Benim Gözümle Türk Yurdu

Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

                    1970 yılı Mayıs ayında millet sevdalısı binlerce arkadaşım gibi bir yürüyüş vesilesiyle İstanbul’dan Ankara’ya ilk gelişimde, aracımız toplanma yeri olarak önce tarihi Türk Ocağı binasının önünde kısa bir mola vermesiyle, bu görkemli binayı gördük. Ülküsünü, kurucularını ve faaliyetlerini bildiğimiz Türk Ocağı, tarihi bina başkent Ankara’nın büyük toplantıların yapılabileceği sahneli salona sahip olmasından dolayı, Mustafa Kemal ve cumhuriyetin kurucu kadrolarının mekânı olmuştu. İran Şahı için hazırlanan Özsoy operasının ilk gösterimi, DTCF’nin açılış töreni burada yapılmıştı.

         

                    İstanbul’daki öğrencilik yıllarımda yayın faaliyetlerini yakından izledim. Cağaoğlu, Yeşilay binasında yerleşen Mehmet Şevket Eygi’nin haftalık Yeni İstiklal gazetesi, Bayezid Beyazsaray’da Ahmet Karabacak’ın aylık Milli Hareket dergisi, Divanyolu’nda Nurettin Topçu önderliğinde çıkan Hareket, Cağaloğlu, Ankara Caddesi Nu: 54’deki İbrahim Otar-Müstecip Ülküsal’ın avukat yazıhanelerinden yönetilen iki aylık Emel dergisi sık sık uğradığım yerlerdi. Dergi idarehaneleri fikir mutfağıdır. Buralar, daimi müşterilerinin farkına varamadıkları, hariçtekilerin merak ettikleri mekânlardır. İmzasını bildiğiniz kişileri orada görebilirsiniz.

         

                    Taşradaki uzun görev yıllarında günlük mesainin dışında kalan zamanın büyük bölümünü ezeli vatan kurtarma davamıza hasrettik. Küçük bir ilçe merkezindeki ilk yıllarımda akranlarımı Türkiye’nin dört bir yanına savuran haçlı seferinin yıkımına uğramadım. Mustafa Üstündağ’ın bakanlık döneminde günümüzdeki sancıların ilk belirtileri görüldü. Ebedi olduğuna inandığımız Devlet’i ve Töre’yi takip ettik. İlçenin tek kitapçısı, rahmetli evladı fatihan dostumuza her ay uğrayan Anda’nın Bedford kamyonunun taşıdığı kitaplar ufkumuzu açtı. Cumartesi merasimi müteakip ilk vasıta ile Nazilli’de dostlarımızla buluştuk. Rahmetli Mustafa Erkan’dan ilk daktilomu, gizlice dağıtılan Dr. Rıza Nur’un hatıralarını aldım. Samimi bir risale mensubiyetinden dolayı sıkıntılara düçar olan dostumuzu çevremizdekileri gördükçe rahmetle yâd ediyorum.

         

                    Bu yıllarda Türk Ocağı Anadolu’da yeniden teşkilatlanma hamlesine girişmişti. Şubeleri taşıyacak donanımlı insanlar sayı olarak azdı. Bu şubeler ocağın tarihi misyonunu gerçekleştirmekten ziyade, sayıları hızla artan milli düşünce mensuplarını kucaklamak, barındırmak gayesiyle açılmıştı. Memuriyetimin az sayıdaki duraklarından il merkezinde ki yıllarımda, Türk Ocağı’nın şubesi açıldı. Başkan açılış merasiminde yaşananlardan hoşlanmayan iktidarın kurbanı olarak görev yeri değiştirilerek ailesinden uzakta yaşadı ve nihayette memuriyetten ayrıldı.

         

                    Kader çizgimin yolunu değiştirmesi üzerine 1992 başından itibaren Ankara’dayım. Ailemin yanına gitmediğim hafta sonlarında mutat ziyaret noktaları arasında Türk Yurdu idarehanesi de bulunuyordu. Buradakilerin bazılarını ismen tanımakla birlikte ekseriyetini hiç görmemiştim. İlk ziyaretlerimde müdavimleri tanımaya başladım. İkinci ziyaret noktası kapanmasına kadar Türk-İş binasının zeminindeki Ülke Kitapevi olmuştu. 1996’da itibaren Ankara’nın ikametgâhım olmasıyla her cumartesi, bazen hafta arası iş bitimi Kızılay’a indiğim günlerde de kapısını çaldım. Ülke’nin kapanmasıyla kitap seven küçük grup Akçağ Kitapevi’nin üst katına sığınmıştı. Buradan başka bir yere geçme zarureti üzerine Türk Yurdu’nun kapısı çalındı.   

         

                    Dergi editörünün üniversite mensubu olması hasebiyle, misafirlerin ekseriyeti onun mesai arkadaşları idiler. Geriye dönerek hızla akan yıllara baktığımda görev yapan idari personel içinde de iz bırakanları görüyorum. İdari görevlilerden 2010 yılında rahmetli olan öğretmen meslektaşımız kalem denemeleri, becerikli kişiliğine rağmen terk edemediği itiyatlarıyla sağlığını yitirerek hızla aramızdan ayrıldı. Dergiden kitapçılara yapılan seferlerde, yürüyüş güzergâhımız Sakarya’da gördüğümüz insanlar, zayıf ve kızarmış, hüzünlü yüzünü gözümüzün önüne getirmekte ve isminin zikredilmesine vesile olmaktadır.    

         

                    Türk Yurdu müdavimlerinin sayısında dikkat çeken hızlı bir artış 1999’da oldu. Derginin yıllardır özenle sürdürdüğü çizgide buluştuğu siyasi kadroların devlet yönetimine ortak olmasıyla ziyaretçi sayısı kabardı. Dışarıda, buranın post dağıtımında inkâr edilmez bir ağırlığı olduğu kanaatinin hâkim olduğu anlaşılıyor. Tekkeyi bekleyenin çorbayı içeceği ön kabulünden hareketle kaşığı kapan gelmişti. Burada rastlanılanların birçoğu şimdi uzaktadır. Bazılarıyla dışarıda bile yollar kesişmemektedir. Bir süre sonra ümitlerin gerçekleşmesinin mümkünsüzlüğü anlaşılınca kalabalıklar seyreldi, ikbal makamı değişince kesafet eski haline döndü.

         

                    2002 yılı Türkiye’de büyük değişikliklerin işaretini verdi. Türk Yurdu’na devam etmeye başladığımda karşılaştığım simaların bazıları ayaklarını çektiler. Bu tercihte derginin takip ettiği çizginin sebep olduğu söylenemez. Statülerinde değişiklik bekleyenler yeni ikbal kapılarına yöneldiler. Fikirlerini, tutumlarını, siyasetlerini eleştirdiğimiz bazı kesimlerde bizde örneğini görmediğimiz davranış kalıpları bulunmaktadır.  Onlar yol arkadaşlarını gerektiğinde eleştiriyorlar. Bu eleştirilerini gerektiğinde yazılı hale getirip imzalarını atarak birer belge halinde topluma açabiliyorlar. Gidenlerin böyle eleştirel metinler hazırlamak hususunda cesaret göstermelerini, en azından sözlü olarak tartıştıktan sonra veda etmelerini beklemek fazla bir iyimserlik midir? Bunlardan bazıları hedefledikleri, paraşütle indikleri tepelerden aynı hızla indiler. Bazıları yeni tercihlerinin semeresini görüp bol ödenekli ek işler aldılar. Böylelikle kendi açılarından Bunlar karlı çıktılar. Derginin künyesinde ki isimlerini ikbale mani olacağı endişesiyle sildirenler hala bekliyor. Ziyaretçiler arasından az da olsa siyasete meraklı olanlar çıktı. Bunlar akademik yükselmenin en üst basamağına ulaştıktan sonra uzun süredir içlerinde gizledikleri siyasi ikbalin dürtüsüyle elverişli gördükleri partilere kapılandılar. Tercihlerinde fikirden ziyade ihtimal hesaplarının ağır bastığı bir gerçektir. Siyasi hareketlenmeler bir tür turnusol kâğıdı görevi yapmakta, gerçek niyetleri kestirilemeyen zevatın rengini açığa çıkarmakta mekanik bir işlevi bulunmaktadır. Dergide yazılarına yer bulamamaktan şikâyetçi olanlar, turnusolün görev ifa ettiği zaman dilimlerinde seslerini keserek yavaşça ortadan kayboldular. Böylelerine ne denir? Yücel Hacaloğlu büyüğümüz, bir gün onlarla karşılaşmayı ümit ettiğini söylemekle iktifa ediyor.

         

                    Sağlıklı olduğu yıllarda derginin hafta sonu müdavimlerinin başında Prof. Dr Ercüment Kuran geliyordu. Rahmetli hocamız Anadolu’dan gelen biz kara buduna göre farklı imkân ve ortamlarda iyi eğitim alarak yetişmesinden dolayı olayları yorumlama, değerlendirme gibi hususlarda dinleyenleri eğitmek görevini sürdürdü. Onun şahsında farklı kültür ortamında yetişenlerin tepkilerini görmek mümkündü. Batılı bir eğitim alması ve batıda uzun süre görev yapmasından dolayı hayata realist bakıyor ve hesabilikten uzak duruyordu. Not edilmesine ve kaydedilmesine şiddetle karşı koyduğu hatıra parçalarından bu özelliklerinden dolayı karşılaştığı güçlüklerin, çektiği sıkıntıların izlerini takip etmek mümkündü.  İlmi toplantılarda tebliğ sahiplerini yönelttiği sorular, eleştirileriyle zor duruma düşürürken aslında doğru olanı yapıyordu. Bu tutumu bizim toplumda egemen olan hesabilikten uzak olduğu için yadırganıyordu. Kanaatlerinin, düşüncelerinin, söylediklerinin muhakkak tartışılmasını ister, itiraz etmeden kabul edilmesinden hoşlanmazdı Dergi salonundaki uzun masada daima aynı sandalyeye oturur, en sadık ve sabırlı dinleyicisi yaradılıştan beyefendi olan meslektaşı Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu olurdu. Farklı eğitim kurumlarında çalışmalarına rağmen ortak tanıdıklarının fazlalığı, yaşlarının yakınlığı birbirine yaklaştırmıştı. Ama rahmetli hoca bazen meslektaşının kendisini sabırla dinlemesinden hoşlanmaz ve itiraz etmemesinden şikâyetçi olurdu. Dinleyenler olarak ona itiraz etmemekle birlikte söylediklerinden bazılarını kabullenmemekte idik. Yaşlılığın getirdiği dinginliğin farkında olup, hacimli makaleler yazamadığını belirtmekte idi. Yaşlılık sebebiyle arabasını satmış, hızlı yürüyüşü ve uzun boyu ile giderek direnci azalan bünyesine rağmen son zamanlarına kadar her gün Milli Kütüphane’de günlük gazeteleri okumaya devam ediyordu. Evine yaptığımız ziyaretlerde ve dergiye gelişlerinde dolu eli mükrim tarafını gösteriyordu. Ziyaretleri birden kesildi. Eşini kaybettikten sonra evinde ki karşılaşmamızda ziyaretinin kesilmesinin sağlık sebebinden kaynaklandığı anlaşıldı. Kibarlığından sıkıntılarını etrafıyla paylaşmamış ve halinden şikâyetçi olmamıştı. Beklenen gün buradan uzakta geldi. Aramızdan çok azımız ona karşı son vazifeyi yapma imkânı bulabildik. Emeklilik döneminin uzun soluklu son duraklarından biri olan Türk Yurdu çevresi onu unutmadı. Vefatından sonra görev yaptığı eğitim kurumlarından önce harekete geçilerek öğrencilerinden, tanıyanlarından toplanan yazıları ihtiva eden bir sayı çıkarıldı. Sık olmamakla birlikte ziyaretlerinde farklı ses tonuyla iz bırakanlardan biri de rahmetli vali paşamız Fuat Çapanoğlu’dur. Editörümüze sakalından dolayı hoş sıfatlarla takılan sesi kulaklarımızdadır.

         

                    Türk Yurdu’nu bilen, takip edenler Ankara’ya yolları düştüğünde bir fırsatını bularak muhakkak dergiye uğrarlar. Taşrada yaşadığım yıllarda benimde bu tür alışkanlıklarım vardı. Takip ettiğim dergilerin yöneticilerini tanıyorsam onları muhakkak ziyaret ederdim. Ankara’ya geldiğimde Türk dergicilik hayatında hatırı sayılır bir iz bırakan, Aydın Yalçın’ın önceleri Cinnah Caddesi’nde bulunan Yeni Forum bürosuna uğrardım. Aralarında epeyce yaş farkı bulunan iki kuşakla beraber Yeni Forum’u çıkarıyordu. 1950 yılında Demokrat Parti’nin getirdiği serbestlik ortamında liberal aydınların toplandığı ve hakkında günümüzde akademik tezler yapılan Forum’u çıkaran ekip içinde bulunan Prof. Dr Aydın Yalçın klasik Türk aydın tipolojisinden farklıydı. Siyasi hayatında farklı liderle birlikteliği engin bir birikime dönüşmüştü. İyi tanıdığı Batı’da bazı kesimlerle düzgün ve sürekli ilişkileri vardı. Hayatının son yıllarında çözülmekte olan Sovyetlere ve onun egemenliği altındaki Türk dünyasına ilgi duymakta idi. Dergisi bu konuda araştırma yapacaklar için önemli bir kaynaktır. Yeni Forum’da farklı kesimlerden çok sayıda bilim adamını tanıdım. Osman Okyar, Mehmet Arif Demirer, Nilüfer Yalçın’ı orada gördüm. Bu isimler Batı’yı bilen, Türkiye’deki değişimi yakından takip eden kişilerdi. Aydın Yalçın’ın bir zamanlar özenle koruduğu, akademik hayatlarının devamı için gayret gösterdiği öğrencilerinden bazıları şimdi onun asla tasvip etmeyeceği çizgilere savrulmuş durumdalar. Demek ki evrilme ve savrulma sadece Türk Yurdu çevresine has değil!

         

                    Dergide düşünce hayatımızın bazı isimleriyle karşılaşma fırsatı olmaktadır. Onlarla sohbette zihnimizde kalan bir iki cümle, hatıra parçası gelecekteki değerlendirmelerde dilimize pelesenk olacaktır. Adını bildiğimiz, görmediğimiz bazı isimlerle ümit edilmedik anda tanışma zemini oluşmaktadır. Editörümüzün himmetleriyle, aboneliği ile ilgili bir meseleyi çözmek üzere gelen İsmail Beşikçi ile tanıştık. Onun Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başlayan serüvenini yakından biliyordum. Aynı kürsüde birlikte olduğu ve ihtilafa düştüğü Orhan Türkdoğan’ın bizim kuşağın donanımında olumlu katkıları ve tesirleri bulunuyordu. Doktora tezi Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar Alikan Aşireti, Doğunun Düzeni kitaplarıyla sıkıyönetimde ilk yargılandığı davanın kitaplaşan dosyasını merakla okumuştum. Tezlerini desteklememekle birlikte bilhassa 1980’den sonra da hapse girmeye devam etmişti. Etnik bölücülüğün hızla siyasileşmesinden sonra ihtiyaç hissedilmediğinden kenarda kaderi ile baş başa bırakılmıştı. Hafta arası ziyaretçinin uğramadığı müsait bir zaman diliminde ki üçlü sohbette onu yakından tanımaya çalıştık. Uzun hapis yılları böbürlenme ve gurura vesile olmamıştı. Kalender bir ruh haliyle kaderine rıza gösterdiği anlaşılıyor. Konuşması, tutumu ve hali mütevazı idi. Bilgi ve birikimi çenesine inmemişti.

         

                    100.Yıl vesilesiyle Türk Yurdu dergisinin başlangıçtan günümüze muhteva analizi yapılmalıydı. Bu yönde niyet ve teşebbüse rağmen ne ölçüde başarılı olunacağı ilerleyen sayılarda görülecektir. Türk Yurdu’nun 1980 yılından sonra İstanbul’da başlayan, kısa bir fasıladan sonra Ankara’da sürmekte olan neşir dönemi, sosyal bilimciler için önemli başvuru kaynağı olacaktır. Bu süre içinde Türkiye’nin siyaset ve düşünce hayatında az rastlanılan değişim dalgalanmaları görülmektedir. Dergi yönetimi bu süreci dikkatli takip ederek özel sayılar, dosyalar düzenleyerek alan uzmanlarının tespit, görüş ve değerlendirmelerini okuyucularına takdim etmiştir. Böylelikle okuyucunun cereyan etmekte olan hadiseleri okumalarında önemli ipuçları ve anahtarlar vermiştir. Dönem dönem ülke gündemini işgal eden, 700. Yılında Osmanlı, Türkçeye Saygı, Türk Romanı, XXI. Yüzyılda Türk Milliyetçiliği özel sayıları hazırlanmıştır. Bunların bazıları kitap halinde basılabilecek hacimli sayılardır. Bunların yanında Alevilik-Bektaşilik, Sabatayizm, Ermeni meselesi, eğitim, müze, türkü gibi yine hayatımızın önemli konuları derli toplu dosyalar, sayılar halinde etraflıca işlenmiştir. Bu dönemin muhteva bakımından sohbetlerde hep dile getirilen Osman Turan’ın başkanlığı döneminde yapılan hamle ile hafızalarda iz bırakan çubuklu sayılardan geri kalınmadığı gibi çok daha ileri gidildiği görülecektir. Hele hele derginin giderek klasik dört formalık hacminin sürekli aşıldığı sayıların Türk milliyetçilerinin geçmişte çıkardıkları dergilerden muhteva bakımından kat kat üstün olduğu belirtilmelidir. Bu vatanı seven milliyetçilerin duygularını yazarak göstermeleri bir görevdir.

         

         

                    Türk Yurdu ve dolayısıyla Türk Ocağı üzerine gözlemlerini önceden yazanlar oldu. İlhan Gülsün, 1999 yılında çıkan Milliyetçilik sayısında geniş biçimde intibalarını yazdı. Bende dergi sayısında şimdi yazdıklarıma yakın anlatılarım olmuştu. Türk Yurdu gözlemlerimi kuru bir anlatımla kısaca özetledim. Bunları üslup sahibi bir gözlemcinin daha tafsilatlı aktarmasını temenni ediyorum. 

         

         

             


Türk Yurdu Ocak 2011
Türk Yurdu Ocak 2011
Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele