İ. Ercüment Kuran (1920-2009)

Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

        Prof. Dr. Ercüment KURAN, 1920 yılında İstanbul Bağlarbaşı’nda dünyaya geldi. Annesi Hayriye Hanım, Babası Hüseyin Mazlum’dur. Hüseyin Mazlum Bey Mühendishane-i Berr-i Hümayun’dan topçu subayı olarak mezun olmuş ve I. Cihan Harbi esnasında Taif Kumandanı’nın emir subayı iken İngilizlere esir düşmüştür. Mısır’daki esaret hayatı dört yıl sürmüş ve savaş sonrasında yurda dönmüştür. Emekli olduktan sonra da İzmir ve İstanbul’da hayatını sürdürmüş ve özel işlerle meşgul olmuştur.

         

        Ercüment Kuran İzmir Saint Joseph Lisesi’nde başladığı ilköğrenimine bir yıl sonra naklolduğu Kadıköy Saint Joseph Lisesi’nde devam ederek lise eğitimini bu okulda 1940 yılında tamamladı. Lisede “fen” kolunda eğitim aldığı için üniversite hayatına da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nde başladı. Ne var ki hocanın ilgisi tarih, edebiyat ve sosyoloji gibi beşeri bilimlere idi ve bu sebeple fizik eğitimini yarıda bırakarak Tarih Bölümü’ne geçti. Buradaki öğrenimi esnasında Cemal Tekin, M. Cavit Baysun, M. Halil Yinanç, Zeki Velidi Togan, Arif Müfit Mansel, Stephan Runciman, Bosch ve Zulzaym gibi yerli ve yabancı hocalardan dersler aldı.

         

                    Tarih Bölümü’nden 1948 yılında mezun olduktan bir yıl sonra aynı bölümün Son Çağ Tarihi kürsüsünde asistan olarak göreve başladı. Doktora tezi olarak Cezayir’in Fransızlar tarafından İşgali Karşısında Osmanlı Siyaseti başlıklı çalışmayı yaptı ve 1953 yılında “doktor” unvanını aldı. 1954-56 yılları arasında bir buçuk yıl boyunca Almanya’da bulundu. Burada Göttingen ve Frieburg üniversitelerinde araştırmalar yaptı. Hazırladığı Avrupa’daki Osmanlı Daimi Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri başlıklı tezini vererek 1957 yılında “doçent” oldu. 1958 yılında altı ay süreyle Londra’ya giderek Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu’nda Bernard Lewis’in seminerlerine katıldı. 1959 yılında Türkiye’ye dönerek Robert Koleji Yüksek Okulu’nda tarih öğretmenliğine atandı. 1962 yılında ODTÜ, Beşeri Bilimler Bölümü’nde tarih doçenti olarak göreve başladı. 1964-65 yıllarında Fullbright bursuyla ABD’ye giderek Colombia Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde bir yıl süreyle araştırmalar yaptı.  1967 yılında Kanada’da Toronto Üniversitesi İslami Araştırmalar Bölümünde tarih doçenti kadrosuna atandı.  Burada kendisine teklif edilen profesörlük kadrosunu “benden vazife bekleniyor, vazifemi yapmaya vatanıma gideceğim” diyerek reddedip 1970 yılında Türkiye’ye döndü ve Hacettepe Üniversitesi’nde profesör kadrosuna atandı.

         

        Ercüment Kuran, 1971 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nü kurdu ve bu bölümün akademik kadrosunu teşkil etti. Hacettepe Tarih Bölümü akademik kadrosunu kurarken hocanın aradığı yegâne kıstas, sadece ve sadece bilimsel anlayıştır. 1971-73 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığı görevinde bulundu. 1982 yılında H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nü kurdu. 1971 yılından beri yürüttüğü H.Ü. Tarih Bölümü Başkanlığı ile H.Ü. İnkılâp tarihi Enstitüsü Müdürlüğü görevlerini bırakarak 1983 yılında kendi isteği ile emekli oldu.

         

        Emekli olduktan sonra da bilimsel çalışmalarına devam eden Ercüment Kuran, 2004 yılına kadar toplam 228 bilimsel çalışma ortaya koymuştur.  Bunlar 6 kitap, 119 makale, 40 Ansiklopedi maddesi ve 63 bildiriden oluşmaktadır. Emeklilik döneminde de birçok bilimsel makale yazan ve bildiri sunan Kuran’a, bu çalışmaları; kurulmasına öncülük ettiği H.Ü. Tarih Bölümü ile H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nün kurumsallaşmasına yaptığı katkı ve yetiştirdiği onlarca bilim adamı dikkate alınarak TÜBA tarafından, 2006 yılında Bilime Hizmet Ödülü verildi. Aslında geç de olsa böyle bir ödülün verilmesi hocayı çok gururlandırmıştı. Tüm bu bilim eksenli çalışmalarının yanında E. Kuran her zaman kendisini “bir Türk Milliyetçisi” olarak tanımlamış ve “Turancılık” fikrine rağbet etmediğini, ancak Türklerin Orta Asya ile sıkı tarihi ve kültürel bağlarının olduğunu ve bunun geliştirilmesi gerektiğini sıklıkla ifade etmiştir. Bunu söylemenin insanlara sıkıntı verdiği dönemde bile... Hocaya göre evinde Türkçe konuşan herkes Türk’tür ve “Devlet” kavramı bu millet için çok önemlidir.

         

         

        Ercüment Kuran’ın tüm akademik hayatı boyunca yaptığı bilimsel çalışmalar 9 ana başlık altında toplanabilir. Bunlar, 1) Atatürk ve Milli Mücadele, Cumhuriyet; 2) Biyografi, Grup Biyografisi; 3) Çağdaşlaşma; 4) Fikir Hareketleri; 5) Kimlik-Kültür; 6) Sosyal Kurumlar; 7) Tarih Yazımı; 8)Türkiye-Batı İlişkileri; 9) Türkiye ve Çevresi. Tüm bu alanlar arasında Biyografiler, Çağdaşlaşma, Türkiye ve Çevresi konularının daha ön plana çıktığı görülür. Hoca ayrıca emekli olduktan sonra daha fazla bilimsel yayın yapmıştır[1]. Bu yayınlardan doktora ve doçentlik tezleri dışında olanlar makale, bildiri ve ansiklopedi maddelerinden oluşan kısa ama özlü çalışmalardır. Farklı zaman ve yerlerde yayımlanmış makale ve bildirilerinden bazıları grup haline getirilerek 4 ayrı kitap olarak yayımlanmıştır[2]. Böylece hocanın çalışmalarından en azından bazılarını derli toplu olarak bir arada bulmak imkânı elde edilmiştir.

         

        Ercüment Kuran’ın hemen hepsi modernleşme dönemi Türk tarihine ait konular, kişiler ve olaylar ile Milli meselelere hasredilmiş çok sayıdaki bilimsel çalışmalarında dikkati çeken hususiyetler vardır: Mesela hoca tüm çalışmalarında bir problemi ele almıştır. İki yüz yıllık Türk tarihinin ana meselesi modernleşmeyse bu meseleye dair çok sayıda genel ve özel süreçlerin yer alması doğaldır. Bu süreçlerde hocanın dikkatini çeken ve daha önce hemen hemen hiç değinilmemiş “özel” konu ve sorunlar dikkatle ele alınır. Her çalışmanın başlığında tarih yazımının iki ana temel yaklaşımından birisi ve tercih edilmesi gereken olan “sorun eksenli yaklaşımı” görmek mümkündür. Ancak bu “özel” konu ya da sorunlar sadece kendi eksenlerinde ele alınıp irdelenmezler. Aksine sürecin “bütünü” gözlemlenmiş; aradaki bağlantılar örülmüş olarak işlenir ve modern tarihçiliğin vazgeçilmez esası olan “özeldeki genele ait olanı yakalama” prensibi çok ince ve zekice bağlantılarla ortaya konur. Hocanın yazılarında bu yapılırken, hamasetten, subjektif yargılardan en ufak bir emare görülmez. Onun tarihçiliğinde esas olan, bilimsel anlayış ve tarihi tanıklıklar çerçevesinde ele alınan meselenin “özü”nü yakalamaktır.

         

        Makalelerde meseleye “giriş”, tamamen çerçeve ve sorunun tarihsel ön hazırlıkları bağlamında, bütüne dair bağlantılar dikkate alınarak kısaca verilir. Ardından da konunun özüne geçilerek başlıkta verilen konu ya da sorunun, tarihsel bağlamda izlediği seyir hem literatür hem de kaynaklar ışığında ele alınır. Değerlendirmeler özgün, sonuç berraktır. Hoca her konuyu işlerken aslında, tarihsel arka planı ve bağlamı hep göz önünde tutar. Kendi deyimiyle “ormanı görmek önemlidir, ağacın ve her bir yaprağın bundaki payını, yerini ihmal etmeden...” Olay dizimi mantıksal süreç dahilinde izah edilir. İfadeler öz, açık ve sadedir. Tekrara ve lüzumsuz cümlelere yer yoktur. Mesela “Türklerde Fikir Hürriyetinin Dünü Bugünü” başlığını taşıyan makalesi, fikir hürriyetinin esası olan “hoşgörü” kavramına atıfla başlar ve tarih boyunca Türklerdeki hoşgörünün örnekleri sıralanır. Ardından da fikir hürriyetinin kısıtlandığı dönemlere dair örnekler verilir. Böylece meselenin tarihi seyrinde hem olan hem de olmayan yönler gerçeklere uygun olarak sıralanır. Fikir hürriyetinin serbest ya da kısıtlı olduğu dönemler kendi tarihsel bağlamlarına göre yorumlanır[3]. Dolayısıyla hocanın tarihçilik anlayışında betimleyici ve sadece olumlayıcı bir yaklaşımdan söz etmek mümkün değildir. O eleştireldir. Eleştirel düşünceyi hem belgelerin iç tenkidinde ve uygulanan yöntemde hem de tarihsel bilgi üretimi sürecince hiç elden bırakmaz. Sempozyumlarda, uzun uzun konuşup da verilen yirmi dakikanın on beş dakikasını geride bıraktığı halde daha esas konuya gelememiş tebliğ sunumlarına çok sinirlenir. Bu türden durumlar için söylediği tek cümle vardır. “Söyleyin Avrupa’da böyle tebliğ sunulur mu?” Ya da yine kendi deyimiyle “Descartes Türkiye’ye daha uğramamış…” Ama ona göre ümitsiz olmamak da gerekir. Zira etrafta az da olsa Batı’daki bilimsel standartları yakalamış, eleştirel düşünen ve bilimsel yöntemden taviz vermeyen araştırmacılar vardır elbette. Ama bu bilimsel yaklaşımın yaygınlaşması ve kurumsallaşması gerekir. Hoca, Türkiye’deki tenkitçi yaklaşımın eksikliğini her zaman dile getirmiş ve Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesinin bu eksikliğin telafisi ile mümkün olacağını hep ifade etmiştir. Ayrıca bilim ahlakı konusunda da aynı duyarlılığı sergileyerek tüm bunların bir bütün olduğunu yazdıklarıyla ve hayatıyla ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Türk tarihçiliği kendisine çok şey borçludur.

         

        E. Kuran’ın Türk Yurdu’nda çıkan yazıları ise 1998-2002 yılları arasına tesadüf eder ve bunların sayısı otuza yakındır. Bu dönem Türkiye’de Türkçenin, milli kimlik ve milli devlet yapısının terör ve emperyalizm baskıları ile boğuştuğu dönemdir. Türk Yurdu müdavimleri onu bu dönemde daha çok cumartesi günleri öğleden sonra dergide yapılan gündemsiz sohbet meclislerinden tanır[4]. Dergideki yazılarının bir kısmını gündemdeki konulara hasreden Kuran, sorunlara bilimsel yöntem ve milli bir anlayışla yaklaşır. Bu yazılardan birinin başlığı “Türk Milleti Nereye Gidiyor?”dur[5]. Milli meselelere eğilirken dilin önemi üzerinde durmayı ihmal etmeyen Kuran’ın bu konu üzerine yazdığı makalenin başlığı ise “Türkçe’nin Başına Gelenler”dir[6].

         

        Milli kültürü oluşturan unsurların başında yer alan bir diğer husus da “din”dir. Kuran’ın bilim adamlığı anlayışı gereği ve her bilim adamının milli konularda hassasiyet göstermesi gerektiği inancı ile dine de dikkatle eğilmek gerekir. Ona göre İslamiyet Türk kültürünün önemli bir parçasıdır ve bunun sosyal ve kültürel yönlerinin incelenmesi bir tarafa, yaşatılması ve kaynaştırıcı sosyal yönünün yeniden üretilmesi gerekmektedir[7]. Ama dinî fanatizme müsamahası yoktur. Aslında onun her türlü fanatizme, akıl ve bilim dışılığa tahammülü yoktur. Ona göre tüm konular aklın ve bilimin ışığında ele alınmalıdır. Onun milliyetçilik anlayışı da aynı şekilde akıl ve bilimle şekillenmiştir. Hamasetten, kuru gürültüden, içi boş slogan ve göz boyamaya yönelik fikir ve eylemlerden nefret eder. Kendisi bu yönleri, kişiliği, tarihçiliği ile örnek alınacak bir şahsiyet olarak kalmaya devam edecektir.

         

         

        Kitapları

         

        -Cezayir`in Fransızlar Tarafından İşgali, İstanbul, 1953.

        -Cezayir’in Fransızlar Tarafından İşgali Karşısında Osmanlı Siyaseti ‪(1827-1847‪), İstanbul, Yenilik Basımevi, 1957, (2. Basım).

        -Avrupa`da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri 1793-1821, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1968.

        -Avrupa''da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, 1793-1821, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1988, (2. Basım).

        -Atatürkçülük Üzerine Denemeler, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1981.

        -Türkiye'nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, (Haz. Mümtaz’er Türköne) Ankara, TDV Yayınları, 1994.

        -Türk Çağdaşlaşması: Çileli Bir Yolda İlerleyiş, (Der. Mehmet Erdoğan), Ankara, Akçağ, 1997.

        -Türk İslam Kültürüne Dair, (Haz. Mehmet Erdoğan), Ankara, Ocak Yayınları, 2000.


         

        

        


        

        [1] Bkz. F. Acun- R. Acun, “Bir Tarihçi ve Modernleşmeci Fikir Adamı Olarak Prof. Dr. İ. Ercüment Kuran” Prof.Dr. İ. Ercüment Kuran’a Saygı: Türk Modernleşme Tarihi Araştırmaları Sempozyumu (14 Mayıs 2009): Bildiriler ve Makaleler, (Haz. A.Y. Ocak,  M.Öz, F. Berber, F. Yeşil), Hacettepe Üniversitesi Yay., Ankara, 2006, s. 11-12. Aynı eserde Hocanın yayınlarının tam bir listesini bulmak da mümkündür.


        

        [2] Ercüment Kuran, Atatürkçülük Üzerine Denemeler, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1981;  Ercüment Kuran, Türkiye'nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, (Haz. Mümtaz’er Türköne) TDV Yayınları, Ankara, 1994; Ercüment Kuran, Türk Çağdaşlaşması: Çileli Bir Yolda İlerleyiş, (Der. Mehmet Erdoğan), Akçağ, Ankara, 1997; Ercüment Kuran, Türk İslam Kültürüne Dair, (Haz. Mehmet Erdoğan), Ocak Yayınları, Ankara, 2000.


        

        [3] Ercüment Kuran, Türk Çağdaşlaşması: Çileli Bir Yolda İlerleyiş, (Der. Mehmet Erdoğan), Akçağ, Ankara, 1997, s. 187-194.


        

        [4] Ömer Özcan, “Türk Yurdu Yıllarında Tanıdığım Ercüment Kuran Hoca”, Türk Yurdu, C.29, Sayı 268 (Aralık 2009), s. 50-52.


        

        [5] Türk Yurdu, C. 13, Sayı 68, (1993).


        

        [6] Türk Yurdu, Sayı C. 21, Sayı 163-163, (2001).


        

        [7] “Türkiye’de İslamiyet’in Dünü ve Bugünü”, Türk Yurdu, Sayı, 116-117 (1997),  s. 20-21.


Türk Yurdu Ocak 2011
Türk Yurdu Ocak 2011
Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele