu toplantılarda genellikle nizamnamenin hazırlanması üzerinde durulmuştur. 12 Mart 1328 (25 Mart 1912)’de resmen kurulmuştur[12]. Böylece fiili kuruluşundan yaklaşık 9 ay sonra resmen kurulan Türk Ocaklarının ilk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Reis: Ahmet Ferit (Tek)[13], II. Reis: Yusuf Akçura, Umumi Kâtip: Mehmet Ali Tevfik, Veznedar: Dr. Fuat Sabit. Türk Ocakları milli varlığı tehlikede görerek imparatorluktan çok, Türkleri kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınlarının bir hayat hamlesi ile ortaya koydukları cemiyettir[14]

         

        Türk Ocaklarının kuruluşu Türk ve Müslüman olmayan ekalliyetleri oldukça tedirgin etti. Zira biliyorlardı ki, Türk Milliyetçiliği, aydınlık şuur olarak gönüllerde yerini aldığında sadece fikirde değil, hayatın her safhasında medeniyette, sanatta, kültürde, ticarette, tarımda ülkenin gerçek sahibi olarak refahı da fethedecektir. Bu ise asırlardır Türk’ü sömürenlerin korkulu rüyasıydı[15].

         

        1912’de yayımlanan “Türk Ocağı Esas Nizamnamesi”nde cemiyetin maksadı şu şekilde belirtilmiştir.

         

        “2. Madde: Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimi olan Türklerin milli terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisâdi seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemâline çalışmaktır.

         

        3. Madde: Cemiyet maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşrederek mektepler açmağa çalışılacaktır.

         

        4. Madde: Ocak maksadını tahsile çalışırken, sırf millî ve içtimaî bir vaziyette kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir siyasi fırkaya hadim olmayacaktır”[16].

         

        Türk Ocaklarında üye sayısının ve çalışmaların hızla artması üzerine, kuruluşundan bir yıl sonra yerleştiği Beyazıt’daki yeni binasında verilen konferanslar da büyük ilgi görmekteydi. Hepsinin de odak noktasını milli konuların teşkil ettiği bu konferansları verenler arasında; Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi[17], Mehmet Emin (Yurdakul), Yusuf Akçura, Fuat Köprülü, Celal Sahir, Bursalı Mehmet Tahir, Halide Edip, Ahmet Ağaoğlu, Müfide Ferit (Tek), Dr. Akil Muhtar, Ömer Seyfettin, Kadri Raşid Paşa, Cemal Paşa, Necip Asım, Kilisli Rıfat, Veled Çelebi, Samih Fırat, Yahya Kemal, Nakiye (Elgün), Ali Canip, Yahya Kemal (Beyatlı), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu) gibi devrin ilim ve fikir adamları ile edebiyatçıları bulunmaktaydı[18]. Düzenlenen bu konferanslardan başka, zaman zaman İstanbul dışında da konferanslar vermişlerdir. Bunlar içinde en önemlileri Çanakkale ve İzmir’de verilen konferanslardır[19].

         

        Ocak binası her gün gelen yüzlerce ziyaretçiyle dolup taşmış ve bu suretle Ocak üye defterinin kayıt sayısı da süratle çoğalmıştır. Türk Milliyetçiliği ve Ocak, İstanbul halkının yakından alakadar olduğu bir kuruluş olduğu kadar Anadolu ve hatta dünya Türklerinin de ilgisini çeken, sevilen bir ideal kaynağı olarak tanınmaya başlamıştır. İstanbul’a Anadolu’dan gelen talebeler, okullara yerleşmek için Ocağa müracaat ediyorlar, bunlardan geçimleri yetersiz olanlara yatacak ve yiyecek yardımı yapıldığı gibi, okul kitapları ile kırtasiye ihtiyaçları da temin edilmiştir.[20]

         

        Osmanlı Sultanı V. Mehmet Reşat, Erkân-ı Harbiye Umumi ikinci reisi iken ordu mensuplarının Türk Ocaklarında görev almalarının en tabii ve mukaddes hizmetleri arasında olduğunu Harbiye Nezareti kararı halinde çıkartan Hafız Hakkı Paşa’nın delaletiyle Türk Ocaklarına da Ceb-i Hümayun’undan beş bin altın vermiştir.

         

        Bu ihsan-ı şahaneye teşekkür için saraya giden Türk Ocakları Merkez Heyeti’ne padişah, hiç beklemedikleri bir soru sorar; “Milletimizin tarifini yapar mısınız?”

         

        Heyette olan Akçuraoğlu Yusuf, Necip Asım, Ağaoğlu Ahmet, Sadri Maksudi Arsal, Halis Turgut, Hamdullah Suphi Tanrıöver birbirlerine bakarlar ve bu bakışlar Necip Asım’ın üzerinde toplanır. Sultan Reşat, arkadaşlarının bakışlarının üzerine toplandığı Necip Asım Bey’e şu açıklamayı yapar; “Sualime zannederim hayret ettiniz. Ben Osmanlı Padişahı, İslam âlemi halifesi, fakat her şeyden evvel Türk Hakanıyım… Zannederim meşrutiyetten sonra bizim de milletimizin tarifini yapmamız şart oldu[21].   

         

        Türk Ocakları, mütareke yıllarında, gerek işgalci kuvvetlere karşı ve gerekse milli ve şerefli bir politika takip etmekten yana aciz kalan devlete karşı tavır almak ve günlük olaylara karışmak gereğini de duymuştur. Buna karşılık işgal kuvvetleri de milliyetçi direniş ana kaynaklarından biri olarak gördükleri Türk Ocakları ile ilgilenmekte gecikmemişlerdir. İlk olarak 9 Mart 1920’de Ocak Genel Merkez binasını bastılar. Birçok evraklara el koyup kitaplığı dağıttılar ve kapısını mühürlediler. Bunun üzerine Genel Merkez, bir hafta sonra Maarif Nezareti Talim ve Terbiye Dairesi’nin Sultan Ahmet’teki Binbirdirek’teki binasının boş bir bölümüne yerleşti ise de işgalci kuvvetler burayı da basarak çalışmaları tamamıyla durdurdular. Bunun üzerine Genel başkan Hamdullah Suphi, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği bir telgrafla durumu bildirdi. Mustafa Kemal Paşa, verdiği cevapta; “durumu yabancı elçilikler nezdinde protesto edilmesi, ayrıca protesto mitingleri tertiplenmesi” tavsiyesinde bulundu. Türk Ocakları Merkez Heyeti, bir tarafta bu tavsiyeye uyarken diğer taraftan da Osmanlı Meclis-i Mebusanı için yapılan genel seçimlerde Hamdullah Suphi ve Ahmet Ferit’i milletvekili olarak seçmeyi başardı. Ancak kısa bir süre sonra işgal kuvvetlerince meclisin kapatılması üzerine İstanbul’daki ocaklılar birer birer Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılmaya başladılar[22].

         

        Türk Ocakları gerek I. Dünya Savaşı’ndan önce gerekse Milli Mücadele döneminde halkı aydınlatmak için konferans, müsamere ve mitingler düzenlemiş, çeşitli yayınlar yapmıştır. Türk milliyetçiliği milli mücadele döneminde milli hareketin temel itici gücü olmuştur. Hamdullah Suphi, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne milletvekili olarak girmiş ve kurulan ilk milli hükümetin Maarif Vekili olmuştu[23].  Bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün de büyük desteğini alan Ocak çalışmaları yeniden büyük bir hız kazanmıştır. Ocak üyelerinin yarısından fazlası Atatürk’ün arkadaşları, mebuslar, öğretmenler ve yazarlardı[24].

         

                    Atatürk Milli Mücadeleyi gerçekleştirdiğinde Türk Ocaklarından yetişen aydınlardan büyük destek görmüş, Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni Türk Devleti’ni kurup geliştirirken de ocakların yetiştirdiği kuşaklardan geniş ölçüde faydalanmıştı[25]. O dönemde Türk Ocakları Türk kültürünü incelemiş ve Türk şuurunu ayakta tutmaya çalışmıştı. Türk Ocaklarının milliyet görüşünü ilmi bir şekilde formüle eden Ziya Gökalp olmuştu.[26]

         

        Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, memlekette kültürel çalışmaları üstlenmiş olan Türk Ocaklarının faaliyetlerini beğenmiş ve çıktığı yurt gezilerinde uğradığı şehirlerde Ocak şubelerine uğramış ve gençlerle sohbet etmiştir. 29 Aralık 1922’de Ankara Türk Ocağı’nın Umumi Kongresinin yapılması kararlaştırılmış ve mütarekeden sonra tatil edilen İstanbul Türk Ocağı’nın açılması ve ocağa bina bulunması istenmiştir. Ocağın kuruluşu sırasında Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Türk Ocağı’na üç bin lira yardımda bulunmuştur. Hatta Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Türk Ocağı’nın resmen açılışı münasebetiyle bir telgraf çekmiştir. Telgraf şöyledir:

         

                    “Dersaâdet’te Türk Ocağı Kâtib-i Umumîsi Dr. Fethi Beyefendiye,

         

        Yeni Türkiye’nin istinadgâhı olan millet ve milliyet fikrinin inkişafı için, senelerce muvaffakiyetli telkinât ve neşriyatta bulunmuş olan Türk Ocağı’nın, milli zafer dolayısıyla gönderdiği tebrikât teşekkür ve temenniyâtı mahsusasına iştirak ederim, efendim”[27].

         

                                                                                                20.11.1922

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

                                                                                        Başkumandan Mustafa Kemal

 

        23 Nisan 1923’de muhteşem bir bayram hazırlığı ve kutlama töreni yapılmıştır. Törende Hamdullah Suphi Bey, Türkçülük akımından, ocakların faaliyet ve hizmetlerinden bahseden bir konuşma yapmıştır. Böylece açılan Ocak, eski bir okulda çalışmalarını sürdürmüştür. 1 Haziran 1923’de de İstanbul Türk Ocağı Genel Merkezi sıfatıyla resmen yeniden açılmıştır[28].  Mustafa Kemal Atatürk’ün de büyük desteğine sahip olan Türk Ocaklarındaki çalışmalar böylece yeniden hız kazanarak yurdun dört bir yanında teşkilatlanmaya başlamıştır.

         

        Gazi Mustafa Kemal Paşa, Ankara Türk Ocağı’na, Ocak 1923’de bin lira maddi yardımda bulunarak 14 Ocak’ta da ziyaret etmiştir. Bu ziyaret esnasında şu konuşmayı yapmıştır:

         

        “Efendiler,

         

        Sizinle müşerref olmak bu içtimamızı devam ettirmek için büyük bir saadet teşkil ederdi. Görüyorsunuz ki, vakit ilerlemiştir. Sizin kıymetli zamanlarınızı daha ziyade almak istemem. Sizinle müşerref olmak, benim için mucib-i memnuniyet olmuştur. İnşallah yakında temas etmeğe nail olurum. Şimdiye kadar askerlik ve siyaset sahasında vücuda getirilen zaferin irfan sahasında da te’min edileceğini ümit ederim. Allahaısmarladık[29].

         

        Mustafa Kemal Atatürk yurt gezilerinde gittiği tüm illerde Türk Ocağı şubelerini ziyaret etmiş ve ocaklılarla çeşitli fikir alış verişinde bulunmuştur. Ziyaret ettiği ocaklardan birisi de Akhisar Türk Ocağı’dır. 5 Şubat 1923’de Akhisar Türk Ocağı’nı ziyaret etmiş, aynı günün akşamı Akhisar Belediyesi tarafından Türk Ocağı’nda Atatürk şerefine bir ziyafet düzenlenmiştir. Toplantıda Ocak Reisi Dr. Şemsettin Bey, bir konuşma yapmış, Atatürk de buna cevap olarak;

         

        Muhterem Efendiler,

         

        Beyefendinin memleket namına ve Türklük namına söylediği sözlerden fevkalâde mütehassıs oldum. Şahsıma ait olan teveccühkâr kelimelere karşı sureti mahsusada belanı teşekkür ederim…” dedikten sonra Lozan konferansından bahsetmiş ve elli, altmış asırlık bir tarihe sahip olan Türk Milletinin milliyetine ve şerefine fevkalâde ehemmiyet vermesi lazım geldiğini bildirmiştir[30]. 6 Şubat 1923’de Kırkağaç Türk Ocağı’nı ziyaret etmiştir. 19 Şubatta ise Uşak Türk Ocağı’nı ziyaret ederek bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında; “Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz benim nasihatim budur ki, içinizden her hangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve teferruat etmek isterse, başınızın belasıdır… Mensup olduğum Türk milletinin şanı, şerefi varsa benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır. Asla gayri değilim. Millî harsını ihmal eden milletin âtîsi musibet, izmihlâl olmuştur. Türkler, her şeyden ziyade hars-ı millîlerde çok kuvvetlidir. Bu kuvvet sayesindedir ki, asırların vurduğu darbeler karşısında mevcudiyetini müdafaaya muvaffak olmuştur[31].

         

        Atatürk, Mart 1923’de İzmir Türk Ocağı’na da iki bin lira maddi yardımda bulunmuş, Türk Ocaklarının çalışmalarından ve verilen bilgilerden memnun olarak ocaklılara teşekkür etmiş ve Ocağın hatıra defterine, Ocakları öven yazı yazmıştır. Ocağın yeniden faaliyete geçmesinde, Manisa Mebusu Vasıf (Çınar) ile İzmir Mebusu Mustafa Necati’nin büyük katkıları olmuştur.

         

        Mustafa Kemal Paşa, Adana ziyareti esnasında Türk Ocağı’na da uğramış, Ferit Celal (Güven)’nin gençler adına bir konuşmasından sonra kendisi de konuşma yaparak;

         

        “Muhterem arkadaşlar,

         

        Genç kardeşimizin gençlik namına söylediği sözler bende çok büyük hisler, rikkatler ve azim emniyet ve itimatlar hâsıl etti. Bütün ciddiyetimle arz ederim ki, bu intibaat vicdanımda çok büyük saadetlere zemin-i inkişaf olmuştur… Bu hassasiyette bulunan ve hassasiyetlerini ifadedeki kuvvetlerini gösteren sizin gibi gençlere malik bulundukça bu vatan ve milletin, şimdiye kadar ihrazına muvaffak olduğu zaferlerin üstüne daha azametli zaferler koyabileceğine hiç şüphe etmiyorum… Efendiler, memleketiniz, güzel Adana’nız bilirsiniz ki, tarihin malum devirlerinden beri tamamen bir Türk memleketidir…”[32] diyerek, halkı belli bir amaç doğrultusunda birleştirmeye çalışmıştır.

         

        Türk Ocağı’nın hatıra defterine de şu satırları yazmıştır; “Adana Türk Ocağı; Türklük nurunun feyyaz menbaı olsun. Bu ocağın ateşi çok pek çok kadimdir. Onu asırlarca söndürmeye çalışmaktan hali kalmadı. Fakat buna her teşebbüs edenin Ocağı söndü. Çünkü o müteşebbisler düşünmüyorlardı ki Adana Türk ocağı en asil Türk Ocaklarının kızgın ateşleriyle tenmiye olunmuştur. Ocağın bugünkü nuru ve alevi her kalbi aydınlatıyor. Ben bugün bu alevin sıcak temasında derin sevinç ve saadet hisleri duydum”[33]. Bu ziyaret esnasında Ocaklı üyeler, “Gazi kurtarıcının huzurunda yemin ediyoruz… Vatan ve hâkimiyet-i milliye tehlikeye düştüğü gün, icap ederse hayatımızı sizinle beraber feda edeceğiz” şeklinde yemin etmişlerdir.[34].

         

        20 Mart 1923’de Atatürk Konya Türk Ocağı’nı ziyaret etmiş, verilen çay ziyafetinden sonra şu konuşmayı yapmıştır; “Muhterem gençler, Türk ocağı namına hakkımda söylenen sözlerden, izhar olunan muhabbet ve emniyetten dolayı ocak azayı kiramına suret-i mahsusada teşekkür ederim. Arkadaşlar, hakikaten bu millet asırlarca kendi arzusu hilafında, milletin âmâl ve menafi hilafında olarak sevk ve idare edilmiş, millet hiçbir devre-i tarihiyede meftur olduğu kabiliyeti inkişaf ettirecek saha-i mesaiye malik olamamıştır… Halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir intibak olmak lazımdır. Yani münevver sınıfının halka telkin edeceği mefkûreler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır… Milletimizin tarihini, ruhunu, ananatını, sahih, salim, dürüst bir nazarla görmeliyiz. İtiraf edelim ki, hâlâ münevveranımızın gençleri arasında halk ve avama tetabuk muhakkak değildir... Arkadaşlar, bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, terakkiye çok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa muhataplarının samimiyetle kendilerine hadim olduklarına kani olursa her türlü hareketi derhal kabule amadedir. Bunun için gençlerin her şeyden evvel millete emniyet bahşetmesi lazımdır…

         

        “Milli mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin dediği gibi (Karşı duvardaki levhayı işaret ederek), “Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikati ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, mefkûremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telakki ettiğimiz gün, milli benliğe uzanan her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her haili derhal devirdiğimiz gün, halâsı hakikiye vasıl olacağız. Ve sizler gibi münevver, azimli, imanlı gençler sayesinde bu halâsa vasıl olacağımıza emin olabiliriz…”[35]. Türk Ocağı’nın hatıra defterine de aynı şekilde; “Konya, muhtelif Türk Devletleri yaşamış öz Türk vatanıdır. Konya, asırlardan beri tüten büyük bir Türk Ocağı’dır. Türk harsının esaslı membalarından biridir. Konya Türk Ocağı, Konya Türklüğünün hakiki bir timsali olmalıdır. Bu Ocaktan milletin hissini, mefkûresini daima ısıtacak, nurlandıracak parlak alevler semalara yükselmelidir, o kadar ki, bu alev vatanın bütün ufuklarında aydınlıklar vücuda getirebilsin. Konya’nın genç dimağları, müteşebbis, cesur, sebatkâr evlatları, Ocağınıza sahip olunuz. Bütün kara mânialar, Ocağınızın ateşi karşısında derhal yanıp kara duman olmağa mahkûmdur[36]. Bu konuşmadan sonra Konya Türk Ocağı fahri başkanlığını kabul etmiştir.

         

        23 Mart 1923’de de Afyonkarahisar Türk Ocağı’nı ziyaret eden Atatürk verilen ziyafetten sonra Ocaklılara; “Genç arkadaşlar, ben zannediyorum ki, efrad-ı umumiye-i milletin hiç birinden fazla yüksekliğe malik değilim. Benden fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin muhassalasından çıkan bir teşebbüstür. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanı temayülatınız bana nokta-i istinad teşkil etmemiş olsaydı, bendeki teşebbüsatın hiç biri olmazdı”[37]. Türk Ocağı’nın hatıra defterine ise; “Afyonkarahisar Türk ocağı azası ile bugün müşerref oldum. Ocakta geçen dakikalar birbirimizi anlamak ve dinlemek için güzel vesile bahşetti. Çok memnunum. Bilhassa Karahisar halkının, gençliğinin, münevverlerinin, kıymetli tahassüslerini, hâkimiyet-i milliyenin muhafazasındaki kat’i azimlerini kendi heyecanlı lisanlarından işitmek benim için pek çok ve (…) mucip olmuştur. Karahisar halkı, cidden memleketlerine ve milli mefkûreye sahiptirler. Karahisar mühim mevkisinin icap ettirdiği bütün inkişaflara mazhar olacaktır. Çünkü burada yanan Ocak, Türk’ün en temiz kalplerinden feyiz alıyor” yazısını yazmıştır[38].

         

        14 Ağustos 1923 Çarşamba günü, Ankara Türk Ocağı’nda verilen ziyafette Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir Paşalar hazır bulunmuşlardır. Heyet-i İlmiye şerefine verilen ziyafette, Hamdullah Suphi Bey, bir konuşma yapmış ve Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i İlmiyye üyeleriyle ilmi tartışmalarda bulunmuştur. 15 Eylül 1923’de Kars’ta Türk Ocağı kurulmuş, Türk Ocağı’nı temsilen Kars’a giden üyeler arasında Latife Hanım ve Gazi Mustafa Kemal bulunmuştur. Hatta Kurultayın son toplantısında (23 Nisan 1925), Kars Türk Ocağı delegesi sıfatıyla bir konuşma yapmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa, Tekirdağ Türk Ocağı’na başarı dileklerini iletirken; “Ocağınızın küşad edildiğine dair olan mektubunuzu aldım. Hakkımda gösterilen âsâr-ı muhabbet ve samimiyete teşekkür ederim. Arzunuz veçhile bir kıta fotoğraf irsâl olunmuştur. Millet ve memleket tealisine matuf mesainizde muvaffakiyetinizi dilerim efendim[39] diyerek yapacakları çalışmalardaki önemi vurgulamıştır.

         

        Türk Ocaklarının çeşitli şubeleri hilafetin kaldırılması konusunda Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çekerek destek vermişlerdir. Bu konuda gönderilen telgraflar şöyledir:

         

         

         

        Denizli Türk Ocağı’nın Telgrafı:

         

        Ankara’da Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine;

         

        Büyük ve aziz milletimizin inkişafı uğrunda yapılan inkılâba bu defa da terakki ve faaliyetimizin başlıca derece-i halleri olan hilafet heyulasını ilga etmek suretiyle siyasi ve içtimai bir safha daha ilave eden büyük müncilerine Denizli gençliği şükranlarının arzını vecibe addeyledi.

         

Denizli Gençliği namına

Denizli Türk Ocağı Kâtib-i Umumisi

Ahmet Refet

 

 

        Adana Türk Ocağı’nın Telgrafı:

         

         

        Ankara’da Reisicumhur Gazi Paşa Hazretlerine

         

        Dâhiyane rehberliğinizle içtimaî hayatımızda doğan son feyizli inkılâptan dolayı Adana Türk Ocağı Zât-ı Riyâset-i Penâhilerine şükran ve tebriklerini sunar ve âtiyen yapılması zaruri olan bütün mesut kararlarda daima sizinle beraber olduğunu kendine vazife bilir.

         

Adana Türk Ocağı Reisi                                        Kâtip

Fahri                                                   Ferit Celal

         

         

        Mersin Türk Ocağı’nın Telgrafı:

         

         

        Ankara’da Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine

         

        İnkılâp altında atılan büyük ve müteyemmin adımları derin meserret ve heyecan hisleri içinde şükranla karşılıyoruz. Memlekette mütebaki irticaî kale ve sedlerinin de tamamen yıkılmasını temenniyatını arz ile ellerinizden öperiz.

         

Mersin Türk Ocağı Reisi

Dr. Reşit Galip

 

 

        Biga Türk Ocağı’nın Telgrafı:

         

         

        Ankara’da Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine

         

        Asil ve kahraman milletimizi esaretten zafere isâl etmeğe bütün Türkleri kendisine ebediyen medyun-ı şükran etmiş bulunan Cumhuriyet Hükümetini bilhassa terakki ve tereddüt sahasındaki son mukarreratından dolayı Biga halkı namına hararetle tebrik ve bilvesile hürmetlerimizi takdim eyleriz Paşa Hazretleri[40].

         

Biga Türk Ocağı namına Reis

Abdulkerimzade Ahmet Hamdi

 

 

        Mustafa Kemal Paşa, Bursa Türk Ocağı’nı ziyaretleri esnasında Ocak reisinin, daima kendilerinden ayrılmayacağını ve Gazi’nin yürüdüğü yolda yolcu olduklarını ifade eden konuşmasına karşılık; “Milletin hayatını daima hassas ve yüksek bulundurmak ve zihinlerindeki eski pasları atmak için en kuvvetli istinatgâh Ocaklardır. Ben de böyle bir Ocakta bulunduğumdan dolayı çok memnunum. Tarz-ı mesainizde muvaffakiyetinizi gördüm. Tebrik ve teşekkür ederim” diyerek Türk ocaklarının gereği ve önemini belirtmiştir. Aynı amaçla 26 Nisan 1925’de Türk Ocakları İkinci Kurultayı’nda bir konuşma yapmış ve Türk Ocağı gibi sosyal ve aktif kuruluşlara ihtiyaç duyulduğunu ve Türk İnkılâbının Ocaklara dayandığını belirtmiştir. Ayrıca Ocak delegelerini kabulü sırasında, “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla meşbu olursa, o camiaya istinat eden Cumhuriyet de o derece kuvvetli olur. Türk Ocakları teessüsleri tarihinden itibaren çok yüksek hizmetleri ifa etmiştir. Bu mesaiye devam ediniz” şeklinde bir konuşma yapmıştır [41].

         

        17 Mayıs 1925’de toplanan Türk Ocakları Merkez Heyeti üyeleri, Latife Hanımefendi’nin Türk Ocakları fahri başkanlığına getirilmesine karar vermiştir.[42]Latife Hanım, yapılan bu teklife 24 Mayıs 1925 tarihli verdiği cevabında:“Türk ocakları Merkezi Heyeti Riyaset-i Aliyesine Muhterem Beyefendi. Fahri Riyasete intihab suretiyle merkez Heyetinin hakkımda gösterdiği teveccühten son derece mütehassısim. Muhterem arkadaşlarıma teşekkürümün ve selamlarımın iblağını rica ederim efendim[43] diyerek kabul etmiştir.

         

        24 Kasım 1929’da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Türk Ocağı merkez binasını ziyaret ederek Ocağın bütün dairelerini gezmiş ve ilgililerden bilgi almıştır. Atatürk, Hamdullah Suphi Bey’den noksanların tamamlanarak binanın halkın hizmetine açılmasını istemiştir. Kütüphanenin yalnız Türkiyat’a ait eserlerle donatılmasını arzulamıştır. Türk Ocağı salonuna konulmak üzere, büyük bir yağlı boya resmini de hediye etmiştir[44].

         

        Görüldüğü gibi Türk devletinin kuruluşunda Türk Ocaklarının oynadığı rol çok büyüktür. Devletin kurucu fikri ise Türk milliyetçiliğidir. Milletlerin geleceğini belirleyen milliyetçilik fikri dün olduğu gibi bugün de en büyük aynı mukaddes görevini yerine getirmektedir. Milli devletlerin temelini teşkil eden milliyetçilik fikri devletimizin kurucusu büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk’ün altı ilkesinden birisini oluşturmaktadır.

         

         

 

        BİBLİYOGRAFYA

 

        AKÇURA, Yusuf, Yeni Türk Devleti’nin Öncüleri, Ankara 1981

        AKYÜZ, Kenan, “Türk Ocakları”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993

        Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Ankara 1997

        CANSEVER, Hasan Ferit, “Türk Ocağı’nın Doğuşundaki Sebep ve Saikler”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993

        DELİORMAN, Altan, “Atatürk ve Türkçülük”, Türk Yurdu, Aralık 2000, XX/160, s. 22

        GÖKALP, Ziya, Türkçülüğün Esasları, İstanbul 1997,

        KÖSEOĞLU, Nevzat, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, İstanbul 2000

        KUTAY, Cemal, Türk Ocakları ve Türk Milliyetçiliği, Ankara 1995

        ORKUN, Hüseyin Namık, Türkçülüğün Tarihi, Ankara1977

        SARINAY, Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912–1931, İstanbul 1994

        SEFERCİOĞLU, Necmettin, Türk Ocağı’na Hizmet Edenler, Ankara 2004

        Türk Ocakları Belgeseli, Hzl. Mehmet Uzun, Yücel Hacaloğlu, Ankara 1994

        Türk Ocakları Tarihi, Hzl. H. Tuncer, Y. Hacaloğlu, R. Memişoğlu, I, Ankara 1998

         


        


        

        [1] Cemal Kutay, Türk Ocakları ve Türk Milliyetçiliği, Ankara 1995, s. 3


        

        [2] Kenan Akyüz,  “Türk Ocakları”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993, s. 107


        

        [3] Hasan Ferit Cansever,   “Türk Ocağı’nın Doğuşundaki Sebep ve Saikler”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993, s. 9; Kutay, a.g.e., s. 3


        

        [4] Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912–1931, İstanbul 1994, s. 118


        

        [5] Altan Deliorman,  “Atatürk ve Türkçülük”, Türk Yurdu, Aralık 2000, XX/160, s. 22


        

        [6] Nevzat Köseoğlu,   Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, İstanbul 2000, s. 43–44


        

        [7] Akyüz, “Türk Ocakları”, s. 107


        

        [8] Sarınay, a.g.e., s. 119–120


        

        [9] Türk Ocakları Belgeseli, Hzl. Mehmet Uzun, Yücel Hacaloğlu, Ankara 1994, s. 3; Türk Ocakları Tarihi, Hzl. H. Tuncer, Y. Hacaloğlu, R. Memişoğlu, I, Ankara 1998, s. 9; Akyüz, “Türk Ocakları”, s. 107–108


        

        [10] Cemal Kutay, kurulan derneğin isim tespiti için üç kişinin görevlendirildiğini, bu kişilerin Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet, Köprülü zade Fuat olduğunu, Türk Ocakları isminin oy birliği ile benimsendiğini ifade etmektedir. Bkz. Kutay, Türk Ocakları ve Türk Milliyetçiliği, s. 9-10


        

        [11] Yusuf Akçura, Yeni Türk Devleti’nin Öncüleri, Ankara 1981, s. 198;  Hüseyin Namık Orkun, Türkçülüğün Tarihi, Ankara 1977, s. 102; Türk Ocakları Tarihi, s. 9


        

        [12] Akçura, a.g.e., s. 199; Türk Ocakları Tarihi, s. 9; Kutay, a.g.e., s. 9; Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, İstanbul 1997, s. 11


        

        [13] Türk Ocakları Genel Başkanlarının hayat hikâyeleri hakkında bkz. Necmettin Sefercioğlu, Türk Ocağı’na Hizmet Edenler, Ankara 2004, s. 1–54


        

        [14] Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, s. 127


        

        [15] Kutay, Türk Ocakları ve Türk Milliyetçiliği, s. 10


        

        [16] Türk Ocakları Tarihi, s. 15


        

        [17] Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi Bey’i Türkçülüğün etkin başkanı olarak ifade etmektedir. Bkz. Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s. 11


        

        [18] Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, s. 146; Akyüz, “Türk Ocakları”, s. 110


        

        [19] Sarınay, a.g.e., s. 147


        

        [20] Cansever,  “Türk Ocağı’nın Doğuşundaki Sebep ve Saikler”, s. 34


        

        [21] Kutay, a.g.e., s. 12-13


        

        [22] Akyüz, “Türk Ocakları”, s. 106–107; Türk Ocakları Tarihi, s. 77


        

        [23] Akyüz, a.g.m., s. 111


        

        [24] Enver Behnan Şapolyo, “Atatürk ve Halkevleri”, Atatürk ve Halkevleri, Atatürkçü Düşünce Üzerine Denemeler, Türk Tarihi Kurumu, Ankara 1974, s. 67


        

        [25] Mehmet Salihoğlu, “Halkevleri Nedir, Ne Değildir”, Atatürk ve Halkevleri, Atatürkçü Düşünce Üzerine Denemeler, Türk Tarihi Kurumu, Ankara 1974, s. 74


        

        [26] Ziya Gökalp’e göre, “Aynı tarihe sahip, aynı dili konuşan törede ve kültürde bir olanların topluluğuna millet deniyordu. Bkz. Şapolyo, “Atatürk ve Halkevleri”, s. 65; Arıkan, “Halkevlerinin Kuruluşu ve Tarihsel İşlevi”, s. 263


        

        [27] Türk Ocakları Tarihi, I, s. 85–86


        

        [28] Türk Ocakları Tarihi, I, s. 95–97


        

        [29] Türk Ocakları Tarihi, I, s. 89–90


        

        [30] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Ankara 1997, II, s. 96–98


        

        [31] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 90–91


        

        [32] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II s. 117–118


        

        [33] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 93


        

        [34] Aynı gün Latife Hanımefendi de Ocağın hatıra defterine; “Bu zengin topraklara, böyle münevver gençlere malik olan Adana’nın Ocağı daima tütsün” cümlesini yazmıştır. Bkz. Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 94


        

        [35] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II s. 141–150


        

        [36] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 92


        

        [37] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 161–163


        

        [38] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 96


        

        [39] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 100–101


        

        [40] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 114–115


        

        [41] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 154–156


        

        [42] Karar şu şekilde kendisine bildirilmiştir. “Latife Gazi Mustafa Kemal Hanımefendi’ye

        Pek Aziz ve Muhterem Hanımefendi Hazretleri,

        Merkezi Heyet geçen Pazar günü akdettiği bir içtimada zat-ı âlinizi kendi azası arasında görmekten mütevellid hissi-i iftihar ve teşekkürünü kaydettikten sonra heyetimiz Riyaset-i Fahriyesinin taraf-ı ismetânelerinden kabulünü rica etmeye karar vermiştir. Müstesna mevkii itibariyle olduğu kadar şahsi evsaf ve liyakatiyle de kalbimizde çok mümtaz bir mevkii olan büyük hemşiremizin bu intihabı tasvib ve kabul etmesini rica ederek merkezi heyetin ihtiramat-ı mahsusasını arz ve tekrar ederim”. Bkz.Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 158


        

        [43]Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 158


        

        [44] Türk Ocakları Tarihi 1912–1997, I, s. 304


Türk Yurdu Mart 2011
Türk Yurdu Mart 2011
Mart 2011 - Yıl 100 - Sayı 283

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele