Türkiye’de Türk Milliyetçiliğinin Temelini Atan Türk Yurdu Dergisi İle Türk Ocakları Derneği Nasıl Kuruldu?

Şubat 2011 - Yıl 100 - Sayı 282

        XIX. asrın son çeyreği ile XX. asrın ilk çeyreğinde Rusya’nın ve Avrupa devletlerinin Osmanlı Türkiye’sine karşı takındığı düşmanca tavır, Türk aydınlarını kendilerini ve ülkelerini savunmaya yönelik bazı cemiyetler (dernekler) kurmaya ve mecmualar (dergiler) çıkarmaya sevk etmiştir. Kurulan bu derneklerin ve çıkarılan dergilerin başında Türk Derneği ve Türk Derneği dergisi, Türk Yurdu Derneği, Türk Yurdu dergisi ve Türk Ocakları Derneği gelmektedir. 1908 Kasımında Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled Çelebi tarafından kurulan Türk Derneği kısa zamanda dönemin ünlü Türkçülerinden Mehmet Emin (Yurdakul), Gaspıralı İsmail, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali (Turan), Ahmet Mithat, Bursalı Mehmet Tahir, Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Hüseyin Cahit ve Fuat Raif Beyleri etrafında toplamaya muvaffak olmuştur. İlmî usüllerle Türklerin tarihini, kültür ve medeniyetini araştırmak için İstanbul’da kurulan bu dernek amacını kuruluş nizamnâmesinin 2. maddesinde şöyle açıklamıştır:

         

        “Cemiyetin maksadı, Türk diye anılan bütün kavimlerin mâzi ve âsâr, efâl, ahvâl ve muhitini öğrenmeye ve öğretmeye çalışmak yani Türklerin âsâr-ı atikasını, tarihini, lisanlarını, avâm ve havas edebiyatını, etnografya etnologyasını ahvâl-i içtimâiye ve medeniyet-i hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp tartıştırıp ortaya çıkararak, bütün dünyaya yayıp dağıtmak, dilimizin geniş ve medeniyete elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlâsını ona göre tetkik etmektir.”[1]

         

         

        Türk Derneği çıkardığı Türk Derneği dergisi ile fikirlerini yaymaya çalışmış ise de dergi 7. sayısından itibaren neşrine son vermiştir. Bu kısa dönem neşriyata rağmen Türk Derneği dergisi Osmanlı Türkiye’sinin birliği ve bütünlüğü konusunda önemli yazılar neşretmiş, meşrûti bir idâre altında devletin resmi dili olan Türkçe esas alınarak, ülkede yaşayan diğer kavimlerin kendi dillerini geliştirebileceklerini vurgulamıştır. “Türklüğü Bilmeli ve Bilişmeliyiz” adlı makalede ise bütün Türklük davasına dikkati çekmiş ve şu görüşlere yer vermiştir: “Milliyet ve ırkiyyet fikirlerinin önemi anlatıldıktan sonra, Osmanlı Türklerinin Türklüğü hiç düşünmemeleri sebebiyle çeşitli Türk boylarının Avrupalılar ve Ruslar tarafından ezilip yutulmak suretiyle mahvedileceği” vurgulanmıştır. Osmanlı Devleti’nin resmî ve gayri resmî politikasında Türklüğü düşünmediği belirtilerek şu soru yöneltilmiştir: “Lâkin Osmanlılar için Türklüğün varlığını bile bilmemeli midirler?” demiş ve sonrada: “Çoğumuz için Türklüğün hududu Ankara ve Konya’nın pek ötesine geçmez, hâlbuki Türklük merkezleri Buharalar, Kazanlar, Semerkantlar ve Tebrizlerdir”[2] gerçeğini ortaya koymuştur.

         

        Dönemin siyasi gelişmeleri dolayısıyla Osmanlılık fikirlerinin ağır basması ve Yusuf Akçura gibi Türkçülerin derneğin faaliyetlerine yön vermesine izin verilmemesi neticesinde Türk Derneği üyeleri bir toplântı yaparak Ağustos 1911’den itibaren Türk Yurdu Cemiyetine katıldıklarını ve faaliyetlerine burada devam edeceklerini açıklamışlardır.

         

        Türklük ve Türkçülük fikirlerinin teşkilâtlanma dönemlerinin ikinci önemli derneğini ise 31 Ağustos 1911’de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti teşkil eder. Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali (Turan), Yusuf Akçura ve Dr. Akil Muhtar (Özden) gibi Türkçülerin kurduğu bu cemiyet, çıkardığı Türk Yurdu dergisi ile Türkçülük ve milliyetçilik akımının önderi haline gelmiştir. Derginin müdürü Yusuf Akçura bütün Türk dünyasına hitap eden Türk Yurdu dergisinin programını maddeler halinde açıklamıştır.[3]

         

        Yusuf Akçura ile Ahmet Ağaoğlu’nun Osmanlı Devleti dışında yaşayan Türklerle ilgili verdiği bilgiler, Türk Yurdu okuyucuları arasında büyük ilgi uyandırmıştır. Türkçülük fikrine halkçı bir muhteva kazandırılmasında ve millî iktisat fikrinin oluşmasında öncülük eden Türk Yurdu yazarları, Türkler için en iyi yolun çağdaşlaşma ve bunun gerektirdiği eğitim olduğunu savunmuşlardır. Türklerin kültürel alanda birliğe önem vermesini savunan Türk Yurdu yazarları, bir nevi Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, İşte ve Fikirde Birlik” parolasını gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

         

        Ne var ki, Türk Yurdu’nun Türk dünyasına yönelik bu neşriyatı Çarlık idâresini tedirgin etmiş, derginin Rusya’ya girişi yasaklanmıştır.[4] Slav birliğinin öncülüğünü yapan Rusya’nın, Türkler arasında kültür birliği isteyen Türk Yurdu dergisinin ülkeye girişini yasaklaması, bu ülke idârecilerinin ne kadar bencilce düşündüklerini göstermektedir.

         

        Türk Ocaklarının kuruluşuna gelince: Türk Ocaklarının kuruluşuna sebep olan olayları şöyle özetlemek mümkündür: Tanzimat ve Islahat Fermanları ile Türkiye’de yaşayan gayr-i müslümlerin Türklerden daha fazla hak elde etmelerine rağmen devamlı suretle gelen dış tahrikler dolayısıyla ayrılıkçı faaliyetlerini artırmaları devleti son derece zor duruma sokmuştu. II. Abdülhamid’in başlattığı İslâm Birliği politikasına karşı çıkan Hristiyan topluluklar “biz de Hıristiyan birliği oluştururuz” tehdidinde bulunmuşlardı. Bu arada ülkede teşkilâtlanmasını tamamlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti önderleri, Türk olmayan unsurlarla Osmanlılık fikri üzerinde uzlaşmak mecburiyetinde kalmışlar ve böylece imparatorluğun dağılmasını önlediklerini düşünmüşlerdi. İttihat ve Terakki mensupları ile azınlık liderleri arasında varılan bu mutabakat çerçevesinde II. Abdülhamid 1908’de tahttan indirilerek İkinci Meşrutiyet dönemi başlatılmıştı. Azınlık liderleri II. Meşrutiyet’le birlikte açılan Meclis-i Mebusanda yaptıkları konuşmalarla verdikleri sözleri tutmayacaklarını ve ayrılıkçı hareketleri devam ettireceklerini ortaya koymuşlardır. Azınlık liderlerinin konuşmalarını hayretle ve üzüntüyle tâkip eden İttihat ve Terakki liderleri sonunda duruma müdahale ederek, diğer milliyetlerin temsilcilerine: “biz Osmanlılık fikri etrafında meşrutî bir idâre için anlaşmamış mıydık? Siz verdiğiniz sözleri unutarak nasıl kavmiyetçiliğe dönersiniz. Sizin yaptığınız bölücülüktür, kavmiyetçiliktir ve ayıptır. Biz size kavmiyetçilik yaptık mı?” ifâdeleri ile üzüntülerini ve infiallerini dile getirmişlerdir.

         

        Yukarıdaki tartışmaların yatıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde meydana gelen 31 Mart Hâdisesi, İttihat ve Terakki hükümetini son derece müşkül duruma düşürmüştür. Bu devirde başlayan kriz atlatılamamış Yunanlılar Girit’i, Avusturyalılar Bosna-Hersek’i, İtalyanlar Trablusgarp’ı ilhak etmiş, Bulgaristan da istiklâlini ilân etmiştir. Bu karışıklıktan istifâde eden Ermeniler, Çukurova’da isyân denemesi yapmışlardır.

         

        Ordunun subay sınıfının büyük bölümü bu kritik dönemde devleti ayakta tutmak için idârecilik yapmak mecburiyetinde kalınca, asker eğitimsiz kalmış ve bu eğitimsiz ordu Balkan Harbi’nde büyük bir yenilgiye uğramıştır. Bu ağır yenilginin ardından bütün Rumeli’nin kaybedilmesi on binlerce Türk’ün göçe ve katliâma tabi tutulması İstanbul’da tam bir şok tesiri yaratmıştır. Balkanları 5 asra yakın idâre etmiş olan Balkan Türklerinin uğradıkları bu haksızlık ve tecavüz bütün çıplaklığı ile ortada dururken, gayr-i müslüm unsurların şımarık hareketleri Türk halkını bir nevi infiale ve isyâna sevk etmiş, kendi haklarını koruyacak milliyetçi kuruluşlara yöneltmiştir. Bu kuruluşların başında ise idâreyi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyeti ile politika üstü faaliyet gösterecek olan Türk Ocakları bulunuyordu.

         

        Türk Yurdu Cemiyetinin kurulmasından önce başlayan Türk Ocakları Cemiyetini kurma çalışmalarında en aktif görevi Askerî Tıbbiyelilerin oynadığını görüyoruz. Modern bir eğitim kurumu olan Askeri Tıbbiye’de yetişen gençlerin, müspet bilim zihniyeti ile yetişmeleri nedeniyle ortaya çıkan siyasî ve sosyal olaylara daha gerçekçi teşhis koymalarını sağlıyordu. Ayrıca askerî okullar, her şeyden önce bir vatanseverlik ocağıydı. Bu ocakta öğrenciler, vatanın savunulması fikriyle şekilleniyorlardı. Genç Kalemler, Türk Derneği ve Türk Yurdudergilerinde Türklük ve Türkçülük konularında çıkan yazılar askerî öğrenciler arasında millî şuurun uyanmasına sebep olmuştu.[5]

         

        Nihayet Askerî Tıbbiye öğrencileri, Hüseyin Haşim (Çinili) ve Hüseyin (Baydur) önderliğinde bir beyannâme hazırlayarak, Türklerin de milletçe göstereceği bir gayretle ekonomik ve sosyal sahalarda başarılı olabileceğini belirten, milliyet esasına dayalı bir cemiyet kurmak istediklerini şöyle dile getirmişlerdir:

         

        1- Tıbbiyeliler arasındaki birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, yükseltmek, fakat gayeyi tehlikeye düşürmemek için siyâsetten çekinmek, uzak durmak. Her genç, siyasi kanaati ne olursa olsun milliyet gayesi etrafında toplânacak ve bu gayeyi her türlü hissin fevkinde tutacaktır.

         

        2- Umûmî efkâr, milliyetperverlik cereyanını pek hoş karşılamayabilir. Yurtta Osmanlılık ve İslâmcılık siyâseti oldukça kök salmıştır. Binaenaleyh bu cereyanı doğrudan doğruya açıp açmamakta bir tehlike var mıdır? Yok mudur? Bu hususta, memleketin ileri gelenlerinin fikirleri sorulacaktır.

         

        3- Donanma Cemiyeti gibi bir teşkilat yapılarak, mektep açmak için para toplanacağından umûmun emniyetini kazanmak lâzımdır. Bu hususta emniyet ve itimatla yürüyebilmek için memleketin tanınmış şahsiyetlerinin himayeleri rica olunacaktır.[6]

         

        11 Mayıs 1911’de devrin güvenilir fikir ve devlet adamlarına gönderilen bu beyannâmede ayrıca özetle şu konulara yer verilmiştir:

         

        Çöküş dönemi yaşayan Türk milletinin dertlerine bundan önceki nesillerin yaptığı gibi ilgisiz kalınmayacaktır. Hayatın ebedî bir mücadele olduğunu ve bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartının maarif ve mekteplerin galebesi olduğunu ifâde ederek, ziraat, ticâret ve sanayi ile kazanılmış bir içtimâî hâkimiyete tercih ettiğimizi beyan ederek deriz ki, müstakbel neslimiz miskinliği günah, çalışmayı ibadet bilecektir. Amacımızın gerçekleşmesi için her türlü parti ihtilaflarının üstünde, her türlü siyasî çelişmelerin hâricinde yeni bir cerayan getirebilecek, “Donanma Cemiyeti” kadar geniş fakat sırf millî ve içtimâî bir cemiyet kurmayı plânlıyoruz. Kurulacak böyle bir cemiyetin gelecekte Anadolu’da Rumeli’de ve hattâ Türk bulunan diğer memleketlerde şubeler açması, ziraat, ticâret ve sanayi mektepleri kurmayı teklif ediyoruz.[7] Ellerindeki bu beyanname ile Hüseyin Haşim ve Hüseyin Baydur Beylerin başkanlığında bir heyet oluşturan Tıbbiyeliler, dönemin milliyetçi fikir adamları ile önde gelen gazetecilerini ziyaret ederek tavsiyelerini almışlardır. Alınan olumlu tavsiyelerden sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde bir toplântı yapılmış ve bu toplântıya Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin, Ahmet Ferit (Tek), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülent, Fuat Sabit ve İttihat ve Terakki Partisi İstanbul milletvekili Ahmet Nesimi Bey katılmıştır. Bu toplântı ile fiilen kuruluşu gerçekleştirilen Türk Ocağı, ilk geçici idâre heyetine Mehmet Emin (Yurdakul) (Reis), Yusuf Akçura (II. Reis), Mehmet Ali Tevfik (Kâtip), Dr. Fuat Sabit (Veznedar) seçilmişlerdir.[8] Bu toplantıdan sonra birkaç istişari toplantı yapılmış ve Türk Ocağı resmen kurulmuştur. İlk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Ahmet Ferit (Tek) (Reis), Yusuf Akçura (II. Reis), Mehmet Ali Tevfik (Umumi Kâtip) ve Dr. Fuat Sabit (Veznedar).[9]

         

        Türk Ocağı idâresine seçilen heyetin ilk işi, daha önce fikir adamlarına ve umumi efkâra bildirilen beyannâme çerçevesinde bir nizamnâme hazırlamak oldu. Bu nizamnâmenin 2., 3. ve 4. maddelerinde Türk Ocağının amaçları şöyle dile getirilmiştir: “Cemiyetin maksadı, İslâm kavimlerinin en önemlilerinden biri olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimâî, iktisâdî, seviyelerinin ilerlemesi ve yükselmesiyle Türk ırkı ve dilinin kemaline çalışmaktır.”

         

        “Cemiyetin maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı yeni şubeler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risâleler neşr ederek mektepler açmaya çalışacaktır. Millî serveti korumak ve çoğaltmak için her türlü meslek ve sanat erbabıyla görüşerek iktisadî ve ziraî teşvik ve irşatlarda bulunacak ve bu gibi müesseselerin doğup yaşamasına elinden geldiği kadar yardım edecektir.”

         

        “Ocak, maksadını gerçekleştirmeye çalışırken sırf millî ve içtimaî bir vaziyette kalacak, asla siyâsetle uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasî fırkalara (Partilere) hizmet etmeyecektir.[10]

         

        Heyecanla çalışmalarına başlıyan Türk Ocağı mensupları, bir müddet sonra özellikle Balkan Harbi mağlubiyetinin yarattığı menfi havadan sonra Türk milliyetçiliğine karşı olan gruplarca ağır bir şekilde tenkit edilmiş, imparatorluğun çeşitli unsurları arasına ayrılık sokmakla suçlanmışlardır. Hâlbuki Türk Ocağı Cemiyeti, gayr-i müslim azınlıkların ve bazı Müslüman grupların aşırı teşkilatlanmalarına karşı bir nevi tepki olarak kurulmuştu. Nitekim bu haksız tenkitleri Türk Ocağına gönül verenler şöyle cevaplamışlardır: Hamdullah Suphi, “Türk Ocağı diğer unsurların hususi tesanüdüne karşı bir aksülâmel olarak meydana çıkmıştır.” Mehmet Emin Yurdakul ise, “Türk Ocaklarının gayr-i Türk unsurun milliyetçi derneklerine karşı bir ağırlık olmak üzere kurulmuştur” Müslüman azınlıkları gücendirme konusunda ise Ziya Gökalp şu cevabı vermiştir: “Milliyet fikrini İslâm âlemine ilk ithal edenler Araplarla Arnavutlardır.”[11]

         

        Türk Ocakları yukarıda belirtilen buhranlı dönemi Hamdullah Suphi Bey’i başkanlığa seçerek atlatmıştır. 18 Mayıs 1913’de yapılan kongrede başkanlığa getirilen Hamdullah Suphi Bey teşkilatçı yeteneği ve hitabet gücü ile Türk Ocaklarını millî meselelerin yegâne takipçisi konumuna getirmiştir. Balkan felâketinin yarattığı menfi tesirler, Türk Ocaklarının faaliyetleri ile kısa zamanda Türk aydınları ve gençleri arasında yeni bir ümit ve azim doğurmuş, imparatorlukta Türklüğe dönüşü hızlandırmıştır.[12] Bu arada, Selânik’in düşman işgaline uğraması ile bu şehirde Genç Kalemler hareketini yürüten Ziya Gökalp ile Ömer Seyfettin’in İstanbul’a gelmeleri ve Türk Ocaklarının faaliyetine katılmaları bu Ocak’ı Türk milliyetçiliğinin en büyük bayraktarı konumuna getirmiştir.

         

        Türk Ocaklarının canlanmaya başlamasına paralel olarak başlayan ve yoğunlaşan konferanslar konserler ve temsiller sonucunda toplumun aydın ve gençler kesimi Türk Ocakları etrafında toplânmaya başlamış, “dışarıda sadece yabancı akımlara bel bağlayan bir avuç softa ile züppe kalmıştır”[13]

         

        İstanbul Türk Ocağının üye sayısı hızla artınca İstanbul dşında da şubeler açılmaya başlanmıştır. 1914’de I. Dünya Savaşı başladığında açılan Türk Ocağı sayısı 16 iken Ağustos 1916’da 25’e 1918’de ise 35’e ulaşmıştır.[14] Türk Ocağı sayısı arttıkça, Türk kültürü ve Türk milletinin problemlerinin tartışıldığı konferans ve toplântı sayısı da artmış, bu ise Türk milletinin geleceğini düşünen insanların sayısını arttırmıştır.

         

        Büyük ümitlerle girilen I. Dünya Savaşı’nın yenilgi ile bitmesine rağmen Türk Ocaklarının ortaya çıkardığı Türklük şuuru, bazı kesimlerin karamsarlığı hâriç, canlılığını muhafaza etmiş, ileride görüleceği gibi, Türk milletinin fevkalâde zor şartlarda Millî Mücâdeleyi başarıyla tamamlamasına büyük katkıda bulunmuştur.

         

        Bu arada, harp yılları dolayısıyla 5 yıl yapılamayan Türk Ocakları genel kongresi 28 Haziran-11 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da yapılmıştır. Nizamnâme değişikliği için bir yasa encümeni oluşturulmuş, bu encümen kadınların Türk Ocağına üye olmalarını ve daha önce istişare heyeti olarak bilinen kurulun yerine hars ve ilim heyeti oluşturulmasını kabul etmiştir. Kongrenin son gününde yapılan gizli oylama ile İdâre Heyeti ile Hars ve İlim Heyeti seçilmiştir. Bu seçimler neticesinde Mehmet Emin (Yurdakul) Reisliğe, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) umûmî kâtipliğe getirilmişlerdir. Hars ve ilim heyetine ise Ziya Gökalp, Halide Edip (Adıvar), Hamdullah Suphi, Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Köprülüzâde Mehmet Fuat, Hüseyinzâde Ali Turan Bey seçilmişlerdir.[15]

         

        Türk Ocakları kurulduğu günden itibaren hem Türkiye Türklerinin hem de diğer Türk ülkelerinden özellikle Kırım’dan Azerbaycan’dan, Güney ve Kuzey Kâfkasya’dan gelen Türk aydınlarının buluştuğu bir yer haline gelmiştir. Gelen kardeş heyetler şerefine toplantılar ve törenler yapılmış, Türk dünyasının ortak problemleri ve çözüm yolları tartışılmıştır. Türk Ocaklarının bu başarılı çalışmalarından Gaspıralı İsmail Bey’in çıkarttığı Tercüman gazetesi ile İstanbul’da çıkan Tanin gazetesi övgüyle bahsetmiştir.[16]

         

         

         

         


        


        

        [1]Füsun Üstel, İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği; Türk Ocakları (1912-1931). İletişim Yay., İstanbul, 1997, s. 35-40; Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları (1912-1931), Ötüken Yay., İstanbul, 2004, s. 104-108.


        

        [2]Sarınay, a.g.e., s. 109-110.


        

        [3] Üstel, a.g.e., s.44-45; Sarınay, a.g.e., s. 125-126; Yusuf Akçura, Yeni Türk Devletinin Öncüleri, Ankara, 1981, s. 192-193.


        

        [4] Cafer Seydahmet Kırımer,”Bazı Hatıralar”, EmelDergisi, No: 8 (Ocak 1962), s. 53.


        

        [5] Sarınay, a.g.e., s.134-135; Üstel, a.g.e., s. 51-53.


        

        [6] Sarınay, a.g.e., s. 137. Bu beyannâmenin tam metni için bkz., Hüseyin Namık Orkun, Türkçülüğün Tarihi, 2. Baskı, Ankara, 1984, s. 99-100; Hasan Ferit Cansever, “Türk Ocağını Meydana Getiren Prensipler”, Türk Yurdu, /238 (Kasım 1954), s. 350.


        

        [7] Akçura, a.g.e., s. 195-196; Cansever, a.g.m., s. 431-432.


        

        [8] Akçura,a.g.e., s.196-198


        

        [9] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler, İstanbul, 1984, C.I, s. 432.


        

        [10] Üstel, a.g.e., s. 100-101.


        

        [11] Sarınay, a.g.e., s. 142-143.


        

        [12] Köprülüzade Mehmet Fuat, “Ümit ve Azim”, Türk Yurdu, Yıl: 2, Sayı: 8, (1192) s. 240. Hamdullah Suphi, (Tanrıöver), Bey hakkında daha geniş bilgi bkz: Fethi Tevetoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ankara, 1986.


        

        [13] Hasan Ferit Canserver, “Rahmetli Hamdullah Suphi Tanrıöver”, Türk Yurdu, (HST Özel Sayısı), Sayı 2 (Şubat 1967), s. 25.


        

        [14] Sarınay, a.g.e., s. 149.


        

        [15] “Türk Ocağı İdare Heyetinin Raporu”, Büyük Mecmua, No: 6 (24 Nisan 1919), s. 87; Üstel, a.g.e., s. 98-100; Sarınay, a.g.e., s. 150-151.


        

        [16] Üstel, a.g.e, s. 90-92. 


Türk Yurdu Şubat 2011
Türk Yurdu Şubat 2011
Şubat 2011 - Yıl 100 - Sayı 282

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele