15 Eylül Kutlu Bir Gün

Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

        15 Eylül 1918 Bakü’nün Rus-Ermeni ve İngiliz işgal ve tasallutundan İslam Kafkas Ordusu tarafından kurtarılışı günüdür.* Türk aydınlarının başka bazı konular gibi Bakü’nün kurtarılışı ve bunun önemi hakkında da yeterince bilgi sahibi olmadığını zannediyorum. Kısaca bilgi verelim:

         

        1818 Türkmençay Rus- İran anlaşmasıyla, Azerbaycan güney ve kuzey olmak üzere ikiye ayrılarak bu iki devletin hâkimiyetine bırakılmıştı. Osmanlı Devleti durumu kabullenmekten başka bir şey yapamamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaşmakta olduğu günlerde ise Osmanlı Devleti, büyük devletlerin kırk türlü bölüşme planları arasında “tamamiyet-i mülkiye”sini (toprak bütünlüğünü) düşünmekten başka bir şey yapamıyordu ve bunun için de hiçbir devletten güvence alamıyordu. Gerçi Rusya ve Avrupalı devletler Osmanlı’ya karşı ikiyüzlülüğün dik alasını daima yapıyorlardı. Dün imzaladıkları anlaşmaları bugün yok sayıyorlardı; ama yine de paylaşmak için diğer devletlerle anlaştığı bir ülkenin bütünlüğünü garanti etmek, uygun bulunmuyordu. Bir başka önemli sebep, bütün bu devletler Osmanlı ordusunu Balkan Savaşı’nda görmüş ve hiçbir askeri değeri olmadığı kanaatine varmışlardı; taşınacak bir yük olarak görüyor ve Almanya dâhil, bir savaşta bu orduyu sırtına almanın anlamsızlığını açıkça ifade ediyorlardı. İstanbul-Boğazlar ve bütün Karadeniz bölgesi ile Doğu Anadolu üzerindeki Rus talepleri ve hazırlıklarını ise bilmeyen Osmanlı okumuşu yoktu. Osmanlı paylaşılma hatta Anadolu’dan sürülme tehditleri altında yalnız kalmıştı. Silahlı bir tarafsızlık için de yeterli silahı ve mali gücü yoktu; yani tarafsız da kalamazdı. İtilaf devletlerine yapılan bütün müracaatları yüz geri edilmişti. Savaşın fiilen başlamasının getirdiği hava ve İngilizlere karşı Müslümanlığın gücünden yararlanmak ilave sebepleriyle Almanya ittifaka rıza göstermiş ve 2 Ağustos 1914 Anlaşması imzalanmıştı. Ancak bu tarihten birkaç gün önce İngilizler Basra Körfezi’ne girmiş, Ruslar Osmanlı sınırını geçerek taarruza başlamışlardı. Bir yandan da Ruslarla bağlantılı olarak Ermeni çeteleri cephe arkası çalışmalarına hız vermişlerdi.

         

        Sarıkamış Savaşı’nın ardından bir yıl kadar harekete geçemeyen Rus ordusu, 1916 yılından itibaren Erzurum’u işgal ederek Erzincan’a kadar ilerlemiştir. 7 Kasım 1917 Bolşevik ihtilali ile Rusya savaştan çekildi. 15 Aralık 1917’de Almanya, Avusturya, Türkiye ile Rusya arasında Breest Litovsk Anlaşması, 18 Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesi imzalandı. Rus ordusu çekilirken onun silahlarına sahip çıkan Ermeni çeteleri Müslüman halka karşı tedhişi artırdı.

         

        Rus ordusunun silah bırakıp çekilmesiyle Güney Kafkasya’da anarşi ve terör tırmanmaya başladı. Bunun üzerine Gürcü-Ermeni ve Azerbaycanlı temsilciler bir araya gelerek 14 Kasım 1917’de birleşik Güney Kafkas hükümetini kurdular. Bu kuruluş içinde Azerbaycan’ın durumu pek zayıftı. Bakü Rusların elinde kalmıştı. Ermeni ve Gürcüler Rus ordusundaki subaylarından yararlanarak yeni birlikler kuruyorlardı. Azerbaycan Türkleri askere alınmadıkları için bu tür çalışma yapacak yetişmiş elemanları yoktu. Brest Litovsk Anlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum Türkiye’ye bırakılmıştı. Güney Kafkas Hükümeti bunu kabul etmedi ve Trabzon’da Osmanlı Devleti ile görüşmelere başladı. Ancak uzun süren görüşmelerde sonuç alınamayacağı anlaşıldığından, Vehip Paşa komutasındaki 3. Ordu ilerleyerek bu şehirleri fiilen aldı. Ardından toplanan Batum Konferansı’nda Osmanlı delegeleri Ahıska dâhil olmak üzere bazı yeni yerleri talep ettiler. Bu talepler kabul edilmedi; ancak çok zayıf olan Güney Kafkasya birliğine de son verildi ve Gürcülerle Ermeniler 26 Mayıs’ta kendi milli devletlerini ilan ettiler. 28 Mayısta Gürcistan’la Almanya arasında, önceden hazırlanmış olan sazişi imzaladılar. Bununla da Gürcistan Cumhuriyeti Almanya’nın kayyumluğunu kabul ediyordu (Cemil Hasanlı, Azerbaycan Xalk Cumhuriyyetinin Xarici Siyaseti ( 1918-1920 )Bakü-2009, s.89 ).

         

        Azerbaycan da 28 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan etti; ancak Bakü Bolşeviklerin işgali altında olduğundan başkent geçici olarak Gence yapıldı. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkanlığına M. Emin Resulzâde, başbakanlığına Feth Ali Han Hoyski getirildi. 4 Haziran 1918’de Osmanlı ile dostluk anlaşması imzalandı; Azerbaycan Hükümeti istediğinde Osmanlı asker gönderecekti. Osmanlı Gürcistan’la imzaladığı anlaşma ile Ahıska ve Ahılkelek’i de sınırları içine aldı. Ermenistan’a yapılan anlaşmayla ise Gümrü-Culfa demiryolu Osmanlı kontrolüne verildi.

         

        Osmanlı’nın desteğini almış olan Azerbaycan için temel mesele Bakü’nün düşman işgalinde bulunması ve muntazam bir ordunun bulunmayışı idi. Çarlık döneminde Azerbaycan Türkleri hem ordudan hem de devlet bürokrasisinden uzak tutulmuşlardı. Bakü petrolleri Sovyet ekonomisi için de son derece değerli idi. Lenin’in talimatı ile ve Ermenilerin öncülüğünde Bolşevikler 18 Mart 1918’de bir darbe yaparak Bakü yönetimini ele geçirdiler. Baskı ve şiddet uygulamaya başlandı. Nisan ayında Bakü’de 12.000, Şamahı’da 8.000 Türk katledildi. Ermeni-Bolşevik kuvvetleri bir yandan da Gence üzerine yürümekteydiler. Türkler için bu terör ve katliamlar karşısında Osmanlı’dan yardım istemekten başka çare yoktu.     

         

         

        Gardaş Kömeği

         

        Osmanlı ordusu doğudaki Rus baskısından kurtulmuştu ve bu yardıma koşmak onun için zaruri idi. Ayrıca sadece Azerbaycan’dan değil diğer Kafkas Müslümanlarından da (Dağıstan, Avarlar, Çeçenler, Çerkezler vb.) yardım talepleri geliyordu. Bunlar, Osmanlı ordusunun Kafkaslara girmesi halinde ayaklanıp yardımcı olabileceklerini ve Ruslar karşısında bağımsızlıklarına kavuşabileceklerini söylüyorlardı. Bu hareket, savaşın başındaki Almanların beklentilerine uyuyordu. Türk ordusu buradan Türkistan’a sarkacak ve Afganistan üzerinden Hindistan’daki İngiliz kuvvetlerini vuracaktı. Bu düşünce aynı zamanda Sarıkamış hareketinin gerekçelerinden birisi olarak değerlendirilmektedir. Enver Paşanın bu konuda açık bir beyanı olmasa da savaşın mantığına uyan bir stratejidir.

         

        Enver Paşa bu durumda Kafkaslara yürümek ve bağımsız olmak üzere, Azerbaycan gönüllülerinin de katılacağı bir Kafkas İslam Ordusu kurmaya karar verdi; başına çok güvendiği kardeşi Yarbay Nuri Bey’i getirdi. Trablusgarp cephesinde vuruşan Nuri Bey general yapılarak Azerbaycan’a gönderildi. Aynı zamanda Osmanlı Hakanı kendisine, Padişah adına Kafkaslarda askeri ve siyasi hareketler yapmak yetkisi veren özel bir ferman gönderdi. Enver Paşa, bir süre sonra, istifa eden Vehip Paşa’nın yerine de yine çok güvendiği, Kut’ül Ammare kahramanı amcası Halil Paşa’yı Şark Orduları Grup komutanı olarak atadı.

         

        Azerbaycan’da can tehdidi sürekli idi. Nuri Paşa Musul’a gelmiş, burada, İstanbul’dan çağırdığı yirmi subayla birlikte acele Gence’ye geçmiş, halkın sevgi gösterileri içinde Kafkas İslam Ordusu çalışmalarına 25 Mayıs 1918’de başlamıştı. Bilahare kendisine 149 subay ve memur ile 488 astsubay ve er gönderilmişti. Geri kalan subay ve astsubaylar haziran ayı içinde gönderilecekti. Ancak Ermeni ve Bolşeviklerin her yandaki tecavüz ve zulümlerini gören Nuri Paşa, Azerbaycan gönüllülerinden kurulacak birliklerin bu iş için yetersiz ve çok geç olacağını görür. Öte yandan Meclis Başkanı M. E. Resulzâde Enver Paşa ve 3. Ordu komutanı Vehip Paşa’ya telgrafla başvurarak, can güvenliği ve asayiş için yardım ister. 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa, Azerbaycan hükümetinin yardım talebini karşıladığını Başkomutan vekili Enver Paşa’ya şöyle bildirir: “En cesur ve kabiliyetli, yüksek askeri değere sahip, şimdiye kadar şan ve şerefle kendisini kanıtlamış 5. Kafkas Tümenini yardım için Albay Mürsel Bey komutasında yola çıkardım. Gerekirse bu tümen takviye edilecektir.” (Dr. Nasır Yüceer, 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan ve Dağıstan’a Askeri ve Siyasi Yardımı, Türkler, Ankara-2002, 13. Cilt, s.415). 257 subay ve 5.575 erden oluşan 5. Kafkas Tümeni Gence’nin her yanı Osmanlı bayraklarıyla süslenerek ve kurbanlar kesilerek karşılandı.

         

        Ermeni ve Bolşevik kuvvetlerin Gence’ye doğru ilerlemesi ve Gökçay kasabasına girmesi durumun vahametini artırmıştı. 5. Kafkas Tümeni’nin bazı birlikleri çevredeki Ermeni katliamlarını önlemek için dağıtılmıştı. Nuri Paşa acele yardım istiyordu. Sonunda, Romanya cephesinden çekilen Albay Süleyman İzzet komutasındaki 15. Piyade Tümeni ve topçu birlikleri Kafkas Kolordusu emrine verilir. Batum’dan Gümrü’ye geçen Tümen, Ermenistan sınırı boyunca emniyeti sağlamaya başladı. Ardından 36. Piyade Tümeni’nin 106 ve 107. Alayları aşamalı olarak gönderilir.

         

        Geçici başkent Gence’nin batı kesiminde Türkler, doğu kesiminde ise Ermeniler oturmakta idi ve Ermenilerin silahlı birlikleri vardı. Nuri Paşa’nın, silahlarını bırakma teklifini Ermeniler reddetti. Binbaşı Zihni Bey komutasındaki mürettep 2. Süvari Alayı, Binbaşı Cemil Cahit Bey komutasındaki 9. Kafkas alayı birleşerek Gence Müfrezesi adını aldı ve Ermenileri silahsızlandırmak üzere harekete geçti. Kuşatma altına alınan Ermeniler 12 Haziran’da teslim olarak silahlarını bıraktılar. Öncü birliklerden koparak Ermenilere esir düşen on beş askerimiz Ermeniler tarafından şehit edildiği halde, Nuri Paşa, fazla kan dökülmesine fırsat vermemek için Ermenilere çağrıda bulunmuş ve çaresiz kalan Ermeniler kabul etmişlerdi.

         

        Lenin’in de teşvikleriyle Bakü’deki Bolşevik yönetimin başında olan Şaumyan, Azerbaycan Türk hükümetini tamamen ortadan kaldırmak ve topraklarını işgal etmek kararı ile Bakü ordusuna hücum emri verdi; ordunun komuta heyeti ve askerlerinin çoğu Ermenilerdendi. Gökçay’a gelinceye kadar Müslüman köylerinde zulüm yapmış, Ermeni köylerinden yardımlar alarak mevcudunu 30.000’e çıkarmıştı. İlk karşılaştığı 29. Türk Taburu’na 200 şehit verdirmişti. 28 ve 29 Haziran günlerinde şiddetli çarpışmalar oldu. Bolşeviklerin, Ermeni sınırındaki 5. Kafkas Tümeni’ni kuşatmak isteyen kuvvetlerine karşı, ihtiyat birlikleri içindeki milis kuvvetler Binbaşı Ahmet Hamdi Bey komutasında ve Gence’deki 25. Tabur ve Gökçay yakınlarındaki bazı birlikler yardıma gönderilmişti. 13. Kafkas Alayı ve 5. Kafkas Tümeni’nin ve diğer birliklerinin de katılmasıyla, Gence’yi zapta giden Bolşevik ordusu dağıtılmış; Gökçay ve Karamaryan çevresi Bolşeviklerden temizlenmiştir.

         

        Gökçay çevresindeki çarpışmalar sürerken, Bakü Hükümeti Salyan bölgesindeki tahıl imkânlarına el koymak üzere bölgeye asker göndermiştir. Nuri Paşa bunlara karşı, daha önce Rus ordusunda çalışmış olan Binbaşı Nazım Ramazanoğlu komutasında bir birlik göndermiş, on beş gün süren çatışmalar sonunda Bakü birlikleri geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ardından Binbaşı Ahmet Hamdi komutasındaki Türk birlikleri Bakü birliklerini 12 Temmuz 1918’de mağlup ederek dağıtmıştır.

         

        Bu çarpışmalardan sonra inisiyatif Kafkas İslam Ordusu’na geçmiştir. Ordu, esas hedef olan Bakü‘nün kurtarılması için iki koldan yürümüştür: Bir kol Gence-Bakü demiryolu boyunca, diğer kol Gökçay-Şamahı ve Bakü istikametinde. 5 Temmuz’da Kafkas İslam Ordusu’ndan 10. ve 13. Alaylar, Kurdemir-Aksu cephesindeki Bolşevikler üzerine yürür. Cepheyi yardıklarında, Bolşevik kuvvetlerinin Aksu’yu yakarak geri çekildiklerini görürler. İlerleyen alaylar Aksu’ya girmişlerdir. Bu cephelerde içecek suyu sıkıntısı yaşanmış, dizanteri ve kolera hastalıkları görülmüştür. Müsüslü’de kuşatılan Bolşevik kuvvetler yerlerinden sökülememiş, bunun üzerine Nuri Paşa takviye ettiği Hasan Bey müfrezesine, 7 Temmuz 1918’de Kurdemir üzerine taarruz emri vermiştir. Müfreze Kurdemir yakınlarındaki Karasakal istasyonunu ele geçirmiştir. 8 Temmuz ve sonraki günlerde çok çetin çarpışmalar oldu. Türk birlikleri cephanelerini idareli kullanmak zorunda idi. 10. gün akşamı 13. Kafkas Alayı bir dağ topçu takımı ve 46. Tabur ile takviye edilerek cepheye sürüldü. Bolşevik kuvvetler çekilmek zorunda kaldılar ve Kurdemir zapt edildi.

         

        13. Kafkas Alayı’na 19 Temmuz’da Şamahı üzerine yürümesi emredilir. O gece yağan şiddetli yağmurun tesirlerine rağmen hareket devam eder. Alay Şamahı yakınlarındaki Medrese sırtlarını işgal eder. 20 Temmuz sabahına kadar süren çarpışmalar sonunda Şamahı kurtarılır. 21 Temmuz’da Marazı yönünde çekilen düşman takip edilir. Buradaki çarpışmalarda 28. Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Efendi şehit olur. Bolşevikler Bakü’ye doğru çekilmeye devam ederler. Şamahı’nın zaptından sonra Türk ordusu Bakü’ye yetmiş kilometre yaklaşmıştı. Bu durum Bakü hükümetinin endişelerini ve korkusunu gittikçe artırıyordu.

         

         

        Bakü’nün Değeri ve Taliplileri

         

        Türk askerleri, Azerbaycanlı gönüllülerle birlikte gardaş kömeği için kanlarını akıtırken, müttefikimiz Almanya’da rahatsızlıklar belirmeye ve gittikçe şiddetlenmeye başladı; Bakü’nün Türklerin eline geçmesini istemiyorlardı. Hâlbuki bu gelişme, başlangıçta da temas ettiğimiz gibi Alman-Türk ortak beklentilerine uygun idi. Bu yüzden de General Zekt (Türkiye’de Enver Paşa’nın kurmay başkanı) Enver Paşa’yı destekliyordu. Ancak Alman hariciyesi başlangıcından itibaren karşı çıkmaya başlamıştı. Bilindiği gibi Almanya, Gürcistan kurulur kurulmaz onu tanımış ve himayesine almıştı; Ermenistan’ı da tanımıştı, ama Azerbaycan Cumhuriyeti’ni tanımamıştı.

         

        Almanya’nın petrole ihtiyacı vardı ve bir kaynak bulmadan savaşı devam ettirmesini mümkün görmüyorlardı; ama Osmanlı’ya ve genelde Türklere güvenmiyorlardı. Petrole herkesin ihtiyacı vardı; Bolşevikler, Bakü petrollerini kontrol etmedikçe içinde oldukları savaşı devam ettiremeyeceklerini düşünüyorlardı ve tabii onlar da Türklere güvenmiyor Ermeniler eliyle savaşı sürdürüyorlardı; onları istedikleri gibi denetim altında tutabiliyorlardı. Osmanlı’nın ise petrole ihtiyacı hepsinden çok idi; ancak bu ihtiyacın önünde Kafkaslardaki İslam ahalinin maruz kaldığı kırım ve zulüm vardı; bu halkı kurtarmanın, Müslüman Türk olarak zorunluğunu ve heyecanını duyuyorlardı.

         

        Dış İşleri kanalı ile etkili olamayan Almanya, ordu vasıtasıyla doğrudan müdahaleye başladı ve Alman Genel Karargâhından Enver Paşa’ya, ordusunu Kafkaslardan çekmesi hususunda; üslubu gittikçe ağırlaşan telgraflar gelmeye başladı. Enver Paşa, “Peki” dedi ve askerlerin Kafkasya’dan çekilmesi için emir verdi. Hemen ardından Nuri ve Halil Paşalara gönderdiği gizli telgrafta da bir an önce Bakü’ye girilmesini istedi. Kafkas İslam Ordusu’nun ilerlemeleri karşısında telaşa kapılan Almanya, savaş halindeki Bolşeviklerle ayrı, Menşeviklerle ayrı ayrı görüşmeler yapmak ve anlaşmak yollarını aradı. Sonunda Ruslarla, petrolün dörtte birini almak karşılığında anlaşmaya vardı. Ruslarla müttefikimiz anlaşmış oluyorlardı. Bu anlaşmaya göre, üçüncü bir devletin müdahalesi halinde – bu devlet Osmanlı’dır- Almanya onlara her türlü yardımı kesecektir. Yani biraz avami ifadeyle söylersek müttefikimiz bizi satmıştı! (Bu gelişmelerin uzun ve meraklı hikâyesi, Cemil Hasanlı’nın, Azerbaycan Xalk Cumhuriyetinin Xarici Siyaseti, 1918-1920, Bakü, 2009 kitabının IV. Bölümünde anlatılmıştır.).

         

        Almanya’da yapılan ve Rusya, Avusturya ve Macaristan, Bulgaristan’ın çağrıldığı toplantıya Osmanlı Devleti davet edilmemiştir. Bunu İstanbul’da haber alan Azerbaycan’ın Türkiye temsilcisi Mehmet Emin Resulzade Dış İşleri Bakanına çektiği telgrafta, “Nece olursa olsun, Bakı’nı almak, almak ve almak lazımdır.” der (Hasanlı, a.g.e. s 154). Gerçekten de Bakü, Azerbaycan Cumhuriyeti için bir varlık yokluk meselesidir ve ne pahasına olursa olsun alınması gerekmektedir. Cafer Gafarov bu zorunluluğu anlatırken, Bakü’nün alınmasının, aynı zamanda bugünkü Cumhuriyetin de temeli olduğuna işaret eder: “XIX. Asrın evvellerinde itirilmiş milli dövletçiliğin barpası Azerbaycan halkının tarixinde çok büyük ve takdire layık hadise idi. Yaranmış tarixi fürsattan istifade edip, ölkenin müstaqilliği elan edilmeseydi Azarbaycan arazisi Rusya, Ermenistan ve Gürcistan arasında bölüştürülecekti. “Aprel çevrilişi” ile ölkeni işgal eden Sovyet Rusyası, Cumhuriyetin müstakiylliği faktını silib atabilmedi ve bu, 1991_ci ilde yeniden barpa edilen Azarbaycan Respuplicası’nın möhkem özülü oldu.” (Vasıf Gafarov, Türkye-Rusya Münasebetlerinde Azarbaaycan Meselesi, 1917- 1922, Bakü-2011, s.4)

         

        Konu Almanlarla da çeşitli düzeylerde konuşulur; Almanya ile yapılan müzakerelerden bir netice çıkmayacağını Nuri Paşa’ya bildiren Enver Paşa şöyle diyor: “Almanlar Bakı şehrini Azerbaycanlılara bıraxmaq taahhüdü altına girmek istemezlerse de, teşekkül edecek Azerbaycan hükümetinin Bakısız yaşaya bilmeyeceğini iddia ve bu nöqtada israr edirik.” (Hasanlı, a.g.e. s.148). Bakü, Rusya için de hayati öneme sahiptir; daha sonraki Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nin başkanı olacak, inanmış bir komünist olan Neriman Nerimanov da o yıllarda Azerbaycan Dış İşleri Bakanı N. Yusufbeyli’ye gönderdiği mektupta, kayıtsız şartsız teslim olursanız Rus proletaryası karşısında belki kusurlarınızı hafifletmiş olursunuz diyor. “Sizden soruşacaklar, bes bilmirdiniz mi ki, Azerbaycan ve Bakı şeheri Sovyet Rusyası berasında xususi mövge tuturdu. Sovyet Rusyasının Ermenistan ve Gürcistanla alaqası xususi rol oynamır, amma Bakı Sovyet Rusyasının hayatıdır!“ (Qafarov, s.307). Görülüyor ki Bakü’ye yaklaşan Kafkas İslam Ordusu Sovyetlerin can damarına basıyordu. Bütün Doğu milletlerinin Bolşevikleşmesini emel edinen Sovyetler için Azerbaycan’ın istiklaline de yer yoktu. Lenin, Kafkas cephesindeki kuvvetlerinin komuta heyetine gönderdiği şifreli telgrafta “Bakını almak, bize olabildiğince ve olabildiğince zaruridir. Bütün sayinizi buna verin” Lenin, beyanatlarında diplomatik olmayı (yani aldatıcı )da öğütlemektedir (Gafarov, a.g.e. s.315).

         

        Lenin, önceden verdiği yazılı sözleri bir gün sonra, bir kâğıt parçasından ibarettir, diyerek yırtabilen bir diplomattır. 1922 yılında Bakü’yü işgal edip, cumhuriyete son vermek üzere gelen Sovyet Ordusu da Anadolu’daki milli harekete yardım için geliyoruz diyerek Azerbaycan topraklarına girmiş; hatta Azerbaycan’da kalan birçok Türk subayını da bu şekilde kandırarak saflarına almıştı. “Onların vazifeleri Azerbaycandan keçip Türkiyanı zalım imreialistlerden azad etmektir. Bu guvveler (Gızıl Ordu) Azerbaycan’a yalnız onun arazisinden geçip Türkiye’ye getmek içün daxil olurlar…” (Qafarov, a.g.e. s.329).

         

        Bu bahsi uzatmadan Mehmet Emin Resulzâde’nin o günlerde, Azerbaycan Meclisi’nde yaptığı konuşmadan bir parça verelim: “Qardaşlar! Türkiye Azerbaycan’ın xilaskârıdır. Milletimizin amalını uca eyleyen muqaddes bir memlekettir. Onun xilasına gelen bir quvveni biz memnuniyetle yola salarıq Fakat bir şartla ki, bu qüvva bizim azatlığımızı, müstaqilliğimizi çeynemesin. Hâlbuki qardaşlar, bizden soruşmadan toprağımıza keçen herhansı bir quvve dostumuz değil düşmanımızdır. Duyduğumuz bu tebliğat düşman tebliğatıdır. Bizi aldadırlar! Yalandır! Gelen Rus ordusudur. Onun istediği 1914.cü il hüdutlarını almaqdır. Anadolu’nun imdadına getmek bahanesiyle yurdumuza giren işgal ordusu buradan bir daha çığmağ istemeyecektir…” (Gafarov, a.g.e. s, 329).

         

***

 

        Almanya bir yanda diplomatik ve askeri baskılarını sürdürürken, bir yandan da Gürcülerden bir ordu kurmaya çabalamaktadır. Kurulan bu birlikler Borçalı civarında Türk birlikleriyle karşılaşmış, kısa bir çatışmadan sonra çok sayıda esir bırakarak dağılmışlardır. Türk askerleri bu esirler arasında Alman subaylarını görünce şaşırmışlardır. Ermeniler ise hem Beyaz Ordu’da hem de Kızıl Ordu’da çalışmaktadırlar. Bakü’den çıkmak zorunda kalan Beyaz Ordu İngilizlerin yardımını istemiştir. İngiltere bu imkânı değerlendirmek üzere İran’daki birliklerini Bakü’ye yönlendirmiştir.

         

        Alman askeri komuta heyetinin talepleri, Türkiye’nin, Almanya’nın rızasını almadan Brest Litovsk Anlaşmasına aykırı hareket ettiğine dayandırılıyordu. Türk ordusunun ilerleyişi devam ettikçe ve Almanya’nın artık bir şey yapamayacağı anlaşılınca, Almanlar da harekete katılmak isterler. Gürcistan’daki siyasi ve askeri temsilci General Kress, hiç olmazsa birkaç taburla Türklerin yanında yer almak ister. Enver Paşa bu isteği reddeder ve her ihtimale karşı, olacak bir Alman yürüyüşünü engellemek için Bakü’ye giden yol üzerindeki köprüyü havaya uçurmasını Halil Paşa’ya bildirir. Emir yerine getirilir. Alman Genel Kurmayı sertliğinin son haddinde, General Zekt vasıtasıyla Enver Paşa’ya “Derhal Kafkasya’dan çekilin…” mesajını verir. Ağustos ayında Müttefikler Komuta Konseyi iyice ileri giderek, Bakü’ye ancak Alman Birliklerinin girebileceğini bildirir. Enver Paşa Bakü’ye girilmemesi konusunda emirler verirken, gizli telgraflarında Halil Paşa ve Nuri Paşa’nın bütün ihtiyaçlarının karşılanmasını emrediyor ve bu komutanlara bir an önce Bakü’ye girmelerini, gerekirse Almanlarla da savaşabileceklerini söylüyordu.    

         

        Alman Komuta Heyetinin baskısı bu noktalara gelince, Enver Paşa Kafkas komutanlarına Bakü’ye bir an önce girin, talimatın verdikten sonra, Alman Başkomutanına şu telgrafı yazar; “Benim ordum Kafkasya’ya fütuhat emeliyle girmiyor; oradaki dinimden ve soyumdan olan insanları Ermeni ve Bolşevik zulmünden ve katliamlarından korumak için giriyor. Benim bu insanlara sözüm var, sözümden dönemem. Ancak Padişahım Hazretlerine istifamı sunmak için İstanbul’a gidiyorum.

         

        Enver Paşa’nın istifasını verip vermediği bilinmiyor; ancak General Zekt’in bunu önlediğini tahmin edebiliriz. Çünkü bu istifa Türkler kadar Almanları da endişeye düşürecek niteliktedir; savaşın sonuna yaklaşılmıştır, Enver Paşa’nın yerine kim gelir, ne yapar bilinmez…

           

***

 

        Nuri Paşa bir yandan da Azerbaycan milli ordusunu kurmaya çalışır. Azerbaycanlılar askerliğe hevesli, ama imkânsızdırlar; orduya kaydolmak için müracaat edenlerin sayısı her gün artmaktadır. “Din, vatan, ırz ve namusu korumak için düşmana karşı yapılan hazırlıklar memnuniyet verici görülmektedir.” (Yüceer, a,g,e, s.420 ). Nuri Paşa, askeri elbise, silah, mühimmat ve iyi yetişmiş subay istemektedir. Seferberlik çalışmaları sırasında 1. Azerbaycan Tümeni emrine 3.000 kişi girmiştir. Yeni kurulan birliklerin komutasını Osmanlı subayları yürütüyordu. Nuri Paşa Azerbaycanlı komutanların yetişmesi için Gence’de bir harp okulu kurdu ve başına Albay Atıf Beyi getirdi. Okul 1918 Haziran ayında açıldı ve ilk olarak 100 öğrenci kabul etti. Astsubay okulu da Gence’de açıldı. Nuri Paşa 15 Ağustos’ta Azerbaycan ordusunun çekirdeğini oluşturmak üzere iki tümenden oluşan bir Azerbaycan Kolordusu kurulmasını emretmiş ve gerekli çalışmalara girilmiştir. Bu kolordunun komutanlığına Rus ordusunda general olmuş Ali Han Şıhlinski getirilmiştir.

         

        Enver Paşa’nın direktifleri karşısında Nuri Paşa, düşmana zaman vermeden ilerleme emri verir. 26 Temmuz’da Türk birlikleri Karasu’yu ele geçirirler. Hareket durmadan devam eder ve 31 Temmuz’da Akbulak istasyonu işgal edilir; Bakü, gittikçe daralan bir çembere alınmaktadır. Eybat-Beelacari tren yolunun arkasında mevziiye giren Bolşevik kuvvetlerine karşı 1 Ağustos sabahı hücuma geçilir; Bolşevikler mevzilerinden sökülür. Bakü’ye iki kilometre uzaklıktaki Salhane ve Kışla sırtlarıyla Hacıhasan Köyü ele geçirilir. Bakü’ye girmek artık an meselesidir; orduya, yağmaya girilmemesi konusunda emir verilir. Bakü’nün çevre ile irtibatları kesilmiştir. Mart katliamını sorumlusu, Bakü Hükümet Başkanı Şaumyan’ı korku almıştır. Bolşeviklerin de İngilizlerden yardım isteme temayülleri görülür.

         

        İngilizleri yardıma çağırmak fikrine Moskova şiddetle karşı çıkar; bunu düşünenlerin casus olduğunu ve hapse atılmalarını ister. Ama sadece söz yetmemektedir. Bakü meclisi toplanarak İngilizleri Bakü’ye davet eder. Şaumyan Lenin’e bir mektup yazarak Bakü’ye bir ordu göndermesini Bakü’nün ancak bu yolla kurtulabileceğini söyler. Lenin kesin söz vermez. Bakü hükümetinde durum karışır; Ermeniler Şuamyan’ın istifasını isterler; ağırlık onlardadır. Ermeni ağırlıklı Sentrokaspi hükümeti kurulur; kaçmaya çalışan eski hükümet üyeleri yakalanarak hapsedilir. Vakit geçirmeden Enzeli’de bulunan İngiliz kuvvetlerinden yardım istenir. Görüldüğü gibi, mesele Türkler olunca bütün düşmanlar barışabiliyor!

         

        Enver Paşa, şehre teslim teklifinde bulunulmasını ister. Şark Cephesi Komutanı Mürsel Paşa Sentrokaspi hükümetine bir mektup yazarak teslim olmasını ister; cevap verilmez. Lazar Biçerakov isimli bir Rus albayı, Kafkas İslam Ordusu üzerine hücuma geçmekte olduğunu, İngilizlerin yardım silahlarını Bakü’ye göndermelerini bildirir. Bir kahraman gibi beklenen Biçerakov İslam Ordusu karşısında bir şey yapamaz, yenilerek kuzeye doğru kaçar. Beklenen İngiliz kuvvetleri de 9-17 Ağustos arasında bir generalin komutasında gelir; bin beş yüz kişi kadardırlar ve bu sayıları ile zaten moralleri bozuk olan Ermenileri büsbütün yıktılar…

         

        4 Ağustos sabahı Türk kuvvetleri, Ermeni, Rus ve İngilizlerden oluşan Bakü savunma birliklerine karşı taarruza geçti. Bakü çevresindeki sırtları tutan Türkler, topçu ateşi ile şehirdekilerin moralini iyice bozar; kaçabilenler deniz vasıtalarına binerek uzaklaşmaya çalışırlar. Savunmacılar Salhane ve mezarlığa doğru düzensiz bir şekilde çekilmeye başlar. Tür birliklerinin top mermisi tükenmiştir. Birinci savunma hattı kırıldığı halde birlikler daha ileriye geçmezler. Kafkas İslam Ordusu, subaylarından 9 şehit, 19 yaralı ve erlerinden 139 şehit, 444 er yaralı vermiştir. Bakü ordusunun kayıpları 2.000’in üzerindedir.

         

        6 Ağustos günü Bakü hükümeti 15-45 yaş arasındaki herkesi silahaltına almış, gelmeyen 600 kişiyi kurşuna dizmiştir. Bakü’nün Türk halkı ise bir an önce askerin gelmesini beklemektedir. Azerbaycan Türkleri bir beyanname hazırlayarak Türk birliklerine gönderirler; Bu bildiri heyecanın hangi dorukta olduğunun işareti olmak bakımından ilgi çekicidir: “...Bu güzel gönül çelici şehri eğer siz zapt edemezseniz Türk’ün ve ordusunun şerefini, şimdi içinde bulunduğunuz hendeklere gömeceksiniz!… Eğer siz yeşil denizin bu güzel şehrini zapt edemezseniz, Kafkas Türkleri ve Türkistan Müslümanlarının kalbine saplanmış olacak zehr-i hançerin üzerine ‘Eyvah! ki Türk bize imdada gelmedi’ cümlesi yazılmış olacaktır. Kafkasya feryad edecek, Türkistan ağlayacaktır. Eğer siz bu İslam şehrini alamazsanız, Allah adını ortadan kaldırmak isteyenlerin gıcırdayan dişleri ile yeni zulümlere dalacaktır. Ey Türk askeri! eğer sen bu şehri alamazsan, Bakü’de senin için hazırlanmış sofralar misafirsiz kalacak, senin için dikilen elbiseyi düşmanın giyecektir. Senin için adanan adaklar yerine getirilemeyecek, senin uğruna kesilecek kurbanlar düşmanlarına gidecektir. Eğer sen bu şehri alamazsan, İslam gelinlerinin duvaklarını kâfirler yırtacak, yine mübarek İslam kanları, kırmızı şaraplar gibi vahşi işkenceler uğruna akacaktır. Senin zaferin için duaya kalkan elleri zalimler kesecektir... Al Bakü’yü! …..” (Yüceer, a.g.e. s. 423). Bakü hükümeti tarafındaki gelişmeleri de düşünürsek Bakü’nün zaptının, her iki taraf için de çok olağanüstü bir önem kazandığı hissedilebilir. İki taraf da ipleri koparmış, son ümit ve hırsla Bakü’yü beklemektedir. Bu arada İstanbul’da olan ve savaşın gelişmelerini yakından izleyen M. Emin Resulzâde, Azerbaycan Dış İşleri Bakanına çektiği telgrafta, “Hangi yolla, neyin bahasına olursa olsun Bakü derhal alınmalıdır. Bakü meselesi ancak kuvvet ile halledilir; eğer Bakü alınmazsa her şey bitti; elveda Azerbaycan!“ demektedir.

         

        Kafkas İslam Ordusu, ikinci taarruzunun tarihi olarak 14 Eylül’ü seçmiştir. Ancak çarpışmalar yine de devam etmekte, Türk ordusu önemli stratejik tepe ve kasabaları ele geçirmektedir. 14 Eylül taarruzunda kesin sonucu almaya, şehre girmeye kararlı olan Nuri Paşa, Şark Orduları Grubu’ndan destek ister. Kendisine, 15. Piyade Tümeni’nden, iyi donanımlı 56. ve 36., Kafkas Tümeninden 106. Kafkas Alayı, 15. Piyade Tümen Komutanı Süleyman İzzet Bey komutasında Gümrü’den yola çıkar ve 9 Eylül’de cepheye varırlar. 5. Kafkas Tümeni’ne Mürsel Paşa, 15. Piyade Tümeni’ne Yarbay Süleyman İzzet Bey, Güney Gurubu Birliklerine ise Albay Cemil Cahit Bey komuta edecekti. Güney Grubu içinde Azerbaycan Türklerinden oluşan 4. Alaya da Yarbay Halim Pertev Bey komuta edecekti. Bakü cephesinde 8.000 Osmanlı ve 6.000 Azerbaycanlı asker toplanmıştır.

         

        Şark Orduları Grup Komutanı Halil Paşa ile Nuri Paşa 10 Eylül’de bir araya gelerek hazırlıkları gözden geçirirler.

         

        Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiş olmakla beraber, İran ve Almanya dâhil, Osmanlı’dan başka bu Türk Devleti’ni tanıyan olmamıştı. Her devletin kendine göre bir hesabı vardı; ama ortak noktaları Azerbaycan Devletini tanımamaktı. Tabii ki Azerbaycan Dış İşleri Bakanlığı ve çeşitli ülkelere gönderdiği temsilcileri canhıraş bir gayretle tanınmak için uğraşıyor, ama sonuç alamıyorlardı. M. Emin Resulzâde de İstanbul’a gelen heyetin başında idi. Resulzâdenin anlatımıyla tahta yeni oturan Sultan Vahdettin Han’ın tebrikleri kabulünde şu hadise olmuş: Henüz Bakü alınmamıştır: “1918-ci ilin Sentyabrın 6- da hâkimiyyete gelmiş Sultan VI. Mehmed’in İstanbul’da olan Azerbaycan nümayendelerini qabul etmesi, Azerbaycanın beynelxalq vaziyetine müspet tesir gösterdi. Hemin gün Qılınç asma merasimi ile bağlı İstanbul’da olan bir sıra nümayendelikler (temsilciler) Sultanın qabulüne dâvet edilmişdiler. Lakin Sultanın şaxsi teşebbüsü ile birinci olanak Azerbaycanın hümayendeleri qabul edildiler. M. Emin Resulzâde,  X. Xasammedov ve A. Safikürdski’den ibaret Azerbaycan nümayendelerini Enver Paşa qarşılayıp Sultan’a takdim etti. Azerbaycan Respublikası adına VI. Mehmed’i tebrik eden M. Emin Resulzâde, yüz yıllık esaretten xilas olmuş Azerbaycan xalkının öz istiqlaliyyetini ve hürriyetini qoruyup saxlamaq yolunda qardaş Türkiye’ye arxalandığını bildirdi. Sultan cevabında geyd etti ki: Sevimli Azerbaycanımızın nümayendeleri tarafından tebriq edildiğimi, hayatımda xoşbaxt bir hadise olarak qabul edirem. Esaretden xilas olmuş Türk ve Müselman hükümetinin istiqlaliyyet ve hürriyetini temin etmek, menim hükümetimin en mukaddes vazifesini teşkil eder. Azerbaycanın hayat ve kudret kesbederek bizimle birlikte umumi düşmanlarımıza galip geleceğini ümid edirem. Selamaman bütün Azerbaycanlı gardaşlara ulaşmasını arzu edirem.”

         

        Bu kabul sonrasında Azerbaycan hükümetine malumat veren Resulzâde şöyle yazıyordu: “Biz çıxanda, Sultanın Enver Paşa hazretlerine yaxınlaşaraq, ‘Bu deqiqeler ömrümün en xoşbaxt deqiqeleridir.’ dediğini işittiq ve bundan göksümüz iftixarla doldu.” (Hasanlı, a.g.e., s160). Yine aynı günlerde İstanbul’da bulunan Azerbaycan hükümetinin fevkalade temsilcisi A. M. Topçubaşı’nı kabulünde, Topçubaşı, Azerbaycanlıların düşmandan korkmadıklarını, çünkü yanlarında büyük dostu Osmanlı olduğunu söylemesi üzerine, “Dost yox, qardaş! Bütün Türkler Azerbaycanlıların qardaşıdır ve bu qardaşlıx ebedi olmalıdır. Biz hemişe size haqiqi qardaş kimi baxmısıq ve bundan sonra da baxacağıq. Siz Azerbaycanın nümayendesi olarak vaziyyeti doğru qıymetlendirmelisiniz. Lakin heç vaxt ruhdan düşmemelisiniz. (Moraliniz bozulmamalı) Bu keçid dövrüdür. Men inanıram ki, bütün Müslüman dünyası, xususiyle Osmanlı ve Azerbaycan Türkleri tezlikle vaziyyetlerinin yaxşılaşmasının şahidi olacaklar. Geçmişte de bele hallar olup; lakin halq ruhdan düşmemelidir. (Morali bozulmamalıdır) ve hemişe geleceğe inanmalıdır. Men inanıram Azerbaycanlılar gelecekleri namına çalışacaqlar. Emin olabilirsiniz ki, Osmanlı Türkleri heç vaxt sizden kömeğini esirgemeyeceklerdir.” (Hasanlı, a.g.e. s.161).

         

***

 

        Bakü hükümeti de bütün varlığı ile savunmaya hazırlanıyordu. Genel seferberlik ilan edilmiş, çeşitli meslek gruplarından birlikler kurulmuştu. Kuzeye giden Albey Biçerakov da beş yüz kişilik bir birlik göndermişti. Savunmacıların sayısı on bine çıkmış olmakla beraber, kuşatmanın getirdiği sıkıntılar sebebi ile halkın hoşnutsuzluğu artmış ve hükümet aleyhine gösteriler başlamıştı. Bakü’ye Türk ordusunun ikinci hücumu 14 Eylül 1918 saat 02.00’de bir gece baskını şeklinde başladı. 5. Kafkas Tümeni batı yönünden, Eybat-Balacari demir yolu boyunca ilerlemeye başladı. Taarruzun kahramanı olan 56. Alay, Bakü’ye hâkim tepeleri ele geçirdi; kaçan düşman askerlerini şehre doğru sürmeye başladı. Kaçan düşman Kızıl Kışlada direnmeye çalıştı ise de tutunamadı. Alay, mezarlıkları ele geçirince, buradaki savunmacılar deniz yoluyla kaçmaya kalktılarsa da topçu ateşi ile önlendi. Saat 16.00’da 56. Alay şehrin batısındaki mahalleleri ele geçirmişti. Kafkas Tümeni’ne paralel olarak 15. Piyade Tümeni de harekete geçmiş ve Balcari sırtları ele geçirilmişti. Azerbaycan gönüllülerinden oluşan Muştevi Müfrezesi Sabuncu mevkiini zapt etmişti. Sokak çarpışmalarında zayiatın çok olmaması için gece taarruz durdurulmuştu.

         

        Nuri Paşa, ertesi gün Eylül’ün 15’inde işin tamamlanmasını emretmişti. Sabaha doğru 13. ve 56. Alaylar taarruza geçti. Bolşevik kuvvetlerin sokak aralarındaki zayıf direnişleri kırıldı, şehrin içine doğru yürüyüş başladı. 38. ve 107. alayların kuzeyden gelişen saldırıları ile sokak çarpışmaları başladı. Azerbaycan milisleri Kışla İstasyonu ve Zih dağını ele geçirirler. Direnişçi askerler limana koşarak gemilerle kaçmak için yarışırken, onları durdurmaya çalışan savunma bakanını ayaklar altında ezdiler.

         

        Epeyce kayıp verdikten sonra İngiliz Generali, durumu görünce 14 Eylül gecesi askerlerini gemilere bindirerek kaçmıştır. Kaçanlar arasında Bolşeviklerin hükümet başkanı Şaumyan da vardır.

         

        15 Eylül 1918 günü saat 10.30’da Bakü teslim alınmıştır. Hükümet merkezi hemen Gence’den Bakü’ye taşındı. Bir kısım kuvvetler Karabağ’a gönderilerek Ermeni çetelerinin katliamlarına son verildi. Birliklerin bir kısmı da kuzeye sevk edilerek Dağıstan Müslümanlarının yardımına koşuldu.

         

        Müttefikimiz Almanya Türk hareketini durduramayınca, Bakü şehrinin asayişinin bir Alman birliği tarafından temin edilmesini istemiş, Enver paşa reddetmiştir. General Von Krees’in bir birlikle Bakü’ye girmesine izin verilmemiş, ancak yanında üç Alman askeri ile gelebileceği bildirilmiştir.

         


        


        

        * İki hafta kadar önce, Giresun Üniversitesi’nden genç dostum Yrd. Doç. Dr. İsmail Özer’le, Ziyalılar Forum’unun davetlisi olarak Bakü’ye gittik. Bizi havaalanında karşılayan ve iki gün hiç yalnız bırakmayan Prof. Dr. Kâmil Veliyev ve Prof. Cemil Hasanlı dostlarımıza şükran borçluyuz. Bizi akşam yemeğinde evinde ağırlayan Azerbaycan’ın Oskar ödüllü tiyatro yazarı Rüstem Bey’e ve Ziyalılar Forumunun aktif üyesi Gültekin Hanımefendi’ye de teşekkürlerimizi sunarız. Ramiz Rövşan ve diğer sohbet arkadaşlarımıza da bu vesileyle teşekkürlerimizi iletelim; hepsi de sağ olsunlar.


Türk Yurdu Aralık  2012
Türk Yurdu Aralık 2012
Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele